Kırmızı ve Siyah – Stendhal (Marie-Henri Beyle) Tutkunun romanında aşk; kırmızı, giysisi siyah

Kırmızı ve Siyah, aşkın romanıdır. Romanda; aşka, siyah bir giysi giydirilir ve tahripkar, iç çekişlerle kendi gerçeğini yaşar.
Bu bir arayıştır; insan bu arayışta kendisini bulduğu yerden daha başka bir yere taşır: ?Aşk, eşitliği aramaz, onu kendisi yaratır.? Yine de aşkın yaşanmasına neden olan o çamurlu yollar, o dolambaçlı ilişkiler, duraksamalar yaşanan heyecanlardır aslında aşkı aşk yapan. Ne diyordu Shakespeare, Fırtına adlı dramında: ?Cümbüşleri fazla sınırlamayın; en güçlü yeminleri kandaki ateş, bir samanmış gibi yakar.? Stendhal, eserinin vücut bulduğu toplumda yaşayan kadın olgusunun sosyal durumunu da şöyle ifade eder: ?XIX. Yüzyılda, bir adam karısını herkesin önünde ettiği hakaretlerle, ona toplumun bütün kapılarını kapamak suretiyle öldürür? (Kırmızı ve Siyah). Aşk böyle bir toplumda ölümle özdeşleştirilebilir. Madame de Rênal?in Julien?in kolları arasına atılıp şöyle söylemesi: ?Ah, ölmek, senin kollarının arasında can vermek!…? (Kırmızı ve Siyah) bu, anlatmaya çalıştığımız durumun somut kanıtlarından biridir. Öyle ki Julien giyotine verilince, aynı kadının üç gün sonra çocuklarının kolları arasında nedensiz ölümü de bu süreci doğrular gibidir.

Romanın kırmızısı aşktır. Siyah bir örtüye bürünmüş bir aşktır bu. Neden peki siyahlara bürünmüştür bu roman ? Neden yas tutar gibi bir hali vardır? Bu başkalaşmanın nedenleri aynaya yansıyan yönleriyle de bir çok çelişki sürer insana: ?Kim ne derse desin, güzel kız doğrusu? ?onu elde edeceğim, sonra da kaçacağım; beni kaçmaktan alıkoymak isteyenin vay haline!? Bu elde ediş-kaçış süreci toplumsal konumlanışıyla da beraber birtakım psiko-dinamik özelliklerin belirleyiciliği altındadır özce. Mathilde?nin, Julien?de bulduğu şey bir karakter yoğunluğudur, bu ise az bulunan bir kişisel değerdir soylular arasında. Diyebiliriz ki, Mathilde aşkı yaşayamamıştır tanığı olmak dışında.

1830’da yayımlanan ve Türkçeye ilk kez 1941’de çevrilen Kırmızı ve Siyah, dünya edebiyatının en büyük, en güçlü gerçekçi yazarlarından biri olan Fransız romancı Stendhal’in (1783-1842) başyapıtıdır. Kitap adını, ordunun kırmızı giysileri ile ruhban sınıfının siyah cüppelerinden alır.

Stendhal için 19.yüzyıl Fransız edebiyatını saran romantik gerçekçiliğin en ilerici görüşlere sahip yazarı diyebiliriz . O, devrim öncesi Aydınlanma düşüncesine ve ideallerine bağlıydı.
Kırmızı ve Siyah, Restorasyon Fransa?sını anlatır. Roman, Napolyon?un Waterloo?da yenilmesinden sonra başlayıp, 1830?lara kadar uzanan dönemi kapsar. O yılların temel özelliği, Fransız Devrimi?nin kazanımlarının ortadan kaldırılmasıdır. Kral tahtına yeniden oturmuş, aristokrasi tekrar eski gücüne kavuşmuştur. Din adamlarıysa toplumun en çok saygı gösterdiği insanlardır artık. Devrimin özgürlük, eşitlik, kardeşlik şiarı hiç söylenmemişçesine yok edilmiştir. Cumhuriyet duyulmak istenilmeyen bir kelime haline gelmiştir.

Restorasyon döneminde, devrimden önceki gibi yaşamaya çalışan, Fransız toplumunun iç karartıcı tablosunu sunan Kırmızı ve Siyah, güncellikten yola çıkan ve bir ayna olarak toplumu olanca gerçekliğiyle yansıtan bir romandır. Stendhal, Kırmızı ve Siyah’ta, romanı şöyle tanımlar: ??roman denilen şey, uzun bir yol üzerinde dolaştırılan bir aynadır. Bu ayna bize kâh göklerin maviliğini, kâh yolun hendeklerinde biriken çamurları gösterir. Bir de torbasında bu aynayı taşıyan adamı ahlaksızlıkla itham edersiniz! Onun aynası yolun çamurlarını gösteriyor diye aynayı kabahatli buluyorsunuz! Çamurların bulunduğu bu uzun yolu, daha doğrusu, suların birikmesine ve çamur olmasına meydan veren yol müfettişini suçlarsanız daha yerinde olur?

Romana uzun bir köy tasviri ile, endüstrileşmenin getirdiği değişimlerle başlıyor yazar. Ancak bu tarz tasvirlerde, Balzac ya da Hugo kadar titiz bir üslubu yok. Çünkü Stendhal, romantiklerin yazma üslubunu benimsemiyor, hatta Chateaubriand?dan yirmi sayfa olsun okuyamadığını itiraf ediyor. Çünkü ona göre, romantik üslup; ?söylenmesi tamamen gereksiz pek çok ufak şey, işitilmesi kulağa hoş gelen pek çok küçük yalan?dan başka bir şey değil! Balzac, Stendhal?in bu bilinçli tercihini eleştirse de, şu sözlerle teslim ediyor onun yeteneğini; ?Az sözcük yetiyor M.Beyle?ye; kahramanlarını eylem ve diyalogla karakterize ediyor; okuyucuyu tasvirlerle yormuyor da dramatik zirveye doğru koşturuyor; ve bunu bir tek sözcükle, bir tek işaretle başarıyor?.Soylusu, işçisi, köylüsü, rahibi ya da belediye başkanı, ister kadın olsun isterse erkek; Stendhal?in kahramanları etleri ve kemikleriyle, erdemleri, tutku ve zaaflarıyla gerçek insanlardır. Ancak belli bir tarihe ve topluma; Fransız devriminin ardından gelen çalkantılı günlere aittirler. Eylemleri ve duyguları bu süreç tarafından belirlenir. O, roman sanatını yol üzerine konmuş, aynı anda hem masmavi gökyüzünü, hem de çamurlu kaldırımları yansıtan bir aynaya benzetmişti. Kendi roman kahramanları da işte böyle görünürler okuyucuya; ?hem soylu, hem bayağı; hem alçak ghönüllü, hem bencil?.. İşte onlara sözünü ettiğim canlılığı ve tipikliği veren de bu çok katmanlı yapılarıdır. ?Stendhal onların tipikliklerini, çevredeki hareketlerini koşullandıran iç dünyalarını inceleyerek, psikolojik çözümleme yoluyla ortaya koymuştur?.Bu ünlü roman için tanınmış İngiliz yazarı Somerset Maugham şöyle demektedir: ?Kırmızı ve Siyah, bir aşkın, gittikçe büyüyen bir aşkın hikâyesidir? Korkuları, duraksamaları, ateşli tutkusuyla, usta elinden çıkmıştır? Onu okumak eşsiz bir yaşantıdır.? Stendhal Kırmızı ve Siyah’ında, Julien Sorel ile Madame de Renal’in aşkı, tutkulu aşklara güzel bir örnektir. Madame de Renal, eş ve anne olmasına karşın, genç Julien Sorel’e âşık olmuş, kocasına ihanet etmiştir. Julien’in onu bırakmasına karşın tutkuyla sevmeyi sürdürmüştür. Üstelik Julien’in Mathilde ile evlenmesini de engellemiştir. Bunun üzerine Julien kadını yaralamış; daha sonra idam edileceği günlerde, aşkı onda bulduğunu anlamıştır. Madame de Renal’in duygularının incinmesine karşın, tutkusu o kadar güçlüdür ki Julien’in affedilmesi için, hiçbir sonuç alamayacağını bile bile ilgili makamların, kişilerin kapısını aşındırır; gururunu ayaklar altına alır. Bir başka ‘tutku’ da Mathilde’in Julien’e olan aşkında ortaya çıkar. Julien ondan bıkmış olmasına karşın, delice sever ve Julien’i kurtarmak için o da elinden geleni yapar. Tutkusu belki marazidir. İdam edildikten sonra, Julien’in kopan başını alıp gömmüştür. Stendhal hemen hemen bütün romanlarına kendinden birşeyler katmıştır. Kırmızı ve Siyah?ın kahramanı Julien, Stendhal?ın istediği gibi tuttuğunu koparan bir kişidir. Mümkün olsa romancı, Julien gibi olmak isterdi.Toplumsal çalkantılar ve değişen güç dengeleri, Kırmızı ve Siyah?ın kahramanı Julien Sorel?in de yaşamını etkilemiştir. Julien için hayat siyah giyinmiştir zindan karanlığında: ?Artık ne gerçek hayatta bir şeyden zevk duyuyor, ne de hayalinde gönlünü avutacak bir şey bulabiliyordu? (Kırmızı ve Siyah). Ruhsal dünyası da kararmaya yüz tutmuştur. Julien yoğunluğuna bir iç hesaplaşma yaşar, roman kahramanın aradığı şudur: ?Gerçeği sevdim?Ama nerede o gerçek!. . Her tarafta ikiyüzlülük, sinsilik, ya da hiç değilse şarlatanlık var, en erdemli insanlarda, en büyüklerde bile bu böyle?? Bir kerestecinin oğlu olan Julien?in tek derdi içinde yaşadığı toplumda kendisine saygın bir yer edinebilmektir. Onun yükselme takıntısı postmodern toplumun kariyer budalalığıyla bile yarışacak cinstendir. Aslında dünyaya biraz geç geldiğini düşünür. 15 yıl önce doğsaydı, Napolyon?un ordusunda kendine fiyakalı bir yer bulacağına emindir. Ne güzel, ?35 yaşına gelmeden ya ölürdüm ya da general olurdum? der. Kendisini kırmızı üniformayla düşler hep. Ama o daha 20 yaşındadır ve Bonapart Fransa?sında değil Restorasyon döneminde yaşamaktadır. Julien, yükselmenin en kısa yolunun papaz cüppesi giymekten geçtiğini bilir. Gönülsüzce kara üniformayı tercih eder. Napolyon?un anılarını, Rousseau?un itiraflarını okumaktan zevk alan, Voltaire buldu mu gizli gizli hatmeden Julien kendisini İncil?e verir. Voltaire göre doğa vergisi İncil?e göre Tanrı hediyesi yeteneği sayesinde koca kitabı ezberler. Hem de Latince olarak. Gerçi Julien Latince bilmemektedir. Mesala bir Latin şairinin şiirini okuyamaz. Onun işi sadece İncil?ledir. Restorasyon döneminde İncil?i Latince ezbere bilmek tarif edilemez bir etikettir. Dönemin en önemli entelektüel bilgisiyle donanmış olan Julien, o yörenin en saygın ailesinin yanında işe girer ve belediye başkanının malikanesine taşınır. Görevi evin küçük çocuklarına İncil öğretmektir.Julien çok geçmeden kendini evin hanımı Madam de Renal ile tehlikeli bir yakınlaşmanın içinde bulur. Bu aşk için cesareti yoktur aslında. Her şeyden önce ait olduğu sınıfın soylu bir kadınla ilişkiye girme hakkı yoktur. Julien, ?soysuz soyu? nedeniyle aşağılanmayı içselleştirmiştir. ?Bir işçi oğlu olduğu için bir aşık olarak bile yine bir uşak sayılacağı endişesi? taşır. Bu nedenle budalaca bir gururu vardır. Küçümseyici bir bakış yüzünden karşısındaki adamı hiç düşünmeden düelloya davet edebilir. Madam ise aşk denen duyguyu bilmemektedir. Yaşadığı heyecanın ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktur. Küçük yaşta kocasıyla evlendirilmiş, ona çocuklar doğurmuş ve şimdi 30 yaşındayken artık hayattan elini eteğini çekmeye hazırlanan bir kadındır. Ayrıca yıllardır kocasıyla ayrı yatak odalarında yatmaya alışmıştır. Belki de bu nedenle kendisini köylü bir gence teslim etmekten haz duyar. Roman boyunca Madam de Renal?in ikilemine şahit oluruz. Madam bezen kocasının yan odada uyuduğuna aldırmadan sevgilisini yatağına alır. Tam yakalanacakken gün görmüş kadınlara taş çıkartacak dalavereler çevirip kendisini temize çıkartmayı başarır. Bazen de yaptığına bin pişman olur. Günahların en büyüğünü işlediğini düşünür. Suçunun bilincinde bir kadın olarak kendisini ibadete verir. Çocuklarından biri hastalandığında bu felaketin sebebi olarak işlediği günahları görür. Tanrının kendisini bu yolla cezalandırdığına inanmıştır. Aslında Madam de Renal, Hıristiyan Avrupa kültürünün ürettiği beden/ruh ikileminin pençesine düşmüş sıradan bir kadındır. Gönülden inandığı dine göre, beden hazzı arzular ve bu nedenle ruh günaha batar. Yapılması gereken ruhu günahlarından arındırmaktır?Kırmızı ve Siyah, sınıfın ne olduğunu en iyi yanıtlayan romanlardan biridir. 19. yüzyıldaki sınıf olgusu günümüz toplumunda hissedilen zengin fakir ayrımından çok daha derin bir gerçekliktir. Duruşla, sözle veya hafif bir gülümsemeyle bile hissedilebilen bir farktır. Dolayısıyla bu fark yaşamın her anında kendisini belli eder. Örneğin kıyafet, dönemin en belirgin statü göstergesidir. Kişinin ne olduğu, sadece üzerine bakarak anlaşılabilir. Mösyö de Renal, Julien?e iş elbisesi olarak birkaç çift siyah takım yaptırtır. Ama karısına, ?Eğer bu çocuğu beğenmeyip kovarsak öbür ay elbiseleri geri alırız? der. O elbiselerin maliyetinin mösyönün bütçesini sarsmadığı apaçık ortadadır. Elbiseleri geri almayı planlamasının nedeni, Julien?in işten kovulduktan sonra ait olduğu sınıfa çabucak geri dönmesini sağlamaktır.Julien, mahkemede ise kendisini giyotine götüren nedenini söyle açıklar; ?aşağı bir sınıftan doğup fakirlikle az çok ezilmiş olmalarına rağmen gene iyi bir terbiye görmek saadetine ererek yüksek cemiyet dedikleri yere girebilmiş gençleri benim şahsımda cezalandırarak cüretlerini kırmak isterler. İşte baylar. benim asıl suçum; burada benim hakkımda hüküm verecek olanlar benim sınıfımdan olmadığı için göreceğim ceza elbette daha ağır olacaktır. Bakıyorum jüri üyeleri arasında zenginleşmiş hiç bir köylü göremiyor, ancak bu cürete öfkelenmiş burjuvalar görüyorum? cümleleri ile açıklar.Stendhal?in anlatısının her yerine sinmiştir bu sınıfsallık. Ellerine ne geçirse kardır diye düşünen kurnaz köylüler, soylular gibi davranmaya çalışan görgüsüz burjuvalar, devrimin kazanımlarını yok etmek için komplolar kuran soylular ve bütün bunlardan daha beter bir kirlenmişlikteki kilise ?erbabı?, sınıfsal aidiyetlerine uygun karşıtlıklar ve geçici uzlaşmalar içerisinde eksiksiz resmedilmiştir. Bu renkli resim donuk değildir ama, kişiler birbirleriyle, eşyalarla ve mekanlarla ilişkileri içerisinde varolurlar. Mesela, zengin burjuvanın mülk edinme ve bu mülkleri soyluların şatolarına benzetme tutkusunu şöyle anlatır; ?Hani Almanya?nın Leipzeg, Frankfurt, Nuremberg gibi tezgahlarıyla tanınmış şehirlerinde çevresinde sanki kendi hallerinde bırakılmış, yine seyrine doyulmayan bahçeler vardır; Fransa?da onların eşini bulabileceğinizi hiç ummayın. Franche-Comte?de insan ne kadar duvar yaptırır, topraklarının dört yanına birbiri üzerine sıralanmış taşları ne kadar yığarsa komşularının saygısına o kadar hak kazanır?.Soylular, sınıflarının çıkarına ters gelen her şeye tepkilidirler. Voltaire büyük bir şeytandır onlar için. Jakobenlerden ölesiye nefret ederler. Aslında tiksiniriler devimcilerden. 1789?un bir gün tekrar hortlamasından da korkarlar. Bu yüzden devrime yaşam alanı bırakmayan tüm değerlere sımsıkı sarılmış durumdadırlar. Krala, onun askerlerine, din adamlarına sadıktırlar. Onlara gereken muhafazakar bir dünyadır, bir nevi ahlak çağıdır. Evlerine astıkları tablolarda betimlenen çıplak bedenleri boyayla örtecek kadar da küstahtırlar? Julien, Renal konağında daha fazla barınamaz. Mösyö de Renal karısından kuşkulanmaya başlamıştır. Madam?ın köylü çocukla aşk yaşadığı dedikodusu tüm kasabayı sarmıştır. Yanında din eğitimi aldığı hocasının yardımıyla Paris civarındaki yeni evine taşınır Julien. Bu seferki ev sahibi Fransa?nın en gözde soylularındandır. Julien Sorel?in görevi Mösyö La Mole?a özel işlerinde yardımcı olmaktır.

Evin kızı Mathilde ise sosyetesinin gözde gelin adayıdır. Doğal olarak burnu biraz büyüktür. Çok geçmeden Julien ikinci defa yasaklanmış bir aşka yelken açar ve Mathilde?ye sahip olur. Julien elde ettiği kadınlar sayesinde kendisini Tanrı gibi hisseder. Çevresindeki diğer tanrıların mertebesine ulaşmıştır çünkü. Düklerin, kontların peşinde oldukları kadınları bir bir elde etmiştir. Mathilde?nin odasına merdivenle tırmanırken hissettiği aşk değildir. Zirveye ulaşmanın baş döndürücü hazzıdır.

Julienle beraber olduktan sonra Mathilde de, Madam de Renal gibi pişmanlık duyar. Pişmanlığı yataktaki pozisyonuyla sınıfsal konumu arasındaki çelişki nedeniyledir. Kocası gibi davranan adamın yani efendisinin babasının yanında çalışan biri olması Mathilde?yi ruhsal bir çatışmanın içine düşürür. Ama Mathilde soylu taliplerini düşündükçe, ?İnsanı esneten bir aşktan ne hayır gelir. Sofu olup manastıra girmek bile bin kat daha iyi,? diyecek kadar cesurdur. Mathilde aşık oldukça içine düştüğü iç sıkıntısından kurtulduğunu hisseder. Ama Julien, kendisine aşık ettiği iki soylu kadın arasında kalacak ve ezilmekten kurtulamayacaktır.

Stendhal, ?Artık ölçülü olmak para etmiyor. Bu yüzyıl her şeyi altüst edecek, yıkacak. Öyle bir keşmekeşe gidiyoruz ki!? derken çağının tanığı bir yazar olduğunun bilincindedir. Gerçekten de yaşadığı zamanın ruhu onun kalemine satır satır yansımıştı. Romanlarında yarattığı karakterlerin en büyük derdi, sık sık yakındıkları ?iç sıkıntısı?dır. Stendhal iç sıkıntısını herkese bulaşan bir mikrop olarak tasvir eder. Bu tasvir, modernizmin bireylerde yarattığı ruhsal çöküntülerin bir ön belirtisi olarak da okunabilir. Marx?ın yabancılaşması, Sartre?ın bulantısı veya Kafka?daki kuşatılmışlık hissi hep bu iç sıkıntısının uzantılarıdır aslında.

Kitabın Künyesi
Kırmızı ve Siyah
Henri Beyle Stendhal
Engin Yayıncılık / Dünya Klasikleri Dizisi
Çeviren: Cemal Bali Akal
Baskı Tarihi: 1998

Tanıtım Yazısı
Stendhal hakkında yerleşmiş kanılar, ancak, son dünya savaşının ertesinde değişmeye başladı. Daha dikkatli bir okuma ve düşünme çabası, Kırmızı ve Siyah’ta çizilen toplumun hiç de uydurma olmadığının farkına varılmasını sağladı. Daha önemlisi, yazarın izlediği çizginin, Julien Sorel-toplum çizgisi değil, toplum-Julien Sorel çizgisi olduğu anlaşıldı. Daha açık bir deyişle, isyan eden halk çocuğu, yalnızca zamanının toplumundan çıkmamıştı, ayrıca onun kaçınılmaz bir ürünüydü; Restorasyon döneminin kapalı, gerici toplumu, olsa olsa Julien Sorel’in dramına benzeyen sahne olabilirdi. Böylece, yazarın, romandaki olgularla, çağdaş tarihi kaynaştırmakta gösterdiği ustalık, en sonunda, gün ışığına çıkarılabildi.
616 sayfa

2 Responses to Kırmızı ve Siyah – Stendhal (Marie-Henri Beyle) Tutkunun romanında aşk; kırmızı, giysisi siyah

  1. tutkuuu diyor ki:

    Stendhal gerçekten çok büyük bir eser yazmış. Ben bu kitabın her bir sayfasını okuduğumda aşkın o dönemlerde ne kadar zor ve acımasız olduğunu anladım.

  2. Gülayşe diyor ki:

    Güzel bir kitap dönemini çok başarılı bir şekilde anlatmış Stendhal…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>