Aşık İhsani hakkında bilgi – Ayhan Hüseyin ülgenay

( İHSAN SIRLIOĞLU )
1930 Yılında Diyarbakır Akarbaşı Sokağında dünyaya geldi.Soyu İran Azerbaycan’ından göç eden bir Türk ailesindendir.Baba adı; Ferit, Ana adı; Sıdıka.Evli ( İki kez ),İki çocuk babası.Öğrenim durumu yok.Okuma yazmayı cezaevinde öğrendi.Şiir Yazmaya çocukken Karacaoğlan’dan etkilenerek başladı. 7 yaşında sağ gözüne perde indi.11 yaşında babasının ölümünden sonra gördüğü bir rüyada Güllüşah isimli bir kıza aşık oldu.

“İstasyonda Vals” – Mehmet Özçataloğlu

“İstasyonda Vals” son dönemde okuduğum en saf, en duru kitaptır. Neden saf ve duru diyorum? Çünkü kitap dümdüz bir semt hikâyesi. Fantastik ögeler, çeşitli yaratıklar bu kitapta yok. Düşünceyi zorlayan, dolambaçlı bir anlatım da bu kitapta yok. Bu kitapta mahalle komşumuz Necip Amca var. Alt katımızda oturan Aliye Teyze var. Bakkal Metin Abi var. Sözün özü bizim mahalle var. Özellikle 80’li yıllarda doğanlar bu kitapta kendi çocukluklarını göreceklerdir. Günümüzün çocukları da hiç tanışmadıkları bir dünyayı okuyacaklar.

Kelliğe Övgü – Kyreneli Synesios

Eski çağ yazın dünyasının dikkate değer ürünlerinden biri de “övgü” kitaplarıdır. “Övgü” kitaplarında bugün biz “yeniler”in yadırgayabileceği pek çok şeye methiyeler düzülmüştür. Övülen şey, çok kere, çoğumuzun övülmeye değer bulmayacağı, dahası, değil erdem “zaaf” sayacağı insanlık halleridir. Kyreneli Synesios “kellik” gibi, çoğu erkeğin korkulu rüyası olabilecek bir “nasipsizliği” bir erdem olarak görüp yüceltmesiyle yerleşik inançları sarsıyor. Her şeyin felsefe konusu haline gelebileceği bir çağda

Erdoğan Uykusuz’da 23 Nisan’ı kutluyor

Mizah dergisi Uykusuz’un bu haftaki kapağında Başbakan Erdoğan 23 Nisan Gençlik, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor..

İşte Uykusuz’un kapağı:

‘Bacaklarını topla’ ve Erdoğan LeMan’ın kapağında

Haftalık mizah dergisi LeMan, bu haftaki kapağında ‘bacaklarını topla’ kampanyasına göndermede bulundu.

Kadınların toplu ulaşım araçlarında karşılaştıkları bazı erkeklerin ‘rahat‘ oturuş biçimine karşı sosyal medyada başlattığı ‘Bacaklarını Topla‘ kampanyasıyla Başbakan Erdoğan arasındaki ‘benzerliğe‘ dikkat çeken mizah dergisi, konuyu kapağına şöyle taşıdı..

İşte LeMan’ın o kapağı:

Chuck Palahniuk: “Yeraltı” edebiyatının “yerüstü” kralı

“Ne kadar dikkat etseniz de, bir şeyleri kaçırmışsınızdır, zihninizi meşgul eden o doyumsuzluk hissini. Bilinçli bir şekilde duyumsamadan içinden koşup geçtiğiniz anlardan geriye kalan o buruk tadı. Eh, bu duyguya alışmanız gerek. Bir gün gelecek tüm hayatınız için böyle hissedeceksiniz. Bu yalnızca bir deneme.”

Yeraltı biz sıradan faniler için yolu sonu demektir. Gözlerini yeşil dolarlara dikmiş petrolcüler ve madencilere bakılırsa cennetin ta kendisi, jeofizikçiler için bir bilinmez, kimi hayvanlar içinse bir yuva.

Hrant Dink’ten Yeniden: 23,5 Nisan

Sancılı on yıllardan çıkmış ulusun tarihinde çok önemli bir akgündür 23 Nisan. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” düsturunun meclis salonuna perçinlendiği gündür. Ve böyle bir günün “yaşam” denilen çocuğa ve geleceğe akıtılan mirasıdır. Türk Ulusu’nun belki de en akıllıca yaptığı öngörünün tarihidir. “Gelecek” ve “çocuk” ne de güzel buluşturulmuştur öyle. Ve de ne ustaca bir değerlendirmedir yıllar sonra 23 Nisan’ı sadece

Terry Eagleton: Büyüsü bozulmuş dünyada hayatın hȃlȃ bir anlamı var mı? – Emek Erez

Hayatın anlamı nedir? İnsan yaşamının, felsefenin, edebiyatın ve sanatın en derin sorularından birini oluşturur belki de bu soru. Her şeyi anlamlandırma çabamız, anlam gerekliliğinin yaşamımızda hep yer etmesi ve de dönemler içinde bu sorunun ve cevaplarının değişik şekillerde kendisini var etmesi, hiç sonlanmayacak bir arayış durumu. Terry Eagleton’ın Ayrıntı Yayınları tarafından basılan “Hayatın Anlamı” kitabı, bahsettiğimiz bu sorgulamalar üzerine incelikli fikirler veriyor.

Eagleton’a göre hayatın anlamı sorunsalının basit bir yanıtı yoktur. Bu tıpkı bir Nazi askerinin çocuklarınızdan birini öldürmek için,

Yorgo ve Sula Bozis’ten “Paris’ten Pera’ya Sinema ve Rum Sinemacılar”

Yorgo Bozis ile Sula Bozis’in “Paris’ten Pera’ya Sinema ve Rum Sinemacılar” (Yapı Kredi Yayınları) adlı kitabının yayımlanışı, hem sinemamızın yüzüncü yılına rastladı, hem de İstanbul Film Festivali günlerine. Sinema sanatının —en azından tutkunları açısından— gündemde olması bakımından anlamlı bir rastlantı.

Bozis’lerin kitabının “sinemamızın yüzüncü yılına rastladığını” söyledim ama, Fuat Uzkınay’ın, 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda Ayastefanos’ta (bugün Yeşilköy) yapılan barış antlaşmasının anısına Rusların dikmiş olduğu anıtın 14 Kasım 1914 günü yıkılmasını görüntüleyen ve bir Türk yönetmenin ilk çalışması olduğu için Türk sinemasının ilk filmi sayılan “Ayastefanos’taki Rus Abidesinin Yıkılışı” adlı 150 metrelik belgeselin bugüne kadar bulunamadığı,