Bir Kalbin Ölümü – Mürebbiye – Stefan Zweig

“Ah, para, o uğursuz para, karımla kızımın ahlâkını bozdu. Onları bana düşman eden paradır. Deli olduğum için paranın üstüne çılgınlar gibi atılan da ben oldum. Ama eninde sonunda kendimi daha fakir, onları da daha kötü bir duruma düşürmekten başka bir şey yapmadım. Elli yıl, saçmalıklarla dolu elli yıl kendimi yordum, yitirdim, kendime bir gün için bile hürriyet tanımadım, şimdiyse…
Para! Para… Şu pis… Şu sefil para… Ben onun yüzünden çürüdüm! Para… Tanrının laneti onun üzerinde dinleniyor.”

Dil, anadili ve ikidillik üzerine (2) – Faiz Cebiroğlu

Bir önceki yazımda, Türkiye’nin bir diller mozaiği olduğunu yazmış; çok dillik, bir zenginlik olduğunu belirtmiştim.

Ama ne yazık ki, Türkiye’de, bu anlam ve önem, pekiyi kavranılmamış; “anadilde eğitim hakkı”, tabiri caizse, herkese “nasip” olmamıştır. Yasak/yasaklar sürüyor. Yıllardır sürdürülen, “resmi ideoloji – resmi dil” gibi, nihilist (inkârcı) ve asimilasyoncu mantık, hâlâ devam ediyor.

Cahit Külebi’nin bir bebeğe seslenen şiirinde yer alan ‘öp biraz!’ dizesi sansürlendi

Milli Eğitim Bakanlı tarafından hazırlanan edebiyat kitabında Cahit Külebi’nin “Benim doğduğum köylerde / kuzey rüzgârları eserdi / ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır / öp biraz!” dizeleri silinerek, yerine (…) üç nokta konuldu.

Milli Eğitim Bakanlı tarafından lise 9’uncu sınıflarda okutulan Türk Edebiyatı kitabında Cahit Külebi’nin en fazla bilinen şiirlerinden

Kara Arşiv (12 Eylül Cezaevleri) – Ali Yılmaz

12 Eylül 1980 darbesini takip eden yıllarda binlerce insan tutuklanarak, başta Mamak, Metris ve Diyarbakır olmak üzere tüm Türkiye’de bu amaçla yeniden düzenlenen cezaevlerine kapatıldı. Kapatılan insanlar hapsedilerek cezalandırılmakla kalmadılar; düşüncelerinden, inançlarından vazgeçmeleri için ağır işkencelere maruz bırakıldılar, öldürüldüler, sakatlandılar ve teşhir edilerek günah keçileri haline sokuldular. İçeridekilere yapılanlar, dışarıdakileri kontrol etmek için

Satranç Ustası – Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Uzun Öyküler) – Stefan Zweig

Stefan Zweig’ın trajik intiharından sonra yayınlanan Satranç Ustası, yazarın en son ve en parlak yapıtlarından biri… Tahsin Yücel’in çevirisiyle sunduğumuz bu uzun öykü, bir yolcu gemisinde tesadüfen yaşanan müthiş bir rekabeti hikâye ediyor. Tahtanın bir tarafında, dünya satranç şampiyonu; karşısında ise, Naziler tarafından kapatıldığı hücresinde ekmeklerden yaptığı taşlarla ‘kendine karşı’ oynayarak maharetini geliştirmiş bir adam var. Bu metaforik savaş oyununu hangisi kazanacak? Yaşadığı travmanın izini hâlâ ruhunda

Emin Öztürk : Tarihe Tanik, Elma, Portakal, Nar – M. Şehmus Güzel

Emin Öztürk

1972’de 17 yaşındaydı ve Kızıldere « katliamını » kınamak için Ordu Lisesi’nde arkadaşlarıyla iki gün dersleri boykot ettiklerinde kimse belki farketmedi bile. Basın-yayın kurumlarının haberi olmadı belki. Evet belki. Ama bugün artık biliniyor. Madem ki bunu bana bizzat ressamın kendisi anlattı. Emin Öztürk Paris’te kadim dostumuz Faruk Tepe’nin yönetimindeki Galerie d’Art Perles Rouge’daki sergisinin 15 Şubat 2013’teki açılışında anlattı. Sergi davetiyesindeki tablosunun ismi de nitekim üstünde : « Kızıldere’de Bir Sabah » : Beresinde kızıl yıldızıyla bir parça hüzünlü, bize ve Tarih’e,

Bölünmüş Ülke’nin Ses ve Öfke’si – Nurçin İleri

Amerikalı yazar William Faulkner, roman ve öykülerinin gerçekleştiği bir ülke yaratır: Yoknopatawpha. Bölünmüş ülke anlamına gelen Yoknopatawpha iç savaşı anlatmak için kurgulanmış imgesel bir ülke değildir sadece, şiirsel bir haritasını da çizer Faulkner bu ülkenin. Temalar ve karakterler anlatıların sınırları arasında seyahat ederler. Ancak iç savaşın izlerinin ve kurgu bir ülkenin varlığı sizi yanıltmasın. Belli bir zaman ve mekândan bahsediyormuş gibi görünse de anlattığı hikâyeler zamansız ve mekânsız evrensel hikâyelerdir Faulkner’ın. Bu yüzden kendisinden sonra

sgk