Gezi Direnişi Üzerine Düşünceler – Dinçer Demirkent

Bildik bir cümleyle başlayalım: Kriz düşünceyi derinleştirmeye, eleştiriyi keskinleştirmeye zorlar. Atıllık ve rutinin yerini sıradışı olan alır. İngilizcedeki ve aynı aileden olan birçok dildeki kriz, kritik ve eleştiri arasındaki bağın bununla bir ilişkisi olsa gerektir. Türkiye’nin muhtelif mekânlarında yanan barikatlar, dumana boğulmuş sokaklar, politikleşmemiş bir eleştirinin politikleşmesinin, kritiğin sokağa dökülmesinin sonucuydu. Bir halk ayaklanmasına dönüşen ve belki de Lenin’e atıfla söyleyebileceğimiz ‘halkın kendiliğinden yaratıcılığının’ alışık olmadığımız bir örneğiyle

Gezi Kitaplarına Bir Bakış – Sanem Yardımcı

Gezi Parkı, İstanbul’da bir parkken, gölgesinde soluklanılacak ağaçlara ev sahipliği yaparken, Türkiye tarihinin en kalabalık, en renkli direnişinin adresi, geleceğe dair umudun, daha iyi bir yaşamın sembolü haline geldi. Apansız karşılaştığımız hızla uyum gösterdiğimiz direniş günleri, kolektif yaşam pratiklerini, dayanışma deneyimlerini, belleklerimize soktu. Böylesi bir kalkışmanın, bir araya gelmenin, yayıncılık dünyasına yansıması şaşırtıcı değildi elbette. Direnişin yarattığı heyecana paralel olarak, yayıncılık dünyası sadece kitaplarda değil,

Dünya edebiyatının fiili sorunları – Yücel Kayıran

Damrosch’a göre, dünya edebiyatının işleyişini anlamak için sanat eserinin ontolojisinden çok, bir fenomenolojiye ihtiyacımız vardır: “Bir edebi eser, yurtdışında kendini evinde olduğundan farklı bir şekilde dışa vurur.”
Khaled Hosseini ile Franz Kafka arasında bir benzerlikten söz edilebilir mi? Kuşkusuz infial yaratmak istemem; edebi tür bakımından değil, dünya edebiyatı kavramı açısından soruyorum. Kafka, dünya edebiyatının klasiği durumunda;

“Güzel” öykü nedir? Taylan Kara

Ercan Kesal’ın bu kitabındaki öykülerin yarısından fazlasını Radikal Gazetesi’ndeki köşe yazılarından okumuştum. Kitap bu yazıların toplanmasından oluşuyor. Yazar yıllarca taşrada, kendisinin adlandırmasıyla “bozkır”da doktorluk yapmış. Öykülerin hemen hepsinin merkezinde bu var.

Kitaptaki öykülerde insanlık durumları vardır ve öykülerin içerdiği insanlık durumları gerçektir. Gerçeklikten kasıt, yaşamdaki olayları bire bir yansıtması, yaşamın olduğu gibi temsili değildir. Gerçi Peri Gazozu kitabı hemen tamamen otobiyografiktir, yazarın yaşadıklarından alınmıştır

Sokaktan Pamuk Prensesliğe Bir Tarih Olarak Gezi – Ayhan Yalçınkaya

Eğer Badioucu anlamda Gezi’yi bir olay olarak yani “herhangi bir durumun ‘normal düzeni’nden radikal bir kopuş, durumun kendini yeniden üreten düzenini, yani tekrarı kesintiye uğratan” ve en önemlisi “durumun içinden bakıldığında ‘imkansız olan’ı gerçekleştiren kurucu bir edimden çok, verili durumun başka türlü de olabileceğine dair yeni ihtimalleri mümkün kılan bir kırılma anı” (1) olarak kabul edersek ve bu olayın üzerine düşünmekten anladığımız şey, olayı felsefi olarak kavrama ya da çerçeveleme ve buradan hareketle zifiri karanlığın vaad ettiği şafak üzerine söz geliştirmeyse,

Popüler ve Eleştirel Bir Oyun: Televizyon Cumhuriyeti – Serkan Fırtına

Ali Cüneyd Kılcıoğlu, uzun zamandır Türk Tiyatrosu içerisinde oyunlarıyla adından söz ettirmeye başlayan bir oyun yazarı. 1976 doğumlu üniversite eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamlayan yazarın şimdiye kadar Mitos Boyut Yayınları tarafından yayınlamış üç oyunu var. Sırasıyla “Televizyon Cumhuriyeti” (2011), Toplu Oyunları 1 “Pirana’nın Kırık Dişleri”, “Dilek Ağacı”, “Mumyalar” (2012), “Plastik Aşklar” (2013), “İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı”(2013)

Edebiyatta Üç Nokta dergisi “Sanat-Edebiyat ve Gezi Direnişi” başlığını kapağına taşıdı.

Editörlüğünü Cenk Gündoğdu’nun yaptığı Edebiyatta Üç Nokta, “Sanat-Edebiyat ve Gezi Direnişi” başlığını kapağına taşıdığı sayısıyla okurlarıyla buluştu.

Dergi, tüm araçlarıyla halkına şiddetle yaklaşan iktidar karşısında yaratıcılığını mizah ve ironi ile birleştiren gençliğin, edebiyatla kurduğu ilişkiden yola çıktı. “Bu gerilimden umut beklenir mi?”, “Bu mizahtan, ironiden edebiyat nasıl bir kazanım içinde olur?” gibi temel sorular üzerinden bir dosya hazırladı.

“10 bin kitapçı kapandı”

Türkiye’de gerek ufak yayıncılar, gerekse kitapçılar ekonomik zorluklar yaşıyor.
İstiklal Caddesi’nde bulunan 19 yıllık kitabevi Robinson Crusoe geçtiğimiz aylarda yüksek giderler ve kira bedelini karşılayamadığı için zor durumda olduğunu açıklamıştı. Hemen hemen aynı tarihte, Galata’daki 93 yıllık kitapçı ve Türkiye’nin ilk müzayede mekanı olan Librairie de Péra kira bedeli nedeniyle kepenk kapatmıştı.

Yirmi birinci yüzyılın insanlarına – Sennur Sezer

Hasan İzzettin Dinamo şiirleriyle hep geleceğe seslenmiştir. Ölümünün yirmi beşinci yılında seçme şiirleri yayımlandı. Kitapta Dinamo’nun kendi sesiyle şiirlerin yer aldığı bir CD de var.
Hasan İzzettin Dinamo’yu tanıyan biri olarak onun portresini kısacık bir cümleyle en iyi çizenin Yaşar Kemal olduğuna inanırım: “O bir ermiş, bir kahraman, bir çocuk saflığında, dudaklarında hüzünlü bir gülümseme, yaşadı ve öldü.”

Hasan İzzettin Dinamo şiirleriyle hep geleceğe seslenmiştir. Yaşadığı günlerden daha iyi olacağına inandığı, “Yirmi Birinci Yüzyılın İnsanlarına” sevecenlikle fısıldamıştır:

Arşivler