1929 Dünya Ekonomik Krizi ve Krizin Türkiye Ekonomisine Etkileri – Nazım Ümit Tol

Ekim 1929’da ilk olarak New York Borsası’nda başlayan çöküş, kısa zamanda bütün dünyayı saran büyük bir buhrana yol açmıştır. Bu krizin Türkiye’yi etkilemesi ise para değerinde düşüşle kendini göstermiş, süreci ihracatın değer olarak gerilemesi izlemiştir. Bunun sonucunda krizin ekonomideki olumsuz etkilerini bertaraf etmek adına, cumhuriyet yönetimi bir dizi önlem almaya başlamış ve devletçi politikalara yönelmiştir.
Bu çalışmada, 1929 dünya ekonominin krizinin çıkış sebepleri, Türkiye ekonomisine olan etkileri ve bu etkilerin iktisadi sonuçları ele alınmıştır.

1. Giriş
Birinci Dünya Savaşı sırasında yeni teknolojilerin geliştirilmesi; yeni yatırım alanlarının, sanayilerin ve yeni ürünlerin ortaya çıkmasını sağlamıştı. Bu da gelirlerin artması anlamına geliyordu. Toplumun her kesiminde inanılmaz bir iyimserlik vardı. Şirketler karlı gördükleri yeni yatırımlara girişirken, doğal olarak borsada herkes bu şirketlerin hisse senetlerini almaya çalışıyordu. Hisse senetlerine bu çılgınca hücum, hisse senedi alış fiyatlarını alabildiğine artırıyordu; o kadar ki, artık şirket karlılığı ile hisse senedi fiyatları arasındaki bağ kopmuştu. Aşırı değerlenen hisse senetleri, 1929’da New York borsasında ani bir çöküş yaşadı. Bu durum, doğal olarak hisse senetlerine sahip olanların, fiyatlar daha da aşağılara düşmeden, ellerinden bu senetleri çıkarmak istemelerine yol açtı. Bunalım, hızla mali alandan endüstriye, ABD’den tüm dünyaya sıçradı. Öte yandan 1920’lerde, ister yerel ister uluslararası düzeyde olsun, üretimin büyük bir bölümü kredi mekanizmasıyla ile finanse ediliyordu. Sistem kredi verenin parasını ilerde alacağı, kredi alanın da ürettiği malların satışından elde edeceği borcunu ilerde ödeyeceği anlayışına dayanıyordu. Bunalımın hızla yayılmaya başlamasıyla ABD, Avrupa’ya verdiği krediyi ve bu kıtada yaptığı yatırımları durdurdu. Kredilerin kesilmesiyle, bu yolla savaştan sonra yeniden kurulan Avrupa ekonomileri sallanmaya ve krize girmeye başladı. Bu durum Avrupalının satın alma gücünde azalmaya yol açtı, fiyatlar düştü ve işsizlik artmaya başladı. 1928 yılı 100 kabul edildiğinde dünya sınai üretimi 1929’da 106, 1930’da 95, 1931’de 83, 1932’de 75 düzeyindeydi. Avrupa’nın sınai üretimi de aynı dönemlerde sırasıyla 106, 95, 81 ve 72 olmuştu.
Türkiye’de ise bu dönemde Lozan’daki beş yıllık gümrük sınırlaması kalkıyordu. Ancak gümrük tarifeleri yükselecek diye ithalata aşırı yüklenilince, Türkiye büyük bir dış ticaret açığı verdi, TL hızla değer kaybetti. Aynı zamanda 1929 yılında Osmanlı borçlarının ilk taksidi de ödenmeye başlanacaktı. Öte yandan bu dönemde savaşın getirdiği yeni teknolojiler sayesinde dünya tarımsal üretimi olağanüstü artmış, savaştan sonra tarım ürünleri stoklarına ihtiyaç azalmış ve tarımsal ürün talebi düşmüştü. Tarım ürünlerine yönelik talebin gerilemesi ile de fiyatlar düşmüş ve bu da köylülerin gelirlerinde bir azalmaya neden olmuştu. Serbest piyasanın hakim olduğu Batı kapitalizmiyle henüz tam olarak kaynaşmamış olsa da Türkiye, tarım ürünlerindeki fiyat düşüklüğünden fazlasıyla etkilendi. Zira ülkenin ihracatı içinde oransal olarak tarım ürünlerinin ağırlığı oldukça yüksekti. Tüm bu koşullar, ülkeyi, kendi aleyhine işleyen bir ticaret dengesiyle karşı karşıya bırakmıştı. Türkiye pek çok yaşamsal ürün için gelişmiş sanayi ülkelerinden yapacağı ithalata bağımlıydı ve karşılığını hammadde ihracatı ile ödüyordu. Fiyatların düşmesiyle ülke, ciddi bir krizi göğüslemek ve dünya buhranını bu olumsuz koşullar ile karşılamak zorunda kaldı.

2. Kriz Öncesinde Yaşanan İktisadi Gelişmeler
Yeni rejimin ilan edilmesinden, 1929’a uzanan dönemde yaşanan iktisadi gelişmeler arasında iki belirgin yapı taşı vardır. Bunlardan ilki, yeni rejimin dünya içinde nasıl konumlanacağını belirleyen Lozan Antlaşması, ikincisi ise 1923 sonrasında uygulanacak iktisat politikalarının genel doğrultusunu belirleyen İzmir İktisat Kongresi’dir. Şimdi, bu iki önemli gelişme üzerinde kısaca duracağız.

2.1. Lozan Barış Antlaşması
Üç aylık kesintinin ardından, yapılan diplomatik temaslar sonucunda yeniden toplanan konferans ve uzun ve zorlu süreçlerin akabinde imzalanan antlaşma, bir taraftan ağır iktisadi sonuçları içinde barındırması diğer taraftan da kapitülasyonların kaldırılması gibi bir başarı sağlamasıyla Cumhuriyetin ilk yıllarındaki iktisadi politikaları fazlasıyla etkilemiştir.
Lozan’da ele alınan ve tartışılan konuları beş ana başlıkta toplamak mümkündür: Arazi ve sınırlar, kapitülasyonlar, iktisadi ve mali konular, boğazlar ve son olarak da Yunanistan ile ilgili konular. Ancak bununla birlikte Lozan’daki temel tartışma kapitülasyonlar konusunda çıkmış, müzakerelerin tıkanması ve heyetlerin geri dönmesini izleyen sürecin sonunda İzmir İktisat Kongresi’nde Batı kapitalizmine verilen güvence ile birlikte kapitülasyonlar kaldırılmıştır. Bu olumlu gelişmenin yanında, Osmanlı borçlarının önemli bir bölümünün devralınması ve gümrük düzeninin 1913’teki durumunun 1929’a kadar sürdürülme zorunluluğunun kabul edilmesi, ülkenin yeniden inşasındaki iktisat politikalarını etkileyecek önemli gelişmelerdir.

2.2. İzmir İktisat Kongresi
Bir taraftan Osmanlı Devleti’nden alınan olumsuz ekonomik mirasın kötü izlerini silmek, diğer taraftan da Batı kapitalizmi ile ilişkileri düzenlemek adına, Şubat 1923’te İzmir’de Türkiye İktisat Kongresi toplanmıştır. Kongre 1923’ten sonra uygulanacak olan ekonomik politikaların genel doğrultusunu belirlemesi açısından son derece önemlidir.
Kongrede alınan kararların başında sanayileşme gelmektedir. Devletin sanayii teşvik için elinden geleni yapması istenmiş ve bu görüş yeni devletin egemen görüşü haline gelmiştir. Ancak uzun süren savaşların ardından miras kalan sanayinin cılızlığı ve sermaye birikiminin yok denilecek denli sınırlı oluşu, mevcut cüz’i birikimi karlı ticaret sektörüne kaydırmış, tüm bunlara bir de gümrük düzeninin 1929’a kadar sürdürülme zorunluluğunun eklenmesi sanayinin canlandırılmasını neredeyse imkansız kılmıştır. Ekonomideki tüm bu sınırlı durum, dönemin sanayiye dönük politikalarının temelini oluşturmuş, 1927 tarihli Teşvik-i Sanayi Kanunu bu ortamda mevcut sanayii teşvik amacıyla çıkarılmıştır. Bu kanun ile sınai yatırımlara ve sınai işletmelere büyük olanaklar ve ayrıcalıklar tanınmıştır. Bu ayrıcalıkların başlıcaları şunlardır: Parasız arsa temini, arazi vergisi, kazanç vergisi, bu vergilerin Özel İdarelere ve Belediyelere ait kısımlarından, maktu zam vergisinden, Belediyelere ait inşaat, buhar kazanları, motorlar ve imbiklerin ruhsatiye resimlerinden bağışıklık, sınai kuruluş kurulması amacıyla çıkartılacak hisse senetleri ve tahvillerin damga vergisinden bağışıklık…

Büyük toprak sahiplerinin istekleri doğrultusunda 1924 Anayasası ile toprak mülkiyetinin güvence altına alınması, feodal bir ortaçağ vergisi olan aşar vergisinin kaldırılması, Ankara’da bir yüksek ziraat okulunun açılması, Ziraat Bankası’nın yeniden yapılanmasına ilişkin bir takım önlemlerin alınması ve 1930’lara ilerlerken tarım kredi kooperatiflerinin yaşama geçirilmesi, kongrede tarım kesimini ilgilendiren önemli kararlardır. Öte yandan kongrede yeni rejimin yabancı sermayeye yaklaşımını açıkça ortaya koyan konuşmalar yapılmış, gerek Mustafa Kemal, gerekse de İktisat vekili Mahmut Esat Bozkurt, yabancı sermayeye düşmanca bir tavır takınılmayacağını, kanunlara uymak şartıyla yabancı sermayeye güvence sağlamaya hazır olduklarını açıkça dile getirmişlerdir.

Hiç şüphe yok ki, yeni iktisat devletinin esaslarını saptaması açısından İzmir İktisat Kongresi son derece önemli bir kongredir. Ancak, kongrenin yapılış amacını ortaya koyan esas önemli özelliği, eklemlenmeye çalışılan Batı kapitalizmine, Türk-Sovyet işbirliğine ve dostluğuna rağmen Türkiye’nin kapitalist yoldan şaşmayacağı güvencesinin verilmiş olmasıdır. Nitekim kongrede belirlenen tüm ilkeler Batı’ya verilen bu güvencenin sınırları dâhilindedir.

3. 1923’ten Sonra Uygulanan İktisat Politikaları ve Elde Edilen Sonuçlar
Yeni rejimin ilan edilmesiyle eş zamanlı olarak cumhuriyet yönetimi, öncelikle Şubat 1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi’nde alınan kararlar doğrultusunda sanayiyi teşvik edici önlemler almaya yönelmiştir. Bu temel felsefe doğrultusunda 1927 tarihinde sanayiyi teşvik etmek amacını taşıyan Teşvik-i Sanayi Yasası çıkarılmış, yasa kapsamında sınai yatırımlara ve sınai işletmelere büyük ayrıcalıklar tanınmıştır. Yasanın işletmelere tanıdığı teşvik ve istisnaların başlıcaları şöyle sıralanabilir:

Uygun görülen teşebbüslere 10 hektara kadar karşılıksız arazi tahsis edilecektir.
Teşebbüslere kazanç ve gümrük vergileri açısından çeşitli bağışıklıklar tanınacaktır.
İletişim için gerekli (telefon ve telgraf) bağlantıları ile kullanılacak motor gücünün devletçe bila bedel tahsisi sağlanacaktır.
Kuruluş aşamasında ithal edilecek olan araç ve gereçler, demir ve deniz yollarında yüzde 30 indirimli olarak taşınacaktır.
Yıllık üretimin yüzde 10’una kadar olan bölümünün satışı devlet garantisi altında gerçekleştirilecektir.
Kamu kesimi, yerel yönetimler de dahil olmak üzere, bu yasadan yararlanan işletmelerin üretimi nicel ve nitel olarak yeterli ise ve fiyatı ithal edilecek emsallerinden yüzde 10’dan fazla değilse, dışalım yerine bu malları satın alacaktır.
Kamu ürünleri bu işletmelere indirimli olarak satılacaktır.

Yasa kapsamında yer alan tüm bu teşviklere rağmen yeni rejimin ilanından 1929’a uzanan süreçte sanayide anılmaya değer hemen hiçbir gelişme olmamıştır. Zira bu dönemde kanundan yararlanan kuruluşların çoğu, nitelik olarak sanayi sayılamayacak, madencilik, tarım ve hayvancılıkla ilgili kuruluşlardır. 1927’de yapılan sanayi sayımına göre kuruluşların ancak %32.55’i sanayi niteliklerine sahiptir ve bu sanayilerin de büyük çoğunluğu İstanbul, İzmir, Adana gibi metropollerde toplanmıştır. Anadolu’da ise sınai üretim zanaatkarların elindedir. Her çaptaki işletmelerde kullanılan üretim teknikleri çok geri olmakla birlikte, verimlilik de oldukça düşüktür. Özetle, çıkarılan kanun çerçevesinde uygulanan tüm teşviklere rağmen sanayileşmede beklenen gelişme sağlanamamış ve yeni rejimin ilanından 1929’a uzanan dönemde hakim olan liberal ekonomi yaklaşımları sanayileşme amacına ulaşmada başarısız olmuştur.
İzmir İktisat Kongresi’nde büyük toprak sahiplerinin istekleri doğrultusunda toprak mülkiyeti 1924 Anayasası ile güvence altına alınmış; yeni rejimin işledikleri arazi kendi malları olmayan köylüleri toprak sahibi yapma vaadi, büyük toprak sahiplerini ürkütmeyi göze alamamalarından ötürü başarıya ulaşamamıştır. Kongrede alınan, tarım kesimine dönük önemli kararlardan bir diğeri, feodal bir ortaçağ vergisi olan aşarın kaldırılmasıdır. Aşar Vergisi’nin kaldırılmasından en çok büyük toprak sahipleri yararlanmış olmakla birlikte, bu muafiyet ile küçük çiftçiler ile topraksız köylüler de mültezim zulmünden kurtulmuşlardır. Öte yandan bu dönemde gerek ilkel üretim tekniklerinin hakim olduğu tarımda, gerekse de hayvancılıkta bilgi eksikliğini gidermek amacıyla Ankara’da yüksek ziraat okulunun açılması, Ziraat Bankası’nın yeniden yapılanmasına ilişkin bazı önlemlerin alınması ve 1930’lara doğru tarım kredi kooperatiflerinin yaşama geçirilmesi dönemin önemli iktisadi gelişmeleri arasındadır. Ancak tüm bu yeni düzenlemeler, hedeflenen tarımsal gelişmeyi sağlayamamıştır. Nitekim aşarın kaldırılması ile başlayan süreç, tarım kredi kooperatiflerinin devreye girmesi, tüccarların spekülasyonlarının önlenmesi amacıyla bazı tarım ürünlerinin devlet tarafından satın alınmaya başlanması, Ankara’da yüksek ziraat okulunun açılması ve Ziraat Bankası’nın yeniden yapılanmasına ilişkin bazı önlemlerin alınması ile devam etmiş; ancak bu tedbirlerin etkin olamadığı hedeflenen üretim artışlarının gerçekleşememesinden anlaşılmıştır. Bununla birlikte bazı yaşamsal ürünlerin verimlerinde belirli bir istikrar sağlanamamış, mevsim ve meteorolojik koşullar tarımsal verimliliği olumsuz etkilemiştir. Sonuç olarak, 1923-1929 döneminde tıpkı sanayide olduğu gibi tarımda da tüm gayretlere rağmen önemli sayılabilecek gelişmeler yaşanmamış ve bir bütün olarak ekonomide beklenen kalkınma düzeyine uygulanan liberal politikalarla ulaşılamamıştır.

4. Krizin Ekonomideki Somut Yansımaları, Alınan Tedbirler ve Devletçiliğe Giden Yol
İlk olarak New York borsasında baş gösteren iktisadi kriz kısa sürede Türkiye’yi de etkisi altına almış ve krizin somut yansımaları Türk Lirası’nın değerinde düşüşle başlamış ardından bu olumsuz süreç ihraç malları fiyatlarındaki düşüşler ile devam etmiştir. Tüm bu olumsuzluklardan da, başta tarım sektörü olmak üzere ülke ekonomisinin tüm sektörleri derinden etkilenmiştir.
Krizin patlak vermesiyle birlikte dünya ticaretinde şok edici bir daralma yaşanmış, dünya piyasalarında tarım ürünlerinin fiyatlarının düşmesi, ihracat kredilerinin azalması gibi nedenler Türk parasının değerinde düşüşler yaratmıştır. Öte yandan tarım ürünleri fiyatlarındaki gerilemenin etkisiyle başta tarım kesimi olmak üzere tüm kesimlerin getirileri gerilemiş, bunun doğal sonucu olarak da ülke içi ekonomik faaliyetler durgunluğa girmiştir. Buna bir de azalan ihracat getirisi sonucu ithalatın da azalması ve ulusal paranın kıymet kaybetmesi ve fırsatçılık nedeniyle bazı tüketim mallarının fiyatlarının hızla artması eklenince krizin etkileri fazlasıyla hissedilmeye başlanmış ve halktan yoğun tepkiler yükselmiştir.

Gerek ülke içinde yaşanan olumsuz gelişmeler, gerekse de halktan gelen tepkiler sonucunda Cumhuriyet yönetimi bir dizi önlemler almaya başlamıştır. İlk olarak Türk lirasının değer kaybetmesi ve bütçe kaynaklarının büyük oranda daralmasıyla Türk Parasını Koruma Kanunu meclise sunulmuş, bu yasa ile Türk parasındaki düşüşün önlenmesi amaçlanmıştır. Bu kanunu ihracatta ve ithalatta usule dönüş kararının alınması izlemiş, tüm bunlarla tam anlamıyla devlet denetimini artıran, himayeci politikaların temelleri atılmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda yerli ürünlerin ihracat fiyatları her türlü olumsuz dalgalanmaya karşı korunduğu gibi, ithalatta da seçici bir kota uygulamasına girişilmiştir. Bu dış ticaret siyaseti de iki kavramı gündeme getirmiştir: İthal ikameci yaklaşım ve yerli malı tüketiminin özendirilmesi. Zira 1930’lu yılların sanayileşme hamlesi de, krizin etkisiyle şekillenen ve yeni dış ticaret siyaseti ile gündeme gelen bu iki kavramın etkisi altındadır.

Tüm bu yasal düzenlemelerle birlikte krizin yarattığı etki ile Cumhuriyet yönetimi başka birkaç düzenlemeye daha gitmiştir. Bunları birkaç başlık altında toplamak mümkündür:
Yarı-resmi kuruluşların oluşturulması (Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti),
Merkez Bankası’nın kurulması,
İstişari nitelikteki raporların hazırlanması,
Sanayi sergilerinin açılması.
Öte yandan tarıma yönelik Devlet İktisadi Teşekkülleri’nin kuruluşunun hızlandığı, bu anlamda Ziraat Bankası, Tekel, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş, Toprak Mahsulleri Ofisi, Tarım Satış Kooperatifleri ve Ziraat Kombinelerinin kurulduğu bu dönemde, tarım kesimini ilgilendiren birtakım önlemler alınmıştır. Bu önlemlerin başlıcaları şunlardır:
Dağınık köylerin birleştirilmesi çabaları,
Tarım ürünlerinin devlet alımlarıyla desteklenmesi,
Anadolu’da merkezi bir sulama sisteminin yaratılması yolunda atılan adım,
Tarım satış kooperatiflerinin yaygınlaştırılması,
Tarım kredi kooperatiflerinin etkinleştirilmesi,
Bine yakın zirai kombinanın tesisi,
Köy enstitülerinin temelinin atılması
Örnek tarım çiftliklerinin kurulması.
Ancak yukarıda sayılan tedbirlerin birçoğu kağıt üzerinde kalmıştır. Zira bu dönemde tarımın geleneksel yapısında çok az değişiklik olmuş, Doğu ve Güneydoğuda feodal yapı çözülmemiş, hükümetin toprak dağılımıyla ilgili oldukça sınırlı, cılız birkaç girişimi olmuş, özetle kırsalda beklenen dönüşümler gerçekleşmemiştir.

Yabancı sermaye yatırımlarına bakıldığında da, kriz ortamında ülkeye önemli miktarda yabancı sermaye girişinin olmadığı görülmektedir. Zira 1929’de ülkeye 12 milyon TL yabancı sermaye girişi olmuşken bu rakam 1932’de 4.2 milyon TL’ye, 1933’te 1.1 milyon TL’ye düşmüştür. Yabancı sermaye girişi rakamlarındaki bu düşüşün nedenlerini anlamak ise zor değildir. Ortalama kar hadlerinin düştüğü, pazarın daraldığı, tüketimin kısıldığı, yatırım eğilimlerinin tersine döndüğü bir ortamda ülkeye önemli miktarlarda yabancı sermaye girişinin olması imkansız değilse de, oldukça zordur. Öte yandan yabancı sermayenin yeni kurulan siyasal rejime kuşkulu yaklaşması da, yabancı sermaye girişinin az olmasında son derece etkili bir diğer unsur olmuştur.
Uygulanan tüm bu uygulamalar ve tedbirlerle cumhuriyet yönetimi; himayeci, devlet denetimini artıran politikalara yönelmiş ve dünya buhranının ekonomideki olumsuz etkilerini bu devletçi politikalar ekseninde bertaraf etmeye çalışmıştır.

5. Sonuç
1929 Dünya ekonomik krizi baş gösterdiğinde genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik görüntüsü pek parlak değildir. 1923’ten itibaren uygulanan liberal politikalar ülkede beklenen kalkınmayı sağlayamamış ve dünya krizini Türkiye, bir ihracat ekonomisi olarak karşılamıştır. Bu koşullar altında cumhuriyet yönetimi krize karşı çözümü dış ekonomik ilişkilerini azaltmakta aramış, kriz öncesinde daha çok dışa dönük olan entegrasyon, krizin yarattığı olumsuzlukların zorlamasıyla içe dönük bir entegrasyona dönüşmüştür. Yani dışa dönük ve dikey bir entegrasyon yerini içe dönük ve yatay bir entegrasyona bırakmıştır. Bunun sonucunda devletçilik ekseninde uygulanan sanayi politikaları ile göreceli olarak bir iktisadi büyüme ortamı yaratılabilmiştir. Zira 1933’ten 1939’a değin geçen sürede ekonomide yıllık ortalama büyüme hızı %9’un üzerindeyken, sanayide de büyüme hızı ortalaması 1933-1939 döneminde, 1923-1928 dönemine oranla %1.7 daha yüksektir.

Ancak cumhuriyet yönetimi, dış ekonomik ilişkilerini azaltıp, devlet öncülüğünde bir ithal ikamesi başlatarak tarım sektöründe duraklamayı ve gerilemeyi göze almış ve krizin tüm olumsuz etkilerini köylü ve işçiye yükleyerek aşmaya çalışmıştır. Zira bu dönemde küçük çiftçilerin, küçük üreticilerin ve emekçilerin durumunun iyileştiğini söylemek imkansızdır. Aynı zamanda söz konusu dönemde emeğin hak arama, örgütlenme özgürlüğü de yok denecek denli azdır. Özetle, krizin etkilerinin hissedilmesiyle birlikte alınan tüm tedbirler, uygulanan tüm politikalar sanayide ve bir bütün olarak ekonomide görece bir iktisadi büyüme ortamı yaratabilmişse de, krizin olumsuz etkilerinin köylüye ve işçiye yüklenmesi sonucunda, Osmanlılardan devir alınan en büyük sorun olan yaygın ve mutlak yoksulluk yok edilememiştir.

Nazım Ümit Tol

KAYNAKÇA

AKŞİN, Sina. Kısa Türkiye Tarihi, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.
AHMAD, Feroz. Modern Türkiye’nin Oluşumu, İstanbul: Kaynak Yayınları, 2011.
BAŞKAYA, Fikret. Devletçilikten 24 Ocak Kararlarına, Ankara: Özgür Üniversite Kitaplığı, 2009.
BORATAV, Korkut. Türkiye İktisat Tarihi: 1908-2009, Ankara: İmge Kitabevi, 2011.
ÇAVDAR, Tevfik. Bir İnkilabın Günbatımı: 1908-2008, Ankara: İmge Kitabevi, 2008.
ÇAVDAR, Tevfik. Türkiye Ekonomisinin Tarihi 1900-1960, Ankara: İmge Kitabevi, 2003.
ERTAN, Temuçin Faik (der.). Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Ankara: Siyasal Kitabevi, 2012.
ERTUĞRUL, N.İlter. Cumhuriyet Tarihi El Kitabı, Ankara: ODTÜ Yayıncılık, 2009.
EZER, Feyzullah. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı ve Türkiye’ye Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme, Doğu Anadolu Bölgesi Araştırmaları, Cilt 3, Sayı 2, 2005.
FÜLBERTH, Georg. Kapitalizmin Kısa Tarihi, İstanbul: Yordam Kitap, 2008.
KÖYMEN, Oya. Sermaye Birikirken, İstanbul: Yordam Kitap, 2007.
KOÇ, Yıldırım. Türkiye İşçi Sınıfı Tarihi, Ankara: Epos Yayınları, 2010.
LEWIS, Bernard. Modern Türkiye’nin Doğuşu, Ankara: Arkadaş Yayınevi, 2010.
SANDER, Oral. Siyasi Tarih 1918-1994, Ankara: İmge Kitabevi, 2010.
YENAL, Oktay. Cumhuriyet’in İktisat Tarihi, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010.
ZÜRCHER, Eric Jan. Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, İstanbul: İletişim Yayınları, 2000.

One Response to 1929 Dünya Ekonomik Krizi ve Krizin Türkiye Ekonomisine Etkileri – Nazım Ümit Tol

  1. Mete diyor ki:

    Kapitalizmin çevre ülkelerinde 29 krizinin etkilerinin ağır hissedilmesi şüphesiz normal sayılmalıdır. Ancak Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluş döneminde uygulanan liberal politikalar sonucu, ülkenin ihracata dayalı bir yapıya sahip olması ve merkez ülkelere tarım ürünleri ihraç etmesi krizin etkilerinin içerde ağırlaşmasına sebep olmuştur. Zira dünyada tarım ürünlerinin fiyatlarında gözle görünür düşüşler yaşanmıştır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Arşivler