Giordano Bruno – Celal Üster “Beni ölüme yollarken siz benden daha çok korkuyorsunuz”

Kimileri ölümsüzlük peşindedir, kimileri de ölümsüz bir bellek. 16. yüzyıl sonlarında, Venedik’in genç soylularından Giovanni Mocenigo, her şeyi anımsamasını sağlayacak çok güçlü bir belleğe sahip olmak için yanıp tutuşmaktadır. Anımsama sanatı konusundaki ününü duyduğu Giordano Bruno’yu Venedik’teki malikânesine çağırır ve kendisine ‘bellek dersleri’ vermesini ister. Ama ölümsüz bir bellek de ölümsüzlük kadar tehlikelidir o dönemde. Aslında, Bruno’nun anımsama yetileri, anımsatıcı ipuçlarını, belleği güçlü kılmaya yarayan çağrışımları kullanmayı gerektiren bir yönteme dayanmaktadır, ama bunu ‘büyü’ olarak görenlerin sayısı da az değildir. Bruno’nun yazgısını belirleyen de, bilimle büyü arasındaki bu ?kılcal ayrım? olur. Zengin aristokrat, yüksek bir ücret ödediği anımsama sanatı derslerinde düşkırıklığına uğrayınca, Bruno?yu ?heretik kuramları? yüzünden Venedik Engizisyonu?na şikâyet eder. Böylece filozof, astronom ve matematikçi Bruno?nun diri diri yakılmasıyla son bulacak sekiz yıllık acımasız bir sorgulama başlar. Bilim ile dinin en keskin ayrımlarıyla karşı karşıya geldiği bir sorgulama. Campo dei Fiori, Roma?nın, cafÈ?lerle çevrili sevimli meydanlarından biridir bugün. Adının ?çiçek tarlası? anlamına gelmesinden de anlaşıldığı gibi, bir zamanlar çayırlıkmış burası. Sonradan bir kilise yapılmış, Orsini?lerin sarayı inşa edilmiş. Meydana açılan sokaklarıyla tam bir alışveriş merkezi olmuş: okçular, şapkacılar, çilingirler, sandıkçılar, terziler. On beş günde bir at ve sığır pazarı kurulurmuş burada. İşte bu at pazarının kurulduğu yerde, halka açık idam cezaları da yerine getirilirmiş. Pazarın orta yerinde sürekli bir darağacı dururmuş. Giordano Bruno?nun diri diri yakılarak öldürüldüğü yer de burası işte. Şimdi burada, yüksek bir kaidenin üstünde kocaman bir tunç yontu var. Bruno?yu keşiş giysileri içinde, elinde bir kitapla betimleyen bir yontu. Yontunun kaidesindeki levhada şunlar yazılı: ?Ateşe verildiği bu yerde, öngördüğü kuşaklardan Bruno?ya…?

Astronomiyi reddediş Ingrid D. Rowland?ın, kısa bir süre önce Farrar Straus Giroux?dan çıkan Giordano Bruno: Philosopher/Heretic (Giordano Bruno: Filozof/Heretik) adlı biyografisi, evrenin sonsuzluğu ve birden çok dünyanın varlığı gibi kuramlarıyla çağdaş bilime öncülük eden Bruno?nun yaşam öyküsünü çok kapsamlı ve ayrıntılı bir biçimde ele alıyor.

Gençliğinde, Napoli?deki San Domenico Maggiore Dominiken manastırına girmiş Bruno. Davranışları heretik, yani ?sapkın? olduğu yolunda kuşkulara yol açtıysa da, 1572?de papazlığa atanmış. Gördüğü eğitim, Bruno?da ilahiyatın ilişkin kuşkular uyandırmış. O günden sonra da, birçok kez sapkınlıkla suçlanarak, Roma, Cenevre, Toulouse, Paris, Londra, Frankfurt gibi Avrupa kentlerini dolaşarak, buralarda zaman zaman çeşitli kürsülerde dersler ve konferanslar vererek, kitaplarını yazarak geçmiş yaşamı. Geleneksel astronomiyi reddetmiş, evrenin sonsuz olduğunu ve Güneş sistemindekilere benzer sayısız dünyalardan oluştuğunu ileri sürmüş. Kitabı Mukaddes?in yalnızca ahlak öğretilerine bağlı kalınması, astronomiyi ilgilendiren bölümlerinin ise dikkate alınmaması gerektiğini öne sürerek Galileo Galilei?nin öncülüğünü yapmış. Bruno, Frankfurt?ta bulunduğu sıralar Karmelit manastırına yerleşmiş, Protestan bilginlere konferanslar vermiş ve başrahibin deyişiyle, ?dinsellikle ilgisi olmayan, daha çok yazmayı seven, boş ve hayalî yenilikler peşinde koşan evrensel insan? ününü elde etmiş.

Bruno?nun, 1591?de Venedikli aristokrat Mocenigo?nun çağrısı üzerine İtalya?ya geri dönme gafletinde bulunduğu günlere geri dönersek. Aslına bakılırsa, o sırada bu karar o kadar tehlikeli görünmüyordu. Venedik, İtalyan cumhuriyetlerinin en liberaliydi. Dinsel barış nerdeyse sağlanmıştı. Bruno, ilahiyat açısından doğuracağı sonuçlara bakmaksızın felsefî incelemeler yapan ileri Venedik aristokratlarının tartışmalarına katıldı. Ama Mocenigo, yalnızca ?bellek dersleri?nden umduğunu bulamadığı için değil, filozofun yeni bir çalışmasını yayımlatmak üzere Frankfurt?a geri dönmek istemesine gücendiği için de, onu Venedik Enkizisyonu?na şikâyet edince, Bruno?nun özgürlüğü Mayıs 1592?de sona erdi. Rowland, biyografisinde, özellikle bu acımasız sorgulanma dönemini tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. Ama elden geldiğince özetlemeye çalışırsak, çok geçmeden tutuklanıp yargılanan Bruno, ilahiyat konusunda önemsiz yanlışlar yaptığını, fakat temel görüşlerinin ilahiyattan çok felsefe üzerine olduğunu vurgulayarak savunmuş kendini. Başlangıçta Venedik?te sürdürülen yargılama olumlu bir seyir izliyormuş, ama Roma Enkizisyonu Bruno?nun gönderilmesini isteyince durum değişmiş. 27 Ocak 1593?te Bruno Roma?da Sant?Uffizio Sarayı?nda hapse atılmış. Roma?da yedi yıl süren yargılanmasının başında bir kez daha ilahiyatla ilgilenmediğini, kuramlarının felsefî nitelikte olduğunu savunmuş. Ne ki, Bruno?nun yaptığı bu ayrım, kuramlarından vazgeçmesini isteyen Enkizisyonculara doyurucu gelmemiş. Bruno, görüşlerinin Hıristiyanlığın Tanrı ve yaratılış kavramlarına ters düşmediğini kanıtlamak için umutsuz bir çaba gösterdiyse de, kanıtlamaları kabul edilmemiş ve sözlerini resmen geri alması için bir kez daha zorlanmış.

Geri alınmayan sözler Sonunda, geri alınacak hiçbir sözü olmadığını, dahası hangi sözünü geri almasının istendiğini de bilmediğini söylemiş. İşte bu noktada, devreye Papa VIII. Clemens girmiş, pişmanlık duymayan inatçı bir sapkın olduğu gerekçesiyle Bruno?nun mahkûm edilmesini emretmiş. 8 Şubat 1600?de ölüm hükmü kendisine okunurken, Bruno yargıçlara, ?Beni ölüme yollarken sizden benden daha çok korkuyor olabilirsiniz,? demiş.

17 Şubat 1600 günü, Bruno?yu Campo dei Fiori?ye katır sırtında getirmişler. O zamanlar gelenek böyleymiş, idam edilecek kişileri meydana katır sırtında getirirlermiş; ama bunun pratik bir yanı da varmış, yıllarca Enkizisyon hücrelerinde kalan mahkûmlar yürüyemez duruma gelirlermiş. Yakılacağı yere çıkarıldığında yüzüne bir haç yaklaştırmışlar, ama bir tanığın anlattığına göre Bruno öfkeyle başını çevirmiş. Konuşmaması için, kimilerine göre ağzını meşin bir tıkaçla kapatmışlar, kimilerine göre de diline demir bir çivi saplamışlar. Bedeni yakıldıktan sonra, külleri Tiber ırmağına dökülmüş.

O günden bu yana, Giordano Bruno, düşündükleri, yazdıkları ve söyledikleri yüzünden cezalandırılan insanların en saygın simgelerinden biri. Dingin Campo dei Fiori meydanındaki café?lerden birinde espressonuzu keyifle yudumlarken, Bruno?nun o koca tunç yontusunun bulunduğu yerde dört yüz yıldan fazla bir zaman önce gerçekleşen bu acımasız düşünce cinayetini anımsamak tadınızı kaçırabilir. Ama, yobazlığın yasa tanımaz yabanıllığı karşısında nefretle dolan ruhunuz, bilime inancından ödün vermeyen bu onurlu insanın anısıyla erince kavuşabilir.”

Alıntı: 19.09.2008 Radikal Gazetesi Kitap Eki

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>