Gülazare (Bitmeyen Yolculuk) – Caner Canerik

Bu roman, hep güneşe bakan bir dapirin (nine) sessiz çığlığıdır. “Havaya yanık et kokusunun yayıldığı” 1938 Dersim katliamında, annesi ve çocuk yaşta üç kardeşiyle sürgüne gönderilen Gülazare’nın “emanet sözü” (Qesa emanete)’dür. Katliamda babasını, amcalarını ve on yedi yakın akrabasını yitiren bu kadın, acılar yumağı ve kan deryası içinde umudunu daima korudu, hasretini güvenle taşıdı.

Dersim’de çocuk çığlıklarının, kadın feryatlarının dört bir yanı sardığı ortamda, uzun ve çileli zorunlu göçe çıkarıldı. Köklerinden koparılan fidanlar misali yabancısı olduğu

Dünün Geleceği Bugün Yaşıyor: Mayakovski – Emine Gürbüz

“Bana göre sosyalistlerin gelmesi kaçınılmazdı. Beklenen günün gelmesiyle birlikte gözler gelecekçilere çevrilmişti. Üye olmalı mı, olmamalı mı? Böyle bir sorun yoktu benim için -diğer Moskova gelecekçileri için de. Bu, benim devrimim…”
V. Mayakovski

Mayakovski ailesi Gürcistan’da, Kutais kentindeki Bağdadi köyünde oturuyordu. Vladimir Mayakovski 7 (19) Temmuz 1883’te bu köyde doğmuştur. Babası, Vladimir Konstantinoviç Mayakovski orman bekçiliğiyle uğraşmaktadır. Annesinin ismiyse Aleksandra Alekseyevna’dır. Annesi, ev işleri ve çocuklarının eğitimiyle ilgilenmekteydi. Mayakovski’nin

Karanlığın Yüreği – Joseph Conrad

Karanlığın Yüreği?ni yazmadan sekiz buçuk yıl önce Joseph Conrad Kongo?da bir buharlı geminin kaptanlığını yapmış ve yolculuğu sırasında karşılaştığı zulüm manzaralarına dayanamayıp kısa bir süre sonra bu işi bırakmıştı. 1902 yılında kitap halinde yayımlanan Karanlığın Yüreği, Conrad?ın bu sıralarda yaşayıp gördüklerinden çok iz taşır. Yüz yıldan uzun bir süredir edebiyatçılar ve sosyalbilimciler tarafından yorumlana yorumlana tüketilemeyen, dünyanın ve tarihin olduğu kadar insanın kendi karanlığına da eğilen bu başyapıtı, Sinan Fişek?in usta işi çevirisinden, Conrad?ın Kongo seyahati sırasında tuttuğu ve Türkçe?de ilk defa yayımlanan günlüğü ile beraber okuyacaksınız. (Tanıtım Yazısı)

?Bu kısa kitap modern edebiyatın en büyük örneklerinden biridir.? Malcolm Bradbury

Macbeth – William Shakespeare

Shakespeare’in bu ölümsüz oyunu genellikle evrensel ahlaki değerler açısından ele alınır, Macbeth’in bilinçli bir şekilde kötülüğü seçmesi ve bu seçimin bireysel ve toplumsal sonuçları üzerinde durulur. Ancak Macbeth Shakespeare’in diğer kötü adamlarına benzemez. Çünkü III. Richard ve lago gibi karakterlerin aksine, yaptığı kötülüklerden hiç de zevk almaz; dahası, ilk cinayetini işlediğinde gerçekten acı çeker, sözlerine bakılırsa benliğinde bir iç savaş yaşamaktadır. Peki doğrununu, yanlışın ne olduğun bilen, ileriyi görme yeteneği olan bir adam niçin kötülüğü seçer? Belki de Macbeth’in trajedisi, geleceğe hükmetmeye çalışırken kötülüğe giden yolda attığı her adımın ona azap vermesinden,

Yeni Yüzyılın Eşiğinde – Eric Hobsbawm

İki dünya savaşı ve ardından yaşanan Soğuk Savaş’ın damgasını vurduğu “Kısa Yirminci Yüzyıl”ın bitiminin habercisi, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile serbest piyasa fundamentalizminin iflası oldu. Bu yüzyılda kapitalist ekonominin sıkça yaşadığı krizlere, 90’lardaki milliyetçi kalkışmalar ve etnik boğazlaşmalar eşlik etti. Eski dengelerin altüst olmasıyla birlikte kuralsızlık ve belirsizliğin egemen olduğu, zenginle yoksul arasındaki uçurumun akıl almaz derecede derinleştiği yeni bir çağa girildi. SSCB ve Doğu Bloku’nun çözülüşünün, büyük insan kitleleri üzerinde tahmin edilenden çok daha yıkıcı bir etki yarattığı artık daha açık görülebilse de, serbest piyasa tapınmacılığını temel alan

Tarihten Güncelliğe Sınıf Savaşları ve Devlet ? Haluk Yurtsever

Devlet, hem son derece somut, elle tutulur ilişkiler toplamı, hem de soyut bir kavramdır. Meşru şiddet, vergi toplama, yargılama ve cezalandırma işlevleri devletin tekelindedir. Devlet milyonlarca insanın gözünde “hakem”dir; “baba”dır; “kamu düzeni”dir; gözleri bağlı adalet dağıtıcısıdır… Bir kutsallık hâlesidir. Bunlar devleti, ideolojik ve siyasal mücadelenin de kritik konusu ve alanı durumuna getiriyor.
Devlet insan soyunun yarattığı en gelişmiş, en yetkin örgüttür; toplumun üzerine çıkan, sömürü, baskı ve ezgiyi sürekli kılan en büyük güç sistemidir. Sömürü ve baskıyı kaldırma mücadelesi devletsiz, iktidarsız yürütülemez. Devletten kurtulmadan, devleti yok etmeden özgür topluma,

Eğitime Felsefeyle Bakmak – Bülent Akdağ

İlk uygarlıklarda çocuğun sosyalleşmesi ve toplulukla özdeşleşmesine yönelik kurulan eğitim ve ‘basit’ okul anlayışlarıyla başlayan “okul modelleri” süreci Antik Yunan’da daha sistemli olarak kendini hissettirmiş ve özellikle Aydınlanma dönemi sonrasında bugünkü genel karakterini yapısallaştırmış görünmektedir.
18. yüzyıldan sonra ulusallaşma, insan hakları, yurttaşlık bilinci, hukuk devleti gibi kavramsal ve pratiksel dönüşümlerle başlayan, okul sistemlerinin toplumsal anlamda yeniden yapısallaşması ve çeşitlenmesi süreci, bir yandan yeni eğitim ilke ve değerlerini ortaya çıkarırken diğer yandan sürekli arayışlarla tartışma gündemini korumuştur.

Zorba – Nikos Kazancakis “Korkmamayı, yaşamı sevmeyi ve ayakta durabilmeyi bana o öğretmişti.”

Zorba, Nikos Kazancakis’in 1946 tarihinde yayınladığı olgunluk dönemi ürünüdür. Ağır ve suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesidir. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin ve büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba aracılığıyla Nikos Kazancakis, yaşamının yenilgiler ve soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıkarır. Bu bağlamda ele alınınca, bu roman, Zorba ile yazarın yaşam öykülerinin çizili sınırları arasında sonsuz atkı ve çözgülerle dokunmuş büyülü bir kumaştır, denilebilir; baştan sona sürekli bir arayışı, sonu gelmez çabaları yansıtan bir kanaviçedir: insanı arayışın serüvenidir. ‘Korkmamayı, yaşamı sevmeyi ve ayakta durabilmeyi bana o öğretmişti,’ diyor yazar.

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz – Aziz Nesin

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Aziz Nesin’in 1977 yılında yazdığı bir romandır. Aziz Nesin bu eseriyle 1978’de Madaralı Roman Ödülü’nü almıştır.
Aziz Nesin Yaşar Ne Yaşamaz’ı önce radyo oyunu olarak yazdı. Kazandığı büyük başarı üstüne sahne oyunu haline getirdi. Israrlar üzerine senaryosunu yazdı; çoğu tiyatrocudan olduğu gibi, bu kez de filmciden telif hakkını alamadı. Bir haftalık gazetede çizgi romanı yayımlandı. Ardından televizyon senaryosunu yazdı. Aziz Nesin okurların isteği, çevrenin baskısı artınca sonunda Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz romanını yazdı.
Kitabın giriş yazısını kaleme alan Meral Çelen