Category Archives: Öykü Kitapları

Yarım Kalmış Bir Şarkı (Bobby Sands, IRA ve Açlık Grevi) – Denis O’Hearn

Bu kitapta, uzun bir açlık grevinde hayatını kaybeden IRA militanı Bobby Sands’in hayatı ve mücadelesi anlatılıyor.

Bobby, yirmi yedinci yaşını açlık grevinde karşıladı. O sırada, İngiliz sömürgeciliğine karşı bağımsızlık mücadelesi veren İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA) üyesi olarak gerçekleştirdiği eylemlerden dolayı dokuz yıldır hapishanede bulunuyordu. Kuzey İrlanda’da “H Blokları” adlı özel tip cezaevindeki baskıların son bulması, tek tip elbise dayatmasından vazgeçilmesi ve IRA mahkûmlarına siyasi statü tanınması talebiyle yürüttüğü açlık grevinin altmışaltıcı gününde, 5 Mayıs 1981’de hayata gözlerini kapadı.

Konuşmak Hayattır Oysa…

Andrey Platonov, yalınlığın ve duruluğun anlamını birkaç çizgide yoğunlaştırarak anlatan, kısa öykülerinde bile sayısız etkiler üreten bir söz büyücüsü. Yaşadığı dönemin ruhunu, doğayı ve içindeki nesneleri, nesnelerin kurduğu düzeni, düzenin kararlı bir çizgide ilerlerken saptığı noktaları, insanın doğayla birlikte kat ettiği devinimi, devinimi gören gözün yanılma payını rastlantılara izin vermeden estetik kalıba döken, kendisiyle birlikte Sovyet yönetimi tarafından yasaklanan Zamyatin gibi, ardılı pek çok yazarı etkilemiş bir öncü. Başta Heinrich Böll, Antonio Tabucchi olmak üzere pek çok yazarın eserinde izlerine rastlıyoruz Platonov’un. Onun keskin görüsü, kuşkusuz, yarattığı kurmaca dünyada teoriyle pratiği aynı hatta değerlendirmesi, ele aldığı durumları diyalektik kavrayışla çözümleyişi, maddi duyuları sezgilerle bütünlemesinden kaynaklanıyor.

Üs-Tü Kal-Sın

Cemil Kavukçu’nun yeni öykü kitabı Üstü Kalsın’ın senfonik bir yapısı var. Elbette yazarın kurduğu dil atmosferinden, öykülerin sıralanışından kaynaklanıyor bu. Anlatım biçimiyle dilin temposu her metni kendi yapısı içinde derinleştirirken usulca birbirine ilmek atan dokuz öykü dingin akan hüzünle neşeyi kamçılayan coşkunun iç içe geçtiği çok sesli uzun bir müziği duyumsatıyor.

Cemil Kavukçu’nun getirdiği ustalık

Üstü Kalsın’ı Cemil Kavukçu’nun ikinci ustalık döneminin yüksek bir basamağı olarak okuyabiliriz. Dokuz öyküden oluşuyor kitap. Birbiriyle ilişkili “karga” öyküleri yanında, apayrı insan hikâyeleri anlatıyor.

Cemil Kavukçu’nun, öykücülüğünü bütün özellikleriyle olgunlaştırıp özgün bir ada olarak önümüze getirdiği ilk uzun döneminden sonra yazacaklarını hep merak etmiştim. Şimdi ilk öykülerinin yayımlandığı yıldan bugüne geçen otuz beş yıllık yazarlık serüvenine bakınca, önüne belli yazınsal hedefler koyarak yazmadığını görüyorum. Yazacaklarını yazıp tükettikten sonra, karşısına gelen sorunları çözüp yeni öykülere doğal bir biçimde yol alan bir tutumu benimsedi o.

Cemil Kavukçu’nun yeni öykü toplamı: Üstü Kalsın

Cemil Kavukçu’nun yeni öykülerini bir araya getirdiği kitabı “Üstü Kalsın”, “Düşkaçıran” ve “Aynadaki Zaman” adlı kitaplarıyla açılan parantezi şimdilik kapatıyor. Edebiyatımızın usta öykücüsü, bu yeni kitabıyla bildiğimiz dünyalarına doğru bir adım adım atıyor.

Bu öyküleri kuşlar getirdi

Semih Gümüş, öykücülüğümüzün bir nevi haritasını çıkardığı kitabı Öykünün Kedi Gözü’nde Cemil Kavukçu için şöyle bir paragraf açmıştı: “Ondaki sıradan dünyaların çarpıcılığı, öykü dilinde yakaladığı apayrı, ayrıksı dilin biricikliği… Hiç anlatılmamış insanları el değmemiş ayrıntılarla kurmca kişilere dönüştürme becerisi, ergenlik dönemimizin yazılmamış öyküleri Cemil Kavukçu’yu edebiyat dünyamızın gündemine de ciddi biçimde getirdi.”

Üstü Kalsın – Cemil Kavukçu

Öykücülüğümüzün usta kalemi Cemil Kavukçu, yeni öykülerini Üstü Kalsın’da bir araya getiriyor. İnsanın insanla, doğayla ilişkisi, kendi iç dünyasıyla ilişkisidir aynı zamanda. Kavukçu, kahramanlarını öyle yerlerinden yakalayıp anlatıyor ki, sonunda okur kendisini, adına öykü dediğimiz aynanın karşısında çırılçıplak buluveriyor. Üstü Kalsın, aklınızdan çıkmayacak öykülerden oluşuyor.

Platonov’un izini sürdüğü o tek gerçek

Maksim Gorki’ye yazdığı bir mektupta “Bir Sovyet yazarı olabilir miyim sahiden? Yoksa nesnel olarak imkânsız mı? diye sorar Andrey Platonov…

Gorki ise 1929 yılında şöyle yazar cevap olarak: “Gücenmeyin, üzülmeyin, her şey gelip geçer ve tek bir gerçek kalır…
Ve kalan tek gerçek Platonov’un hikâyelerinde bütün çarpıcılığıyla karşımıza çıkar. Okudukça Platonov’un kurduğu kendine özgü şiirsel dilin, anlattığı gerçekçi dünyanın cazibesine kapılır ve farkına varırız ki izini sürdüğümüz o tek gerçek var oluşumuzdur, o gerçek insan oluşumuzdur. İnsanın özündeki çekirdeğin içini görebilecek kadar derin bir sezgiyle yazan Platnov’un temelde derinden kavramamızı sağladığı insanlık dramı dediğimiz şey ve onurlu bir yaşam mücadelesidir… Platonov’a göre bu dünyada insan olmak büyük bir şans ve ömür büyük bir fırsattır.

Sevgili annemiz Platonov – Ahmet Büke

Platonov, insan ruhunu son zarına kadar soymayı ve en derinine bakmayı başarıyor. Belki de dünyadaki -doğal olarak yazıdaki- en zor yöntemle bunu başarıyor: Sadelik!

Son sözü baştan söylemeli: Dünyayı bize getirenler var. Kendi tarifleriyle, bir binayı son tuğlasına kadar yıkıp yeniden kuruyorlar. Her dilin neredeyse sonsuz bir evren olduğunu düşünürsek, onlar müthiş bir paralel kozmik yolu önce tek başlarına geçiyorlar, ardından bize el veriyorlar… İyi çevirmenlerin emeği ölçülmez herhalde. Annemin dediği gibi, onların ekmeğini kıyıp yiyemezsin! Platonov’u bize yeniden armağan eden -belki de gerçekten ilk kez soframıza getiren- Günay Çetao Kızılırmak da işte onlardan birisi.

Ülkü Tamer’in bilgece öyküleri

Ülkü Tamer Tarihte Yaşanmamış Olaylar’da, olağanüstü on öyküyle resmi tarihe tırmık atıyor. Öyküleri şöyle formüle edebiliriz: egzotik bir mekân, sade bir dil ve insanlığın en temel duyguları.

Edebiyatımızın sevilen şair ve yazarlarından Ülkü Tamer, yeni öykü kitabının önsözünde şöyle bir açıklama yapıyor: “Tarihle ilgili öylesine ‘inanılmaz’ yapıtlarla karşılaştım ki, yabancı bir takma adla benzer şeyler yazmak geldi içimden. (…) Sonunda Tarihte Yaşanmamış Olaylar çıktı ortaya. Kitapçı raflarındaki kimi yapıtlara bakarsanız, bunların daha gerçek olduğunu düşünebilirsiniz.”