Nal – Bir Akıl Hastanesinin Hatıra Defteri – Cemal Dindar

Michel Foucault duysaydı şu ‘nal’ meselesini belki bir cilt daha eklerdi, Deliliğin Tarihi’ne.

Üç ilacın; haloperidol, biperiden ve klorpromazinin ticari adlarının baş harfleri: NAL. Acile getirilen ‘akıl hastaları’nın genelde ilk tanıştıkları ilaçlar bunlardı. Bir enjeksiyona belli dozlarda çekilir ve hastaya enjekte edilirdi. Bazı kliniklerde bu işlemin adı, iğrenç bir zekilikle, insan sevmezlikle bulunmuştu bile: NALLAMAK.

Leylim Leylim (Ahmed Arif’ten Leyla Erbil’e Mektuplar) adlı kitaba dair – Selma Sayar

1990’lı yıllar… Değer ve kimlik talepli hareketlerin protesto eylemlerine dönüştüğü dönemler. Öğrencilerin, işçilerin ve onları tamamlayan toplumsal muhalefetin sokakla buluştuğu yıllar… Tam da bu yıllarda yetiştiği taşranın küçücük penceresinden dünyayı yorumlamaya çalışan ve çok büyük hayallerin peşinde koşan genç bir kız… Küçük dünyasına sığmayacak kadar büyük olan ütopyaları, kocaman kentin üniversite kapısından içeri girdiği anda şekillenmeye

İşçi Sınıfının Uluslararası Örgütlenmesi – H. Yeşil

İşçi sınıfının mücadelesi hakkında, işçi sınıfı biliminin kuru­cuları Marx ve Engels, ilk program açıklaması olan Komünist Manifesto’da, onun burjuvaziye karşı savaşımının biçim olarak “ulusal” olsa da, öz olarak enternasyonal olduğunu ortaya koydular. Onların “Manifesto”su:
“Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok.
Kazanacakları bir dünya var.
Bütün ülkelerin işçileri birleşiniz!” sözleri ile sonlanır.

Mizah Dergisi Bayan Yanı’ndan kızlı erkekli kapak

Aylık mizah dergisi Bayan Yanı, kızlı erkekli ev tartışmalarını kapağına taşıdı. Başbakan’ın kızlı-erkekli kalmanın uygunsuz olduğu ve tedbir alınacağı açıklamalarından sonra bazı öğrenci evleri çeşitli bahanelerle basılmıştı.

Bayan Yanı’nın kapağında da polisler bastığı evde bu defa ayak kokusu olduğunu bahane ederek ‘her yeri arayın’ talimatı veriyor:

Tektipleştirmeye Karşı Heretik Okumalar – Ercan Geçgin

Kullanım değeri olan hemen her şeyin metaya dönüştürüldüğü, ürünlerin değişim değerleriyle tartıldığı bir piyasa toplumda yaşıyoruz. Her ilişki biçiminin metalarla kurulan ilişki biçimine göre anlamlandırıldığı yaygın yabancılaşmadır söz konusu olan. Bir arada yaşamanın yegane ölçüsünün piyasa olarak görüldüğü ve toplumun buna inandırıldığı bu kurgusal ve ütopik dünyanın doğallaştırılması bir inanç biçimini de beraberinde getiriyor aslında. Öyle ki kimi dindarlar bile dinin rolünün piyasa tarafından çalınmış olmasına itiraz edebiliyor artık.

Brecht’i Benjamin ve Jameson Üzerinden Okumak – Onur Koçyiğit

Walter Benjamin, Nisan 1934’te Frankfurt Okulu’nda yaptığı, “Üretici Olarak Yazar” başlıklı konuşmasını bitirirken, şöyle söylemişti:

“[…] devrimci mücadele, kapitalizmle akıl arasında değil, kapitalizmle ploretarya arasındadır.”

Bu cümleyi hatırlatmak istedim zira bahsi geçen konuşmanın büyük bir bölümü Berthold Brecht’e ve onun sanatının nasıl bir mücadeleden beslendiği hakkındaydı. Benjamin ile Brecht, Moskova’da tanıştıklarında

Adana Valisi Gırgır’ın kapağında

Haftalık mizah dergisi Gırgır’ın kapağında, son günlerin en çok konuşulan isimlerinden biri olan Adana Valisi Hüseyin Avni Coş yer alıyor:

sgk