Category Archives: Romanlar

Bir kara büyü: Faşizm – Arzu Eylem

Viyana’da dünyaya gelen Yahudi yazar Hermann Broch, Büyülenme adıyla Türkçe’ye kazandırılan eserinde Hitler’in Almanlar üzerinde yarattığı etkiyi çözemeye çalışır. Kara büyüye kapılan insanları, din, savaş ve yabancılık olgusunu bir doktorun günlükleri üzerinden aktarır yazar. Vaatlerle ruhun nasıl ele geçirildiği sorusunun cevabını arar. İlk yazıldığında Dağların Romanı olan eserin adını sonrasında “Die Verzauberung” (Büyü) olarak değiştirir.

Malafrena – Ursula K. Le Guin

Ursula K. Le Guin’in 1979’da kaleme aldığı Malafrena, yazarın diğer bazı öykülerinden tanıdığımız hayali ülke Orsinya’da geçiyor. Fakat yazarın diğer romanlarında da olduğu gibi, mekân hayali olmasına rağmen resmedilen ortam ve ele alınan meseleler son derece gerçekçi. Sansürün insanları susturduğu, kısıtlamaların her türlü muhalefeti engellediği, iktidarın katı ve kati bir hal aldığı bir ülke Orsinya. Malafrena Vadisi’nde ailesiyle birlikte yaşayan başkahraman İtale Sorde, işte tam da bu koşullarla mücadele etmek üzere

Rougonlar’ın Serveti – Emile Zola

Rougonlar’ın Serveti, Emile Zola’nın yirmi romandan oluşan Rougon Macquart serisinin ilk kitabı olması nedeniyle doğal olarak seride önemli bir yere sahiptir. Zola, yarattığı bu devasa roman serisinin adını, Rougon ve Macquart Aileleri: İkinci İmparatorluk Dönemi’nde Bir Ailenin Doğal ve Toplumsal Tarihi olarak belirlemiştir.

İleri, evet evet İleri! – Savaş Ergül

Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi romanının dördüncü bölümünde, önce iki defa, sonra aynı sayfada artarda ikişer kez olmak üzere dört defa “ileri” sözcüklerini okur veya duyarız. Evet, dört defa ileri! Romanın temel sözü bu dört tekrar içinde yinelenir. Milliyetçiliğin, dinin ve dışarıdan gelip buyuran egemen gücün kuşatıcı ağlarını delip geçmek isteyen bir ileridir bu. Joyce’un kalemi, İngilizlerin ve dinin sunduğu sahte evrenselliğe karşı olduğu kadar evin taşralı boğuculuğuna karşı da yekinir. Daima taşan, çoğalan ve çok katmanlı bir dili kullanan bir edebiyatı keşfetme arzusu.

Direnişi Selamlayan Kitaplar – Doğuş Sarpkaya

Gezi Parkı eylemleriyle birlikte birçok şeyi yeniden düşünme olanağı yakaladık. Bunlardan biri kurumsallaşmış vahşiliğin örnekleriyle yüz yüzeyken, insan yaratıcılığının inanılmaz yoğunlaşabileceğiydi. Polis saldırılarının en acımasız olduğu zamanda bile insanlar orantısız mizah, zekâ ve yaratıcılıkla, oldukça sıkı bir direniş söylemi yaratmayı başardı. Bu sürecin diğer kazanımı da başka bir dünyanın mümkün olduğuna insanların ikna olmasıydı. Polis müdahalesi kesildikten sonra Gezi Parkı içerisinde filizlenen alternatif yaşam pratiği, devlet elinin değmediği durumlarda

Üstad Poldy’nin Eserleri: Ulysses içinde Ulysses – Armağan Ekici

Ulysses, bir kez kapısını araladıktan sonra, tekrar tekrar, parça parça okunmaya elveren bir kitap. Bu, Joyce’un kitabı yazarken kurduğu incelikli yapının, yan anlamlarla ve sayfalarca öteden birbirine ilişen çağrışımlarla kurduğu sayısız bağlantının bir sonucu. Bu yazıda, bu bağlantı türlerinden özellikle sevdiğim birini biraz kurcalayacağım: Ulysses’in kendine referans verdiği, ya da kitabın kendisinin bir yan anlamla ima edildiği pasajlar.

Bunlardan biri, Ulysses meraklıları arasında iyi tanınır: Aeolus bölümünde,

İçimizdeki İrlandalılar İçin Dublin ve Dublinliler Hikâyesi – Bora Erdağı

Dublin’i boydan boya arşınlayan Liffey nehrinin kıyısındaki SIPTU’nun (Endüstri ve Teknik İşler Hizmet Sendikası’nın) genel merkez binasının yakınında, Birleşik Krallık askerleri tarafından vurularak öldürülen İskoçya doğumlu İrlandalı bağımsızlık savaşçısı ve devrimci işçi sınıfı önderi James Connolly’nin (1868-1916) bir heykeli bulunur. Connolly’nin heykeli altında şu yazar: “Emeğin nedeni İrlanda’nın nedenidir, İrlanda’nın nedeni emeğin nedenidir.” Bu heykelin biraz ilerisinde Gümrük Binası İskelesi’ne doğru “Kıtlık Anıtı” bulunur. “Kıtlık Anıtı” bir dizi heykelciğin

Joyce ve Atay: Modernliğin Destanı – Meltem Gürle

Tutunamayanlar, tamamen kendine has ve hiç bir şüpheye meydan bırakmayacak kadar Türkiyeli bir romandır. Ancak, daha geniş bir perspektiften bakmak istersek, Oğuz Atay’ın romanını James Joyce’un Ulysses’ine bir cevap olarak da okuyabiliriz.

Aslına bakarsanız, her iki roman da çok zengin çağrışımlara ve birbirinden çok farklı okumalara açık metinlerdir. Onun için Ulysses gibi Tutunamayanlar’ı da, farklı seslere ve üsluplara açık olduğu için postmodern bir metin, karaktere odaklandığı ve onun bilincini okuyucuya açmayı

Dilin Monologu ve Ulysses – Abdurrahman Aydın

Lewis Carroll’ın Through the Looking Glass’ında, Alice’in Humpty Dumpty’ye ‘slithy’ sözcüğünün ne anlama geldiğini sorduğu yerde Humpty Dumpty tarafından verilen yanıt oldukça ünlüdür: “Eh! ‘Slithy’, ‘lithe ve slimy’ [kolay eğilip bükülen ve sümüksü] anlamına geliyor. ‘Lithe’ ‘etkin’in aynısıdır. Görüyorsun ya, bu sözcük bir portmanto gibi – bir valize konulur gibi tek bir sözcüğe yerleştirilmiş iki anlam”. Finnegans Wake’de, bu türde sözcük kullanımı çok daha yoğundur, fakat Ulysses de yazıdaki ‘sözün’ ritimlerini yakalamaya girişerek, fonetik yazma tarzının yanı sıra kaynaşıklığı da üstlenir.