Sanat Yazıları – Aziz Nesin

(*)Mizahçıların pek hoşsohbet, güleryüzlü, şakacı olduğu yanılsaması yalnız bizde mi yaygındır bilemiyorum. Ama tanıdığım bütün mizahçıların alabildiğine ciddi hatta nobran olduğunu söyleyebilirim. Kuşkusuz bunların başında Aziz Nesin gelir. (Oğuz Aral da ondan geri kalmaz, ama yeri değil). Aziz Nesin’in olaylara nasıl acımasızca irdeleyerek yaklaştığını görmek için onun düz yazılarını okumak yeterlidir.
Nesin Yayınevi, Aziz Nesin’in gazeteler, paneller, sempozyumlar için yazdığı, bir bölümü gazetelerde bir bölümü dosyalarda kalmış makale ve bildirilerini ‘Sanat Yazıları’ adıyla yayımladı. Kitabı yayına hazırlayan, dosyalardaki el yazısı metinleri eski yazıdan çevirenler Esin Pervane ve Salih Bora. Kitabın sonunda bir dizinle birlikte Aziz Nesin’in kendine özgü imla kuralları (yazıyla gösterilen her sayı bitişik, vb.) yer almış.
‘Sanat Yazıları’; Tiyatro Yazıları, Sinema Yazıları, Şiir Yazıları, Karikatür Yazıları, Kültür Yazıları olarak bölümlenmiş. Kitapta en geniş yer, tiyatroyu odak olan yazılara ayrılmış. Çünkü Nesin yalnız Türk tiyatrosunu irdelemiyor, kendi oyunlarını, kimi zaman oyunlarını da irdeliyor, oynanış serüvenini de anlatıyor. Bence Aziz Nesin’in asıl tutkusu tiyatro. Yazarlığının üstünde durulması, ciddiye alınması gerekli bir yanı da insan ilişkilerini mercek altına aldığı oyunlar: Tut Elimden Rovni, Bir Şey Yap Met, Çiçu…

Türk tiyatrosuna genel bir bakış
Aziz Nesin 1982’de Şam’da düzenlenen Asya Afrika Tiyatro Sempozyumu için kaleme aldığı “Türk Tiyatrosuna Genel Bir Bakış” başlıklı makalede “ Türkiye ’de siyasal değişimlerle her türden sanatın başlaması, sanat akımlarının ortaya çıkması ve gelişmesi arasında”ki paralellik ve bağları örnekliyor. Bunu yaparken 1839’daki Tanzimat-ı Hayriye’yle Batı/burjuva uygarlığı etkisine olduğu gibi Batı’nın sömürü alanına da girildiğini de gözden kaçırmıyor. Söz günümüzün tartışılan ödenekli tiyatrolarına uzanıyor elbet: “ Türkiye ’de ilk ödenekli tiyatro olan Darülbedayi-i Osmanî 1914 yılında kuruluyor, sonradan Darülbedayi ve çok daha sonra da İstanbul Belediyesine bağlı Şehir Tiyatrosu adını alıyor.” Aziz Nesin, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra hem ödenekli hem özel tiyatro sayısının arttığı dönemi de anlatıyor: “Türkiye 1960 yılı 27 Mayıs’ında bir siyasal değişim daha geçirdi ve sosyal devlet esasına göre yeni bir anayasa yapıldı. Bu 60’lı yıllar Türk tiyatrosunun en parlak dönemidir, İstanbul ’da Şehir Tiyatrolarının sayısı yediye ulaşmış, salt İstanbul ’da sayıları otuza varan özel tiyatrolar kurulmuş, Devlet Tiyatrosu Ankara’daki beş tiyatrosundan başka kimi illerde de tiyatrolar açmış, kısacası büyük bir tiyatro patlaması olmuştur.” Ne var ki bu dönemde de tiyatro saldırıya uğramaktadır: 1964 yılında İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda Bertolt Brecht’in Sezuanın İyi insanı adlı oyunu büyük başarıyla oynanmaktayken “Komünizm propagandası yapılıyor” diyerek birtakım bağnazlar tiyatroyu basarak oyunculara saldırmışlar, camları, koltukları kırmışlar, oyunu durdurmuşlardır.”
Aziz Nesin 1980’lerdeki durumu şöyle özetliyor: “Türk tiyatrosundaki bu büyük açılım ve gelişme, 70’li yıllardan bu yana durmuş, hatta gerileme başlamıştır. Bunun pekçok siyasal ve toplumsal nedenleri vardır.
Türkiye’de tiyatronun bugünkü durumunu özetlersek: 60’lı yıllara göre seyircinin tiyatroya ilgisi çok azalmıştır. Pekçok tiyatro kapanmıştır. Buna karşılık ticari amacı ağır basan tiyatrolar, çalgılı oyun oynayan tiyatro sayısı artmıştır.” Artık ne Aziz Nesin’in 1964’te saptadığı Gençlik Tiyatroları vardır ne de 1952’de başlayan 12 yılda gelenekselleşen Uluslar Arası Tiyatro Şenlikleri. Üstelik “okulların ve sendikaların ve kimi kuruluşların amatör tiyatro çalışmaları da çok azalmıştır.”

‘Bay Sansür’ün kararı
Aziz Nesin eski kitap satıcılarından birinde üzerinde “oynanabilir” , “oynanamaz” notları ve damgalar olan piyesler bulmuş. Çoğunun sayfaları bile kesilmemiş bu kitaplar için nasıl yargı verilmiş acaba? Koklayarak mı? Yazar denetimden geçirilen kitapların pazara düşmesiyle de sansürle de alay ediyor.
Aziz Nesin, ‘Sanat Yazıları’nda sanat kurumlarının tarihçesini özetliyor. İşçi tiyatroları, sokak tiyatroları gibi uzun süredir unuttuğumuz tiyatro türlerinin hangi gereksinmeden doğduğunu da irdeliyor.
Sanata önem veren devlet adamlarının daha doğrusu sanatla uğraşan yöneticilerin başarılı olduğunu örnekliyor: “Sanatçı olan kişilerin yönetici olduklarında ne yararlı kültür işlerini başarabileceklerini gösteren, Türk tiyatro tarihinde iki örnek olay vardır. Bu örnek iki kişi, Adana valiliği yapan şair Ziya Paşa ile Bursa valiliği yapan Ahmet Vefik Paşa’dır.
1877 yılında Suriye valiliği de yapmış olan Ziya Paşa, 1887 yılında Adana valisi olunca bu kente güzel bir tiyatro yapısı kurdurmuş ve İstanbul ’dan getirttiği topluluğa burda oyunlar oynatmıştır. Kendisi de Moliere’den Tartuffe’ü koşuk (manzum) olarak çevirmiştir ki bu Türkçe ilk koşuk oyundur. (…) 1879 yılında Bursa valiliğine atanan Ahmet Vefik Paşa da Bursa’da bir tiyatro yapısı kurmuş, Moliere’in onaltı oyununu büyük başarıyla Türkçe’ye uyarlamıştır.”
Ne var ki dönemin yöneticileri, tiyatro ile ilgilenmeyi suç saymışlar: “Bu büyük kültür hizmetleri yüzünden Ahmet Vefik Paşa kovuşturmaya uğramıştır. Bu kovuşturma için düzenlenen yazanakta (raporda) gösterilen suçları şunlardır: Valiliğe atandığından bu görevden atılıncaya dek tiyatroyla uğraşmış olmak, tiyatro biletlerini il basımevinde bastırmak, valilik niteliğine yakışmayacak davranışla oyunların provalarında bulunmak.”

Bu olay tam Aziz Nesin’lik
Sanat Yazıları’nı anlatırken daha çok tiyatro yazıları üzerinde durdum. Çünkü Aziz Nesin de bu yazılarında sözü çoğunlukla tiyatroya getiriyor. Festivallerle ilgili bir yazısında kalabalıkların kültür araçlarıyla ilişki kurmadıkça bu aletlere düşman olacaklarını, onlara zarar vereceklerini açıklarken de . Halkın kendini tiyatronun, sinemanın, müzik salonunun, parkların sahibi sayması nasıl gerçekleşir? Bu soruyu hem bireylerin hem yerel yönetim yöneticilerinin kendine sorması gerekir. Yanıt elbet bu alanları kullanmasıyladır. Sokakları düzgün olmayan bir şehre tiyatroyu çok görmeden önce bu düşünülmeli.
Sözü Aziz Nesin’in yargısıyla bağlıyalım: “Birey için ‘Önce ekmek mi tiyatro mu ?’ sorunu vardır. Ama toplum için böyle bir sorun yoktur. Yurttaşa, ekmek yada tiyatrodan birine öncelik tanımadan, her ikisi birden, aynı zamanda gereklidir.”
(*) Sennur Sezer
(18/05/2012 tarihli Radikal Kitap Eki “Aziz Nesin’in gözünden sanat” adlı yazısı)

‘Sanat Yazıları’yla Aziz Nesin – Turgay Fişekçi
(23 Kasım 2011 – Cumhuriyet Gazetesi)
Aziz Nesin, 1995’teki ölümüne dek türlü özellikleriyle efsane bir kişilik olarak yaşamını sürdürdükten sonra, verimli bir ömrün ürünü olan yüz kadar yapıt bırakarak aramızdan ayrıldı.

Geçen zaman içinde Aziz Nesin’in yapıtlarının yaşamı süresince yayımlananlarla sınırlı olmadığı ortaya çıktı. Hayatının yaklaşık son yirmi yılını geçirdiği Nesin Vakfı’ndaki çalışma odalarında çok sayıda klasörle karşılaşıldı. Kimi klasörlerdeki belgeler düzenlenip yayıma hazırlandı. Böylece uzun yıllar boyu tuttuğu güncelerinden oluşan “Mum Hala”, okuduğu kitaplar üzerine yazılarından oluşan “Okuduğum Kitaplar”, yakından tanıdığı insanları anlattığı “Birlikte Yaşadıklarım, Birlikte Öldüklerim”, rüyalarını anlattığı “Unutulmayan Rüyalar” gün yüzüne çıktı.

Bu çalışmaların son ürünü ise yeni yayımlanan “Sanat Yazıları” (Nesin Yayınevi). Bu kitapta yazarın tiyatro, edebiyat, karikatür, sinema alanlarındaki yazıları bir araya getirilmiş.

Aziz Nesin nasıl sıra dışı bir kültür insanıysa, onun sanat üstüne yazıları da bu sıra dışı kişiliğin kafasındaki tartışma konularıyla dolu. Sanatın her alanını kendi üretim alanı olarak algılayan ve o alanın sorunları üstüne düşünmeyi, tartışmayı hatta aykırı davranmayı seven, böylelikle kafalarda yeni düşünce alanları açmayı amaçlayan bir yazar Aziz Nesin.

“Beni herkes, doğru bildiğini açıkça ve çekinmeden söyleyen bir insan sanıyor. Ya söyleyip yazamadıklarım? Bu yüzden içimde gerçeklerin dinamitlerini taşıyorum da sanki patlayacak gibiyim. Dahası inandığım gerçeklerin hepsini açıklayamadığım için kendimden utanıyorum.” (s.148)

***

İşte bu dinamit patlamaları Aziz Nesin’in “Sanat Yazıları”.

Kitapta en geniş yeri tiyatro sanatı üstüne yazılanlar oluşturuyor. Nedenini anlamak zor değil. Bugüne dek dört ciltte toplanan oyunlarının dışında henüz yayımlanmayanlar da düşünülürse başlı başına bir oyun yazarı kadar çok ürün vermiş bu alanda. Yalnız oyun yazmakla kalmamış, tiyatro sanatı üstüne de uzun uzun düşünmüş, tartışmış bir yazar. Öyle ki, bu tartışmaları daha da boyutlandırabilmek için yıllar boyu her pazartesi akşamı iki tiyatro adamı Haldun Taner ve Turan Oflazoğlu’yla yalnızca tiyatro sorunlarını konuşmak üzere buluşmuşlar.

Bütün bu arayışlar sonucu Aziz Nesin’in yakından tanıdığımız şarkılı çalgılı gülmece oyunlarının yanında çağdaş bireylerin yalnızlık, mutsuzluk, varoluş bunalımı gibi sorunlarını işlediği oyunları ortaya çıkmış. Kitapta 278 sayfa sürüyor Aziz Nesin’in tiyatro sanatı üstüne düşünceleri. Oyunlar, oyuncular, tiyatro anlayışları arasında yaşanan bir şenlik bu bölüm.

Az sayıdaki sinema yazısında ise genel beğeninin tam karşısında yer alıyor Aziz Nesin. Tunç Okan’ın “Otobüs” ve Fellini’nin “Amorcord” filmlerini neden başarısız bulduğu konusunda herkesle ödünsüzce tartışıyor.

***

Uğraşının ana dalı olan gülmece konusunda ne denli çok düşündüğünü onun “Cumhuriyet Dönemi Türk Mizahı” adlı antolojisine yazdığı kapsamlı önsözü okuyanlar anımsar. “Sanat Yazıları”nda da gülmece ve karikatür üstüne yazılar önemli bir yer tutuyor.

Aziz Nesin, yazdıkları yanında eylemleri ve düşünce dünyasıyla da toplumsal belleğimizde derin izler bıraktı. Bu izlerin kimi geçmişe ilişkin, kimi güncel ama sanırım çoğu da toplumumuzun ve insanlığın geleceğine ilişkin.

Aziz Nesin’in aydın kişiliğini daha yakından tanımak, onun açtığı tartışma konularına bir ucundan katılmak için son yıllarda yayımlanan öteki kitaplarıyla birlikte “Sanat Yazıları”, önemli bir fırsat yaratıyor.

Kitabın Künyesi
Sanat Yazıları
Aziz Nesin
Nesin Yayınları
Kapak Tasarımı : İlhan Bilge
İstanbul, 2011, 1. Basım
526 s

Sanat politikasını, yerinden kıpırdamadan göbek sallanan tvist dansı sananlar, Türk tiyatrosuna yaptıkları şerefli hizmetleri yadsıyan nankörler olduğumuzu sanmasınlar. Atatürk “Efendiler!” şunu, şunu, şunu olursunuz “ama sanatkar olamazsınız!” demiş ya, bunlar da olmuştur işte… Günün birinde Türk tiyatro tarihi, sanat adına yapılan bütün bu maskaralıkları elbette yazacaktır. Ve Türk tiyatro tarihinin onlara bir sorusu olacak: Türk tiyatrosunu bugünkü aşamaya ulaştırmakla övünenler, niçin Türk tiyatrosunu bugünkü yerinde bıraktılar da daha ileri bir aşamaya getirmediler?
(Arka Kapak)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>