Edebiyat ve kitap sitesi insanokur.org

200 Yıllık Kitaplarda Saklanan Resimler

200 Yıllık Kitaplarda Saklanan Resimler:

Psikoloji, Çocuk Psikolojisi ve Eğitim Üzerine Okunabilecek 50 Yazar-Kitap Listesi

liste1. Thomas Gorden Etkili İletişim Serisi Kitapları
2. Yankı Yazgan
Düşe Kalka Büyümek Çocuklu Hayat İçin Yazılar 1
Labirent Yolculukları Psikolojisiyle ve Biyolojisiyle Yaşantılar
Hiperaktif Çocuk Okulda
Devlet Baba, Tabiat Ana
99 Sayfada Bebeklikten Çocukluğa

Akıl Hastalarının Yazdığı Şiirler

iniltiAkıl Hastalarının Yazdıkları Şiirler, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde bir dönem personele okuma yazma eğitimi vermiş olan Bedia Tuncer, bir taraftan da akıl hastalarıyla ilgilenmiş ve akıl hastalarının yazdıkları şiirleri derleyerek bir şiir kitabının yayınlanmasına vesile olmuş. 1964 senesinde Matbaa Teknisyenleri Basımevince İstanbul’da basılan kitap, belki de dünyada türünün tek örneği.

Frida Kahlo’nun 55 Tablosu

Frida KahloFrida Kahlo; politik görüşü, fırtınalı evliliği ve resim sanatına kattıklarıyla unutulmaz bir insan.Geçirdiği bir kaza sonrası eline fırçayı alan Kahlo bir daha da bırakmadı. Kahlo’nun çalışmalarının neredeyse üçte birlik bölümü otoportrelerden oluşuyor. Birbirinden farklı hisler uyandıran bu sanat eserlerini sizler için derledik.

Okuduğunuz Takdirde Zihninizde Bambaşka Kapılar Açacak 15 Enfes Kitap

beyinZihnimizde “çocuk kitabı” olarak kodlanan kimi kitaplar vardır. Çocukluğumuzda ya da ilk gençliğimizde okumuşuzdur bu kitapları; ya da çocukluğumuzda okumamış kaçırmış isek, yine aynı nedenle “çocuk kitabı” olduğu gerekçesiyle tekrar dönüp okumamışızdır.

Bu kitaplardan bazıları ise çocuk edebiyatı kavramını hayli aşan usta işi eserlerdir ve sadece çocukların değil, her yetişkinin hem keyifle okuyacağı bir edebî lezzete hem de ders niteliğinde görüşler barındıran zengin bir düşünce dünyasına sahiptir. İşte bu niteliğe sahip 15 yapıtı sizin için derledik:

Mina Urgan: İnsanların içindeki kötülük; Sineklerin Tanrısı

sineklerin_tanrısıWilliam Golding 1911 yılında İngiltere’de doğdu. Önce fen bilimleri, sonra da İngiliz edebiyatı okuyarak Oxford Üniversitesi’nde eğitim gördü. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce ve sonra uzun süre öğretmen olarak çalıştı. Savaşta deniz eri oldu; müttefiklerin Normandiya Çıkartması’na ve daha birçok çarpışmaya katılıp subaylığa yükseldi.

Golding, 1934’te hiç kimsenin ilgisini çekmeyen bir şiir kitabı çıkarmıştı. “Şiir yazamadığım için düzyazı yazıyorum” diyen Golding, yirmi yıl sustuktan sonra 1954’te Sineklerin Tanrısı’nı (The Lord of the Flies) yazdı. Bir söylentiye göre, yirmiye yakın yayınevi bu kitabı basmaya yanaşmamıştı. Ne var ki, Sineklerin Tanrısı basılır basılmaz, Golding büyük bir üne kavuştu.

Victor Hugo’dan isyan ve devrim üzerine 16 düşünce. “Nehirler gibi zihinlerin de geriye akışları olmaz.”

Victor Hugo

1. Nehirler gibi zihinlerin de geriye akışları olmaz. Geleceğe inanmayanlar düşünsünler ki, geleceği değil kendilerini mahkum ediyorlar. Kötü bir hastalık gibi geçmişle aşılandılar. Yarına karşı çıkmanın tek yolu var: ölüm.

2. İsyanlar deviremediği yönetimleri güçlendirir.

3. Geriye atılan her adım bir ayaklanmadır, gerilemek insanlığa karşı durmaktır.

Kafka’nın “Babaya Mektup”unun biyografik arka planı, oluşumu ve işlevi

kafkaÖnnot
Babaya Mektup’un ekleri iki bölüme ayrılıyor. Birinci bölüm –bir anlamda giriş olarak– Kafka’nın bu mektubu yazdığı dönemdeki hayatının arka planına, mektubun alıcısının biyografisine ve –bölümün sonunda– bu mektubun Franz Kafka açısından taşıdığı işleve (ya da işlevlere) ilişkin açıklamalar sunuyor. İkinci bölümde, metnin içindeki ayrıntılara ilişkin, aydınlatıcı değinmeler olarak düşünülmüş açıklamalar veriliyor. Bu açıklamalar Kafka’nın mektuplarında ya da günlüklerindeki ilgili metinlerden alıntılar getiriyor veya bu metinlere göndermelerde bulunuyor, buna ek olarak, birkaç yerde Kafka’nın biyografisiyle ilgili araştırmaların sonuçlarına da referans veriyor. Ne girişteki eklerde ne de metnin ayrıntılarına ilişkin açıklamalarda bir edebi yorum amaçlanıyor.

Lenin: Leon Tolstoy ve Dönemi

TolstoyLEON TOLSTOY VE DÖNEMİ
Leon Tolstoy’un yaşadığı ve öğretisinde olduğu gibi, olağanüstü değerdeki eserlerinde de dikkate değer bir özellikle yansıyan dönem 1861-1905 yıllar,ı arasında uzanır. Tolstoy’un edebi etkinliği hiç kuşkusuz ki, bu dönemin başlangıcından önce başlamış, bu dönemin bitiminden sonra sonuçlanmıştır. Ancak Leon Tolstoy bir sanatçı ve düşünür olarak asıl bu yıllar süresinde kesinlikle oluşmuştur. Tolstoy’un eseri ile Tolstoy’culuğun bütün ayırdedici özelliklerine can katan da bu dönemin geçici bir devre niteliği taşıması olmuştur.

Dostoyevski: Bir güneş ışınının insanın ruhunda yaratabileceği değişiklik öyle büyüktür ki!..

dostoyevskiGeçen yılın 22 Mart akşamı garip bir olay geçti başımdan. Bütün gün dolaşmış, kendime bir daire aramıştım. Oturduğum yer pek rutubetliydi, bu yüzden kötü kötü öksürmeye başlamıştım. Daha sonbaharda koymuştum aklıma oradan çıkmayı, ama ilkbahara kadar oyalanmıştım.

Sabahtan beri dolaşmıştım ama istediğim gibi bir yer bulamamıştım. Tek oda bile olsa, ayrı bir daire olsun istiyordum. Sonra, geniş -elbette kirası da az- olmalıydı. Dar yerde kişinin düşüncelerinin de daraldığını anlamıştım. Yazacagım öyküleri düşünürken odanın içinde bir aşağı bir yukarı dolaşmayı severim. Sırası gelmişken söyleyeyim: öykülerimi yazmaktan çok, onlar üzerinde düşünmek, hayal kurmak hoşuma gitmiştir her zaman. Doğrusu, tembelliğimden değildir bu. Peki ama nedendir öyleyse?

Hitler’in ‘Kavgam’ı ne demektir? – Tanıl Bora

hitlerOrta birdeyken bir gün, ‘Heil Hitler, pireler ve bitler1 yazmıştı arkadaşlar tahtaya. Komiklik olsun diye. Almanca öğretmenimiz. İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış bir aksaçlı Alman, ‘Hitler’ kelimesini gördüğü anda, yüzündeki munis ifade kaybolmuştu. Buz kesmişti. Hiçbir şey söylemeden tahtayı sildi, biz de ‘Hitler’in şakaya gelir bir şey olmadığını anladık. Hitler, faşizm, nasyonal sosyalizm, şakası yapılacak, başka kötülüklere benzetilerek görelileştirilecek ‘şeyler’ değildir.

Supra: Bir Parçacık Sonsuzluk – Taner Güler

SupraBir parçacık mutluluk için hayalleri değil bir teorisi vardı fizikçi Şafak’ın. Ancak bu teoriyi hayata geçirecek teknoloji bugün için yoktu.
Geleceğe havale edilen çözüm geçmişten gelebilir miydi?
İnşa edilen kozmik makine Şafak’ın sadece düşüncelerini alt üst etmekle kalmayacak, hayatını da sonsuza kadar değiştirecektir. O artık, hiçbir yere ait olmayan bir insandır, hatta kendi evrenine bile.
Yeni teknolojinin sağladığı olanakları kendisi bile tahmin edememişti. Fakat yeni çözümler yeni soruları da beraberinde getirmişti.

Dostoyevski’nin Puşkin Konuşması – Konstantin Mochulsky

puşkin

Puşkin

Moskova’daki Puşkin anıtının açılış töreni 26 Mayıs 1880’de yapılacaktı. Dostoyevski ve Turgenyev, büyük şair hakkında konuşmak üzere Rus Edebiyatını Sevenler Topluluğu’ndan davet aldı. Karamazov’un yazarı, zorlu çalışmasını böldü ve hayatı boyunca hayranlık duyduğu, manevi yol göstericisi ve büyük Rus dehası olarak gördüğü Puşkin hakkında bir konuşma hazırladı. Pobedonostsev’e gönderdiği mektupta Dostoyevski şöyle der: “Puşkin hakkındaki konuşmamı, fikirlerimi keskin bir biçimde ifade ederek yazıp bitirdim (bizim görüşlerimizin deme cüretini gösteriyorum) ve dolayı­sıyla ardından gelecek saldırılara da hazırım. Oradaki profesörler, benim kişisel düşmanım olmaya kararlı gözüken Turgenyev’i de davet ettiler. .. Fakat hem Puşkin’i yüceltip hem de Veroçka’yı tavsiye edemem … “

Faşizm hakkında dört “küçük” hatırlatma

medeniyet kaybı1. Faşizmin her daim güncelliği

Kabul; olur olmaz faşizmden söz etmek, solun -özellikle Türkiye’de- verimsiz ve daraltıcı bir kolaycılığıdır. Mamafih, rejimler ve siyasetler düzleminde her vakayı faşizm teşhisiyle açıklamak ne kadar yersizse, ideolojik söylemler ve gündelik hayat içinde yığınla faşist etmenin varlığını teşhis etmek o kadar yerli yerindedir.’ Bütüncül bir sistem ve siyaset olarak faşizm -çok şükür!- o kadar bol miktarda bulunmuyor; buna karşılık faşist ideolojinin ve davranışın ‘partikülleri’ her an her yerde hazır ve nazırdır. Adorno’nun “kapitalizmden söz etmeyen faşizmden de söz etmesin” mealindeki ünlü sözü bu anlamda yorumlanmak…

Milliyetçi ideoloji ile insan hakları arasındaki evrensel çelişki

medeniyet kaybıMilliyetçilik ile insan hakları, modermizmin birbiriyle didişen iki çocuğudur (tabiî erkek çocuk!). Gerçi Fransız Devrimi’yle taçlanan Aydınlanmacılık akımı, bu İkiliyi birbiriyle uyuşturma iddiasındaydı. İnsan hakları açısından ‘uyuşturma’nın iki anlamını da içeren bir terkipti bu: İnsan hakları hem milliyetçilikle uyumlu kılmıyor, hem de -böylelikle- felç ediliyordu. Milliyetçilik ve millî devlet, kamilen insan olmanın, uygarlaşmanın onsuz olunmaz bir aşaması sayılıyordu. İnsan, ona haklarını kazandıran yurttaşlık rütbesini, bir millî devlete mensup olmasıyla elde ediyordu. Dolayısıyla millî devlet inşa etmeye dönük milliyetçilik hareketi, aynı zamanda insanları, insan haklarına sahip özgür yurttaşlar mertebesine eriştirmeyi hedefleyen bir hareket olma iddiasını da taşıyordu.

Aziz Nesin özeleştirisini yapıyor

aziz nesinİçtenlikle özeleştiri yapmanın, biri kendimize, biri de başkalarına dönük, iki zorluğu var. Kendimize dönük nedenden ötürü özeleştirinin zorluğu, kendimizi beğenmişliğimizden geliyor. Bir zorlama olmayınca, insan umarsız ve bir dar yerde kalmayınca özeleştirisini içtenlikle yapabilir mi? Sanmıyorum. Kendimizden memnun değilsek, bu, kendi yüzümüzden değil, başkalarının yüzündendir. Olsa olsa, ancak çok acı başarısızlıklara uğradığımız zaman bir özeleştiriyi gereksiniriz, ama o da yine kendimizi suçlamadan…

1862’de Dostoyevski ve Avrupa Gezisi üzerine- Edward Hallett Carr

dostoyevski( . . . ) Haziran 1 862’de, Dostoyevski yurtdışına ilk gezisini yapmak üzere Petersburg’dan ayrıldı. Berlin, Dresden ve Cologne’den geçerek Paris’e geldi; Londra’da sekiz gün kaldı -lngiltere’ye tek gidişiydi bu-, sürgünde olan ve o sırada Paddington’da, Westbourne Terrace’de oturan Herzen’i ziyaret etti, sonra Paris’e döndü, Cenevre’ye gitti, orada Strakhov ile karşılaştı. lki arkadaş, İtalya’ya geçtiler, Torino, Cenova ve Floransa’yı ziyaret ettiler. Dostoyevski, Floransa’dan tek başına geri döndü, ağustosun sonunda Rusya’ya geldi.

Korkunun Toplumsal Fonksiyonu

korkuTarih içinde, kollektif korku nesnelerinin sürekli değişimine tanık olunur. Bununla birlikte, şu ya da bu döneme özgü koşulların ötesinde bu türlü bi­çimlere girme aralıksız olarak devam ederken, korku sürüp gider. Durum böyleyken, bu sürekliliğin bir anlamı olması ve her zaman bilincinde olunmasa da bu heyecanın tüm toplumun hayatı içinde önemli bir rol oynaması pekala mümkündür .
Oysa bu korkuların düzenli olarak ve ısrarla tekrarlanması olgusu iki hipoteze bağlanır: Kısır olan ve her şeyi rastlantıya indirgeyen birinci hipotez, vakaların çokluğu ve açıklanması gerekli miktar kar­şısında direnemez. Buna karşılık, bu kollektif heyecanların bir anlam, yani grubun varoluşu açısından bir fonksiyon taşıdıklarını belirten ikinci hipotez bize çok daha ilginç görünüyor.

İnsancıl Dergisi Temmuz 2016 sayısı

insancılİnsancıl Temmuz 2016 Sayısından

1 Berrin Taş – Kardeşlerim (Şiir)
2 Betül Çotuksöken – Felsefenin Gör Dediği: Felsefe Tarihi: Antropontolojik Okuma 1
Bir bakıma felsefenin itici gücü olarak ortaya çıkan felsefe tarihi, başka bir deyişle felsefi söylemlerin toplamından oluşan felsefe tarihi, içerdiği ortak izleksel paydaları açısından ele alınabilir. Bu anlamdaki felsefe tarihinin ya da felsefi söylemlerin genel toplamı olarak felsefe tarihinin, adı her zaman böyle söylenmiş olmasa da, tümüyle bir özne-nesne ilişkisi toplamı olduğu açıktır. Ancak bu ilişkisel bağlamda ağırlıklar zaman zaman değişiklik göstermektedir.

Bu Haftaki Gırgır Dergisi’nin Kapağı

gırgır dergisinin kapağıBu Haftaki Gırgır Dergisi’nin Kapağı