Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler – Oktay Rifat Horozcu

?Ölümle burun buruna bir gençlik boyu/ Sıtmasında vereminde Anadolu`nun/ (?) Yaşamak bir yürek işçiliği günümüzde/ Ölümün anlamı değişti bir de.?
Oktay Rifat?ın 1945 yılında yayınladığı “Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler”de doğa gerçekliğinin bir parçası olarak öne çıkar. Ve doğayla olan tutkulu duygusal bağ, neredeyse sonraki tüm kitaplarının kopmaz parçası olacaktır. `Çocuk` imgesinin yine belirgin olması yanında, yoğun bir hiciv ve toplumsalcılık ön plana çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı `nın kaosu ironik lanetlenirken çocuğun bu savaş içindeki özellikli masumiyeti toplumsalcı bir algıyla kutsanır. Öte yandan duygu yüklü gündelik hayat tabloları, yoğun ve hakiki aşk duygusunu, hayata dair bir bohem duruş ve bunların tümünü hakiki bir hüzünle bezemesi Rifat`ı kuşatıcı bir şair yapar. Yer yerse ince bir mistifikasyonla karşılaşılır. Bu kitaptan, Koca Bir Yaz`a kadar doğa devamlı, bu şiirin özü, fışkıran bir varoluş kaynağı durumundadır. Ağaç , dal , ot, deniz , yaprak, su, yağmur, bulut vs. sözcükler bu şiirin olmazsa olmazı durumundadır. Dolayısıyla da doğanın renkleri, yarattığı anlam dünyası, ürettiği imgelem Rifat’ın duygusallığını her boyutuyla besleyen semboller durumundadır. Bu sözcüklerin doğal anlamlarını da çoğu kez hiç zedelemeden. Bu sözcükler kır duyarlılığını daha çok simgelediğinden, şair insanın gündelik, günübirlik hayatını, ilişkilerini, acılarını, yalnızlıklarını şiirleştirirken bu ve benzeri doğa sözcüklerinden hemen her kitapta yararlanır. Bir kasabayı, bir şehrin ara sokaklarını çoğu kez bu ve benzeri sözcükleri kullanarak dile getirir.

?Oktay Rifat, Elleri Var Özgürlüğün?den son kitabı Koca Bir Yaz?a kadar yazdığı şiirlerde hayatı bütünselliği ve olanca ayrıntı zenginliğiyle yansıtabileceği yüksek bir üslup yarattı. Bu son döneminde Oktay Rifat ufkun ötesine bakarak var olmanın gizlerini okuruyla paylaşan cömert bir bilge gibidir. Adalet, özgürlük, zamanın geçişi onun hâlâ önem verdiği temalardır. Ama ilk şiirlerinin delifişek neşesi yerini filozofça bir gülümseyişe bırakmıştır.?
(Cevat Çapan)

?Yaşamda en önemli şey ?essah? olmaktı onun için. Duyguda, sözde, davranışta gerçekten yana olmak, yalan söylememek, en büyük, belki de tek erdemdi. Nasıl insan yalan söylememeliyse, şiir de, sanat yapıtı da söylememeliydi. Bir onur ve varoluş sorunuydu bu.?
(Samih Rifat)

?Oktay Rifat?ta şiirsel konjonktür büyük inip çıkmalar gösteriyor. Her değişiş bir öncekinin bazı yönlerden tam tersiymiş izlenimini uyandırıyor okurda. Yalnız bunların kimlik değiştirmeyle ilgisi yok (?) başta yadırgansa da, birbirinin tersi olarak belirmiş dönemler ve bu dönemlerin ürünleri birbirine bağlanıyor; eklem yerleri o ters çıkış noktaları olmak üzere.?
(Cemal Süreya)

Orhan Kahyaoğlu?nun 12.10.2007 tarihinde Radikal Gazetesinde Oktay Rifat üzerine  ‘Dilsiz ve çıplak’ bir şiir adlı yazısı

Oktay Rifat 60′larla ironiden, önceki dönem şiirlerine oranla uzaklaşır. O, toplumsalcı bir şairdir, ama bu şiire mantığı hiç sokmaz. Duygu, aklı ezip geçer. Çoğu ustanın başaramadığı da bu özelliktir

Oktay Rifat şiiri, onu tam tuttuğun, yakaladığın, seni kuşattığına inandığın noktada elinden kaçar. Karşına bambaşka bir yüzle çıkar. Önceleyin durumu yadırgar okur. Bu şiirde kökten değişimler yaşandığını düşünür. Yer yer altı çizilmeye değer birtakım farklılaşmaları es geçmek olası değildir. Örneğin, 1960′larla ironiden, en azından önceki dönem şiirlerine oranla uzaklaşır. O hep toplumsalcı bir şairdir, ama bu şiire mantığı neredeyse hiç sokmaz. O hep duygularının izini sürer. Dilsel dönüşüm yaşadığı düşünülen, İkinci Yeni şiiri ailesi içinde var sayılan Perçemli Sokak (1956) ve Aşık Merdiveni (1958) kitaplarında bile duygu, aklı hep ezip geçer. Çoğu ustanın başaramadığı da tam bu özelliktir. 1941′de Orhan Veli ve Melih Cevdet’le birlikte yayımladığı Garip kitabındaki manifesto da aslında akıl ve zekâ yüklüdür. Bu kitapta yayımlanan şiirlerinde bile duygusal doku ön plandadır. Ancak ardından gelen birçok kitabında aklı soyar sıradanlaştırır ve tamamen kendinin olan bir duygu dünyasına dönüştürmeyi başarır. Garip’in bildirisiyle dışladığı geleneksel şiir formlarına da gerektiğinde geri dönmekten çekinmeyecektir. Çünkü önemli olan duyguları en hakiki biçimde şiire yedirmektir. Form, hep ikinci planda kalacaktır.
İroniyi, akıl kadar yadsımaz. Yer yer de kullanır. Ama, çoğu kez, kendine has bir şenlikçi hava, özellikle ilk dönem şiirlerinde belirleyicidir. Benzersiz bir görüntülemecilik vardır bu şiirde. İnsan, tüm incelikleriyle bir duygu tablosu gibi siner şiirlerine. Hem de ilk şiir yayımladığı 1936′dan, son kitabı 1987′de çıkan Koca Bir Yaz’a kadar. İroniden çok önce, toplumun gündelik konuşma dili, halk deyişleri, folklorik-yerel motifler ve hatta halk ağzından gelen masal ve tekerlemelerin fazlasıyla etkisi vardır. Bu çizgiden uzaklaştığı dönemler tabii ki olmuştur.
Dünya şiiriyle yakın akrabalık
Rifat’ın ‘Bütün Şiirleri’ iki cilt olarak yayımlandı. Şair, Garip kitabını saymazsak, ölümüne kadar toplam onbeş şiir kitabı yayımlamıştı. Ancak, Rifat’ın talebi sonucu, onun iki çeviri kitabı olan Yunan Antologyası ve Latin Ozanlarından Çeviriler de bu iki cildin içine konulmuş. Rifat’ın şiirindeki 1960′larla beliren ilginç değişiminin de sembolleri olarak düşünülebilir bu çeviriler. Şairin, dünya şiiriyle olan yakın akrabalıklarının izdüşümleri. Ancak, tabii ki yalnız bunlar değil. Oktay Rifat şiirinde, Fransa merkezli modern şiirin de dolayımlı izdüşümleriyle karşılaşılır. Şair, Fransa’da üç yıl süren doktora serüvenini İkinci Dünya Savaşı nedeniyle tamamlayamamış. Ancak, bu şiiri özümseyişi, kendi şiiriyle akrabalıklar kurma serüveni daha 1930′ların sonlarına kadar uzanmakta. Zaten, Garip hareketinin Fransız serbest şiiriyle kurduğu akrabalıkla, bu şiir, çeşitli modern sanat akımlarından esinlerle de Türkiye’ye özgüleştirilmiştir.
Rifat’sa daha ilk kitabında bu yaslanılan bu felsefeyi kendi duygusal, yerel yapısına dönüştürmeyi ilk başaranlardandır. Bütün Şiirleri I’de ilk kitap olarak Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler (1946) ile başlar. Güzelleme (1945) ardından gelir. Niye Bütün Şiirleri’nin başlangıç kitabı olarak Güzelleme alınmıyor bilinmez. Herhalde Güzelleme’nin çok kısa olup, kitaptan çok bir ‘kitapçık’ı anımsatmasıdır. Sevginin, sevdanın kutsandığı bir kitaptır Güzelleme. Rifat’ın şiirinde hep belirginleşen çocuksuluğun, masumiyetin, saflığın daha bu kitapta tüm hakikiliğiyle kutsanışı dikkat çeker. Rifat şiirinde hâkim olan hümanist algı, duygusallığın hakikiliği daha bu ilk kitapçıkta öne çıkmakta. Şairin gerçek olanla arasında kurduğu ilk iç içelik bu kitapçıkta öne çıkar. Halkın dili ve taşlamaların yanında, masalımsı yanıyla kitapçık okuru hemen kuşatmıştır.
Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler’de doğa, hakikiliğin bir parçası olarak öne çıkar. Ve doğayla olan tutkulu duygusal bağ, neredeyse sonraki tüm kitaplarının kopmaz parçası olacaktır. ‘Çocuk’ imgesinin yine belirgin olması yanında, yoğun bir hiciv ve toplumsalcılık ön plana çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın kaosu ironik lanetlenirken çocuğun bu savaş içindeki özellikli masumiyeti toplumsalcı bir algıyla kutsanır. Öte yandan duygu yüklü gündelik hayat tabloları, yoğun ve hakiki aşk duygusunu, hayata dair bir bohem duruş ve bunların tümünü hakiki bir hüzünle bezemesi Rifat’ı kuşatıcı bir şair yapar. Yer yerse ince bir mistifikasyonla karşılaşılır.
Bu kitaptan, Koca Bir Yaz’a kadar doğa devamlı, bu şiirin özü, fışkıran bir varoluş kaynağı durumundadır. Ağaç, dal, ot, deniz, yaprak, su, yağmur, bulut vs. sözcükler bu şiirin olmazsa olmazı durumundadır. Dolayısıyla da doğanın renkleri, yarattığı anlam dünyası, ürettiği imgelem Rifat’ın duygusallığını her boyutuyla besleyen semboller durumundadır. Bu sözcüklerin doğal anlamlarını da çoğu kez hiç zedelemeden. Bu sözcükler kır duyarlılığını daha çok simgelediğinden, şair insanın gündelik, günübirlik hayatını, ilişkilerini, acılarını, yalnızlıklarını şiirleştirirken bu ve benzeri doğa sözcüklerinden hemen her kitapta yararlanır. Bir kasabayı, bir şehrin ara sokaklarını çoğu kez bu ve benzeri sözcükleri kullanarak dile getirir.
Şairin, daha toplumsalcı kimliğinin öne çıktığı Aşağı Yukarı (1952) ve Karga İle Tilki (1954) kitaplarında da aynı özelliklere rastlanır. Hep halkın, hatta aşağıdakilerin duyarlılığı ön plandadır. Ama, buna rağmen, yani gündelik hayatın, insanın hüzünlü, dramatik tablosuna karşın, İstanbul’a olan, onun doğasına dair tutkulu bağından da vazgeçmeden dillendirir tavrını. şiirlerde garip bir öykülemecilik dikkat çeker. Şair, iki kitapta da öfkeci yanını, taşlamalarıyla, halk ağzıyla, deyimleriyle inceltip farklı bir toplumsalcılığa dönüştürmeyi başarır. 1940′ların Rifat şiirinin, hüzünlü bohem havasından daha keskin bir şiir tavrına evrildiği görülür. Özgün dil arayışlarıyla tabii.
1950′lerde Rifat şiirinde dilsel anlamda bir dönüşümden söz edilebilir. Bu sefer İkinci Yeni şiiri içinde yeniden şekillenen, değişik bir dil ve imge dünyası kuran bir Rifat’la karşılaşılır. Perçemli Sokak ve Aşık Merdiveni kitaplarıdır bunlar. Perçemli Sokak’ın başlangıcındaki metinde, farklı bir İkinci Yeni vizyonuyla, tartışmalar açacak bir metni de kaleme alır. Rifat’a göre bir sözün anlamı, çoğu zaman o sözün, gözümüzün önüne getirdiği görüntüden başka bir şey değildir. Şiir bir kelime sanatıdır. Ama aynı zamanda bir görüntü sanatı da olduğundan, şiirin sadece anlamlı sözcüklere bağlı kalması da istenemez. Bu, Rifat’a göre ‘anlamsız’ı da anlamlı kılmak demektir. Kitaptaki şiirler bu tez üzerine yazılmıştır. Fransız modern şiirinin düşünsel düzeyde katkıları olan bir tavırdır bu. Kitaptaki şiirler de bu tavrın tam bir şiire dönüştürülmesi gibidir.
Ama, süreç içinde bu ilginç kitaplardan da uzaklaşır. Ancak duygusal dokudan hiç vazgeçmemektedir. Ardından gelen Elleri Var Özgürlüğün (1966), Şiirler (1969) ve Yeni Şiirler (1973) ise şairin tam anlamıyla olgunluk dönemi yapıtlarıdır. Elleri Var Özgürlüğün’de mitolojik kaynakları baz alan bir büyülü duygusallık dikkat çeker. Süreç içinde; giz, özgürlük ve özlemin iç içe yeşerdiği garip bir duygusallık dokusuyla çıkar karşımıza. Toplumsalcılık dibe yerleşirken, ön planda yer yer pastorel, çoğu kez doğa tutkusuna yaslanan duyguların öne çıktığı şiirlerle karşılaşılır. Toplumsalcı karakterli şiire az rastlanır. Yeni Şiirler’in sonunda tarihle duygusal hesaplaşmalara yönelen bir Rifat’la da karşılaşılır.
Lirizm tutkusu
Bütün Şiirleri’nin ikinci cildi ise 1976′da çıkan Çobanıl Şiirler’den son yapıtına uzanan altı kitabı kuşatır. Doğruyu söylemek gerekirse Çobanıl Şiirler (1976) biraz fazla folklorik gelir okura. Toplumsalcı bir özü vardır. Gerçeklik algısı bu kitaplarda ön plana çıkar. Ardından gelen Bir Cigara İçimi (1979), Rifat lirizminin inanılmaz biçimde öne çıktığı bir kitaptır. Resimsel, tablosal yapı dilin kopmaz parçası olur. Öykülemecilik belirgindir. Upuzun dizelerden oluşan, öykülemeciliğe yakın benzersiz bir teknikle karşımıza çıkmıştır şair. Aynı yapı Elifli (1980) adlı ardından gelen kitapta da dikkat çeker. Kır, kasaba kültür ve duyarlılığın, doğa tutkusunun açık izleriyle bezelidir şiirler.
Doğaya tutkuyla bağlı duyarga, ardından gelen son üç kitapta da belirgindir. Şairin dilsel incelikleri, kır özlemi, insan tabloları, deniz tutkusu şiirlerin kopmaz parçasıdır. Hep halk vardır şiirlerin içinde. Halkın dili, yaşama tarzı, hüznü ve tepkileri. Kitaplar arasında bu bağlamda yoğun bir bağlılık, benzerliğe rastlanır. Bazen fazla aynılaşan şiirlerle karşılaşılır. Özellikle Koca Bir Yaz”, kitabın fazla ayıklanmamış izlenimini verir. Ancak, Dilsiz ve Çıplak (1984) şairin son dönemindeki en olağanüstü yapıtı durumundadır. Artık ilk döneminin saflığına, sadeliğine, hakikiliğine dönmüş; çocuksuluk bir bilgelik olarak kitapta öne çıkmıştır. Şairini duygusallığının, dilsel ustalığının doruğa çıktığı bir yapıttır bu. Bu tanıtım yazısını da şairin bu kitabın başlangıç cümlelerinden alarak noktalayalım. Umarız yetmişindeki bir Rifat’ı çok iyi ifadelendirebilir:
giderler
Yağmur bacaklı bir kız
Kalır kumsalda
Dilsiz ve çıplak

ELLERİ VAR ÖZGÜRLÜĞÜN

1
Köpürerek koşuyordu atlarımız
Durgun denize doğru.

2
Bu uçuş, güvercindeki,
Özgürlük sevinci mi ne!

3
Öpüşmek yasaktı, bilir misiniz,
Düşünmek yasak,
İşgücünü savunmak yasak!

4
Ürünü ayırmışlar ağacından,
Tutturabildiğine,
Satıyorlar pazarda;
Emeğin dalları kırılmış, yerde.

5
Işık kör edicidir, diyorlar,
Özgürlük patlayıcı.
Lambamızı bozan da,
Özgürlüğe kundak sokan da onlar.

Uzandık mı patlasın istiyorlar,
Yaktık mı tutuşalım.
Mayın tarlaları var,
Karanlıkta duruyor ekmekle su.

6
Elleri var özgürlüğün,
Gözleri, ayakları;
Silmek için kanlı teri,
Bakmak için yarınlara,
Eşitliğe doğru giden.

7
Ben kafes, sen sarmaşık;
Dolan dolanabildiğin kadar!

8
Özgürlük sevgisi bu,
İnsan kapılmaya görsün bir kez;
Bir urba ki eskimez,
Bir düş ki gerçekten daha doğru.

9
Yiğit sürücüleri tarihsel akışın,
İşçiler, evren kovanının arıları;
Bir kara somunun çevresinde döndükçe
Dünyamıza özgürlük getiren kardeşler.
O somunla doğrulur uykusundan akıl,
Ağarır o somunla bitmeyen gecemiz;
O güneşle bağımsızlığa erer kişi.

10
Bu umut özgür olmanın kapısı;
Mutlu günlere insanca aralık.
Bu sevinç mutlu günlerin ışığı;
Vurur üstümüze usulca ürkek.

Gel yurdumun insanı görün artık,
Özgürlüğün kapısında dal gibi;
Ardında gökyüzü kardeşçe mavi!

KOCA BİR YAZ

Koca bir yazı çekirdek içleyerek
sinemalarda geçirdim,
taban teptim sokaklarda,
tırnak yedim uyudum,
denize baktım usanmadan,
ölüme inandım,
güzel, çok güzel olduğunu düşünerek,
Güzelim, düşünerek
çekirdek içleyerek,
Güzelim, çekirdek içleyerek
koca bir yaz geçirdim,
şimdi yorgunum biraz.

BANA BENZER

Bana benzer bacalar aşkla tüten,
Kaçırırlar Gece’den düşlerini.
Üstümdeki çardak ve bu dal benden,
Gökyüzü bahçem, bulutum kan rengi.

Şarabım bir sabra erişmiş küpte,
Bir elim ay, bir elim körpe güneş,
Bir göl gibiyim akşamlara dönmüş,
Yıldızları kendinden daha dipte.

BİR AŞKA VURAN GÜNEŞ

Öyle sevdalar vardır, biter biter başlar;
Buruk tatlar vardır, ağızda sürüp giden;
Bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor.
Yanıyor bin kollu şamdanı, tutuşuyor
Ufkunuzda camları göksel konağının
Ve bir yaz akşamı buhurdan gibi tüten
Hanımellerinin morumsu buğusunda
Bekliyor bahçenize dönük balkonunda
Sarmaşık gülleri kokladıkça kırmızı
Hüzünler, japonfenerleri arasında.
Öyle günler var, öyle anlar, hiç bitmeyen!
Nasıl bir ışık emmişler ki sevginizden
Ansızın başka bir yüzle güzel, kopmuşlar
Büyük Irmak’tan, ayrı düşmüşler desteden
Yağmışlar ilkyaz yağmurlarınca ve özlem
Açmış yaban çiçeklerini tarlanızda.
Ölümsüz günler onlar, bir hiçle beslenen;
Zaman dışı güvercinler, uçma bilmeyen;
Uzay ötesi ovalar, ayak değmemiş;
Başka bir mevsim, başka bir dal, başka yemiş.

Esrir kim bassa o toprağa ve kim tatsa
O yemişten. Balla dolar testi, açılır
Açılmayan kilit, çiçeğe durur badem
Dolanır bilgelikle mutluluk yüreğe.
Ak bir bulut bekler üstünüzde havada
Kuşlar iner, devinme birden bitiverir
Çıt çıkmaz evrenden. İşte ortadasınız
Havuz, ağaç, deniz, ne varsa size göre.
İşte aydınlık size göre. Kısarsınız
Güneşi, gökyüzünü yakarsınız. Neden
Sonra, uzaklarda çektirilmiş bir resim
Gibi kalır aklınızda, gölgeniz, duru
Küçük bir bahçede susar gibi yaparak
Karşılıklı gizemlere daldığınız gün.

HARÇ ÇEKEN İŞÇİLER

Harcını çekiyorlardı yapının,
kara bir don, belden yukarsı çıplak.
Yıldızlarını çekiyorlardı evin omuzlarında,
pencereden görünecek dallarını, komşunun yarısını,
ağaçların arasında kaybolan yolunu,
durulacak yerlerini çekiyorlardı, bütün o noktaları,
aşkı, ki saklanırız çoğu kez sevişmek için,
köşeleri çekiyorlardı, merdiven başını,
mutfağın sofaya vuracak aydınlığını,
bir kızın ölüşünü ansızın
iki kapı arasında, yaz başlangıcı olabilir,
saksılar olabilir, hasekiküpesi, cezayirmenekşeleri,
yalnızlıkları çekiyorlardı, öpüşleri,
karşı çıkışları, susmalara karışan böğürtleni,
bir denizden uzaklara çıldırmanın sevincini,
bükük beli, koltuktakini, sofada yürüyeni,
kaynayan çaydanlığın mutfağa diktiği
o kokulu ağacı, kabuklarını döktükçe büyüyen,
semizotunu masada, maydanozu, domatesi,
kaşığa uzanmayan eli ve lokmayı boğazda düğümlenen,
doğacak oğlanı ölmeden önce
bir nisan yağmurunda avucunda güneşle.
Çay soğumasın, bu reçeli seversin sen,
orasını çekiyorlardı işte, tam orasını,
umutların ömrümüzden döküldüğü yeri
ve ev yükseliyordu yavaş yavaş kaderine doğru.

Onlarsa gün batmadan gidecekler.

KARIMA

Sofalar seninle serin
Odalar seninle ferah
Günüm sevinçle uzun
Yatağında kalktığım sabah

Elmanın yarısı sen yarısı ben
Günümüz gecemiz evimiz barkımız bir
Mutluluk bir çimendir bastığın yerde biter
Yalnızlık gittiğin yoldan gelir

VİDALAR

İşçi demir dikmeleri boyuyor duvarın üstüne binmiş,
boya kutusuna banarak usulca fırçayı. Gündeliği kaça?
Doyarlar mı dersiniz çoluk çocuk! Tahtaları çakmak için
usta vida almaya gitti motosikletle, kavakların altından.
Bir toz bulutu yükseliyor upuzun ardında. Kasabaya vardığında
nalbura girecek: “Vida, diyecek, beşlik,” küf kokan dükkânda.
Bir kutunun içinden vidalar çıkaracak nalbur, uzatacak.
Alışverişle dönüyor dünya, mevsimler gelip geçiyor.
Tahtalar dökülüyor ne denli sağlam çakılsa yıllardan sonra
ve otlar, dikenler, ısırganlar bürüyor duvar diplerini.
Ama şu bulutlar, maviliğin içinde,yıllardan sonra da
gelip geçecek göçük ya da yeni duvarların üstünden.
-Beşlik vida kısa düşer, ustam, altılık ister bu tahtalara,
günün birinde yine çürür düşerler ya, şimdilik.

AĞZIMIN TADI

Ağzımın tadı yoksa, hasta gibiysem,
Boğazımda düğümleniyorsa lokma,
Buluttan nem kapıyorsam, vara yoğa
Alınıyorsam, geçimsiz ve işkilli,
Yüzüm öfkeden karaya çalıyorsa,
Denize bile iştahsız bakıyorsam,
Hep bu boyu devrilesi bozuk düzen,
Bu darağacı suratlı toplum!

ÂŞIK MERDİVENİ

Dişli rüzgârlara karşı büyüttüm
Düşman gecenin içinde seni
Bir damlacık aydınlığım
Kalemime kâğıdıma şavkı vuran
Avucumda koruduğum bugüne

EKMEK VE YILDIZLAR
Ekmek dizimde
Yıldızlar uzakta tâ uzakta
Ekmek yiyorum yıldızlara bakarak
Öyle dalmışım ki sormayın
Bazen şaşırıp ekmek yerine
Yıldız yiyorum

Oktay Rifat Horozcu?nun Yaşam Öyküsü

10 Haziran 1914 tarihinde Trabzon’da doğdu. Şair ve dilci Samih Rıfat’ın oğludur. Ankara Erkek Lisesi’ni, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1937). Devlet sınavını kazanarak Maliye Bakanlığı hesabına Paris’e gönderildi. II. Dünya Savaşı nedeniyle, orada yaptığı doktora çalışmasını tamamlayamadan 1940 yılında Türkiye’ye döndü. Bir süre Maliye Bakanlığı’nda, daha sonra Matbuat Umum Müdürlüğü (Basın Yayın Genel Müdürlüğü)’nde çalıştı. Serbest avukatlık yaptı. 1955 yılında İstanbul’a yerleşerek avukatlığını sürdürdü. Sonra Devlet Demir Yolları’na girdi ve emekli olana dek bu kurumda çalıştı. 18 Nisan 1988 tarihinde İstanbul’da yaşamını yitirdi.

İlk şiiri 1936′da Varlık dergisinde yayınlandı. Orhan Veli Kanık ve Melih Cevdet Anday ile Varlık dergisinde başlattıkları atılım “Garip” adı verilen şiir akımının doğmasına neden oldu. İlk şiirlerinde, diğer arkadaşları gibi, kentte yaşayan insanların günlük yaşamlarını işledi. Etkileyici gücünü şaşırtıcı buluşlardan, alay ve yergiden alan, dili yalın, 4-5 dizelik şiirler yazdı.

1944′ten sonra Aile, Yaprak, Yeditepe, Yeni Dergi gibi dergilerde yayınlanan şiirleriyle etkili oldu. “Yaşayıp Ölmek ve Avarelik Üstüne Şiirler” kitabında bir yandan Garip çizgisini sürdürürken bir yandan geleneksel biçimler denedi. Yarım ve tam uyaklar kullandığı bu dönem şiirlerinde halk şiiri geleneğini geliştirmeye çalıştı.

Şiirinin üçüncü evresinde toplumsal sorunları konu alan şiirlere ağırlık verdi. Halk deyişlerinden yararlanarak alaya, yergiye dayalı şiirler yazdı. “Aşağı Yukarı” ve “Karga ile Tilki” kitaplarında özgür bir söyleyişe ulaştı.

Yer yer düzyazıya hatta senaryoya yaklaşan uzun şiirlerinde yeresel ağızlardan argoya kadar konuşma dilinin değişik ve zengin olanaklarını kullandı. 1960′lara doğru giderek soyutlaşan bir şiire yöneldi. Yoğun düşünce ve duyarlılıkla geleneksel ölçülere benzer biçimlerde işlenmiş ürünler verdi. Çağdaş sanatın gelişmelirini ve sorunlarını ele alan yazılar, şiir çevirileri, oyunlar ve oyun çevirileri yayınladı.

Garip dönemi şiirlerinde kentte yaşayan sıradan insanların günlük yaşamlarına lirik ögeyi devre dışı bırakacak bir biçimde yaklaşmıştı. Perçemli Sokak adlı kitabıyla Türk şiirinde İkinci Yeni denilen anlayışa, anlamla anlamsız arasında gel-gitlerin anlamsıza yakınlaştığı imgeci bir şiire yöneldi. Türkçe’nin ses zenginliğini, geniş bir sözcük dağarcığıyla ustalıkla kullanan, insan-doğa-söylen ekseninde yer yer gerçeküstücü görüntüleri de katıştırarak, kimi zaman klasik şiir geleneğine göndermeler yaparak unutulmaz şiirler yazdı.

ESERLERİ

Şiirleri
Garip 1941 (Orhan Veli Kanık ve Melih Cevdet Anday’la)
Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler 1945
Güzelleme 1945
Aşağı Yukarı 1952
Karga ile Tilki 1954
Perçemli Sokak 1956
Aşık Merdiveni 1958
Elleri Var Özgürlüğün 1966
Şiirler 1969
Yeni Şiirler 1973
Çobanıl Şiirler 1976
Bir Cigara İçimi 1979
Elifli 1980
Denize Doğru Konuşma 1982
Dilsiz ve Çıplak 1984
Koca Bir Yaz 1987

Roman
Bir Kadının Penceresinden 1976
Danaburnu 1980
Bay Lear 1982

Oyun
Birtakım İnsanlar 1961
Kadınlar Arasında 1966
Yağmur Sıkıntısı, Toplu Oyunlar 1988

Ödülleri
1955 Yeditepe Şiir Ödülü Karga ile Tilki kitabıyla
1970 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Şiirler kitabıyla
1980 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü Bir Cigara İçimi kitabıyla
1981 Madaralı Roman Ödülü Danaburnu romanıyla
1984 Behçet Necatigil Şiir Ödülü Dilsiz ve Çıplak kitabıyla

One Response to Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler – Oktay Rifat Horozcu

  1. helin diyor ki:

    çok hoş şarkı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>