Category Archives: Biyografiler

Lanetlenmiş Bir Dahi Edgar Allan Poe – Ahmet Ümit

Edgar Allan PoeLanetlenmiş yaratıcılar vardır. Onlar, insan iyidir, güzeldir, mükemmeldir gibi safsatalar yerine benliklerindeki kötülüğü, yıkıcılığı, nefreti anlatırlar. Oysa toplum bunları okumak, bilmek istemez. İnsanların istediği aşkla, sevgiyle, güzellikle örülü, acıklı da olsa sonunda umutlu biten öykülerdir. Gerçekten kaçmak, onunla yüzleşmekten daha kolaydır. Bu yüzden lanetli yazarların kabul edilmesi zordur. Zordur ama dehanın da bütün unutturma, yok etme çabalarına karşı inanılmaz bir direnme gücü vardır; sıradanlığın, vasat yaratıcılığın bilindik sözlerden oluşan kalın örtüsünü yepyeni bir bakış açısı, alışılmadık bir üslupla er ya da geç yırtarak gün ışığına çıkar.

Edebiyatımızın Ağır İşçisi : Orhan Kemal – Ahmet Ümit

orhan kemalSık sık, köklü bir roman geleneğimizin olmayışından, edebiyatımızın cılız olduğundan söz edilir. Oysa, Batı Edebiyatı kadar görkemli olmasa da edebiyatımız hiç de küçümsenecek bir durumda değildir. Ama farkında olana. Farkında olana diyorum çünkü, yazarlarımızın çoğu edebiyat tarihimizi bilmezler. Kendi dilimizde yazan sanatçıları bilmenin önemini bile kavrayamamışlardır. Biraz da bu yüzden olacak, tüketim kültürünün, güncel olan ama kalıcılığı çok tartışılacak değerlerine yaslanarak, edebiyatımızın yaratıcılarını tarihten çıkarma, belleklerden silme çabalarına karşı çıkmazlar. Edebiyatımızın kilometre taşları olan yazarlarımızın, bir unutulmuşluk duvarının ardına gömülmeye çalışılmasına tepki göstermezler. Bunun nedeni ister cahillik, ister vefasızlık, isterse kıskançlık olsun sonuçta kaybedenin edebiyat olduğunu da algılayamazlar.

Puşkin’i nasıl anlatmalı?

PuşkinYapıtlarının tümünü asıllarından ve birçok kez okuduğum, Türkçede iki kalın cilt tutan anlatı (roman-öykü) türünde yapıtlarını birkaç yıl emek vererek dilimize çevirdiğim, yani üstünde yoğun biçimde kafa yorduğum Aleksandr Puşkin üstüne yazmak bana her zaman güç gelmiştir… Rus edebiyatının herhangi bir başka yazarı üstüne, Gogol, Dostoyevski, Turgenyev, Çehov, Tolstoy vb. konusunda sanki daha kolaylıkla yazılabilirmiş duygusu var içimde… Onların yaşam süreçlerini ve yapıtlarındaki ana özellikleri bir tanıtma yazısı içinde özetlemek sanki daha kolay… Nereden geliyor bu duygu? Söz konusu yazarlar Puşkin’den daha mı az değerliler? Hiç kuşkusuz, söylenemez böyle bir şey… Ondan daha mı az yazmışlar, ya da daha mı az yoğun yaşamışlar? Böyle bir şey de söz konusu değil… Yukarda adını ettiğim yazarların her birinin toplu yapıtları Puşkin’inkinden daha çok sayfa tutar. Ve her birinin yaşamı, Puşkin’inkinden daha az yoğun ya da trajik değildir. Öyleyse Puşkin üstüne konuşma zorluğu nereden kaynaklanıyor?

Yabancılaşmanın Ölümsüz Şairi: Franz Kafka – Ahmet Ümit

Franz Kafka

Franz Kafka 3 Haziran 1924 yılında Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu’nda yaşama gözlerini yumduğunda yalnızca 41 yaşındaydı. Belki her ölüm biraz erkendir, ama Kafka gibi sıradışı bir yaratıcının 41 yaşında yaşama gözlerini yumması, sözcüğün tam anlamıyla bir erken ölümdü. Yine de Kafka, bu kısa süreye daha önce benzeri olmayan yapıtlar sığdırdı. Kendisi gibi 1880 yılının başlarında doğmuş; Stravinski, Webern, Bartok, Apollinaire, Musil, Joyce, Picasso, Brague gibi sanatta büyük değişimleri gerçekleştiren yenilikçiler kuşağının arasında yer almayı başardı.

Lou Andreas Salome’nin hayat hikayesi

Öyle bir kadın ki neredeyse tüm ünlü düşünürleri kendine aşık etti. Henüz 1800’lerin ikinci yarısında bir kadın olarak, kural tanımadı, yasaklara uymadı… Nietzsche’nin kadınlardan nefret etme sebebi olarak gösterildi, Rilke en güzel şiirlerini onun için yazdı…
Lou Andreas Salome,12 Şubat 1861 yılında St. Petersburg da doğdu. Babası, bir Rus generaldi.
Salome, henüz o yıllarda yasa, kural dinlemeyen, başına buyruk bir kadın olarak büyüdü.

Mistik Cinayet Romanı Yazarı: Dostoyevski – Ahmet Ümit

Kimi eleştirmenler Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı ile Karamazov Kardeşlerini polisiye roman olarak adlandırırlar. Benzer değerlendirmeler Sofokles’in Oedipus’u ve Shakespeare’nin Hamlet’i için de yapılmıştır. Hamlet’in başına geldi mi bilinmez ama önemli tiyatro okullarında öğrencilerin Oedipus’u dedektif giysileri içinde sergiledikleri bile olmuştur. Gerçekten de bu yapıtların ekseninde suç, dahası cinayet yer alır. Onları polisiye olarak tanımlanmasına yol açan da bu özellikleridir. Üç yazarın içinde polisiye romana en yakın olanı Dostoyevski’dir.

Tuncel Kurtiz’in seslendirdiği dinlemeye doyamayacağınız 6 şiir

1 Şubat 1936 İzmit doğumlu Türkiye sinema ve tiyatro oyuncusu, yönetmen, yapımcı, senaristtir. 27 Eylül 2013’te kalp krizi sonucu 77 yaşında hayata gözlerini yumdu. Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Çamlıbel köyünde defnedilmiştir.

“Yaşadığım ne varsa sadece haklılıklarımdan bahsetmiyorum, yanlışlıklarımdan da bahsediyorum. Hepsi benim… Onları yaşamasaydım bugünkü Tuncel Kurtiz olamazdım” diyen büyük insanı birinci ölüm yıl dönümünde seslendirdiği altı şiirle anıyoruz. Ve şu da bir gerçek ki; sesinin olduğu her yerde bir damla gözyaşım hazırdır.

Bir Nietzsche yaratmak 2 – Nazê Nejla Yerlikaya

Nietzsche’nin dünyayı anlatmak için edebi sanatsal modellere başvurduğunu biliyoruz. Nehamas’a göre Nietzsche hayatlarımızı sanatçıların yapıtlarını biçimlendirdiği şekilde biçimlendirdiğimizi iddia ediyor. Özgürlüğün kendini yönetme biçimi olduğunu söyleyen Nietzsche sanatçılar için şu cümleleri sarf ediyor: “Başka konularda onlardan daha zeki olmamıza rağmen sanatçılardan ders almalıyız. Çünkü bu incelikli[ düzenleme, şeyleri güzelleştirme] gücü ancak onlarla, sanatın bitip hayatın başladığı yerde bir sonuca ulaşıyor genellikle; ama kendi hayatlarımızın şairleri olmayı istiyoruz- her şeyden önce de, en küçük, en gündelik konularda.

Bir Nietzsche yaratmak 1 – Nazê Nejla Yerlikaya

“bu benim yolum, ya sizinki nerede? –Bana ‘asıl yolu’ soranlara verdiğim cevap bu işte. Çünkü asıl yol- zaten yok ki” Zerdüşt Böyle Buyurdu

Nietzsche’nin çok-üsluplu bir edebi yazma tarzıyla kaleme aldığı yapıtlarının bütününden özel bir karakter inşa ettiğini düşünen Alexander Nehamas, “Edebiyat Olarak Hayat” isimli kitabında bu sorgulamayı derinleştirip Nietzsche’nin kendisini edebi bir karaktere dönüştürüp okurlarının insafına terk ederek, okurlarından da kendi görüşlerinden kendilerine bir yaşam biçimi oluşturmalarını talep ettiğini savunuyor.