Category Archives: Romanlar

Derviş ve Ölüm – Meşa (Mehmet) Selimoviç “Hokka ile kalemi ve yazmakta olan şeyleri tanıklığa çağırıyorum.”

Boşnak yazar Meşa (Mehmet) Selimoviç’in otuz dile çevrilmiş, Yugoslavya’da edebiyat dersleri programında yer alan, 1967′de yayımlanan Derviş ve Ölüm adlı romanı, mutlak dinî doğrular üzerine kurulu dünyasında yaşayan Ahmed Nureddin’in, erkek kardeşinin suçsuz yere tutuklanıp idam edilmesinden sonra düştüğü derin karmaşayı resmederken insanın ruh dünyasındaki çelişkileri, gelgitleri incelikle işler.

Tatar Çölü – Dino Buzzati

Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle “savaşı”. Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat “düşman”ın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek-dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular…

Öteki – Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

İnsancıklar yayımlandığında, dönemin büyük edebiyat eleştirmeni Belinski, Dostoyevski’yi şöyle övmüştü: “Yeni bir yazarın, yeni bir yeteneğin kalemi bu; onu tanımıyorum, ama bu roman Rusya’da hayatın sırlarını öyle kahramanlarla veriyor ki bize, bundan önce hiçbir yazar bu kadarını düşlerinde bile göremezdi.” Ama bu övgülerin sarhoşluğuyla hemen ikinci romanını, Öteki’yi yazıp yayımlayan genç yazarı, bu sefer sert eleştiriler, daha da beteri büyük bir kayıtsızlık ve sessizlik bekliyordu.

Mutlu Ölüm – Albert Camus

Mutlu Ölüm, yazar Albert Camus’nün 1930′ların sonunda tasarlayıp oluşturduğu, ancak hayattayken yayımlatmadığı bir roman. Bir başka romanı, Yabancı üzerindeki çalışmasının, Mutlu Ölüm’ü ertelettiği söylenegelmiştir. Mutlu Ölüm, yazarın Belcourt’ta çocukluğunun geçtiği yoksul mahallenin, deniz taşımacılığı şirketindeki memurluğunun, 1936 yazında Orta Avrupa’ya yaptığı yolculukların, sanatoryumda kaldığı günlerin, Fichu’nun evinde ya da 1936 Kasım’ında yerleştiği Cezayir’deki anılarından yararlanıyor.

Muzaffer Oruçoğlu’ndan “Dersim” – Süleyman Deveci

Yaşayan usta romancılarımızdan, aynı zamanda radikal sol gelenekten gelen çok yönlü sanat ve kültür adamı Oruçoğlu’nun “Dersim” isimli romanı türdeşlerinden büyük farklılıklar taşıyor. Acı ve acındırma edebiyatına dahil olmaması ilk sevinilecek yanı. Bu edebiyatın acıları ele almaması anlamına gelmez, tersine sanatın birebir verilen gerçeklikle pek o kadar bir bağı olmamasıyla, daha çok yedirilmesiyle ilgili. Romanın buram buram edebiyat kokması, sıradışı bir kahramanın şahitliğinde coğrafyayı adım yudum tanıtmak, anlatmak eserin içiçe geçmiş anlatılar silsilesiyle sonu gelmez bir şölen halinde sunulması başka sevinilmesi gereken yanlardan bir kaçı.

Doğu, Batı (*) – Nejdet Evren

Gün-güneşin- doğuşu ve batışını ve buna göre yönlerin bir kısmını açıklayan, kavramlaştıran “Doğu, Batı” (*) neye ve kime göre doğu ve neye ve kime göre batıyı ifade etmektedir? Oryantalist Avrupa merkezli aydınlanma dönemi ile başlayıp günümüze kadar paradigması ile taşınan öğreti Avrupa’yı batı, Ortasında-Asyayı doğu olarak tanımlamıştır. Batının uygarlaşmasına koşut ve ona göre doğunun geri kaldığına temas edilmiştir. İşin esası böyle midir?

Yedi Asılmışların Hikayesi – Leonid Nikolayevich Andreyev

Rusya’da 1905′de patlak veren ve ancak 1907′de bastırılabilen ilk devrimden sonra, o karanlık, karışık yıllarda (1907-1917) idamlar, intiharlar salgın şeklini almıştı. Rusya’nın dört bir yanında darağaçları kuruldu. Cellatlar gece gündüz, durmadan çalışıyor, cellat yetişmiyordu. O mahut Schlüsselburg kalesi ve çoğunluğu kale şeklinde olan diğer hapishaneler, mahpuslarla dolup dolup taşıyordu. Çar mahkemeleri ara vermeden çalışıyordu. Ve bir gece geçmiyordu ki şafak vakti birkaç genç insan asılmasın.