Bilim ve Gelecek Dergisi’nin 86.Sayısı, “Efsaneler ve Gerçekler Hasan Sabbah” kapağıyla bayilerde…

Bilim ve Gelecek Dergisi’nin 86.Sayısı, “Efsaneler ve Gerçekler Hasan Sabbah” kapağıyla bayilerde…
“Elinizdeki sayının kapak dosyasını Baha Okar hazırladı: ?Efsaneler ve gerçeklerle: Hasan Sabbah?. Baha, Türkçede hiç yayınlanmamış kaynaklara da ulaşarak kotardığı bu dosyada, tarihin büyük halk isyanlarından birinin önderi olan Hasan Sabbah hakkında o dönemin ve sonraki dönemlerin hakim sınıflarınca uydurulmuş efsaneleri tek tek ele alıyor ve yanıt veriyor. Dosyanın ikinci bölümünde ise Hasan Sabbah ve Nizari hareketinin gerçek tarihini ve niteliğini ortaya çıkarıyor. Hasan Sabbah üzerine Türkçe?de çıkmış az sayıdaki ciddi çalışmanın içinde yerini alacaktır Okar?ın hazırladığı dosya. Demek ki içeri düşmenin bazı faydaları da var!
Bu sayımızda dikkat çektiğimiz diğer makaleler, arkadaşımız Özlem Özdemir?in

Hayata Dönüş Operasyonu / Koğuştan Hücrelere – Güçlü Sevimli

Avukat Güçlü Sevimli?nin 19 Aralık 2000?deki, adına “Hayata Dönüş Operasyonu” verilen katliamı belgelerle anlatan “Hayata Dönüş Operasyonu ?Koğuştan Hücrelere” adlı kitabı Çağdaş Hukukçular Derneği Yayınları tarafından yayınlandı.
Yazar; “Hayata dönüş operasyonundan sonra bugüne kadar yüzlerce yazı yazıldı, pek çok şey anlatıldı, çeşitli kitaplar kaleme alındı. Bu kitapta; aslında ne olduğunun, neden olduğunun ve nasıl olduğunun herkes tarafından bilinmesi amaçlanmıştır.” diyor..

Evet, kitabın önsözünde Av. Behiç Aşçı?nın da söylediği gibi;
“Bu kitabın yazılması gerekiyordu. Unutmamak ve unutturmamak için gerekiyordu. Çünkü 19 Aralık ?Hayata dönüş? operasyonu ve yapılan katliam iktidarın suç sayfalarının nerede ise en başına yazılmıştır.”

Hikâyecinin Kaderi – Sait Faik Abasıyanık

Sait Faik?in dergi ve gazetelerde yayımlanan öykü ve yazılarından oluşan Hikâyecinin Kaderi?nde yer alan, ?Sur Dışında İnsanoğlu?, ?İnsanlığın Haline Doğru?, ?Mösyü Edmond Rostand?ın Cyrano?su? ve ?Galata Köprüsü?nün Sabahı ve Akşamı? başlıklı yazıları ölümünden sonra ilk kez kitaplaşıyor. Yazarın gazete ve dergi sayfalarında yayımlanmış yazıları ve röportaj-öyküleri Hikâyecinin Kaderi ile ilk kez eksiksiz olarak okuyucuya ulaşıyor. Türk edebiyatında balıkçının, denizinin, martıların sesi olan Sait Faik?in gazete ve dergilerde yayımladığı yazılarının ve hiçbir kitapta yayımlanmamış yazılarının da bu kitapta yer alması Hikâyecinin Kaderi?ni daha da bir anlamlı kılıyor.

Bahtiyar Ol Nâzım – Vera Tulyakova Hikmet

Vera Tulyakova Hikmet, Nâzım Hikmet?in ölümünden sonra, onunla yaptığı söyleşiler olarak nitelendirdiği bu kitabında, şairin ülkesinden ayrıldıktan sonra, 1951?de üçüncü ve son kez gittiği Sovyetler Birliği?nde, coşkulu gençlik yıllarında idealinde yarattığı sosyalizmin gerçekleştirilememesi ve yeni insan tipinin yaratılamaması karşısında yaşadığı hayal kırıklıklarını, şaşkınlıklarını, acılarını; SSCB?de XX. Kongre öncesinde ve sonrasında Merkez Komite?nin sanata ve sanatçılara olan yaklaşımını, Sovyet Yazarlar Birliği çevresinde yaşanan olayları ve bütün bunların karşısında Nâzım Hikmet?in taviz vermez duruşunu anlatıyor.

Nâzım Hikmet?in derin yurt sevgisi, karısı Vera?ya duyduğu sınırsız aşk ve kıskançlıkları; Aragon, Neruda, Erenburg, Pasternak gibi dünyaca ünlü yazarlarla

Emperyalizmin Yeniden Keşfi – John Bellamy Foster

İmparatorluğun büyümesi ne Birleşik Devletler’e özgüdür, ne de bazı özel devlet politikalarının bir ürünüdür. Daha çok kapitalizmin tüm tarihinin ve mantığının sistematik sonucudur. Kapitalizm on beşinci ve on altıncı yüzyıllardaki doğumundan bu yana küresel olarak yayılmacı; metropol ile uydu, merkez ile çevre arasında hiyerarşik biçimde bölünen bir sistem oluşturur. Geçmişte olduğu gibi bugün de emperyalist sistemin hedefi; çevre ekonomilerini merkez kapitalist ülkelerden gelen yatırımlara açmak, böylelikle de dünya sisteminin çevresinden merkezine doğru hem hammaddelerin düşük fiyatlar üzerinden sürekli arzını, hem de net ekonomik artığın dışarıya doğru akışını güvence altına almaktır.

Türkiye’nin Düzeni ve Kürt Sorunu (Emekçiye Mektuplar 1) – Haluk Gerger

90’lı yılların başında hem uluslararası alanda, hem Türkiye’de etkileri kuşaklar boyu sürecek olaylar yaşandı. Dünyada Körfez Bunalımı ve Savaşı ile başlayan, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki rejimlerin yıkılmasıyla süren, Yeni Dünya Düzeni ile doruğa çıkan gelişmeler gündemi belirlendi. Beynelminel sermayenin insanlık ve emek karşısındaki zaferleri, askeri müdahaleler, savaşlar, özelleştirme, eğitim, sağlık, sosyal güvenlik harcamalarının kısılması, işsizlik, enflasyon, bunalım, medya terörü, yükselen değerler gibi olgularla sürdü. Sosyalizm düşüncesi, sosyalist örgütler ve genel olarak işçi sınıfı ve emek kuşkusuz dünyanın her yerinde bu gelişmelerden olumsuz etkilendi.
Türkiye’de ise, ekonomik bunalım, işsizlik, hayat pahalılığı, bunların toplumsal-ahlaki etkileri, 12 Eylül sonrası genel tahribata katlanarak eklendi. Kürt sorunu, inkar ve imha politikalarının cenderesinde korkunç bir savaşla boyutlandı.

“Bulantı” – Tahir Ürper

?Yalnızdım, ama bir kente yürüyen ordu gibiydim.?*

Bazı eleştirmenler Sartre?nin Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin?in hastalıklı bir karakter olduğunu belirtirler. Değerlerin altüst olduğu o dönemin Avrupası?nda Nazi faşizminin karabulutlarının altında düşünme yetisini kaybetmemek elde değildir. Milyonlarca insanın gözünü kırpmadan ölüme gitmesi karşısında hangi vicdan sağlam durur, hangi kişilik bu durum karşısında benliğini koruyarak durur ki. Yıkım, kaosla birlikte gelir, sonrasında yalnızlık. Hayallerin süslü gecelerine dalmak; başta umut getirir. Benim ırkım dünyaya üstün gelsin, benim devletim cihana egemen olsun ihtirasların sonu hep virane olmuştur. Yaratılan bir şey de yoktur.
Sartre 1938 yılında Bulantı?yı yazar. 1.Dünya Savaşı?ndan sonra Nazi faşizminin

Sinan (Nurhak Dağları’ndan Sonsuzluğa) – Turhan Feyizoğlu

Deniz Gezmiş, Mahir Cayan ve İbrahim Kaypakkaya’da simgeleşen devrimciler kuşağının en gözüpek, en özverili, en atak önderlerinden biriydi Sinan Cemgil. Kısa ama iz bırakan bir mücadele serüveninin sonunda, adı tarihin en parlak sayfalarına yazıldı: 1971 yılının 31 Mayıs’ında, yoldaşları Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga’yla Nurhak Dağları’nda sonsuzluğa uğurlandı.

Turhan Feyizoğlu, bu kitabında yalnızca Sinan’ı anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda “yaşanılası bir dünya için” hayatlarını feda eden bir kuşağın öyküsünü bir tarihçi titizliğiyle; belgelerle, tanıklıklarla bütün yönleriyle ortaya koyuyor.

“Ben varlıklı bir aileden geliyorum. Öğretmenim. Ekonomik durumum oldukça iyidir. Oğlumu en iyi şekilde yetiştirdim.

Naturalist, Gerçekçi ve Romantik – A. Ömer Türkeş

Zola romanları, yaşadığı çağın egemen ideolojisine, toplumsal hayatına karşı radikal bir saldırıdır; ne ordunun şerefi ne ruhban sınıfın dindarlığı ne ailenin kutsallığı ne köylülerin çalışkanlığı ne de imparatorluğun haşmeti vardır.
Yayın dünyasının can simididir ?klasikler?. Yayıncı, eleştirmen, okuyucu ayrımı yapmıyorum; ?kitaba sıkışan? her kim olursa olsun, ihtiyacını karşılamak için bakacağı yer klasiklerin dizildiği raflar ya da şimdilerde web sayfalarıdır. Gözünüze edebiyat tarihinin herkesçe kabul görmüş büyüklerinden birisini kestirdiğinizde az riskli bir seçim yapmışsınız demektir. Zamana dayanıklı, dokunulmaz ve değerlidir klasikler. Onları okumak, hayatında bir tek kitap bile karıştırmayanların dahi ?iyi?liğini reddetmediği türden bir insani etkinliktir. İşte bu nedenledir ki, klasik niteliğine haiz kitapların her yıl yeni edisyonları hazırlanıyor. Kırmızı Yayınları?nın Emilé Zola edisyonu da bu anlayışın iyi bir örneği…