Karanfil ve Pranga / Ahmed Arif?in Şiiri Üzerine Eleştirel Bir Çalışma ? Ahmet Oktay

Ahmed Arif’in Hasretinden Prangalar Eskittim’in ilk basımı 1968′de yapılmıştı. Türk şiiri içinde özel bir başarıya sahip olan kitap, ulaştığı 21 baskı ile her türlü eleştirel yaklaşıma dayanıklı olabileceğini kanıtlamakla kalmamış, okurun 20 yıllık bir döneme yayılan beklentilerini karşılayabildiğini de göstermiştir. Ahmed Arif’in şiiri okurun hangi beklentilerine cevap getirmiştir? Bu okur kimdir?
Ahmet Oktay bu çalışmasında Ahmed Arif’in şiirini, içerdiği yazınsal, siyasal, ideolojik değerleri çözümleme amacıyla bir yeniden okumaya girişiyor. Betimlemeyle yetinmeyen, şiir ve okuru arasındaki ilişkiyi, şiirin tüketilme sürecini araştıran bir okuma bu.

“Sunuş” ve “Giriş”, s. 7-12
Sunuş

Bu çalışmayla ilgilenecek okura belli ölçüde kendimden söz etmem gerekiyor.
1930′lular kuşağı içinde Ahmed Arif’i ilk tanıyan Yılmaz Gruda’dır, sonra da ben. Yanılmıyorsam 1948′de. Yılmaz, o tarihlerde Ankara Ticaret Lisesi’nde okuyordu ve Arkon soyadını taşıyordu. Gruda’yı şairane bularak daha sonra benimseyecekti. Tek düşüncemiz yazındı ve şiir baş uğraşımızdı. Ticaret Lisesi’nin arkasında bir kahve vardı: 15′inci Yıl Kıraathanesi. Yılmaz, orada bir grupla tanışmıştı; üçü nice acıları, nice anıları geride bırakarak ayrıldılar bu dünyadan: Şevki Akşit, Enver Gökçe, Özer Sağnak ve Ahmed Arif. Ben de hemen tanıştım onlarla.
15′inci Yıl, sosyalist yazarların toplandığı bir yerdi. O zamanki soyadı Barikat olan Arif Damar’ı da orada tanıdım. Bu grup, bizim sanat anlayışımızın, dünya görüşümüzün biçimlenmesinde, hemen çıkarsanabileceği gibi, etkin rol oynadı. Sonraki yıllarda Kızılay’da bulunan Sergen Kıraathanesi’ne naklettik. Araya, 1951 tutuklamaları gibi olaylar girdi ama benim Ahmed Arif’le dost/kardeş ilişkim, İstanbul’a yerleştiğim 1957 yılına kadar sürdü. 1961′de gazeteciliğe başlayarak yeniden Ankara’ya döndüm. 1964′te evlendim. Gelgelelim, yıllar önce Ataç dergisinde ustam olduğunu belirttiğim Ahmed Arif’le eskisi gibi görüşemez olduk. O da evlenmişti.
Hasretinden Prangalar Eskittim, 1968 yılında yayınlandı. Ancak, burada bir vurgulama gerekiyor: Bu şiirler, yayım tarihinden çok önce yazılmış ürünlerdi ve bir çok kişi tarafından ezbere biliniyorlardı. Ahmed Arif’in siyasal konumu, şiirinin çok uzun süre yeraltında kalmasına yol açmış, bu yüzden o da gizli bir şair olarak bilinmiştir.
Ben, Ahmed Arif ve çevresini tanıdığımda 15 yaşındaydım. Bu yüzden onun sesi benim ilk ürünlerimi doğrudan biçimlendirmiştir. Nâzım’ın şiirlerine de ulaştık elbet ama, ben, belki de geliştirdiği romantik söylem dolayısıyla Ahmed Arif’in daha çok etkisinde kaldım. Zamanla doğal olarak şiirimi ayırdım onun sesinden ve söyleminden. ama şiirlerinin ya da dizelerinin bir çoğu hâlâ ezberimde. Kısaca söylemem gerekirse, Ahmed Arif konusunda her zaman duygularımı işin içine karıştırmam tehlikesi mevcut.
Gerçi ilk baskısının üzerinden 20 yıl geçtikten sonra Hasretinden Prangalar Eskittim üzerinde söz alırken, anıların ve duygusal yaklaşımların ötesinde kalmaya büyük özen gösterdim. Bu çalışmada Ahmed Arif’in şiirini anlama çabam sonunda ulaştığım kimi eleştirel yargılar ve belirttiğim şiirsel sakıncalar, hiç bir hasmane yaklaşım yansıtmıyor. Ahmed Arif’in seçtiği yol, kendisinindir. Dahası, kitabının baskı adedi, “şiirlerim düşünceler ve yürekler arasında bir bağ kuruyorsa o zaman mutlu oluyorum”(*) diyen şairin, kendi amacına ulaştığını kanıtlıyor. Ben, geniş kitlelere ulaşan bu şiiri daha yakından, daha içerden görmeye, nasıl oluştuğunu, hangi çevrede tüketildiğini anlamaya çalıştım sadece.
Ahmed Arif’in şiirini de o şiire yöneltilmiş bu eleştirel bakışı da her okur kendince değerlendirecektir.

Giriş
Yıllardır yayın yapmaması artık şiiri bıraktığı yolunda kesin bir kanıt oluşturur mu bilmiyorum ama Ahmed Arif’in tek kitabı Hasretinden Prangalar Eskittim çok zor bir rekoru gerçekleştirdi: 20 yılda yirmibir baskı.(1) Her baskının ortalama beş bin olduğunu varsayarsak, yüz binlik bir satış bu. Galiba Nâzım Hikmet’in anıtsal yapıtı Memleketimden İnsan Manzaraları bile böyle bir başarıya ulaşamadı.
Hasretinden Prangalar Eskittim 1968 yılında yayımlandığında Cemal Süreya “Ahmed Arif’in Türk şiirinde sağlamış olduğu yer, bundan sonra en az tartışılan yerlerden biri olarak kalacaktır” diye bir saptama yapmış, şairin özellikle siyasal engeller dolayısıyla uzun süre yayın yapamadığını da belirterek şunları eklemişti: “Daha önce şairler arası bir ‘pazarı’ olan Ahmed Arif okura ulaşmak olanağını buldu.”(2) Söylemek gerekir ki, okur sözcüğü olumlu ve olumsuz anlamlarında yığına dönüşmüş bulunuyor. Bu olgu, Ahmed Arif’in şiirinin yeniden okunmasını, içerdiği yazınsal, siyasal, ideolojik değerlerin bu yeniden okuma sırasında çözümlenmesini ve kurgulanmasını gerektiriyor, hatta zorunlu kılıyor.
Hasretinden Prangalar Eskittim ulaştığı 21 baskı ile her türlü eleştirel yaklaşıma dayanıklı olabileceğini kanıtlamakla kalmıyor, okur kesimlerinin 20 yıllık süre içine yayılan beklentilerini karşılayabildiğini de gösteriyor. Öyleyse: Nedir bu içerik, nedir bu beklenti?
Çoğunu ilk gençlik yıllarımda ezbere bildiğim bu şiirleri 21′inci baskısı dolayısıyla bir kere daha okuyunca, dikkatimin asıl yöneldiği yerlerden biri, kitabın izlerçevresi oldu.
Türkiye’de toplumcu gerçekçi eleştiri, genellikle, yöneldiği metnin tarihsel/toplumsal içeriğini betimlemekle yetiniyor, bu içeriği ilerici bulduğunda da yazınsal üretimin gerçekleşmiş olduğu kanısına varıyor. Dahası, bu ilericilik metnin (şiir, öykü, roman vb.) yazınsal başarısının birincil önkoşulu sayılıyor. Bu yaklaşımın yazınsal metnin yeniden-üretimini(3) gerçekleştiren okuru bütünüyle dışarda bıraktığını, ileti ile alımlayıcı arasındaki işlevsel ilişkiyi dıştaladığını, bu arada alımlanma sürecinin ideolojik içeriğini gözden kaçırdığını söylemek gerekir.
Bir yazınsal metnin tarihsel bir özü nedensellik ve olasılık bağlantıları içinde yansıtabileceğini varsaysak bile, bu metin okur ya da bu yazıda kullanacağım terimle izlerçevre tarafından yazarın öngördüğü bağlamda yeniden-üretil(e)medikçe öz hiçbir şekilde açığa çıkamayacak, dünyanın dönüştürülmesi amacıyla kullanılamayacaktır. Sınıf söylemleri içinde eklemlenen ideolojik ögelerin kendi içlerinde özerk alanlar ve alt-ideolojiler oluşturabilecekleri gerçeği görmezden gelinmediğinde, bir metnin aynı sınıf içinde yer alan çeşitli izlerçevrelerce değişik biçimlerde alımlanabileceği, bu alımlanma biçimlerinin kimi zaman birbirlerine ters düşebileceği de söylenebilir.
Ahmed Arif’in asıl izlerçevresinin yeterlikle belirlenebilmesi için, öncelikle Hasretinden Prangalar Eskittim’in anlamsal yapısının çözümlenmesi gerekiyor. Bu şiir bana kalırsa başından beri hep siyasal düzeyde değerlendirildi. Dolayısıyla siyasetle sanatı birbirine karşıt sayan kesimler Ahmed Arif’te şiirsel hiç bir yan bulmadılar. Solun bir kesimi ise bu iki düzey arasında bir bireşim kurulmasını sağlayacak öğeler bulmaya, Hasretinden Prangalar Eskittim’in şiirsel düzeyinin de bulunduğunu göstermeye çalıştı.3 Ama bu şiir asıl tüketicisini fraksiyon üyelerinde buldu ve onlar tarafından aşkınlaştırıldı.
Bir metnin ürettiği ideolojinin bir egemen söyleme dönüştürülebilmesi için bir grup gerekir. Tek okur böyle bir işi gerçekleştiremez. Bu yüzden, bu yazıda alımlama estetiği kuramcılarından Hans Robert Jauss’un kullandığı izlerçevre (Publikum) teriminden yararlanıyorum.(4) Bu terim, şu üç düzeyde aydınlatıcı görünüyor:
1. Terim, yazar-yapıt-okur ilişkisinde tekilliği ortadan kaldırıyor ilkin, sürecin daha kollektif boyutta kavranabilmesi olanağını veriyor. Salt metinle tek okur arasındaki ilişki değil çünkü söz konusu edilen. Alımlama kollektif boyutta olmadıkça herhangi bir ideolojik ögenin bir söylemde eklemlenmesi olası değil.
2. Terim, yazınsal alanın üretim ve yeniden-üretim süreci içinde kavranabilmesini de daha olanaklı kılıyor. Besbelli: Tüketici’nin karşılığıdır izlerçevre. Dolayısıyla izlerçevrenin ürünle (yazınsal yapıt) hem fetişist ilişkisini hem de demistifiye edebilici ilişkisini kuramsal düzlemde anlayabilmeyi kolaylaştırıyor. İlişki ikinci doğrultuda geliştiği ve izlerçevreler aynı konumda çakıştığı ölçüde metnin okuruna tarih yapıcı bir bilinç kazandırabileceği söylenebilir.
3. Terim, izlerçevrelerin her metni kendi zaman bağlamlarında yeniden gündeme getirebileceğini, yazınsal yapıtın ilk biçiminde içerilmeyen yeni bir ufuk oluşumuna yol açabileceğini de gösteriyor. Jauss’u izleyerek söylersem, “yazar-yapıt-izlerçevre üçgeninin son köşesi yalnızca edilgin olan öge, salt tepkilerden oluşan bir zincir değil, yeniden tarih yaratıcı nitelikte bir enerjidir.”(5)
Bu kısa açıklamalar çerçevesinde şu sorular öncelikle öne çıkıyor.
1. Ahmed Arif’in şiiri yazıldığı yıllarda hangi izlerçevreye yönelmeyi öngörüyor ve hangi beklentileri karşılamayı istiyor ya da umuyordu?
2. Hasretinden Prangalar Eskittim anlamsal yapı açısından hangi somut çevre ilişkilerini ortaya koyuyor, hangi temel ögeler üzerinde yapılanıyor ve bu ilişkiler yönelmeyi amaçladığı izlerçevrenin kültürel, siyasal, ideolojik beklentilerine uygun düşüyor muydu?
3. Nihayet: Ahmed Arif’in şiirini yeniden-üreten izlerçevre hangi siyasal ideolojiyi temsil ediyor ya da nasıl bir ideoloji ürettiği içindir ki Ahmed Arif’in şiirini kendi beklenti ufkuna alıyor?
Bir yazınsal yapıtın anlamsal yapısı, hiç kuşkusuz, ait olduğu, içinde üretildiği tarihsel dönemin bütün kültür evreni aydınlatıldıktan sonra belirebilir. Yapıtın da ancak bu belirlenmeden sonra yöneldiği/yönelmek istediği izlerçevrenin beklentilerini karşılayıp karşılamadığı ya da izlerçevrede yeni bir ufuk oluşumuna yol açıp açmadığı sorulabilir.
Bu çalışmada Hasretinden Prangalar Eskittim’in belirtilme düzeyi ile içerik düzeyini elimden geldiğince çözümleyebilmeyi amaçlıyorum. Kitabın her şiirinde açık ya da örtük biçimde gözlenen içersi/dışarsı, ben/sen, doğa/kültür, şimdi/gelecek, us/inanç gibi karşıtlıklardan yola çıkarak derin yapı’nın kendisine ulaşabilmeyi istiyorum. Bunu yapabildiğim takdirde, kitabın anlamsal yapısı ile izlerçevre arasındaki siyasal/ideolojik bakışımlılığın ve karşılıklı ayna olma durumunun kolaylıkla görüleceğine inanıyorum.

Notlar
(*) Z. Oral: “Edebiyatımızdan On İnsan Bin Yaşam”, Milliyet Sanat Der. Eki 2.
(1) Bıraktığı. Şu yüzden: A.Arif Militan dergisinin 2 Şubat 1975 tarihli sayısında, yani kitabının yayınlanmasından 7 yıl sonra N.Behram’la yaptığı konuşmada “İkinci kitabım olacak. Gecikmesi tamamen özel nedenlere bağlı” diyordu. Ancak, bu konuşmadan 13 yıl sonra Milliyet Sanat Dergisi’nin “Edebiyatımızdan On İnsan, Bin Yaşam” adlı eklerinin ikincisinde Zeynep Oral’la yaptığı konuşmada hâlâ yeni bir kitabının olacağından söz ediyor. Cumhuriyet’te 20 Mayıs 1988′de yayınlanan Yurdagül Erkoca ile görüşmesinde bu konuya hiç değinmiyor.
(2) C.Süreya: “Ahmed Arif”, Papirüs, Ocak 1969.
(3) C.Süreya’nın yazısı bu tutumun ilk örneğidir.
(4) H.R.Jauss: “Bilimsel Bir Yazın Tarihinin Çağırışı”, Bağlam, sayı 2, Çev: T.Turan, İ.Ü. Yabancı Diller Yüksek Okulu Almanca Bölümü Yayını, 1980.
(5) A.g.e., s. 90.

Kitabın Künyesi
Karanfil ve Pranga / Ahmed Arif’in Şiiri Üzerine Eleştirel Bir Çalışma
Ahmet Oktay
Metis Yayınları
Kitabın Baskıları:
İlk Basım: Ocak 1990
96 sayfa

İçindekiler
Sunuş
Giriş
I Ekonomik / Siyasal ve Kültürel / Yazınsal Arka Plan
II Toplumcu Şiirin Ortamı ve Söylemi
III Hasretinden Prangalar Eskittim

Ahmet Oktay ‘ın Hayatı
1933 yılında Ankara’da doğdu. Yazmaya ortaokul sıralarında başladı. İlk şiiri, 1949-1950 yılları arasında Gerçek dergisinde yayımlandı. Öğrenimini lisede yarım bırakarak çalışmaya başladı. Ahmet Oktay, 1950′li yıllarda İkinci Yeni Hareketine öncülük ettiği söylenebilecek olan Mavi Hareketi içinde yer aldı ve aynı adlı dergide yazıları ve şiirleriyle etkin bir rol oynadı. 1961 yılında Yeni İstanbul gazetesinin Ankara bürosunda “parlamento muhabiri” olarak profesyonel gazeteciliğe başladı. Ankara Ekspres, İktisat ve Piyasa, Vatan gibi gazetelerde muhabir olarak çalıştıktan sonra 1965 yılında TRT Haber Merkezi’nde çalışmaya başladı. 1976 yılında, siyasal iktidar değişince TRT’den istifa ederek Akajans, ardından da Dünya gazetesi haber müdürlüğü görevlerini yürüttü. 1978′de yeniden TRT’ye döndü. 1982′de buradan emekliliğini isteyip ayrıldı. Daha sonra Milliyet gazetesine geçti. 1993 yılında müdürlerinden biri olduğu Milliyet’in yazı işlerinden ayrılarak kendini tümüyle yazmaya verdi.
Ahmet Oktay?ın eserlerinden bazıları şunlardır: Hayalete Övgü (YKY, 2001), Anlatıların Aynası Yazınsal Eleştiriler II 1954-2000 (YKY, 2001), Şairin Kanı Yazınsal Eleştiriler 1 1954-2000 (YKY, 2001), Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları (Tümzamanlar, 2000), Postmodernist Tahayyüle İtirazlar (İnkılap, 2000), Siyasal İslama İtirazlar (İnkılap, 2000), Şeytan, Melek, Soytarı Selim İleri’nin Romancılığı ve Romanları (Oğlak, 1998), Az Kaldı Kışa (Sel, 1996), Söz Acıda Sınandı (YKY, 1996), Komet ve Öteki Komet (İyi Şeyler, 1995), Medya ve Hedonizm (Yön, 1995), Toplu Şiirler 1963-1991 (YKY, 1995), Bir Sanrı İçin Gece Müziği Anti Nostaljik Bir Kolaj (Telos, 1993), Karanfil ve Pranga Ahmed Arif’in Şiiri Üzerine Eleştirel Bir Çalışma (Metis, 1990), Toplumsal Değişme ve Basın 1960-1986 Türk Basını Üzerine Uygulamalı Bir Çalışma (BFS Yayınları, 1987), Toplumcu Gerçekçiliğin Kaynakları (BFS, 1986), Sanat ve Siyaset (Yön), Gece Defteri (YKY, 1998), Gözüm Seğirdi Vakitten (YKY, 1996), İnsan Yazar Kitap (Ark, 1995), İsrafil’in Sur’u (YKY, 1997), Metropol ve İmgelem (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2002), Şiddet, Söz, Yaşam (Kelepir Kitaplar, 1995), Türkiye’de Popüler Kültür (Everest, 2002) ve Zamanı Sorgulamak (Remzi, 1991).

One Response to Karanfil ve Pranga / Ahmed Arif?in Şiiri Üzerine Eleştirel Bir Çalışma ? Ahmet Oktay

  1. Nejla diyor ki:

    Ahmet Oktay’ın, ne kadar Ahmed Arif hayranı olduğu,’Karanfil ve Pranga’ şiiri, eleştirmekten ziyade çözümleme amaçlı yazıldığı güzel bir şekilde ifade edilmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>