Category Archives: Biyografiler

Thomas More dair – Karl Marx, Friedrich Engels

Thomas More Utopia’sında der ki: ’’Başka yerlerde pek uysal ve evcil olan ve pek az yiyen koyunlar, şimdi, görüyo­rum ki burada [İngilter’de] öyle obur ve yabanıl olmuşlar ki insanları bile yiyip bitiriyor, kırları, köyleri, evleri silip sü­pürüyorlar.” Utopia, transí, by Robinson, ed., Arber, Lond. 1869, p. 41.

Giordano Bruno – Celal Üster “Beni ölüme yollarken siz benden daha çok korkuyorsunuz”

Kimileri ölümsüzlük peşindedir, kimileri de ölümsüz bir bellek. 16. yüzyıl sonlarında, Venedik’in genç soylularından Giovanni Mocenigo, her şeyi anımsamasını sağlayacak çok güçlü bir belleğe sahip olmak için yanıp tutuşmaktadır. Anımsama sanatı konusundaki ününü duyduğu Giordano Bruno’yu Venedik’teki malikânesine çağırır ve kendisine ‘bellek dersleri’ vermesini ister. Ama ölümsüz bir bellek de ölümsüzlük kadar tehlikelidir o dönemde. Aslında, Bruno’nun anımsama yetileri,

Sevmek üzerine – Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik Abasıyanık“(…)

Her yerde belki yaşamadan yaşadım. Bir evde doğdum. Komşuda esmer bir kız sevdim. Sabahleyin uyandığım zaman onun belirsiz hayaliyle uyanırdım. İçimde o vardı. Nereye gidersem beraber giderdi. İşimde karşımdaydı. Onu akşamleyin komşu kızlarıyla kapı önünde gördüğüm zaman; ne vakit bütün mahrumiyetlerine, kederine, sevincine, derdine, dertsizliğine katılacağımı; onunla nasıl beraber üzüleceğimi, sonra nasıl gülüşeceğimizi,

Balzac üzerine – Maksim Gorki

Balzac’ın yapıtlarını anımsamak benim için tıpkı boş, sıkıcı bir vadide yürüyen yolcunun bir zamanlar geçtiği verimli, güzel bir diyarı anımsaması gibi hoş bir şey.

İlk Fransız kitabını okuduğumda on üç yaşındaydım. Bu, Ed- mond Goncourt’un Zemganno Kardeşler adlı kitabıydı ve sanatçıların, kendilerine karşı düşmanca bir merak duyan, dar, ruhu çirkinleştiren bir çevrede manevi yalnızlık kaderine mahkûm insanların dokunaklı öyküsünü anlatıyordu.

Gökyüzü gibi herkesindi şiiri: Bedri Rahmi Eyüboğlu

Resim ve şiirleriyle tanınan Eyüboğlu, yozlaştırılan günümüz sanatında, geçmişin yitirilmiş ve rafa kalkmış tartışmalarından sıyrılıp, hâlâ kendine yer buluyor.
“Öyle bir sanat ki, onu hiçbir sınır durduramasın, gümrük kapılarında sürünmesin, mabed eşiklerinde aşınmasın, kütüphanelerin raflarında beklemesin.’’

Mavi gezi bir ağaçtır/Dalları deniz./Mavi gezi bir bahçedir/Gülleri deniz./Mavi gezi bir gelindir/Telleri deniz./Mavi gezi bir beşiktir/Bebeği deniz.

Andre Breton ‘dan şiirler… “Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Yüreği yoktur umutsuzluğun…”

Andre BretonAndre Breton; 1924 yılında Sürrealist Manifesto’yu yazarak Gerçeküstücü akımın kurucusu, ”Gerçeküstücü Devrim” dergisinin editörü, Cezayir’deki Fransız sömürgeciliğine karşı ”121′in Manifestosu”nu kaleme alan, “Manyetik Çayırlar”, ”Çılgın Aşk” ve ”Nadja” gerçeküstücü başyapıtların yazarıdır.

Olmak
Büyük çizgileriyle tanıyorum umutsuzluğu. Kanadı yok
umutsuzluğun, akşam vakti deniz kıyısında bir taraçada,
toplanmış bir sofrada kalayım demiyor. Umutsuzluk bu, o bir

Sabahattin Ali’nin soyadını alma öyküsü

Haziran 1934’te yürürlüğe giren Soyadı Kanunu gereği herkesin kendisine soyadı seçtiği günlerde Sabahattin Ali, Ayşe Sıtkı’ya gönderdiği mektubunda şöyle yazmaktadır: “Yeni isim aldın mı? Benim almak istediğim isim Kubaşır’dır. Kubaşmak kelimesinden geliyor. Orta Anadolu’da çok kullanılır. Tarama dergisine bak… Manasını nasıl bulacaksın?” Sabahattin Ali, ortaklaşa iş yapma anlamına gelen “kubaşmak” sözcüğünü kendisine soyadı olarak beğense de bu düşüncesinden belli ki vazgeçmiştir.
Sabahattin Ali’nin annesi ve kardeşleri