Leman Gölü Yalnızı – Uğur Kökden

Uğur Kökden?in Leman Gölü Yalnızı?nda sayfalar yoğun bir sürgünlük duygusuyla ilerliyor. Ama kitap boyunca bu duygu adım adım aşılıyor da. Kökden?in yapıtıyla yaşamı örtüşüyor. Sürekli gezen, araştıran, keşfeden bir yazar Kökden. Zorunlu ya da gönüllü, memleketten uzakta. Ama denemelerinde yoğun bir sıla özlemi var mı, o da değil. Ülkesinden uzaklaştıkça bütün yeryüzünü kendi memleketi sayıyor. Bir çeşit dünya yurttaşı. Dünyalı. Gittiği, zorunlu olarak yaşamak durumunda olduğu ülkeyi yabancılamıyor. Ülkeyi tarihi, coğrafyası, kültürü, sanatçıları ve yazarlarıyla tanımaya girişiyor. Bir ülkeyi anlamanın en sağlıklı yolu olarak sanatını, kültürünü tanımayı seçmiş. Sanat ve kültür bir ülkenin öz suyu.
Kökden, bu kez İsviçre?de. İsviçre deyince akla ne gelir? Saat yapılan memleket. Alplerin ülkesi. Kış sporlarının merkezi. Paranın en güvenli alanı. Hangi paranın? Kaynağı tartışmalı olan paranın. Paranın nasıl elde edildiği sorgulanmıyor, dolayısıyla güvenli bir alan. Sermaye korkaktır, güvenli limanlar arar. En güvenlisi de İsviçre bankaları. İsviçre?nin bu özelliği onun bir yüzü. Ama öteki yüzünde de sürgünler için bir sığınak oluşu var. Tarafsız bir ülke. Önemli bir özellik değilmiş gibi görünse de bütün dünyanın bir çatışmanın etrafında cepheleştiği anlarda güvenli alan. Herkes için. Çatışan ülkelerin en kontrolden çıktıkları zamanda bile uyması gereken kuralların olduğunu bize Cenevre kenti anımsatır.
Kökden?in denemelerinde de anlatıldığı gibi Lenin?den Troçki?ye Dosteyevski?den Tolstoy?a, Thomas Mann?dan, Borges?e kimler yok ki gönüllü gönülsüz sürgünler arasında. Bizim için de Lozan Anlaşması?ndan Montrö Boğazlar Sözleşmesi?ne önemlidir İsviçre. Cern deneyinden Montrö Caz Şenliği?ne herkes, her şey burada. Leman Gölü?ne bakan yamaçlardan birindeymiş Montrö. Kökden yazık ki caz şenliğinden söz etmemiş kitabında. Leman Gölü Yalnızı?nın bundan sonraki baskılarında caz şenliğini anlatan bir deneme yer almalı, eksiklik tamamlanmalı. Ismarlama deneme mi olur derseniz? Söz konusu olan cazsa olur. Cazla deneme birbirine en yakışan iki türdür. Nasıl senfoniye roman, sonata şiir denk düşüyorsa caza da deneme denk düşer.

Zenginlik paylaşılmaz
İsviçre, nötr bir ülke olarak önem kazanıyor. Değer yüksüz, kimseden yana taraf değil. Bu her zaman olumlu bir özellik mi? Avrupa Birliğine üye bile değil. Halk oylamasında birliğe hayır oyu çıktı. Birliğin nesine karşı olabilirler? Avrupa değerlerine hiç de uzak olmadıkları muhakkak. Dünyada kişi başına gelir hesabında en önde gelen ülkelerden biri İsviçre. Ama İsviçreliler, bu zenginliklerini hemen karşılarına çıkanla paylaşmak istemiyorlar. Kendileriyle ortak bir bakışı savunduklarına emin olduklarıyla paylaşabilirler. Ama bunun sınırları genişletmeye hayır diyorlar.
Kökden?in Leman Gölü Yalnızı denemeleri adının öncülüğünde bir yalnızlık vurgusu ağır basıyor. Seçilmiş yalıtlanma değil bu. Tersine sürekli bir çoğalma arayışı içinde Kökden?in denemesi. Doğanın, tarihin, sanatın, sanatçının peşinde o. Durmaksızın bir arayış içinde. İnsanlaşma basamakları saydığı büyük sanatçıların, yapıtların. Deneme bu arayışın en etkin aracı.
Kökden, ülkesinden uzak kaldıkça yurtsama elbette her davranışının temel bileşeni. Ama sürekli ve keskin bir karşılaştırmayla birlikte. İsviçre?de doğa korunmuş, özenilmiş, kendisini yenilemesine fırsat verilmiş bir biçimde karşısında. İçinde barındırdıkları geçmişin yükünü izleyenlere aktarmak için tarihsel mekânlar, düzenlenmiş önünde. Oysa ülkesinde hoyratça yağmalanan doğa ve tarih karşısında hep bir hüzün duygusu. Gurbette insan gördüklerini sürekli kendi ülkesiyle karşılaştırıyor. Ülkesinin üstünlüklerini görünce hoşnut, geride kalışlarını gördükçe mutsuz. ?Ben dünyanın bütün ülkelerini gezdim ama bizim memleket gibisi yok? diyenler gibi bir kayırmaya girişmeden, bütün dünyayı kendi ülkesi sayan bir genişlik duygusu. Sürgünlüğün, yersiz yurtsuzluğun bir adım ötesi ise dünyalı olmak.
İnsanı tutucu yapan etkenlerden biri de toprak mülkiyeti. Ötekini bilmekten, anlamaktan alıkoyan. Bir toprak parçasına bağlanırsan, bütün gücünü onu korumak ve kollamakla tüketirsen, başka topraklara, güzelliğe, çeşitliliğe nasıl bakacaksın? Ebette toprak, bakım, özen ve ilgi ister; ancak bu ilgiyi bulabilirse cömertçe davranır. Vericiliği sınırsızdır. Yeter ki sınırları zorlanmasın, kendini yenileme kapasitesi çiğnenmesin.

Göçmendi, sürgündü ya da kaçak
Toprağa bağlılık, ikinci temel duygusunu üretmekte gecikmez. Mekân duygusu. Aslında barınma gereksiniminin giderilmesi olarak aslî bir işlev gören mekân, bir adım ötede gittikçe özelleşen, bireycileşen bir mülkiyet duygusunun maddi ortamını oluşturur. Bu duygusu insanın ötelere açılmasının önündeki en büyük engel durumundadır. Evet insanlaşma sürecinin aşamalarından biridir ama ilk ortaya çıktığı dönemden beri, insanın önünde bir engel durumundadır da. Başka ülkelerle, kültürlerle kaynaşmayı, iletişimi zora sokan. Yabancı korkusunu arkasından düşmanlığı da körükleyen. Oysa insanın mekânı bütünüyle yeryüzü. İşte Kökden?in denemesi bu bilinçle bütün dünyayı geziyor, oralarda kendini hiç yabancı hissetmiyor. Dünyayı kendi yurdu, evi sayıyor. Dünyayı bilmek, diğer ülkelerin doğa, tarih, sanat ve kültürünü bilmek demek. Gezdikçe algılanabilen.
Yakın tarihlere kadar ülkemizde aydınlara yerleşik yaşam olanağı verilmedi. Düzenli bir gündelik yaşam sürdürmesine fırsat bırakılmadı. Aydınlar, sürekli yer değiştirmek, kendini saklamak, sakınmak durumundaydı. Göçmendi, sürgündü ya da kaçaktı. Kendi ülkesinde güvenli bir mekânı olamadı. Ama bugün durum biraz daha farklı. Yurt dışına gitmenin ülkenin kimi köşelerine gitmekten çok daha kolay olduğu, gittikçe küçülen bir dünyada hâlâ sürgünlükten söz edilebilir mi? Merkezi iktidar, aydınların muhalif tavrından her zaman çekinir, onları olabildiğince uzakta tutmaya çalışır. Aydınların bu merkezkaç kuvveti karşısında yapabilecekleri başka bir şey de yoktur. Ama onlar, yaratıcı etkinliklerini gittikleri ülkelerin olanaklarından da yararlanarak daha da çoğaltırlar. Onların yetenekleri sürgünlüğü bir cezadan bir fırsata dönüştürür. Kökden?in İsviçre günleri, bu mücevher kitapla öteki sürgünlerinin yaşamlarına karışıyor. Bu kadar küçülmüş bir dünyada sürgünlükten söz edilebilir mi?
Kökden özellikle yazarların, sanatçıların, düşünürlerin izini sürüyor bu nötr alanda. Kafelerde, sokaklarda, evlerde, müzelerde. Göçmenlerin, sürgünlerin bu alanda rahat ettikleri kuşkusuz. Burada bir gelenek oluşmuş. Kökden İsviçre?de ustalarını, ruh kardeşlerini buluyor. Dostoyevski?yi Budala romanını yazarken, Thomas Mann?ı çalışma odasında, James Joyce?u Ulysses?e başlarken yakalıyor. Canetti?yi Zürih?te sonsuz uykusunda, genç Tolstoy?u sürekli kitap okurken, Yahya Kemal, Byron?un Chillon Şatosunu mahzeninde sütunlara yazdıklarını izlerken izliyor.
Yakup Kadri?yi Einstein?ı, Le Corbiser?i, Corbet?i, Danton?u, Rousser?i, Hanry James?i, Borges?i, George Simenon?u, Graham Green?i, Şarlo?yu, Musil?i deneme deneme selâmlıyor. Okur olarak biz de Uğur Kökden?i selâmlıyoruz.
MEHMET SERDAR, 13/02/2009 Radikal Gazetesi Kitap Eki

Uğur Kökden?in denemelerinden oluşan ?Leman Gölü Yalnızı? adlı kitabında Leman Gölü?nü ziyaret edecek, yolu oralara düşmüş pek çok sanatçı hakkında bilgileneceksiniz.

Oturduğunuz yerde, hiçbir şey yapmadan İsviçre?ye gitmeye ve orada bulunan Alp göllerinin en büyüğü Leman Gölü?nü ziyaret etmeye ve tüm bunları yaparken, yolu o topraklara düşmüş pek çok ünlü sanatçı hakkında bir şeyler öğrenmeye ve tarihin içinde bir yolculuk yapmaya ne dersiniz?
Gezgin-yazar Uğur Kökden?in denemelerinden oluşan ?Leman Gölü Yalnızı? adlı kitabı yayımlandı bugünlerde. Kitabı okudukça, aklımda hiç yokken İsviçre?ye gitme isteği uyandı içimde. Öyle kilit ayrıntılarla, derinlikli bir biçimde aktarıyordu ki yolculuklarını ve bunu yaparken de öyle akıcı ve zaman zaman şiirsel bir dil kullanıyordu ki, insanda yolculuğa çıkma coşkusu harekete geçiyordu ister istemez.
Üstelik bu yolculuk, sadece dışa doğru da gerçekleşmiyordu, aynı zamanda çeşitli imge ve anların büyüsüyle içe doğru da bir yolculuk başlıyordu sayfalar ilerledikçe.

Doğanın ayrıcalığı
Gidilen yer de sadece İsviçre değildi. Avrupa?nın kalbine, tarihine, Leman Gölü ile simgeleşen güzelliğine ve bu göle tanıklık eden bir kısmı sürgün, bir kısmı arayışta olan yazar ve sanatçıların yalnızlığına, bu yalnızlıklardan yola çıkarak insana dair yanıtsız sorularla zamanın gölgeleri arasına gizlenmiş gerçeklere doğru…
Uğur Kökden?in kitabına J.J. Rousseau?ya dair bir denemeyle başlaması da tesadüf değil. Çünkü Rousseau için ?doğa? ne anlama geliyorsa, Kökden için de o anlama geldiği yazdığı denemelerde görülebiliyor. Doğayı ele alış şekilleri ve doğaya yükledikleri anlamlar o kadar benzer ki.
Kökden, şöyle diyor örneğin: ?J.J. Rousseau her zaman doğayı yapıtlarında yüceltmiş; ona geniş yer vermiş; dahası, kimi yerde, insanların bile önüne koyduğu olmuş.?
Bu cümlenin aynısını Uğur Kökden için de kurabiliriz, noktasına bile dokunmadan. Evet, Uğur Kökden?in bu kitabında yer alan denemelerinde, kitaba ad seçişinden de görebileceğimiz gibi doğa, ayrıcalıklı bir yere sahip. Hatta Leman Gölü, kitaptaki pek çok denemede başkişi konumunda karşımıza çıkıyor.
Doğanın ardından geçmişin mirası da önemli bir yere sahip, bu yolculuk kitabı ya da kitap yolculuğunda. Zaman zaman anılar, çağrışımlar, tanıklıklarla zaman zaman da bizi göl kenarında ya da bir sokakta tanıştırdığı sıradışı hayatlar sürmüş ünlü yazar ve sanatçılara dair incelikli gözlemleri ve değerlendirmeleriyle oluşturmuş denemelerini.

Lenin?den Brecht?e…
Avrupa?nın yıkımlarla dolu tarihinde, soluğu, Alplerin muhteşem manzarasına sahip, adeta bir iç deniz gibi uzanan Leman Gölü?nde almış, Henry James?ten Lenin?e, Hemingway?den Brecht?e kadar pek çok kişiye dair pek çok anı ve fikirle donanmış olarak dönüyor insan bu yolculuktan.
Ouchy?de akşam müziği dinlerken ya da Zürih?te Canetti?nin izini sürerken, insan yazarla birlikte ister istemez bir hüznü de paylaşıyor. Bu hüzün, geçen zamanın kentlerde, yapılarda, anılarda bıraktığı o tortuya dair sanırım.
1934?te Çorum?da doğan yazarın, ilkokulu Ürgüp?te, ortaokulu Bor?da, liseyi Kayseri?de ve üniversiteyi İstanbul?da okuduğunu, Avrupa, Ortadoğu ve Afrika?ya yaptığı yolculukları hesaba katıp, 1970?lerden beri de yolculuk halinde yazdığını, yazılarını neredeyse kırk yıldır çeşitli dergilerde yayımladığını düşünürsek, bütün bunlar ve tabii hem gezmeye hem yazıya mahkûm bir hayat sürmüş olması, kitapta yer alan denemelerin gücünü açıklar sanırım.
Onun gezmeye ve yazmaya mahkûm olması, en az onun kadar bizim için de bir şans.
BÜLENT USTA, 30.8.2008 Tarihli Milliyet Gazetesi İnternet Kitap Sayfası

İsviçre ne yakın, ne uzak… Viyana Kapısı?nın bitişiği…

Avrupa Birliği?yle Balkanlar arasına sıkışmış bir ülke. Büyük Savaş?ın iki önemli ?yansız ülke?sinden biri. Bununla birlikte, hiç kuşkusuz, insanın insana ulaşması öyle kolay değil. Böyle bir yaklaşma önce doğa, sonra geçmişin mirası, daha sonra da bugünün ?insan?ı yoluyla gerçekleşmekte. Anılar, yaşantı, izlenimler, tanıklıklar, geçmişin izini sürme, konuşmalar, gözlemler, çağrışımlar, birikimler, duyumlar… Coğrafya, mevsimler, tarih, yazın, resim ve sonunda insan. Bir yabancının bir ülkeye bakışı değil, insanın insana bakışı. Sınırlar ve zamanlar ötesinde ya da arkasında ne var? Aslında, böyle bir şey aranmıyor. Tersine, gölgeler ve güneş altında ne var, daha çok aranan bu.

Değişik kentlerin değişik sokaklarına zamanlarını, anılarını, isimlerini emanet etmiş nice dünya yurttaşıyla tek tek karşılaşma: H. James?ten, Gibbon?dan, Lenin?den, Hemingway?den, Yakup Kadri?den, Brecht?ten, Céline?den, Simenon?dan Highsmith?e. Akan zaman ve gelip geçmiş insanlar… Tanıtım Yazısı

LEMAN GÖLÜ YALNIZI
Uğur Kökden
Yapı Kredi Yayınları
2008
304 sayfa

Uğur Kökden’in Hayatı
1958′de İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre aynı üniversitede asistan olarak çalıştıktan sonra, 1961-1966 yılları arasında Paris’te proje mühendisi olarak görev yaptı. 1966′da yurda dönüşünden ve askerlik görevinden sonra, çeşitli yerli ve yabancı mühendislik kuruluşlarında teknik koordinatör olarak çalıştı. 1976-78 yıllarında Ankara Belediyesi’nde Başkan Danışmanı oldu. Aynı zamanda 1975-78 yılları arasında Politika Gazetesinde, “Kıtalar/Sorunlar” sütununda dış politika yorumları yazdı. Bunların bir bölümü, Türkiye’de Batı Bunalımı adıyla kitap halinde toplandı (1979). 1978′den itibaren CHP ağırlıklı Ecevit Hükümeti’nde İşletmeler Bakanlığı’na bağlı Proje ve Yatırımlar Genel Müdürü görevini üstlendi. 1986-88 yıllarında, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İstanbul Şubesi Sekreterliği görevine getirildi. 1989 yılından itibaren bir süre , Şişli Belediye Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Avrupa, Ortadoğu ve Afrika?da yolculuklar yaptı. 1970?ten beri, denemelerini çeşitli dergilerde yayımlıyor.
Değişik coğrafyalarda gerçekleştirilmiş yolculuklardan ürettikleriyle; tarih, zaman ve uygarlıklar üstüne kaleme alınmış değerlendirmelerini şu kitaplarda topladı:
Tiksinti Çağı (1985; 1995), Umut İçin Senfoni (1989), Anı Kentler (1992), Güneş Damlıyor (1993), Seslerin Resmi (1995), Bin Dokuz Yüz?e Veda (1996), Geçmişe Açılan Pencere (1997), Yazının Yedi Rengi (1997), Düşlerin Günbatımı (1999), Uzun Gecenin Tutsakları (2001), Kuğular, Kanallar, Salkımsöğütler (2002), Batı?nın Doğu?daki Yüzü (2003), Zaman Devriyeleri (2003), İstanbul/Zamana Açılan Kapı (2005), Leman Gölü Yalnızı (2008).

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>