Category Archives: Biyografiler

Oscar Wilde’ın daha önce yayımlanmamış bir fotoğrafı bulundu

Şair-yazar Oscar Wilde’ın daha önce yayımlanmamış bir fotoğrafı, önümüzdeki günlerde Adam’s Auctioneers adlı müzayedeevince mezata çıkarılacak.
Oscar Wilde’ı 1878 Ekimi’nde bir av partisi öncesi İrlanda’daki Ashford Şatosu önünde dostlarıyla birlikte yansıtan kare Wilde henüz 23 yaşındayken çekilmiş.

Wilde’ın fotoğrafının yer aldığı 1870’lerden kalma aile albümüne 8 bin euro civarında fiyat biçiliyor.

Av partisi arifesinde çekilen bu kare akla yazarın 1891’de yayımlanan Dorian Gray’in Portresi romanını

Dostoyevski’nin Paris’te kumar tutkusuna yakalandığı dönemin psikolojik analizi – Sigmund Freud

Dostoyevski Paris, 1863

Yayımlanan ölüm sonrası yazıları ve karısının tuttuğu günlük, Dostoyevski’nin yaşamının bir bölümünü, yani Paris’te kumar tutkusuna yakalandığı dönemi tümüyle açıklığa kavuşturur niteliktedir (Fiilöp-Miller ve Eckstein, 1926). Herkesin ortaklaşa benimsediği gibi yadsınması olanaksız sayrısal (patolojik) bir tutku nöbetidir bu. Kuşkusuz, söz konusu tuhaf ve çirkin davranışı dolayısıyla Dostoyevski gerekli ussallaştırmalara (rasyonalizasyon) başvurmamış değildi. Nevrozlularda sık rastlandığı gibi, suçluluk duygusu borç yükünde kendine yerdeş bir ürün sağlamıştı; Dostoyevski’ye göre, kumar oynamaktan amacı, kazanacağı parayla Rusya’ya dönme olanağını ele geçirmek, kendisini hapse tıktırmalarına fırsat bırakmadan oradaki alacaklılarına borcunu ödemekti. Ama bu bir bahaneydi yalnızca;

“Suç ve Ceza”nın yazıldığı dönem bakımından bir Raskolnikov analizi

“Raskolnikov” Adının Kökeni Üzerine
Suç ve Ceza”nın dünyaca ünlü kahramanı Raskolnikov’un adı rastgele konulmuş bir ad olamaz.
Rusça “raskolot” fiili, günlük konuşma dilinde, parçalara ayırmak, birliği bozmak, bir çevrede görüş ayrılıkları yaratmak gibi anlamlara geliyor.
Bu fiilden türetilmiş olması gereken “raskol” sözcüğü 11 yüzyıl Rusya’sında resmî kiliseye karşı çıkan ayrılıkçı bir dilimi hareketin adıdır.
Bu açıklamadan sonra “Suç ve Ceza”nın kahramanının dünyaca ünlü adını, dilimize “ayrılıkçıoğlu” diye çevirmek çok mu abartılı olur?

Orhan Nurallah Arsal (Orhan Nurullah Adil) Hakkında Bilgi – Ayhan Hüseyin Ülgenay

06.02.1910 İstanbul doğumlu. Baba adı; Abdurrahman Adil Ana adı; Fatma. Evli bir çocuk babası. İstanbul Yüksek Ticaret Mektebinden mezun oldu ( 1926 ). Paris’te Hukuk doktorası yaptı (1931) Fransızca biliyor. Öğretmen, Avukat, Siyaset adamı.

ÇALIŞMA HAYATI;
1 – 1932 yılında Ankara Lisesi Fransızca Muallimi
2 – 01.11.1934 – 30.10.1935 Askerliği
3 – 25.11.1933 İstanbul Hukuk Fakültesi Devletler Umumi Hukuku Doçenti
4 – 25.05.1938 Milli Eğitim Bakanlığı Kararnamesi ile Trabzon Lisesi Fransızca Öğretmenine atandı.

Yılmaz Güney’in ilk kez yayımlanan İmralı Cezaevi günleri fotoğrafları

Türkiye sinemasının unutulmaz ustası Yılmaz Güney’in yaşamının büyük kısmı cezaevlerinde geçti. Güney’in bir süre yattığı İmralı Cezaevi günleri ise ilk kez gün ışığına çıktı. Yılmaz Güney’in İmralı’da çekilen fotoğrafları kitaplaştırıldı ve Everest Yayınları tarafından yayınlandı.

Lanetlenmiş Bir Dahi Edgar Allan Poe – Ahmet Ümit

Edgar Allan PoeLanetlenmiş yaratıcılar vardır. Onlar, insan iyidir, güzeldir, mükemmeldir gibi safsatalar yerine benliklerindeki kötülüğü, yıkıcılığı, nefreti anlatırlar. Oysa toplum bunları okumak, bilmek istemez. İnsanların istediği aşkla, sevgiyle, güzellikle örülü, acıklı da olsa sonunda umutlu biten öykülerdir. Gerçekten kaçmak, onunla yüzleşmekten daha kolaydır. Bu yüzden lanetli yazarların kabul edilmesi zordur. Zordur ama dehanın da bütün unutturma, yok etme çabalarına karşı inanılmaz bir direnme gücü vardır; sıradanlığın, vasat yaratıcılığın bilindik sözlerden oluşan kalın örtüsünü yepyeni bir bakış açısı, alışılmadık bir üslupla er ya da geç yırtarak gün ışığına çıkar.

Edebiyatımızın Ağır İşçisi : Orhan Kemal – Ahmet Ümit

orhan kemalSık sık, köklü bir roman geleneğimizin olmayışından, edebiyatımızın cılız olduğundan söz edilir. Oysa, Batı Edebiyatı kadar görkemli olmasa da edebiyatımız hiç de küçümsenecek bir durumda değildir. Ama farkında olana. Farkında olana diyorum çünkü, yazarlarımızın çoğu edebiyat tarihimizi bilmezler. Kendi dilimizde yazan sanatçıları bilmenin önemini bile kavrayamamışlardır. Biraz da bu yüzden olacak, tüketim kültürünün, güncel olan ama kalıcılığı çok tartışılacak değerlerine yaslanarak, edebiyatımızın yaratıcılarını tarihten çıkarma, belleklerden silme çabalarına karşı çıkmazlar. Edebiyatımızın kilometre taşları olan yazarlarımızın, bir unutulmuşluk duvarının ardına gömülmeye çalışılmasına tepki göstermezler. Bunun nedeni ister cahillik, ister vefasızlık, isterse kıskançlık olsun sonuçta kaybedenin edebiyat olduğunu da algılayamazlar.

Puşkin’i nasıl anlatmalı?

PuşkinYapıtlarının tümünü asıllarından ve birçok kez okuduğum, Türkçede iki kalın cilt tutan anlatı (roman-öykü) türünde yapıtlarını birkaç yıl emek vererek dilimize çevirdiğim, yani üstünde yoğun biçimde kafa yorduğum Aleksandr Puşkin üstüne yazmak bana her zaman güç gelmiştir… Rus edebiyatının herhangi bir başka yazarı üstüne, Gogol, Dostoyevski, Turgenyev, Çehov, Tolstoy vb. konusunda sanki daha kolaylıkla yazılabilirmiş duygusu var içimde… Onların yaşam süreçlerini ve yapıtlarındaki ana özellikleri bir tanıtma yazısı içinde özetlemek sanki daha kolay… Nereden geliyor bu duygu? Söz konusu yazarlar Puşkin’den daha mı az değerliler? Hiç kuşkusuz, söylenemez böyle bir şey… Ondan daha mı az yazmışlar, ya da daha mı az yoğun yaşamışlar? Böyle bir şey de söz konusu değil… Yukarda adını ettiğim yazarların her birinin toplu yapıtları Puşkin’inkinden daha çok sayfa tutar. Ve her birinin yaşamı, Puşkin’inkinden daha az yoğun ya da trajik değildir. Öyleyse Puşkin üstüne konuşma zorluğu nereden kaynaklanıyor?

Yabancılaşmanın Ölümsüz Şairi: Franz Kafka – Ahmet Ümit

Franz Kafka

Franz Kafka 3 Haziran 1924 yılında Viyana yakınlarındaki Kierling Sanatoryumu’nda yaşama gözlerini yumduğunda yalnızca 41 yaşındaydı. Belki her ölüm biraz erkendir, ama Kafka gibi sıradışı bir yaratıcının 41 yaşında yaşama gözlerini yumması, sözcüğün tam anlamıyla bir erken ölümdü. Yine de Kafka, bu kısa süreye daha önce benzeri olmayan yapıtlar sığdırdı. Kendisi gibi 1880 yılının başlarında doğmuş; Stravinski, Webern, Bartok, Apollinaire, Musil, Joyce, Picasso, Brague gibi sanatta büyük değişimleri gerçekleştiren yenilikçiler kuşağının arasında yer almayı başardı.