Biz Kaybettik Aşk da Kazanmadı – Mahmud Derviş

Çağdaş Arap edebiyatının tanınmış ismi Filistinli şair Mahmud Derviş’in şiirlerinden örnekler, Türkçe’ye tercüme edilerek ”Biz Kaybettik Aşk da Kazanmadı” adıyla 2008 yılının aralık ayında Türkiye’de yayımlandı.
Kitabevi tarafından yayımlanan şiir kitabı için şairin 8 eserinden seçilen 26 şiiri Arapça’dan Türkçe’ye çeviren NTV İtalya muhabiri, gazeteci yazar Lütfullah Göktaş, Filistinli Şair Derviş ve şiiri hakkında bilgi verdi.
”Mahmud Derviş, şiiri vatan bellemiş biriydi. O, Filistin davasının sesi olmasından öte, eserleriyle dünya edebiyatındaki yerini de perçinlemiş bir şairdir” diyen Göktaş, kendisi henüz hayattayken şiirlerinin yaklaşık otuz dile çevrilmiş olmasının bunun en somut göstergesi olduğunu ifade etti.
Göktaş, 2008′de 67 yaşında vefat eden Derviş’i, sadece bir ”direniş şairi” biçiminde algılama eğiliminin yanlış olduğunu vurgulayarak, Derviş’in şiirlerinin büyük bir zenginlik ve çeşitlilik arz ettiğini, onun gençlik dönemindeki direniş şiirlerinden çok güçlü bir simgeciliği de bünyesinde barındıran eserleriyle dikkati çektiğini kaydetti.
”Derviş, kendisini sürekli yenilemeyi başarmış bir şairdir. Son dönem şiirlerinde, metafiziğe yöneliş de önemli bir yer tutar. (Biz Kaybettik Aşk Da Kazanmadı) adlı seçkiyi hazırlarken, Derviş’in şiir serüvenine ilişkin Türk okurlara genel bir fikir vermeye de özen gösterdik” diye konuşan Göktaş, Derviş’in şiirlerindeki diğer önemli özellikleri ise şu ifadelerle özetledi:
”Derviş, şiirde iç ahenk ve estetiğe de son derece önem vermiş bir şairdir. Hem dinsel, hem de mitolojik kaynaklardan beslendiğini, şiirlerinde açıkça hissettirir. Bulunduğu ve yaşadığı coğrafyadaki tüm kültürlerden destek almıştır. Kendisini, kurbanların ve ezilenlerin şairi olarak tanımlamaktadır. Filistinlilerin yaşadığı dram, onun şiirlerine de yansımıştır. Ama bu, onun belirli bir coğrafyaya hapis olup kalması anlamında değildir. Ona göre, şiirin ufku açıktır, şiirde son durak diye bir şey olmayacağına inanır. Bu, onun sürekli yenilik arayışında olmasını da beraberinde getirmiştir.”

Lütfullah Göktaş tarafından, ”Biz Kaybettik Aşk da Kazanmadı” adıyla Türkçe’ye kazandırılan 157 sayfalık eserde, Derviş’in 8 eserinden seçilmiş toplam 26 şiir yer alıyor.

26 YIL SÜRGÜN YAŞADI
Mahmud Derviş, İsrail yetkililerinin baskı ve kısıtlamalarına maruz kalmasının ardından 1970′de ayrıldığı Filistin’e, uzun bir sürgün döneminin ardından ancak 1996′da dönebildi.
Neredeyse tüm hayatını şiire vakfetmiş bir şair olan Derviş, kimi kez siyasette de sembolik roller üstlendi. Derviş, Filistin Kurtuluş Örgütü’nde (FKÖ) Yaser Arafat’a danışmanlığın yanı sıra yürütme kurulu üyeliği de yaptı. Ancak 1993′de Oslo Antlaşması gündeme geldiğinde, bu görevinden istifa etti.
Çoğunluğu şiir kitaplarından oluşan 30′a yakın esere imza atan Derviş, uluslararası pek çok ödülün de sahibi oldu. Şairin 1981′de Beyrut’ta kurduğu El-Kermil dergisi de Derviş’in geriye bıraktığı en önemli miraslardan biri olarak değerlendiriliyor.
Mahmud Derviş, 9 Ağustos 2008 tarihinde Teksas’taki Houston Memorial Hermann Hastanesi’nde geçirdiği üçüncü açık kalp ameliyatı sırasında hayata veda etmesinin ardından, Ramallah’ta devlet töreniyle toprağa verildi. (AA)

Biz kaybettik, aşk da kazanmadı hiçbir şey
Çünkü sen aşksın ey aşk, nazlı bir çocuksun!
Koruyorsun göğün biricik kapısını,
söylemediğimiz tüm sözleri! Çekip gidiyorsun
Nice gülleri göremedik bugün. Zincirlenmiş yüreğin sıkıntılarını
yıkıp geçemedi nice caddeler!
Yaşları bizi gâfil avlayan nice kızlar
yürüyorlar göremediğimiz bir yöne… Kişnemeye!

Uyurken nice marşlar nâzil oldu içimize.
Süzülüp indi nice hilâller
dinlensin diye yastıkta. Nice öpücükler çaldı kapımızı
evimizden uzaktayken bizler
Kayalıklarda ekmeğimizi ararken, çalışırken
kayboldu uykumuzdan nice düşler!
Nice kuşlar kanat çırptı camlarımızda
ertelenmiş bir günde, oynaşırken prangalarımızla
Kaybettik durmadan, aşk da kazanmadı hiçbir şey
çünkü sen nazlı bir çocuksun ey aşk!

LÜTFULLAH GÖKTAŞ İLE SÖYLEŞİ
Evrim Altuğ, 09 Ocak 2009 Tarihli Sabah Gazetesi Kültür Sanat Sayfası
Göktaş’la, Derviş’in şiiri ve Ortadoğu’nun durumunu konuştuk. Gazeteci – yazar, “Gazze’de halen süren katliam, Derviş’in haklı olduğunu gösterdi,” diyor.

- Kitabın, Gazze’nin, sözcüğün tam anlamıyla ateş altında olduğu bir dönemde çıkmasını nasıl karşılıyorsunuz?
- Filistinli şair Mahmud Derviş, çağdaş Arap edebiyatının da en önemli isimlerinden biri. Şiirlerinin yaklaşık 30 dile çevrilmiş olması, onun dünyada hakettiği ilgiye mazhar olduğunun en önemli kanıtı. Biz Kaybettik Aşk Da Kazanmadı adlı seçkinin, Gazze’de İsrail tarafından yeni bir katliamın işlendiği bir dönemde piyasaya çıkmış olması tamamen bir tesadüf. Seçki, Derviş’in muhtelif kitaplarından seçtiğim toplam 26 şiirden oluşuyor ve bu önemli şairi Türk okurlara tanıtmayı amaçlıyor.

- Seçkiyi hazırlarken, şiirleri hangi ölçülere göre seçtiniz?
- Seçkide, Derviş’in ‘direniş’ şiiri kapsamındaki örnekler de var, ‘simgeciliğinin’ ön planda olduğu şiirler de var. Şiirler, kitapta kronolojik sırayla sunulmuş vaziyette. Bu sayede okurların, şairin şiir serüveni hakkında daha somut bir fikre sahip olabileceklerini düşünüyorum.

- Filistinlilerin yaşadığı dram Derviş’in şiirlerine de yansımış durumda. Şiirlerdeki tabloyu ana hatlarıyla özetleyebilir misiniz?
- Derviş’in mültecilikle ilk tanışıklığı, henüz 7 yaşındayken, 1948′de başlamış. 1960 Arap-İsrail savaşının ardından Batı Şeria ve Gazze’deki İsrail işgaliyle birlikte, Filistinlilerin öz vatanlarında nasıl mülteci konumuna düşürüldüklerinin de canlı tanığıdır Derviş. Kimlik Kartı adlı ünlü şiiri, bu duruma duyduğu isyanın, İsrail’e meydan okumanın en somut ifadesidir. 1990′da sürgündeyken, bir türlü bitmek bilmeyen işgale duyduğu isyanla yazdığı; “Çekin gidin toprağımızdan / denizimizden, karamızdan / buğdayımızdan, tuzumuzdan, taşımızdan / defolun her şeyimizden!” diyerek İsrail’e seslendiği dizeler halen güncelliğini koruyor. O dizelerin üzerinden tam 18 yıl geçmiş. Ama Gazze’deki son olaylar, durumun hiç değişmediğini açıkça gösteriyor.

- Mahmud Derviş, ağustosta vefat ettiğinde Ramallah’ta devlet töreniyle toprağa verilmişti. Ülkesinin durumuna ilişkin son düşünceleri nelerdi?
- Derviş, 1993′teki Oslo Antlaşması’na tepki göstermiş biriydi. Kendisi siyasette de sembolik roller üstlenmiş bir aydındı. O dönemde, Filistin Kurtuluş Örgütü’nde yürütme kurulu üyesiydi. Oslo Antlaşması gündeme geldiğinde, protesto amacıyla görevinden istifa etmişti. Çünkü bunun adil bir antlaşma olmadığına, barış konusunda İsrail’in samimi olmadığına inanıyordu. Zaman, maalesef Derviş’i haklı çıkardı. El Fetih ile Hamas arasındaki iktidar mücadelesi, Filistinlilerin birbirlerine düşmeleri, Derviş’i derinden üzmekteydi. Vefatı öncesinde yazdığı son yazıda, iki kesimi de ağır ifadelerle eleştirmişti. Halihazırdaki durumun vehameti de tüm çıplaklığıyla ortada. Aylardır elektriksiz, susuz, ilaçsız, gıdasız bırakılarak adeta bir açık hava hapishanesine dönüştürülmüş Gazze’de İsrail, insafsızca katliam yapıyor. Uluslalararası camia cılız kınamalar eşliğinde, olayı seyretmekle yetiniyor. Hamas’ı tasfiye adına yapılan katliamda, ölü sayısı 500′ aştı. Çocukların da öldürüldüğü bu katliam, hiç bir surette meşru gösterilemez. Filistin sorunu çözülmedikçe Ortadoğu’da barış da hayaldir.

Biz Kaybettik Aşk da Kazanmadı
Mahmud Derviş
Kitabevi Yayınevi
Çeviren: Lütfullah Göktaş
Sayfa Sayısı: 157 sayfa
Aralık 2008

Mahmud Derviş’in Hayatı

Filistin’in bağımsızlık mücadelesini konu alan şiirleriyle tüm dünyada tanınan ve yaşamı siyasi mücadeleyle geçen Mahmud Derviş’i 9 Ağustos 2008 tarihinde yitirdik.
Filistin’in ulusal bağımsızlığını sembolize eden şiirleriyle ünlü Filistinli şair Mahmud Derviş, sürgünde yaşamı ve İsrail’in Filistin topraklarını işgalini konu alan şiirleriyle Ortadoğu’da geniş kitlelerce tanındı. Derviş, 2007 yılında Filistin’in Hamas ve El Fetih arasında bölünmesini kınayan bir şiir kaleme almış ve bu olayın intihar saldırısıyla bir olduğunu söylemişti.
Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, Mahmud Derviş için Filistin topraklarında üç gün süreyle yas ilan etti. Gazze’deki Hamas hükümeti de Derviş’in ölümü nedeniyle Gazze’de bir yas evi açılmasını kararlaştırdı.
Hep şiir, hep mücadele
“Çocukluğum, tüm halkımın dramıyla ilişkili olarak, kişisel dramımın başlangıcı oldu. 1948 yazının o gecesinde, dingin bir köyde atılan mermiler ayırım gözetmedi. Altı yaşındaydım, zeytinliklere, sonra dağlara koşar buldum kendimi, bazen yalınayak, bazen yere kapaklanarak. Korkuyla ve susuzlukla geçen kanlı bir geceden sonra, Lübnan denen ülkede bulduk kendimizi.”

1941 yılında doğduğu köyünün yerle bir edilmesiyle başlayan serüvenini böyle özetliyordu Mahmud Derviş. Ve bu serüven, şiirlerinin her mısrasında, yaşamının her anında, ülkesinin acılarıyla, direnişle, mücadeleyle sürüp gidecekti.

Mahmud Derviş, çocuk denilecek yaşta ilk şiirlerini yayımladığı dönemde, El-Ard (Toprak) hareketinde de çalışmaya başlamıştı. El İttihad gazetesi ile El Cedid dergisinin yazı işleri müdürlüklerini yapmış, şiirleri ve yazıları nedeniyle İsrail ordusu tarafından tutuklanmış, 1970′te sürgün edilmiş, sonrasında Beyrut, Sovyetler Birliği, Paris gezip durmuştu, şiirlerine ve kavgasına bir an ara vermeksizin. Bu yüzden, hakkında “kişiye özel sokağa çıkma yasağı” uygulanmıştı, şiirlerinin çoğunu zindanlarda yazmıştı?

Filistin Kurtuluş Örgütü üyesi olan Derviş, dönemin Filistin lideri Yaser Arafat’ın İsrail’le yaptığı anlaşmayı protesto ederek 1993′te örgütten ayrıldı. Derviş’in şiirlerinin 2000′de İsrail’de lise ders kitaplarında yer alması önerilmiş, ancak dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak, İsrail’in buna hazır olmadığını söyleyerek öneriyi reddetmişti.

“Bir Filistin gene var!”
1969′da Lotus Edebiyat Ödülü’nü, Sabra ve Şatila katliamları üzerine kaleme aldığı “Beyrut Kasidesi / Gölgeyi Yüksekten Övmek”le 1984′te Lenin Ödülü’nü, 2003′te Uluslararası Nãzım Hikmet Şiir Ödülü’nü alan Derviş, Filistin Ulusal Marşı’nın (Neşîd el İntifada) da yaratıcısıydı.
Şiirleri hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilen, bestelenen, bayraklaşan Mahmud Derviş’in yapıtları arasında, “Zeytin Ağacının Yaprakları”, “Filistinli Sevgili”, “Gecenin Sonu”, “Uzak Bir Sonbaharın Hafif Yağmuru”, “Celile’de Kuşlar Ölür”, “Düğünler”, “Uykudan Uyanıyor Sevgilim”, “Yedinci Deneme” ve bir seçmeler olan “Ölümü Seviyorlar Benim”, ülkemizde de yayınlandı.
“Ve ant içerim ki, / bir mendil işleyeceğim yarına kadar, / gözlerine sunduğum şiirlerle süslü / ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı: / Bir Filistin vardı, / bir Filistin gene var!” demişti Mahmud Derviş? “Kaydet! Ben Bir Arap’ım!” sözleriyle, bağımsızlık tutkusuna sahip herkes adına, işgalcilere meydan okumuştu? Şimdi, fizik varlığıyla ayrıldı dünyadan. Mısralarıyla, bıraktığı yaşam öyküsüyle, mücadeleyi sürdürecek?

“Beyrut Kasidesi”nden
Ey kızım seviyorduk seni
Şimdi yüksek suskunluğu bekliyoruz
Huş ağacından süpürgeler taşıyoruz
Üstümüzde öfkeyse dağıtırız? dağıtırız
Ah ondan? ne diye avuçlamadık göbeğini ufkun
Her uzanışında ellerini
Bizi boğmaya yeltendiğinde
Beyrut yok
Sırtımız önümüz denizin sırları yok
Kanımızı yitirene kadar evet
Anıların sözcüklerini yitirene kadar
Ancak söylerim şimdi yok
O son bombardımanda yok
O yer çukurda başka bir şey kalmadı yok
O ruh içinde kalmadı yok
Beyrut yok?
Kaynak: http://haber.sol.org.tr/mansetler/mansetalt/2447.html 11/08/2008

Ödülleri
* Uluslararası Nazım Hikmet Ödülü, 2002
* The Lotus Prize (1969; from the Union of Afro-Asian Writers)
* Lenin Peace Prize (1983; from the USSR)
* The Knight of the Order of Arts and Letters (1993; from France)
* The Lannan Foundation Prize for Cultural Freedom (2001)
* Prince Claus Awards (2004)
* “Bosnian ste?ak” (2007)
* Golden Wreath of Struga Poetry Evenings (2007)

Şiirleri
* Asafir bila ajniha (Wingless birds), 1960
* Awraq Al-Zaytun (Leaves of olives), 1964
* Ashiq min filastin (A lover from Palestine), 1966
* Akhir al-layl (The end of the night), 1967
* Yawmiyyat jurh filastini (Diary of a Palestinian wound), 1969
* Habibati tanhad min nawmiha (My beloved awakens), 1969
* al-Kitabah ‘ala dhaw’e al-bonduqiyah (Writing in the light of the gun), 1970
* al-’Asafir tamut fi al-jalil (Birds are Dying in Galilee), 1970
* Mahmoud Darwish works, 1971. Two volumes
* Mattar na’em fi kharif ba’eed (Light rain in a distant autumn) 1971
* Uhibbuki aw la uhibbuki (I love you, I love you not), 1972
* Jondiyyun yahlum bi-al-zanabiq al-baidaa’ (A soldier dreaming of white lilies), 1973
* Complete Works, 1973. Now al-A’amal al-jadida (2004) and al-A’amal al-oula (2005).
* Muhawalah raqm 7 (Attempt number 7), 1974
* Tilka suratuha wa-hadha intihar al-ashiq (That’s her image, and that’s the suicide of her lover), 1975
* Ahmad al-za’tar, 1976
* A’ras (Weddings), 1977
* al-Nasheed al-jasadi (The music of human flesh), 1980. Joint work
* Qasidat Bayrut (Ode to Beirut), 1982
* Madih al-zill al-’ali (A eulogy for the tall shadow), 1983
* Hissar li-mada’eh al-bahr, 1984
* Victims of a Map, 1984. Joint work with Samih al-Qasim and Adonis in English.
* Sand and Other Poems, 1986
* Hiya ughniyah, hiya ughniyah (It’s a song, it’s a song), 1985
* Ward aqal (Fewer roses), 1985
* Ma’asat al-narjis, malhat al-fidda (Tragedy of daffodils, comedy of silver), 1989
* Ara ma oreed (I see what I want), 1990
* Ahad ‘asher kaukaban (Eleven planets), 1992
* Limaza tarakt al-hissan wahidan (Why did you leave the horse alone?), 1995. English translation 2006 by Jeffrey Sacks (ISBN 0976395010)
* Psalms, 1995. A selection from Uhibbuki aw la uhibbuki, translation by Ben Bennani
* Sareer El-Ghariba (Bed of a stranger), 1998
* Then Palestine, 1999 (with Larry Towell, photographer, and Rene Backmann)
* Jidariyya (Mural), 2000
* The Adam of Two Edens: Selected Poems, 2001
* Halat Hissar (State of siege), 2002
* La ta’tazer ‘amma fa’alt (Don’t apologize for what you did), 2003
* Unfortunately, It Was Paradise: Selected Poems, 2003. Translations by Munir Akash, Caroyln Forché and others
* al-A’amal al-jadida (The new works), 2004. A selection of Darwish’s recent works
* al-A’amal al-oula (The early works), 2005. Three volumes, a selection of Darwish’s early works
* Ka-zahr el-lawz aw ab’ad (Same as almond flowers or farther), 2005
Düzyazıları
* Shai’on ‘an al-wattan (Something about the homeland), 1971
* Wada’an ayatuha al-harb, wada’an ayuha al-salaam (Farwell, war, farwell, peace), 1974
* Yawmiyyat al-hozn al-’aadi (Diary of the usual sadness), 1973
* Dhakirah li-al-nisyan (Memory for Forgetfulness), 1987. English translation 1995 by Ibrahim Muhawi
* Fi wasf halatina (Describing our condition), 1987
* al-Rasa’il (The Letters), 1990. Joint work with Samih al-Qasim
* Aabiroon fi kalamen ‘aaber (Bypassers in bypassing words), 1991
* Fi hadrat al-ghiyab (In the presence of absence), 2006

Yapıtları
Celile’de Kuşlar Ölüyor
Filistinli Sevgili
Gecenin Sonu
Uzak Bir Sonbaharın Hafif Yağmuru
Yedinci Deneme
Zeytin Ağacının Yaprakları

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas yaptığı açıklamada Derviş?in ölümünü, ?Filistin halkı, Arap ve İslam dünyasına, barış ve özgürlük seven herkese Filistin?in yıldızının kaybolduğu haberini vermek, yüreğime ve ruhuma büyük bir acı yüklüyor? sözleriyle duyurdu.
Derviş?i Filistin?in yıldızı, Filistin gençliğinin en büyük simgesi ve süvarilerin süvarisi olarak niteleyen Abbas, Filistin?in yeni kültür projesinin mimarı ve Filistin âşığı büyük şair Derviş?in yerinin ancak onun şiirlerini, yazılarını ve düşüncelerini benimseyen, bir bütün olarak taşıyacak Filistinli öğrencilerin doldurabileceğini kaydetti.

Şiirlerinden Örnekler

Mahmud Derviş?in Ahmed Zataar adlı şiirinde, hayali bir kahraman olan Ahmed Zataar sürekli yerinden edilen ve sürgüne gönderilen Filistinlilerin adsız kahramanlarını temsil etmektedir. Ahmed adlı bu kahraman, direniş ve mücadeleden sonraki dirilişi temsil etmektedir.

* Beyrut’ta bir Filistin kampı olan Tel Zaatar Lübnan iç savaşı sırasında iki ay kuşatma altında kalmıştı. Filistinliler güç koşullar altında kuşatmaya karşı direnmişlerdi. Arapça’da “kekik dağı” anlamına gelen Tel Zaatar Filistin direnişinin bir sembolü haline geldi. Hayali bir kahraman olan Ahmed Zaatar sürekli yerinden edilen ve sürgünde yaşayan Filistinlilerin binlerce adsız kahramanını temsil etmektedir.

AHMED ZAATAR*

Kekikten ve karamış taştan
O eller için
Bu çığlık
Unutulmuş ve yapayalnız
Ahmed için.
Gelip geçen bulutlar
Yurtsuz ve yabancı koydu beni
Ve yalnız dağlar cesaret ediyor
Beni bağrına basmaya
Kıraç bir toprakta.
Doğuyorum yine o eski yaralardan
Sokuluyorum toprağa
Bütün ayrıntılarını görünceye dek
Doğuyorum yine
Denizin taştığı yıl
Kül olmuş kentlerden
Kendimi yapayalnız bulduğum.

Ahmed’di o deniz
Kurşunlar arasından köpük köpük
Bir kamptı öfkeyle büyüyen
Yağan kekikti üstümüze
Ve savaşçılara
Ellerine ayaklarına baktı Ahmed
Unutulmuş trenlerin
Anılarıyla büyüyen
Kimsenin karşılamadığı
Kimsenin el sallamadığı
Yaseminlerle.
Ayakta dikildi yapayalnız
Kendini dinlediği gecelerde
Hakkın hasretini çekerek
Yirmi yıl
Yirmi yıl o yer senin bu yer benim
Dolaştı bir kimliği sora sora
Yalnız yanardağların yanıtladığı.

Ben Arap Ahmet’im
Dedi
Ben kurşunlar
Ben portakallar
Ve düşler.
Benim çadırımdır Tel Zaatar
Anayurt benim
Sürüp giden o yolculuk anayurda
Doğu’dan ta Batı’ya
Bilendi bütün kılıçlar
Ahmed tanımaya başlarken
Ellerini ayaklarını
Süzülen bir yıldız gibi
Bakıp bakıp Hayfa’ ya.
Ahmed’di seçilen kurban
Kentler asfalt organlarını
Bırakıp arkalarında
Düştüler peşine Ahmed’in
Öldürmek için.
Doğu’dan ta Batı’ya
Cenaze törenini hazırlıyorlardı.
Giyotinlerden giyotin beğenip.

Ben Arap Ahmed
Gelsin kuşatmacılar!
Benim kal’am gövdem
Gelsin kuşatmacılar!
Ateş hattıyım ben
Kuşatacağım onları
Çünkü göğsüm
Sığınaktır halkıma
Gelsin kuşatma!

Uzanmış suyun karşısına
Küçük ayrıntılar arasında geziniyorum
Derken dağılmaya başlıyorlar
Akşamla birlikte
Yitiyorum
Uzaklardan gelen
Çıngırak seslerinin içinde.
Kanayan yerlerimden
Anlıyorum yaşadığımı.

Ayak bastığım her yol
Kaçınıyor benden
Kaçıyor
Gönül verdiğim her kent
Ceketimi fırlatıyor bana.

Şiirlere sığınıyorum
Düşlere
Anlıyorum çok geçmeden
Düşlerime kadar girmiş bıçaklar.
Bir mum yakıyorum
Kapanmayan yaramdan.
Bu gece
Bütün çakıl taşları soluyor

Ve damarlı.
Uzaklardaki güzel karım
Sessizliğin senin
Eritti bu ölgün geceyi
Banklar ve ağaçlar
Donup kaldı gölgende.
Hatırla beni
Kendimi unutmadan önce.
O kayalar mektubumdur
Yeryüzüne.
Yükseleceğim
Meyve küfelerinden
Denizden
Yükseleceğim yoksulun şarkısından
Onların şarkısından:
Yaşayacağız!
Yaşayacağız! diyen.

Kekikten ve taştan Ahmed
Yükseleceksin
Hayır! diyerek
Derinden esvap yapacak
Kırlardan gelen köylüler
Zalimleri ortadan kaldırmaya.
Bir çiçek olacak yumruğun
Bir bomba
Her gün hayır! demek için kalkan.
Kılıçlardan kesik kesik gövden
Yeniden yapılacak
Doğacak güneşlerden
Ve dalgalarla nikâhlanacak
Giyotin altında
Hayır! diyeceksin
Hayır!

Akan kanımda öleceksen
Yeniden doğmak için
Un çuvallarından.
Geleceğiz ses vermek için sesine
Bizi çağırdığın zaman
Ve ölümün çehresi
Yitip gidecek sözlerimizden.
Eli ölümün
Savurup atacak bizi
Yalın bir yurda doğru
Yasemin bir düşün beklediği.

Kuşlar bana bıraktı şarkılarını
Ve ben koştum
Yürek atışına tarlaların.
Kanımın derinliklerine in
Derinliklerine in
Derinliklerine ekmeğin
Yalın bir yurdumuz olsun
Yasemin bir düşün beklediği.
Her günkü Ahmed
Saf ve Basit Ahmed
Nasıl kaldırdın ayrılıkları
Meyveyle taş arasında
Kurşunla geyik?
Arap Ahmed, diren!
Kuşatma altında gezeceğiz
Ulaşıncaya dek kıyısına
Ekmeğin ve dalgaların.
Öleceğiz düşü uğruna
Bir yurdun
Ve bekleyen yaseminlerin.

Onda Güz’ün eğrileri var.
Kandaki şiirdir Ahmed.
Dağlar gibi kırışık yüzü
Yankısı çağıran seslerin
Birleşen gövdelerin.
Ey tanınmayan Ahmed
Nasıl yaşadın aramızda
Tam yirmi yıl
Hâlâ belli belirsiz yüzün
Hep çizgilerinde dolaştığımız
Tanınmayan yüzün
Ey ormanlar
Alevler kadar gizli Ahmed
Bize yüzünü tanıt
Söyle son sözünü
Dağılacağız sessizlikte
Geri adım atacağız
İşitsin diye ölüler sözlerini
Yaşayanlar
Belki tanır diye çizgilerini.
Ahmed
Ahmed kardeşim
Kahramanca ölümünü bekliyoruz
Ne zaman?
Ne zaman?
Ne zaman?

Mahmud DERVİŞ

Çeviren : Erdal ALOVA

Şairin Filistinli Sevgili adlı şiiri ise adeta bir Siyah Şiir?dir. Filistin halkının direnişinden ve haklı davasından bahsetmekte, şiirdeki Filistinli sevgili ve onun yaşadığı şeyler ise Filistin?deki acıyı, ızdırabı ve direnişi yansıtmaktadır. Şiirinde göze çarpan diğer bir unsur ise yalnızlıktır. Bu unsurun kullanılmasında, Derviş gibi Filistin halkından daha birçok insanın yurtlarından sürgün edilmelerinin ve sevdiklerini bir bir kaybetmelerinin etkisi gözükmektedir:

FİLİSTİNLİ SEVGİLİ

Gözlerin bir diken
yüreğe saplanmış,
çıldırasıya sevilen,
işkencesine dayanılamayan.
Gözlerin bir diken,
rüzgârdan koruduğum,
ötesinde acıların, gecelerin,
derinlere sapladığım.
Kandiller yanar ışığınla,
geceler dönüşür sabaha.
Bense unuturum birden,
- göz rastlar rastlamaz göze-,
yaşadığımız bir vakitler
kapının ardında
yanyana.

*
Şakırdın sanki konuşurken.
İsterdim konuşmak ben de.
Dudaklarda hayır mı kalmıştı ki,
O bahar gibi dudaklarda!

Sözlerin
güvercin gibi
yuvamdan
uçtu gitti.
Kapımız,
sonbahar kadar sarı
basamakları ardından
fırladı gitti
canının çektiği yere.
Aynalar oldu paramparça,
yığıldı içimize
acı üstüne acı.
Topladık sesin küllerini
getirdik bir araya.
Böylece söyler olduk
acılı türküsünü yurdumuzun.
Hep birlikte sazın bağrına
ektik bu türküyü,
evlerin damlarına taş fırlatır gibi
fırlattık attık bu türküyü,
alın, dedik,
sancıdan kıvranan kalplere.
Oysa her şeyi unuttum ben şimdi.
Ya sen, ya sen, sevgili,
sesini kimselerin bilmediği!
Belki de gidişindir senin
ya da susmandır
sazı paslandıran.

*
Dün seni limanda gördüm,
yapayalnız, yolluksuz yolcu.
Bir yetim gibi sana doğru koşuyordum,
arıyordum sanki yaşlı anamı.

Nasıl, nasıl, yemyeşil bir portakal ağacı
kapanır bir hücreye ya da bir limana,
nasıl saklanır gurbet elde
ve yemyeşil kalır?
Yazıyorum not defterime:
Limanda durakaldım…
En dondurucu kış kadar soğuk gözler gibiydi dünya,
doluydu portakal kabuklarıyla ellerimiz.
Ve hep çöl, ve hep çöl, ve hep çöldü ardım.

*
Seni yalçın dağlarda gördüm,
kuzularınla, kovalanan çoban kızı.
Sen benim bahçemdin,yıkıntılar ortasında.
Bendim o yabancı, bendim kapını vuran.
Ey gönül! Ey gönül!
Kapı kalbimin üzerinde yükseliyordu,
pencere, taşlar ve çimento
Kalbimin üzerinde.

*
Seni su testilerinde gördüm,
buğday başaklarında,
yıkık dökük, parça parça, unufak.
Hizmet ederken gördüm gece kulüplerinde,
sancıların şimşeklerinde gördüm ve yaralarda.
Bağrımdan koparılmış ciğer parçası sensin.
Dudaklarıma ses olacak yel sen.
Ateş ve akarsu sensin.
Gördüm seni bir mağaranın ağzında
yetimlerinin çamaşırlarını iplere asarken.

Gördüm sokaklarda seni ve ateş ocaklarında,
kaynayan kanında güneşin.
Ve ahırlarda…
Ve bütün tuzlarında denizin.
Ve kumlarda…
Toprak gibi güzel,
yasemin gibi,
ve çocuklar gibi.

*
Ve ant içerim ki,
bir mendil işleyeceğim yarına kadar,
gözlerine sunduğum şiirlerle süslü
ve bir tümceyle, baldan ve öpücüklerden tatlı:
“Bir Filistin vardı,
bir Filistin gene var!”

*
Gözleriyle Filistin,
kollardaki, göğüslerdeki dövmelerle Filistin,
adıyla sanıyla Filistin.
Düşlerin Filistin’i ve acıların,
ayakların, bedenlerin ve mendillerin Filistin’i,
sözcüklerin ve sessizliğin Filistin’i
ve çığlıkların.
Ölümün ve doğumun Filistin’i,
taşıdım seni eski defterlerimde
şiirlerimin ateşi gibi.
Kumanya gibi taşıdım seni gezilerimde.
Koyaklarda çağırdım seni bağıra bağıra,
inlettim senin adına koyakları:

Sakının hey
kayaları döve döve şarkımı koparan şimşekten!
Benim gençliğin yüreği!
Benim beyaz kanatlı atlı!
Benim yıkan putları!
Kartalları tepeleyen şiirleri benim eken
tüm sınırlarına Suriye’nin!
Zalim düşmana bağırdım, ey Filistin, senin adına:
“Ölürsem, ey böcekler, vücudumu didik didik edin!”
Karınca yumurtasından kartal çıkmaz hiçbir vakit,
yalnız yılan çıkar zehirli yılanlardan!
Ben barbarların atlarını iyi bilirim.
Bir ben dururum onların karşısında,
bir ben,
gençliğin yüreğiyim her daim,
yüreğiyim beyaz kanatlı atlıların.

Mahmud DERVİŞ

Çevirenler : A. KADİR – Süleyman SALOM

GECEDE AYAK SESLERİ

Her zaman
Ayak seslerini duyarız gecede yaklaşan,
Ve kapı sırra kadem basar odamızdan,
Her zaman,
Bulutlar gibi süzülüp giden.

Her gece yatağından
Senin mavi gölgen mi onu uzaklara götüren?
Senin gözlerin ülkelerdir ve ayak sesleri geliyor,
Sardı bedenimi kolların
Ayak sesleri, ayak sesleri
Ah Şahrazad
Gölgeler niçin kurtuluşumu resmeder?
Gelir ayak sesleri girmez içeri.
Bir ağaç ol,
Görebileyim gölgeni.
Bir ay ol,
Görebileyim gölgeni.
Bir hançer ol,
Görebileyim gölgeni gölgemde,
Küller içinde bir gül.
Her zaman,
Ayak seslerini duyarım gecede yaklaşan,
Ve sen yerim olursun sürgündeki,
Zindanım olursun.
Öldürmeye çalış beni
İlk ve son olsun
Yaklaşan ayak seslerinle
Öldürme beni.

Mahmud DERVİŞ

Çeviren : Tâvus HÜSÂMEDDİN

Derviş?in şiirlerinde lirizm göze çarpmaktadır. Şiirlerinde tüm Filistin halkının iç sesini yansıtarak, aslında geniş bir insanlık tarihi ve coğrafyasını konu edinmektedir;

?Kuşlar bana bıraktı şarkılarını
Ve ben koştum
Yürek atışına tarlaların.
Kanımın derinliklerine in
Derinliklerine in
Derinliklerine ekmeğin
Yalın bir yurdumuz olsun
Yasemin bir düşün beklediği.
Her günkü Ahmed
Saf ve Basit Ahmed
Nasıl kaldırdın ayrılıkları
Meyveyle taş arasında
Kurşunla geyik?
Arap Ahmed, diren!
Kuşatma altında gezeceğiz
Ulaşıncaya dek kıyısına
Ekmeğin ve dalgaların.
Öleceğiz düşü uğruna
Bir yurdun
Ve bekleyen yaseminlerin.?

*”Yurduyla bu denli bütünleşmiş bir şair sanırım bu dünyaya az gelmiştir. Mahmud Derviş, Filistin halkının savaşımlarıyla ayrılmaz bir biçimde bütünleşmişti. Sözcükleriyle kurduğu imgeler, hep Filistin?in tutsaklığı gerçekliğine odaklanmıştı

Ve rüzgâr külleri savururken…

Geçenlerde, Filistinli şair Mahmud Derviş?in öldüğünü öğrendiğimde, bir süre bizim gazeteleri, radyoları, televizyonları izledim; bir-iki küçük haber dışında Derviş?le ilgili doğru dürüst bir anmaya rastlayamayınca da Yunus Emre?nin sözlerini anımsadım: ?Bir garip öldü diyeler / Üç gün sonra duyalar / Soğuk su ile yuyalar / Şöyle garip bencileyin?. Ne ki, Yunus?un bu sözleri Derviş için Türkiye cephesinde geçerliydi. Türkiye?yi sanırım çok yakından ilgilendiren Filistin halkın bağımsızlık savaşımının simgesi olmuş bir şairin ölümü bizim basının pek ilgisini çekmiyordu ama, şiirleriyle Filistinlilerin acılarının sesi olan Derviş?in bu dünyadan ayrılışı nerdeyse tüm dünya basını için önemli bir haber niteliği taşıyordu.

Mahmud Derviş?in öldüğünü duyduğumda, aklım otuz sekiz yıl önceye, 1970 yılına kaydı. 1970 yılının ?İzlerimiz? dergisi geldi gözlerimin önüne. Gerçi o günlerde artık Robert Kolej?de değildim, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü?nde okuyordum, ama zamanımın hiç de azımsanmayacak bir bölümünü Bebek sırtlarındaki okulun kütüphanesi, kantini ve bahçesinde, Küçük Bebek?teki kahvede ve Nazmi?nin meyhanesinde geçirmeyi sürdürüyordum. ?Doğal coğrafî bölgem? pek fazla değişmediği için de, hâlâ ?İzlerimiz? dergisinin yazı kurulundaydım. O yılın ?İzlerimiz?inin kapağına ?Yaşasın Dünya Halklarının Devrimci Kardeşliği? başlığını atmış, siyasetle edebiyatı birbirine pervasızca eklemleyerek, siyasal çözümlemelerle Çin?den, Vietnam?dan, Filistin?den şiirleri bir arada yayımlamıştık. Bu yüzden edebiyat cephesinden bir eleştiri almamıştık ama, o zamanlar Sirkeci?de, Sansaryan Han?da bulunan Siyasî Şube?nin ilgisini çekmiş, kırk yıllık ?İzlerimiz? dergisinin ilk kez yasaklanıp toplatılmasını ?başarmıştık?. Ben de, yazı kurulu üyesi olarak, sorgu masasında, bir görevlinin karşısında bulmuştum kendimi. ?Neden Filistin?? diye sormuştu görevli. ?Eğer sosyalistsen, İsrail de sosyalist, neden Filistin?e yakınlık duyuyorsun??
Evet, ?İzlerimiz?in o sayısında Mahmud Derviş?in şiirleri de vardı. Hele birinden, sevgilisine seslenirken, anayurdunda sürgün yaşamı süren bir ozanın çığlığı yükseliyordu:

Kucaklaşmanın özlemi
?…Ayrılışımızın mendilleri / Kefenden başka bir şey değil / Ve rüzgâr külleri savururken / Derin vadilerden kan fışkırıyor / Ve Sinbad?ın yelkenlerinde / Özlem Ağlıyor / Bir sesin çağrısını duyunca. // Gönder bana sevgilim / Ayrılırken mendillerde kalan iniltilerimizi / Bir çalgının tınlamaları gibi gönder / Ayrılış inlemeleri gibi değil. / Söz veriyorum sevinç içinde yeniden buluşacağımıza / Sürgünümde çığ gibi büyüyor sözüm. / Ve durmadan yinelenen ölümlere gözyaşı dökme / Senin gözlerinden başka hiçbir şeyim yok / Ayrılışımızda salladığın mendili / Aşk şarkılarının andacı gibi sarma boynuma / İyisi mi, sevgilim, onunla / Bir yarayı sar anayurdumda…?

Yurduyla bu denli bütünleşmiş bir şair sanırım bu dünyaya az gelmiştir. Derviş, Filistin halkının savaşımlarıyla ayrılmaz bir biçimde bütünleşmişti. Yaratıcılığı, imgelemi, sözcükleriyle kurduğu imgeler ve anlamlar, hep Filistin?in tutsaklığı gerçekliğine odaklanmıştı. Yalnızca sevgilisine değil, annesine yazdığı dizelerde de her düşünce, her sözcük, her söz, anayurduyla sevecen bir kucaklaşmanın özlemini taşıyordu:
?Anamın ekmeğini özlüyorum / anamın pişirdiği kahveyi / okşayışını… / Ve bir gün geri dönersem eğer / Kirpiklerine bir tül gibi ört beni / Adımlarınla kutsanmış çimenlerle / Sar kemiklerimi / Bağla bizi birbirimize / Saçının lülesiyle / Giysinin sırtından sökülen bir iplikle… / Artık yaşlandım / Geri ver bana çocukluğumun yıldız haritalarını / Geri ver ki / Senin beklediğin yuvaya / Geri dönebileyim / Kırlangıçların izini sürerek…?
*Celal Üster’in Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde 29.08.2008 tarihinde çıkan yazısı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>