Category Archives: Biyografiler

Şükrü Erbaş Şiiri Üzerine – Utkun Büyükaşık

Şükrü Erbaş şiiri 80′lerin ortalarında başlayan toplumcu gerçekçi çıkışın ardından kendini yenileyen, yaşayan, üretken bir şiir olmuştur. Şiirinde geniş bir konu ve tema çeşitliliği vardır.Herkesin sustuğu yerde Kürt sorununu şiirine taşımasını bilmiş,herkesin devrimci şiir yazdığı dönemlerde bir genelev kadınını yazmaktan çekinmemiştir. Nazım’ın devrim düşüncesi ile Yunus’un derviş tevekkülü aynı derecede heyecanlandırmıştır Şükrü Erbaş’ı.Yüksek sesli toplumcu şiirle,

Şiirle Yaşamak – Müslüm Kabadayı

Adnan Yücel, yıllar önce “Şairler beyinlerinden ölür,” demişti. Bu eşitlik ve özgürlük için kalemiyle de mücadele eden Yücel, kaderini kendi eliyle çizmişçesine beyin kanserinden aramızdan Temmuz 2002’de ayrılmıştı. Şimdi aynı kaderi şair bir öğrencimin paylaşmış olmasının acısını duyuyorum. Henüz en verimli çağında, 38 yaşında kaybettiğimiz Antakyalı şair Özcan Özgün’ü sevgiyle anıyorum. Ailesine ve dostlarına sabırlar diliyorum.

“Mevsim Halleri” adlı tek şiir kitabıyla her mevsimde

Hrant Dink’in Hayatı “Acımızı onurla sırtlayıp taşıyoruz.”

* “Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce.” 19 Ocak 2007′de Agos Gazetesi’nde yazdığı son makalesi
* Kendi kimliğini ötekinin varlığına göre konumlamak hastalıktır. Kimliğini yaşatabilmek için sana bir düşman gerekiyorsa, senin kimliğin hastalıktır.
* “Evet, biz Ermenilerin bu topraklarda gözümüz var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin. Bu toprakları alıp gitmek için değil. Bu toprakların gelip dibine gömülmek için…”

Dünyayı Kendine Gömen Şair: Niyazi Börklü – Müslüm Kabadayı

“Dört elle sarılmışım dünya’ya
Felek gelse koparamaz yerimden
Bitmez bir türküdür yaşama
Düşmez olmuş dilimden” (“Ölmezlik Türküsü” şiiri, s.102) diyen şair-eğitimci Niyazi Börklü 22 Ekim 2012’de aramızdan ayrıldı. “Uzun Ömürler Şehri Antakya”dan 1928’de ayağa kalkıp şimdi Erdek’te uzun uzun yatan Niyazi Börklü öğretmenimizin toprağı karanfil koksun.
“Ters dönecek bir gün dünyam / Bütün ışıklar sönecek / Ben dünyaya değil / Dünya bana gömülecek” diyerek

Ak Behice – İbrahim Kürşat

Düşlerin yarım kaldığını kimse iddia edemez, ama düşlerinin yarım kaldığı söylenenlerin hasretine de sevgisine de doyulmaz… Türkiye’nin, müzeye çevirilen Ulucanlar cezaevinin bir koğuşunda, koğuşun hemen girişindeki sol ranzanın ikinci katında, cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden, ilk kadın Sosyolog, üniversiteden kovulan ilk kadın öğretim üyesi, parti genel başkanlığı yapan ilk kadın, TBMM ve Avrupa Parlamentosundaki ilk Sosyalist Türk Kadın Milletvekili, sürgünde ölen ilk kadın Marksist Kuramcının umut veren güleç yüzlü bir fotoğrafı asılı duruyor…

Sherlock Holmes ölümsüz mü? A. Ömer Türkeş

19.yüzyılın sonlarında amatörce yazılan bir hikaye ile başlayan Sherlock Holmes efsanesi, polisiye edebiyatın –Dashiell Hammet, Raymond Chandler, Agatha Christie, Georges Simenon, Patricia Highsmith gibi- en parlak yazarlarının yetiştiği bütün bir 20. yüzyıl boyunca ihtişamını hiç yitirmedi. 21.yüzyılın ilk on iki yılını devirdiğim şu günlerde görünen o ki; onca güçlü rakibe rağmen tahtını korumayı sürdürüyor. Maceraları hala ilgiyle izleniyor, romanları satılıyor, fimleri, çizgi filmleri, TV dizileri yapılıyor, taklitleri üretiliyor, üzerine tezler, makaleler, kitaplar yazılıyor. Kısacası, Shelock Holmes sadece edebiyatın değil,

Vera Tulyakova Nazım Hikmet’i anlatıyor.

Nâzım son eşi Vera Tulyakova Nazım’ı anlatıyor
 Nâzım’ın bir özdileği vardı. İnsanlar nasıl iyi şeylere çabuk alışıyorsa kötü şeylere daha çabuk alışıyorlar diyordu. Kuyruklara alışıyorlar, eksiklere alışıyorlar. Bürokratlar siyah arabalarla dolaşırken halktan insanlar saatlerce otobüs bekleyip soğuk kış günlerinde üşüyor.
İşte Nâzım bunlara hiç alışamıyordu. Bütün bunları sanki ilk kez görmüş gibi oluyordu her gün. Ben, sistemin bir ürünüydüm Bense o sistemin bir ürünüydüm. Bazan kızsam da her şey normal geliyordu bana. Ayrıca, böyle yaşamaya alışmıştım.

Gezgin Kitapçımız Selim Sevim – Müslüm Kabadayı

“Antakya’dan kırk beş ileride
Yayladağı’ndan on beş beride
Beş kalır inildiğinde
İşte orası: Kışlak”

1943’te Hatay’ın Yayladağı ilçesine bağlı Kışlak köyünde doğan Selim Sevim, köyünü böyle tarif eder. O, ilkokulu köyünde bitirdikten sonra Yayladağı Ortaoku’ndan mezun olur. Daha sonra Antakya Lisesi’ne devam eder.

Köy Enstitülü Bir Sağlıkçı: Mehmet Yanık – Müslüm Kabadayı

Türkiye eğitim tarihinde özgünlüğü ve ortaya çıkan verimi nedeniyle üzerinde duruşmayı en çok hak eden kurum Köy Enstitüleri’dir. Gerçekten de ülkemizin aydınlanmasında, eğitim-sanat-edebiyat ve bilim alanlarındaki gelişiminde önemli bir rol oynamış bu okul modelimiz ve uygulamaları, sonuçları üzerine tezler hazırlanmış, kitaplar, makaleler ve anılar yayımlanmıştır. Bu ilgiyi fazlasıyla hak eden Köy Enstitülerinin gün ışığına çıkmayan yönleri bakımından, daha yeni yayınlar yapılacağı da ortadadır. Bu yazımız da onlardan biridir.

Arşivler