Ekonomi Makaleler

1929 Dünya Ekonomik Krizi ve Krizin Türkiye Ekonomisine Etkileri

1929 DÜNYA EKONOMİK BUHRANI ve TÜRKİYE EKONOMİSİNE ETKİLERİ
ÖZET

Bu makalede, 1929-1960 yılları arasındaki dönemde, 1929 Dünya Ekonomik Buhranının nedenleri ve sonuçları ile Türkiye ekonomisinin üzerindeki etkileri tatışılmaktadır. Birinci Dünya Savaşı sonrasında yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin, 1923-1929 yılları kuruluş, 1929-1933 yılları arayış, 1933-1946 yılları dışarıya kapanma, 1946-1960 yılları arasındaki dönem dışarıya açılma ve Batı ittifakına entegre olma dönemi olarak değerlendirilebilir. Birinci Dünya Savaşının sonuçları 1929 yılındaki Dünya ekonomik buhranını, bu buhranın sonuçları ise İkinci Dünya Savaşını kaçınılmaz hale getirmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonuçlarını yoğun bir şekilde yaşayan yeni Türkiye Cumhuriyeti, buhranın getirdiği sonuçlardan etkilenerek İkinci Dünya Savaşına taraf olmaktan imtina etmiştir.1946 yılında Batı ittifakından yana tercihi kullanmakla beraber, yapısal ekonomik sorunlarını çözemediği gibi, 1958 yılında moratoryum ilan etmek zorunda kalmıştır. Moratoryum sonrasında, ekonomide daralma devam etmiş, 1960 askeri darbesi olmuş ve bir çok özel şirket ve banka iflas etmiştir.

GİRİŞ
Birinci Dünya savaşını izleyen yıllarda, hammadde ve tarım ürünlerinin fiyatlarında düşüş yaşanmış, bu ürünleri ihraç eden az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin gelirlerinde azalma yaşanmıştır. Birinci Dünya Savaşı, gelişmiş ülkelerin ekonomilerinde de ciddi anlamda talep daralmasına neden olmuştur (Kazgan,2008,s.43). 1929 yılında yaşanan ekonomik kriz, dünya ülkelerinde derin etkiler meydana getirmiştir. İlk olarak Kuzey Amerika ve Avrupa kıtası olmak üzere daha çok sanayileşmiş ülkeleri etkisine alarak, işsizler ve evini kaybedenler ordusu yaratmıştır. Kriz, üretimde azalmaya, talepte daralmaya, konut sektöründe durgunluğa, tarım ürünleri fiyatlarında büyük oranda fiyat düşüşlerinin yaşanmasına ve dış ticaret açıklarının oluşmasına neden olmuştur.

1929 yılından itibaren tüm dünya ülkelerinde ekonomik sistemler yeniden sorgulanmaya başlanmış ve klasik kapitalizmin serbest piyasa düşüncesinin güvenilirliği tartışmalı hale gelmişti. Türkiye’de, 1929 ve 1933 yılları arası dönem, ülke ekonomisi için bir arayış dönemi olmuştur. Bu arayış dönemi I. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın uygulanmaya başladığı döneme kadar devam etmiştir. Ayrıca ekonomik bunalımın etkilerini hafifletmek isteyen Türkiye, krizin etkilerinden kendisini korumak için 1929 yılında ilk defa milli parasını devaüle etmiştir. Bu dönem ve sonrasında, Türkiye’nin önemli gelir kaynağı olan tarım ürünleri ihracatında önemli bir gerileme yaşanmıştır.

1929 Krizinin Dünya Ekonomisine Yansımaları

1929 yılında yaşanan dünya ekonomik krizi, iktisatçılar arasında dünya tarihinin önemli krizi olarak bilinir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri, dünya ekonomisinde kısmen etkinlik kazanmış, savaş süresince önemli oranda altın biriktirmişti. ABD’de biriken sermaye başta Florida da olmak üzere gayrimenkule ve toprak alımına yönelmişti. Ancak toprak üzerinde spekülasyonların sona ermesi ile toprak fiyatlarında düşüş yaşanmış, topraktan çıkan sermaye New York Borsasına yönelmişti. Hisse senedi fiyatlarının aşırı yükselmesi ile gerçeklerden kopması, Federal Rezerv Bankasının, spekülatif artışı durdurmak için 1929 yılının yaz aylarında faiz oranlarını % 7 den % 15’e yükseltmesine neden oldu. Borsa hisse senetleri dorukta iken, hisse sahipleri satışa yönelerek, New York Borsasının çöküşüne neden oldular. Borsanın çöküşünü bankaların çöküşü izledi (Kazgan,2008, s.43,44).

New York Borsası’ndaki bu sert düşüşle birlikte ABD ekonomisi krizin derin etkisini yaşamaya başlamıştır. Bununla da sınırlı kalmayan kriz, diğer ülkelere de yayılmıştır. 1929 krizi nedeniyle dünya borsaları değer kaybetme sürecine girmiş, bankalarda iflaslar yaşanmış, toplam tüketim ve yatırımlarda hızlı düşüşler meydana gelmiştir (Aktan, Şen, 2002, s.5).
1929 dünya ekonomik krizinin önemli nedenleri arasında; gelir ve servet dağılımındaki eşitsizlikler, şirketlerin mali yapıları arasındaki dengesizlik, bankaların mali yapılanmalarındaki bozulmalar, dış ödemeler dengesindeki açıklar, ekonomi yönetimindeki tecrübesizlik, uluslararası borçların kararsız yapısı ve tedavül aracı olarak altın standardında ısrar edilme, olarak sayılmaktadır (Akyıldız, 2005, s.34).
ABD’de 1920’li yıllarda yapılan vergi indirimleriyle artan yüksek servet yoğunlaşması, üretimin azalmasına neden olan bankacılık sistemindeki zayıflığın önemli bir sebebidir. ABD ekonomisinde en yüksek servet yoğunlaşmasının gerçekleştiği 1929 yılında, bankacılık sistemindeki riskli krediler önemli bir düzeye ulaşmıştır. Servet yoğunlaşması ve riskli kredilerdeki artış 1929 yılında ekonomideki varolan durgunluğu bunalıma dönüştürmüştür. Çünkü, bankacılarca verilen spekülatif kredilerin geri dönmemesi, diğer taraftan doğan güvensizlik ortamında yoğun mevduat çekişleri nedeniyle bankalar krize girmiş, ABD ekonomisinde önemli bir para stoğu açığı ortaya çıkmıştır. Bu güvensizlik ve kriz dönemi uluslararası ticaretin durma noktasına gelmesine neden olmuş ve bu durum 1929 yılında uluslararası ticaretin 5.350 milyon altın dolara düşmesine neden olmuştur. 1930 yılında bu rakam 4.850 milyon altın dolara, 1931 yılında 3.260 milyon altın dolara, 1932 yılında 2.135 milyon altın dolara ve 1935 yılında 1.785 milyon altın dolara kadar gerilemesine neden olmuştur (Pommery, 1956, s. 99).

M.Friedman ve A.Schwartz; 1929 büyük bunalımının 1867’li yıllardan beri uygulanan para politiklarındaki yetersizliklerden dolayı ortaya çıktığını ve bu bunalımın para arzındaki mutlak düşüşle yakından ilişkili olduğunu savunmuşlardır (Acar, 2008, s.28).

Keynesyen iktisatçılara göre; ABD’de 1929 krizinin temel nedeni, yatırımlardaki büyük azalmadır. Bu azalma geliri azaltarak, harcamaları geriletmekte ve ekonominin eksik istihdama sürüklenmesine neden olmaktadır. Ayrıca Keynesçi yaklaşımı savunan iktisatçılar; gayrisafi milli hasıla’daki düşüşün para arzında önemli gerileme yaparak, bu krizde önemli rol oynadığını savunmuşlardır. Keynes, 1929 yılında yaşanan ekonomik krizden çıkmanın yolu olarak devletin ekonomiye doğrudan müdahalesini savunmuştur. Bu politika, 1940’ların başından 1970’li yıllardaki yeni ekonomik krizlere kadar refah dolu bir dönemin yaşanmasına neden olmuş ve birçok ülkede uygulanmıştır (Özdemir, 2006, s.697).

Büyük kriz döneminde ABD Başkanı Franklin Roosevelt, ekonomiyi durgunluktan çıkarabilmek için bir takım önlemler almıştır. Bu önlemler; talep artışını sağlamaya yönelik olarak ücretlerin arttırılması, spekülasyonların önlenmesi, ihracat artışı için kur ayarlaması, üretimin arttırılması için teşvikler, istihdam olanaklarının geliştirilmesi, işsizlik ödeneklerinin verilmesi ve kamu hizmetlerinin arttırılması gibi önlemlerdir (Özgüven, 2001, s. 57).
1929 Ekonomik Buhranının Türkiye Ekonomisine Yansımaları
Ekonomik buhran ile birlikte Türkiye’de, hammadde-tarım ürünleri fiyatlarında düşüş ile dış ticaret hadlerini Türkiye’nin aleyhine dönüştürüyordu. 1920’li yıllarda Türk Lirası, serbest kur rejimi ile Sterline bağlıydı. Türkiye’de para piyasalarını düzenleyecek bir merkez bankasının olmayışı, piyasanın üzerinde devletin senyoraj hakkını kullanmasını engelliyordu. Lozan Antlaşması gereği de Türkiye, mali piyasalarını düzenlemek amacıyla yeni vergiler ihdas edemiyordu. Ayrıca yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı devletinin Duyun-u Umumiye’den devir aldığı borçlar nedeniyle, mali piyasalarında devletin yapacaklarını sınırlıyordu (Kazgan,2008, s.45).
Talep yetersizliği nedeniyle ABD’de ortaya çıkan 1929 yılı krizi sonucunda büyük oranda işsizlik ve fiyat düşüşleri ortaya çıkmıştır. Bu olumsuzluklar, gelişmiş Avrupa ükelerinin ve bütün diğer ülkelerin ekonomilerini olumsuz yönde etkilediği gibi Türkiye ekonomisini de olumsuz yönde etkilemiştir.
Türkiye ekonomi piyasalarında, 1929 Dünya Ekonomik Krizinin etkisiyle tüm dünya ile eş zamanlı 1933 yılından itibaren devletçi politikalar ağırlık kazanmaya başlamıştır. Bu dönemde devletin müdahaleleri artmış ve tarımdan sanayiye doğru bir yönelme başlamıştır (Şener, 2004, s.74). Cumhuriyetin ilan edildiği (1923) tarihten buhranın yaşandığı (1930) tarihe kadar ki dönem, ekonomik sorunların tartışıldığı ve ekonomi politikalarının belirlenmesine yönelik çalışmaların yapıldığı I. İktisat Kongresi’nin izlerini taşımaktadır (Uğur, 2004, s.1). Kongre de alınan kararlar devletin doğrudan ekonomiye müdahalesi, girişimcilikte bulunması ve bu girişimleri işletmesi şeklindedir (Parasız, 1998, s.3). Bu dönemde devletin özel sermaye birikimi için yaptığı çesitli dolaysız müdahaleler göz önüne alındığında söz edilen dönemin “liberal” olarak tanımlanmaması gerektiği yönündeki düşünce önem kazanmaktadır (Vural, 2008, s.80). Bunun içindir ki; 1930-1946 yılları arasındaki dönem, devletçilik dönemi olarak değerlendirilmektedir (Yılmaz, 1998, s.34). Devletçilik politikalarının benimsemesinin başka bir nedeni de, ülkelerin ekonomik buhranlardan Keynesyen iktisatçıların ileri sürdüğü devletin ekonomiye müdahalesi görüşleriyle başa çıkabileceği düşüncesidir. Bu düşüncenin oluşmasının temel nedeni, özel sektörün yeterli sermaye birkimine sahip olamaması ve yabancı sermayeye olan güvensizlik olarak sayılmaktadır (Palamut ve Giray, 2001, s.24).
1929 yılında dünya genelinde yaşanmış olan ekonomik bunalım, Türkiye’de özellikle, ödemeler dengesi açıkları ve parasal kriz olarak ortaya çıkmıştır (Ateş, 2007, s.3). 1929 dünya ekonomik krizinin Türkiye’deki etkisinin sonucu olarak küçük imalat işletmelerinde iflâslar hızlı bir artış göstermiş, özel sektör sanayileşme yönünde beklentilerin altında bir performans göstermiştir (Galbraith, 1961, s.241). Özel sektörün bankacılık ve sanayileşme çabalarının beklentilerin altında kalması, 1933 yılından itibaren devleti gerek sanayileşme gerekse bankacılık alanlarında doğrudan girişimleri hızlandırmasına neden olmuştur (Çeçen, 1996). 1929 yılında cari fiyatlarla milli hasılanın % 9,9’unu oluşturan sanayi kesiminin payının 1939’da % 18,3’e çıkması sanayileşme yönünde hızlı bir yapısal değişmenin gerçekleştiğini göstermektedir (Boratav, 1998, s.31). Bu dönem aynı zamanda iktisat politikalarının amaçları doğrultusunda elde edilen sonuçlar açısından yeniden sanayileşme dönemi olarak da adlandırılabilmektedir.
Türkiye’nin kuruluş yıllarında doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına yer verilmediği için dış dünyaya olan bağlılık daha çok dış ticaret yoluyla olmuştur. Bundan dolayı kriz etkisini daha çok dış ticarette göstermiştir (Tezel, 1994, s.170). Çünkü Türkiye’nin dış ticareti genel olarak tarımsal ürün ihracatı ile sanayi maddeleri ithalatına dayalı bir seyir izlemiştir. Bu nedenle tarımsal ürün fiyatlarında yaşanan büyük değer kayıpları Türkiye’nin dış ticaret hacmini daraltmış ve ekonomik krizle birlikte Türkiye’de iflasların yaşanmasına neden olmuştur. Ticaret şirketleri, sanayiciler, çiftçiler üretimi arttırmak üzere almış oldukları kredileri ödeyememe sorunuyla karşılaşmış o zamana kadar kendiliğinden işlediği görünümündeki piyasa mekanizmasının artık işlemediği görülmeye başlamıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarından 1948 temel yılına göre sabit üretici fiyatlarıyla GSMH 2 929.5 milyon TL, cari fiyatlarla ise 953 milyon TL’ dir. Bu miktar yıllar itibariyle dalgalanmalar göstermekle beraber genel olarak artış yönünde eğilim göstermiştir. Gerek sabit ve gerekse cari fiyatlarla GSMH rakamları, tablodan da görüldüğü gibi oldukça düşük düzeylerde bulunmaktadır. Bu durum da üretim gücünün oldukça düşük olduğunu göstermektedir. 1929 yılında ihracat rakamlarının (74 milyon dolar) ithalat (124 milyon dolar) rakamlarının altında kaldığı görülmektedir. Dünya Buhranı’nın Türkiye ekonomisine yansımasıyla birlikte, 1930-1933 yılları arasında ithalatta hızlı ve büyük daralma meydana gelmiştir. Bu daralma Türkiye ekonomisinde bir para krizinin yaşanmasına neden olmuştur. Sanayileşme süreci hızlanmıştır. Borçların yeniden yapılandırılması için yeni anlaşmalar imzalamıştır. Merkez Bankası kurma kararı hızlanış ve yeni dış kredi bulma gereksinimini artmıştır.
Bu durum 1947 yılından sonra değişmekte ve dış ticaret dengesi ithalat yönünde bir artış göstermektedir.
1929 yılındaki dünya ekonomik krizinin ve olumsuz iklim şartlarının etkisiyle tarım sektörünün gerilemesi, büyüme oranını da düşürmüştür. 1939 yılında % 6.9 olan büyüme oranı 1940 yılına gelindiğinde % 4.9 oranında azalmıştır. 1939 yılında % 1.7 olan enflasyon oranı 1940 yılında % 25.4 gibi yüksek bir seviyeye yükselmiş ve bu yükseliş 1944 yılına kadar sürmüştür (Terzı-Oltulular, 2004, s,22).
1950 yılında, serbest seçim sonucunda kurulan iktidarın katkısı ile büyümeyi hedefleyen talep yanlı politikaların uygulanmaya başlanması ve Marshall yardımlarının katkısı ile birlikte Türkiye ekonomisi, 1951 yılında %12 oranında büyümüştür (Akdiş, 2002, s.1). Bu dönemde uygulanan iktisat politikaları; ekonomide liberalizm ve serbest piyasa düzeninin kurulmasına geçiş, kamu iktisadi teşebbüslerinin özelleştirilmesi ve özel sektörün desteklenmesi amacına yönelik olmuştur (Kılıçbay, 1997, s.16). Ancak, ekonominin serbest piyasa ilkelerine uygun işlemesi hedef alınmış olmakla birlikte, serbest piyasa geleneği ve serbest piyasa mekanizmasını işletecek iktisat bilgisi, tecrübesi ve kurumları olmadığından bu hedefe sahip geniş kapsamlı, sistemli tutarlı bir iktisat politikasının hazırlanıp uygulanması mümkün olamamıştır.
Aynı dönemde, kamu iktisadi teşebbüslerinin ekonomide stratejik önemi olan alanlarda faaliyette bulunması, yerleşen devletçilik felsefesi ve uygulaması serbest piyasa modelinin çabuk kurulup işlemesini önleyen önemli etkenlerin başında gelmiştir. Kamu kesimi finansman dengeleri de yeterince kurulamadığından, özel kesimin finansman imkanları da daraltılmıştır. Bu dönemde yatırımlar finanse eden uzun dönemli kredi veren bankacılık sistemi gelişmediği gibi hisse senedi satışları yolu ile yatırımların finansmanı imkanları da gelişmemiştir. Bu nedenle özel sektör yatırımları büyük oranlarda öz kaynaklarla finanse edilmek durumunda kalmıştır (Gökçen,1998, s.11).

Sonuç
1929 yılı Dünya Ekonomik Buhranı, Birinci Dünya Savışı sonrasında ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde meydana gelmişti. Birinci Dünya Savaşında ABD’nin İtilaf devletleri ile birlikte savaşa katılması, savaştaki üstünlüğü İtilaf devletleri lehine çevirdiği gibi, ABD’ye de dünyada önemli bir prestij kazandırmıştı. ABD bu yıllardan sonra özellikle Avrupa ülkeleri ve gelişmekte olan ülkeler için bir çekim merkezi haline geldi. Sermayenin de ABD’de toplanması sonucunda, bu sermaye gayrı menkul piyasalarına yönelmişti. Bankalar da gayrı menkul piyasalarını fonlamış ve gayrı menkul piyasalarında önemli oranda şişme meydana gelmiş ve ardından bu piyasalar çökmüştü. Çöken gayrı menkulden kaçan fonların New York Borsasındaki hisse senetlerine yönelmesi aynı şekilde bu piyasada fiyatların gerçeklereden uzaklaşmasına neden oldu. Federal Merkez Bankasının faizleri yükseltmesi ile paniğe giren New York Borsası çöktü ve ekonomik buhran başalmıştı.
Ekonomik buhran ile oluşan güvensizlik ortamı, sermayenin reel yatırımlara yönelmesini engelledi. Üretimin düşmesi, talep yetersizliğinin oluşması ve işsizliğin artması, iktisatta devletin ekonomiye müdahale etmesini isteyen Keynesyen politikaların yükselmesine neden oldu. Ancak bu poitikalar da, İkici Dünya Savaşının meydana gelmesini englleyemedi. İkinci Dünya Savaşı ile Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkeleri, ekonomik altyapılarını kaybettiler. Bu ülkelerin ekonomilerini yeniden inşa etmek için Marshall yardımları ve bu ülkelerin iktisadi politikaları üzerinde önemli etkileri olan Dünya Bankası, IMF ve GATT gibi ulslararası ekonomik örgütler kuruldu. Bununla birlikte, Rusya’yı dışarıda bırakmak ve Almanya’nın yeniden silahlanmasını durdurmak, Avrupa savunmasını ve güvenliğini Amerika Birleşik Devletlerinin garantisi altına almak amacıyla 1949 yılında askeri bir güç olan NATO kuruldu. Kurucu antlaşmanın özellikle 3., 4., ve 5. maddeleri, üye ülkeler arasında ortak savunma amacıyla yetenekleri geliştirmeyi, herhangi bir üyenin toprak butünlüğü, siyasi bağımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine saldırıldığında bu saldırıya hepsine karsi yapılmış bir saldırı olarak kabul etmeyi taahhüt etmislerdir. Türkiye 1952 yılında NATO’ya üye olmuştur.
İkinci Dünya savaşı sonrasında başlayan soğuk savaş döneminde, Dünya ülkeleri, askeri olarak Sovyetler Birliğinin önderliğini yaptığı Varşova Paktı ile Amerika Birleşik Devletlerinin önderliğini yaptığı NATO Paktı etrafında kümelenmiştir. ABD kendisinin etrafında kümelenen ülkelere demokrasi ve serbest piyasa ekonomisini öneriyordu. Bu çerçevede, Türkiye’de 1930-1946 yılları arasında ekonomik ve siyasi olarak tamamen dışa kapalı bir politika izleyerek, İkinci Dünya Savaşında tarafsız kalmayı tercih etti. İkinci Dünya Savaşı sonrasında meydana gelen üretim düşüşü ve yoksulluğu gidermek amacıyla, ABD tarafından verilen dış yardımları almaya karar vermiş ve IMF ile 1946 yılında anlaşmaya vararak, milli parasını devaüle etmişti. 1950 yılında serbest seçimlerle iktidara gelen parti de tercihini, bloklaşmada ABD’den yana koymuş, liberal ekonomi politikalarını uygulmaya koymuş, ithalatını % 60 oranında liberasyona açmıştı. Merkez Bankasının altın satışlarını serbest bırakması ve aşırı ithalat nedeniyle rezervlerinin 1/3’ü eridi. 1954 yılında tarım üretiminde düşüşü, ihracattaki düşüş izledi. Üretim ve ihracat kabiliyeti düşen Türkiye, 1956-1958 yılları arasında IMF’nin önerdiği devaülasyonu ve diğer şartları kabul etmemişti. Bu nedenle IMF ile anlaşma sağlanamamıştı. Merkez Bankasının kısa vadeli dış borç ödemelerinin artmasının yanı sıra, serbestleşme politikalarının hep ithalatın lehine işlemesi, iharacatın giderek düşmesi ekonomiyi darboğaza sürüklemişti. 1958 yılına gelindiğinde, vadesi geçmiş borçları ödeyemeyen Türkiye, dış kredi bulamadığı için moratoryum ilan etmişti. Moratoryumdan kurtulmak için Türkiye IMF ile yeni bir anlaşma yaptı. Ancak, ekonominin yapısal sorunlarına ek olarak IMF anlaşmasının getirdiği yeni etkiler, ekonomiyi daralmaya götürdü. Bu daralma ülke demokrasisini 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile kesintiye uğratmış ve sonrasında, birçok şirket ve bankanın iflas etmesine neden olmuştu.

KAYNAKÇA
Acar Mustafa, Devletçiliğin İflası Piyasanın Değil, Stratejik Boyut Dergisi, Yıl:1, S:1 2008.
Akdiş Muhammet, Türkiye Ekonomisinin Dönüm Noktaları ve AKP İktidarı, 2002, (Erişim: http://makdis.pamukkale.edu.tr).
Akyıldız Hüseyin, Temel Dinamikleri Ve Çelişkileriyle Üretim ve Bölüşüm Süreci, TÜHİS, 2005.
Aktan Can Coşkun, Şen Hüseyin, Ekonomik Kriz: Nedenler ve Çözüm Önerileri, Yeni Türkiye Dergisi, C:2, S:42, 2001.
Ateş Erdal, Türkiye Ekonomisinde Tartışılan Konular, Paradoks, Ekonomi, Sosyoloji ve Politika Dergisi (e-dergi), ISSN:1305-7979, Yıl:3, Sayı:2, 2007.
Boratav Korkut, Türkiye İktisat Tarihi (1908-1985), Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1998
Çeçen, A.Aydın, Türkiye’de Ekonomik Büyüme Yapısal Dönüşüm ve Kriz, 1990 Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilimler Ödülü, Ege Yayınları, 3 Baskı, İstanbul, 1996.
Galbraith J.K., Innovation Evolution and Economic Change, New Directions in Modern Economics, 1961.
Gökçen Ahmet M., Cumhuriyet Döneminde İktisadi Gelişme, Yeni Türkiye Dergisi, Cumhuriyetin 75.yılı Özel Sayısı, Cilt 23-24,, Ankara 1998.,
Kazgan, Gülten., Türkiye Ekonomisinde Krizler (1929-2001), İst. Bilgi Üniv. Yay. 2. Baskı, İstanbul, 2008.
Kılıçbay, Ahmet., Türkiye’nin Ekonomi Politikaları (1930-1996 ve sonrası), Der Yayınları, İstanbul 1997.
Parasız, Ilker, Türkiye Ekonomisi: 1923’den Günümüze Türkiye’de İktisat ve İstikrar Politikaları, Ezgi Kitabevi Yayınları, Bursa, 1998.
Pommery, Louis, Yeni Zamanların İktisat Tarihi 1880-1939. (Çev. Cahit Talas), Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları, Ankara, 1956.
Palamut, M. Ve F. Giray, Cumhuriyet’ten Günümüze Yaşanan Mali Krizler ve Uygulanan Politikalar, Yeni Türkiye Dergisi, S: 41, 2001.
Özdemir Süleyman, Refah Devletinin Gelişme ve Bunalım Dönemlerinde İş Piyasaları, Kocaeli, 2006.
Özgüven Ali, İktisadi Krizler, Yeni Türkiye Dergisi, S: 41, 2001.
Şener Sefer, İkinci Dünya Savaşı Yıllarında Türkiye’de Tarım Politikası Arayışları, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (7), 2004.
Terzi Harun ve Oltulular Sabiha, Türkiye’de Ekonomik Büyüme-Enflasyon Süreci: Sektörler İtibariyle Ekonometrik Bir Analiz, Bankacılar Dergisi, Sayı: 50, 2004.
Tezel Yahya Sezai, Cumhuriyet Döneminin İktisat Tarihi (1925-1950), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1994.
Uğur Burcu, 1923-1940 Dönemi Ve 1929 Buhranı’nın Etkileri, (Erişim: www.bilgiyonetimi.org), 2004.
Vural İstiklal Savaş, Atatürk Dönemi Maliye Politikaları: Liberal İktisattan Karma Ekonomiye, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:20, 2008.
Yılmaz Şiir, 1923’ten Bu Yana Ekonomi Politikaları: Devletçilikten Devletin Tasfiyesine, Mülkiyeliler Birliği Dergisi, Cilt: XXII, S: 213, 1998.
www.tuik.gov.tr

Yrd.Doç. Ömer AÇIKGÖZ
Dr. Bülent ÖZKAN

Mevzuat Dergisi, sayı 136

1 comment

  1. Mete

    Kapitalizmin çevre ülkelerinde 29 krizinin etkilerinin ağır hissedilmesi şüphesiz normal sayılmalıdır. Ancak Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluş döneminde uygulanan liberal politikalar sonucu, ülkenin ihracata dayalı bir yapıya sahip olması ve merkez ülkelere tarım ürünleri ihraç etmesi krizin etkilerinin içerde ağırlaşmasına sebep olmuştur. Zira dünyada tarım ürünlerinin fiyatlarında gözle görünür düşüşler yaşanmıştır…

Bir Cevap Yazın