İlk Aşk, İvan Sergeyeviç Turgenyev; Bu aşk, bu tutku, bu adanış; insanın kendini kurban etmesi mutluluğun doruğudur.

Turgenyev’in Çarlık Rusya’sında geçen “İlk Aşk” romanında etkileyici aşk öyküsünü dile getirirken, toplum yapısını ve toplumdaki değişimleri, aile içi ilişkileri, tutkuyu, karşılıksız aşkları ve hayal kırıklıklarını da okuyucuya sunar. Turgenyev görünüşte bir “aşk üçgeni” çıkartır karşımıza. Ama aslında bir “aşk-çokgeni” bu; çökmeye yüz tutmuş taşradaki aristokrat bir ailenin genç kızı çevresinde “defile yapan” lüzumsuz entelektüeller, ömrünü doldurmuş, varlık nedenini yitirmiş, cesaretsiz, irade yoksunu bir sosyal katmanın “temsilini” sunuyorlar. Kendinden epey büyük, çok canlı, hareketli ve çekici bu kıza âşık olan kitabın küçük kahramanı, delicesine âşık olduğu kızla babasının ilişkisini öğrendikten sonra olaylar genç kız, baba ve oğul arasında gelişir. Artık genç âşık, sadece masallarda kalmış bir masumiyetin, çoktan yitirilmiş bir saflığın ve temizliğin simgesidir.
Turganyev?in İlk Aşk öyküsü bir arkadaş toplantısında anlatılmak üzere yazılmış bir mektuptan yola çıkıyor, arkadaşlarına ilk aşkını anlatacak Vladamir Petroviç?in anılarından. Öykü oldukça basit bir girişle başlıyor. Genç bir oğlan komşu kızına âşık oluyor. Ancak yazar bu aşkı öylesine güzel betimliyor ki…

Tüm hikâye kadın erkek ilişkilerinde büyülenmek ile büyülenmeyi istemek arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. Bu her ne kadar Vladamir?in bakış açısından verilse de, çevresindeki herkesin kendisine âşık olmasından bıkan Zinaida?nın, âşık olacağı adamı arayışının öyküsü.

Kitapta ilk dikkati çeken şeylerden biri; aşkın büyüsü altına giren insanların etkileyiciliklerini yitirerek âşık olunan kişinin gözünde giderek sinikleşmesi, kişinin bunun ayırdında olsa bile buna engel olamaması. Öyle ki, bir zaman sonra Zinaida?ya âşık olan tüm erkekler, büyülenmişçesine onun etki alanına giriyor. Genç kadına ne kadar çok bağlanırlarsa, onu kendilerine o kadar çok bağlayabileceğini sanan erkekler tabii ki yanılıyorlar. Zinaida?nın onlardan istediği kendisini sevmeleri değil, sevdirebilecek kadar kadın üzerinde bir etki gücü yaratabilmeleri. Zaten onların aşkını istemeyen ama bu insanlarla da flört etmeden duramayan Zinaida?nin duygusal çelişkileri ile kadın ruhuna dair müthiş bir tasvir yapılıyor.

Bu açıdan bakıldığında, kitabın sonlarında babasının Vladamir?e söylediği gibi bir kadına âşık olmak bir erkek için her zaman tehlike arzediyor. Zinaida?ya âşık olmanın Vladamir açısındansa farklı bir anlamı var: onun ilk aşkı olması. Luşkin?in ilk kez âşık olup bir kadının etkisine giren genç adamı ?Senin derin hassas bizimkisi gibi kalın değil henüz? Kendine dikkat et, kapılma!? diye uyarması bu noktada bir anlam kazanıyor.

Bir insan için ilk aşk?ı bu kadar özel kılan nedir bilinmez. Ancak görünen o ki, ?bütün hayatımız ilk aşkımız.? Bu aşk ise, birine kapılma, onun etkisi altında yitip gitme gibi büyük bir badire şeklinde vuku oluyor çoğu zaman insan hayatında. Ve büyülenip, yaşadığı bu yeni duygular karşısında neredeyse kör olma durumuyla kişi yanlış yöne gittiğini bilmeden, attığı her adımda âşık olduğu insandan biraz daha uzaklaşarak.

Turganyev de, Vladamir?in duyguları, Zinaida?nınsa davranışları üzerinden sağlam metinlerle paylaşıyor bu gözlemleri. Yazar belki de, neredeyse öykünün tamamı çok kısa bir dönemde ve sıklıkla Zinaida?nın evinde geçiyor olması nedeniyle kısa tutuyor kitabını. Zaten kitaba etkileyicilik katan da temasını, detaylarla dallandırıp budaklandırmadan basit bir öyküyle vermeye çalışıyor olması.

?Alabileceklerini kendin al ve başkalarının seni avuçlarının içine almasına izin verme! Kendine ait olmak; yaşamda esas mesele budur.?

?Özgürlük? Bir insanı neyin gerçekten özgür kıldığını biliyor musun? İrade, kendi iraden ve o sana güç verir ki; bu özgürlükten yeğdir. Nasıl isteyeceğini bil, o zaman özgür olursun, kendi kendinin efendisi de olursun!?

?Bu aşk, bu tutku, bu adanış; insanın kendini kurban etmesi mutluluğun doruğudur- en azından kimileri için?
?Ölüm haberleri duydum merhametsiz ağızlardan. Kıpırdamadan dinledim.? Sözleri aklıma geldi. Ah gençlik! Gençlik! Pervasızca umursamadan gidiyorsun kendi yolunda dünyanın bütün hazineleri seninmiş gibi; keder bile seni umutlandırıyor, acı bile alnına çok güzel oturuyor. Özgüvenli ve küstahsızn ve ?Sadece ben canlıyım, bakın!? diyorsun

İvan Sergeyeviç Turgenyev’in Yaşam Öyküsü

İvan Sergeyeviç Turgenev 28 Ekim 1818′de Orel kentinde doğar. Babası soylu bir ailedendi, fakat yoksul düşmüşlerdi. Süvari albayı baba Turgenev, Spasskoye malikanesinin sahibi, yaşlı bir kadın olan, Varvara Petrovna Lutovina ile evlenir. Bu evlilikten İvan doğar. Okumuş, eğitime, kültüre düşkün fakat bir o kadar da sert olan annesi, suç işleyen toprak kölelerini acımasızca cezalandırır, kırbaçlatır. Turgenyev’in fikirleri bu durumlar yüzünden küçük yaşta şekillenmeye başlar. Aile 1827′de Moskova’ya göç ettiğinde Turgenev özel okullarda eğitim görüp, özel öğretmenlerden dersler alır. Henüz bir çocukken; Almanca, İngilizce ve Fransızca’yı anadili gibi konuşmaya başlar. Daha sonra Moskova ve Petersburg üniversitelerinde okur. Felsefe fakültesini iyi derecede bitirir.

Daha sonra Almanya’ya gider. Berlin Üniversitesi’ne girer ve Almanya’da 4 yıl süreyle kalır. Tarih, klasik filoloji dallarında çalışmalar yapar, Yunanca ve Latince öğrenir. Yurduna döner ve Petersburg Üniversitesi profesörlük sınavını kazanır. O dönemde Alman felsefesi ülkede benimsenmediği ve kuşku ile bakıldığı için ders verme olanağına kavuşamaz. 1842 yılı Turgenev için dönüm noktasıdır. O sırada Rus eleştirmen Belinski ile tanışır. Belinski’nin dialogta olduğu insanlar toprak köleliğine karşı duran aydın kesimidir. İlk yazınsal denemeleri dışında ilk ciddi çalışmaları 1842′ye rastlar. Seçtiği yol; Puşkin’in ortaya attığı ve Gogol’ün geliştirdiği gerçekçiliktir. Onu üne kavuşturan ilk yapıtı “Bir avcının notları” adını taşıyan dizidir, 1880 baskısında bu kitap 25 öykü içerir. Öykülerin konuları; toprak ağası ve köylünün yaşayışı, içinde bulunduğu koşullardır.

Turgenev 1852 yılında Gogol’ün ölümü üzerine Turgenev bir yazısını kaleme alır, sansürün yasakladığı bu yazı Moskova dergilerinde çıkınca, tutuklanır ve bir ay hapiste yatar. Bundan sonraki bir yıl boyunca da polis gözetiminde yaşar. 1855 yılından sonra büyük romanlarını yayımlamaya başlar. Bu romanlarda tıpkı annesi gibi; kültürlü çiftlik sahiplerini canlandırır ve tümünde evrimci-liberal bir dünya görüşünü vardır. 1862 yılından sonra yayımladığı her romanında ise eleştirmenlerin saldırılarına maruz kalır. Turgenev iki yıl kadar süren bir hastalıktan sonra, 3 Eylül 1883′te Fransa’da Paris yakınlarındaki Bougival kasabasında ölür. Cenaze töreni aynı yılın 9 Ekim’inde Petersburg’ta yapılır.

Edebiyat dünyasına damgasını vuran ve Nihilizm’in temel taşı varsayılan romanı Babalar ve Oğullar’ın konusu 1859′da geçer. Epilogu ise toprak köleliğinin kaldırılmasından (1861) sonraki dönemi anlatır. Bu dönemde Rus yaşayışının en önemli sorunu olan; serflik ilişkilerinin insana aykırılığını, feodal-aristokrat Rusya’nın yıkılışını, yeni burjuva-demokratik güçlerin yükselişini gerçekçi biçimde yansıtır. Babalar ve Oğullar’da reformist akımla, radikal akımın çatışmasından oluşan nihilizmi vurgular. Bu roman için Dostoyevski gibi bir aydın edebiyatçının bile; romanın kahramanı nihilist Bazarov için “uydurma bir kişi” demesi bile romanlarının farklılığını kanıtlar.Eserleri
Bir Avcının Notları(1852-Öykü)
Rudin(1855-Roman)
Asilzade Yuvası(1855-Roman)
Arefe(1858-Roman)
Babalar ve Oğullar(1862-Roman)(nihilizm konusunda yazılmıs ilk roman)
Tuğbay(1867-Öykü)
Ham Toprak(1876-Roman)
Duman(1870-Roman)
Bozkırda Bir Kral Lear (1870-Öykü)
İlk Aşk (roman)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>