Category Archives: Romanlar

Vergilius’un Ölümü – Hermann Broch

20. yüzyılın en büyük yazarlarından Avusturyalı yazar-filozof Hermann Broch’un başyapıtı olan ve “neredeyse çevrilemezliği” ile ünlenen Vergilius’un Ölümü Türkçede.

Broch’un 1935 yılında yazmaya başladığı Vergilius’un Ölümü, batı edebiyatında ve roman düzleminde sanata yöneltilmiş en temel ve aynı zamanda en acımasız sorgulamalardan biridir. 1945 yılında yayınlanışından kısa bir süre sonra edebiyat dünyasında büyük bir ilgi uyandıran ve 20. yüzyıl edebiyatının

Kamaşma – Sadık Güvenç

Kitabın özgün adı dilimize “Kamaşma” diye de çevrilebiliyormuş; ancak çevirmen Ahmet Cemal, “Körleşme” yi uygun bulmuş. Bu iki sözcük arasında anlam farkı olmasına karşın birbirini bütünlemekte.
Roman, gerçekte büyük bir dehşeti anlatmaktadır. Gerçekleri göremeyen ya da görmek istemeyenlerin düşle gerçek arasındaki yükselişleri ve düşüşleridir anlatılan.
Profösör Kien’in gözleri kamaşmıştır. Öyle yüksekte bir aydındır ki halkın ne durumda olduğu onun umurunda bile değildir. Aydın sorumluluğunun yerini

Joseph Andrews – Henry Fielding

Henry Fielding (1707-1754): Romanları, oyunları, yergileri, siyasi makaleleriyle İngiliz kültür hayatının en önemli ve ilginç karakterlerinden biridir. Gayet verimli bir oyun ve hiciv yazarıyken sansür yüzünden yazmaya ara vermiş, hukuk öğrenimi görerek yargıç olmuştur.

Yargıçlığı sırasında da yazmayı hiç bırakmayan Fielding’in ilk romanı 1741 yılında yayımlanmıştır. Yazar 1742 yılında yayımlanan Joseph Andrews ile büyük bir ün kazanmıştır.

Nobakov’un edebiyattaki fikirsizliğine sağlam bir yanıt: Ötekileştirilen Ben’den hortlayan ÖTEKİ – Berivan Kaya

Rus asıllı ABD’li yazar ve eleştirmen Vladimir Nabokov, “Öteki Ben, Dostoyevski’nin yazdığı en güzel şeydir.” der. Nobakov’un edebiyat anlayışıyla genel olarak örtüşmesem de, Dostoyevski’nin çoğu eserini okumuş biri olarak bu görüşünü paylaşmaktayım. Nobakov, Gogol üzerine yazdığı incelemesinde, yazara ait eserlerin hiçbir toplumsal ileti veya mesaj kaygısı taşımadığına, örneğin Ölü Canlar’ın, Çarlık Rusya’sının kokuşmuş bürokrasisine, yozlaşmış devlet yönetimine karşı herhangi bir eleştiri içermediğine; yazarın o an içinden geçtiği gibi, öylesine yazdığına değinir. Nobakov, genelde sanata ve edebiyata bakışını yansıtan bu “ideoloji karşıtı” görüşünü

Tom Jones (2 Cilt ) – Henry Fielding

Dünyada yazılmış ilk romanlardan biri olan ve dünya klasikleri arasında tartışılmaz bir yer alan Tom Jones, yazılışından bu yana geçen bunca yıla rağmen hala taze, bugün yazılmış bir eser gibi okunabiliyor. Fielding’in kahramanı Tom’la birlikte, 18. yüzyılın İngiltere’sini dolaşıyor, her sınıf ve tabakadan insanla tanışıyoruz. Bu gezi boyunca, Fielding’in kendine özgü mizahı yanımızdan eksik olmuyor. Eseri Türkçe’ye Mina Urgan çevirmişti. Ama yıllar sonra, gençliğinde yaptığı ve Millî Eğitim Bakanlığı Klasikler Dizisi’nde yayımlanan çevirisini “hükümsüz” saydı; kitabı yeniden çevirdi.

Son Şeyler Ülkesinde – Paul Auster

Paul Auster’in yarattığı Son şeyler Ülkesi, geniş yığınların evsiz barksız yaşadıkları, hırsızlığın suç sayılmayacak kadar yaygınlaştığı, kendi canına kıymak ya da başkalarınca öldürülmek yoluyla ölümün tek kurtuluş yolu durumuna geldiği bir kent. Anna Blume, bu adsız kente ağabeyini aramak için gelmiştir. O da birçokları gibi hayatta kalabilmek için çöpleri karıştırarak eskiden kalma nesneler aramaya başlar, bunları satarak geçinir. Ama bu cehennem kentte dostluğu, hatta aşkı da bulmuştur. Anna’nın alabildiğine acıyla yüklü

Ömür Boyu Mücadele – Zafer Köse

Jack London, 1876 yılında dünyaya geldi ve 40 yıl yaşadı. Bazı kaynaklardakiler birbiriyle çelişse de onunla ilgili birçok bilgi var. Yaşarken hakkında çok söz edilmiş, hâlâ da üzerinde durulan bir yazar.

Hayatı serüven doluydu. Gemilerde işçilik, altın arayıcılığı, boksörlük, elektrik teknisyenliği, maden işçiliği, gazetecilik, istiridye korsanlığı gibi birçok alanda çalıştı. Günde 12 saat, hatta bazen 18 saat çalıştığı oluyordu. Fırsat buldukça da yazıyordu.

İktidar Mahkumları – Arkadi Ştrugatski, Boris Ştrugatski

1959 yılında bilimkurgu ürünleri vermeye başlayan Strugatski kardeşler, bu yapıtlarında da Uzayda Piknik’teki çizgiyi izleyerek insanlığın en temel sorunlarına yöneliyorlar.

“Şimdi anladın mı, Mac?” dedi. “Bir-iki, ve her şey biter diye düşündün. Strannik! Öldür! Yaratıcıları as, korkakları ve faşistleri yeraltı yönetici kadrosundan uzaklaştır ve devinim böylece sona ersin. Her şey bu kadar basit değil.” “Hayır, asla bu kadar basit olacağını hiç düşünmedim.” Maxim kendini savunmasız bir aptal gibi hissediyordu.

Tek Bacaklı Yolcu – Herta Müller

Çağdaş edebiyatın en önemli seslerinden yazar Herta Müller’den sorularla dolu ve soru işaretlerinden yoksun bir roman: Tek Bacaklı Yolcu. Müller’in benzersiz dili ve anlatımı eşliğinde sert, soğuk ve müdanasız bir ahir zamanlar portresi. Bir kadın ve üç erkek; bir kadın, birkaç ülke, bir deniz, dört duvar ve bitimsiz kentler… Aştıkça yenileri keşfedilen sınırların üzerinde bir denge mücadelesi, kuşatan korkular, ıssız odalar.

Herta Müller, Romanya’dan Almanya’ya göçtükten sonra

Arşivler