Acı Deneyimler üzerine

Acının AntropolojisiAcı Deneyimleri
Acı hiç kuşkusuz insanın ölümle birlikte en güçlü biçimde paylaştığı deneyimdir: Hiçbir ayrıcalıklı onu bilmezlikten gelemez ya da herhangi birinden daha iyi bilmekle övünemez. İnsanın içinde doğmuş bir şiddettir acı, insanı bitirir, bunaltır, içinde açtığı uçurumda yok eder, hiçbir amacı olmayan bir dolaysız duygular içinde ezer. İnsanın kendisi ve dünyayla olan ilişkisini koparır. Acı sağlığı yerinde olduğu müddetçe kendi içinde saydam olan, kendine güvenen, amaçları ve dünya arasına bir engel girmediği takdirde yaşamına kök salmış hiçbir fizik olguya aldırmayan insanın gerçek birliğini bozar. Gerçekten de gündelik yaşamda beden göstermez kendini, hafiftir, esnektir; boyutları sosyal ritüellerle ve birbirlerine çok yakın durumların tekrarlanmasıyla silinmiştir. René Leriche’i sağlığı “organların sessizliği içinde yaşama” diye tanımlamaya götüren de bedenin insanın dikkatinden kaçması olayıdır. Canguilhem de sağlığı “insanın bedeninin farkında olmaması”12 durumu olarak tanımlar.

Yaşam sırasında ikilem anları ortaya çıkar: Bazı kompleksler bireye, başkaları karşısında fiziksel aşağılık duygusu aşılarlar; yorgunluk, zorlanma, herhangi bir yara, kimi zaman bir eyleme geçme iradesiyle onu hayata geçirememenin getirdiği çelişki: Bir engele takılma durumu, yüzme ya da dalmada başarısızlık, bitkin düşmek vb… insanda kendisininkinden farklı ve kendisine itaat etmeyen bir beden içinde hareketsiz kalma duygusu uyandıran ve acı veren olaylardır. Ama bu ikilem anlan sürekli bir yorgunluğa dönüşmedikçe ya da ağn ya da acı, bir sakatlık durumuna yol açmadıkça o kadar önemli değildir. Neşe ve zevk, gündelik yaşamın, bildik bir deneyim olarak belirgin özellikleridir, buna karşılık acı mutlak bir yabancılık duygusu içinde yaşanır, insanda yaşama zevkini oluşturan alışkanlıklar ağını parçalar. Hayatı tecavüze zorlar, insanı çabalannın kabalığından kuşkulanmaya götürecek kadar tutsak eder; tersine zevk, çoğu zaman geçicilik, kırılganlık duyguları içinde algılanır. Acı yaşamda bireyin, kendi bedenini kendisi dışında bir olgu gibi algıladığı bir zaman dilimidir. Aşılmaz ve dayanılmaz bir ikilem, insanı, kendi potası olan bir acıyı çekme zorunda bırakarak isyankâr bir bedene hapseder. Zevk insanın dünyayla ilişkisinin taşması, patlaması yaygınlaşmasıysa acı da el koyma, içsellik, kapanma, acı olmayan her şeye karşı ilgisizliktir. Bir organ, zedelenen bir doku, o zamana kadar bedenin sakin gecesine yayılmış bir işlev bireyin özel dikkatine büyük acılar vererek empoze eder kendini, normal yaşamın esas unsurlarının yerini alır hatta acı kronikleşip, artarsa dünyaya ve başkalarına karşı her türlü ilgiyi yok edebilir. İştah yitimi, yaşamdan tiksinme, alınganlık, bitkinlik, tembellik, uykusuzluk, bir sıkıntılar korteji eşlik eder acıya ve hiçbir şeyi ihmal etmeden tüm yaşamı renklendirir. Bilinç tanımakta zorlandığı ama varlığını kendisine empoze eden bir bedenin sınırları içine hapsolur. Kafka’mn “insan bedeninin korkunç sınırlan” dediği de budur belki.

Acının ortaya çıkması kimlik duygusu için korkunç bir tehdittir. Israrcı bir baskı bir süre sınırlarda tutunur, sonra daha yakma gelir, insanın moral gücü uzaklaştıramazsa eğer taşar. Acı insanın kısmen kendinden, sürekli toplumsal ilişkilerinden vazgeçmesi sonucunu getirir. İnsan genellikle başkalarıyla ilişkilerini düzenlediği denetim duygusunu yitirir. Genel tavırlarını aksatan davranışlar (yüz hareketleri, ağlamalar vb) gösterir, sözler (yeminler, yakınmalar vb) söyler. Ya da enerjisini tüketmeden acısıyla baş edebilmek veya başkalarının kendisine verdiği değeri yok edebilecek ilişkilerden kaçmak için içine kapanır. Uzun bir süre kendi yakınları bile tanıyamaz onu. Asla yapmayacağını sandığı şeyleri yapar ya da söylemek istemediği şeyleri söyler ve sonra da pişman olur. Direnci yavaş yavaş yok eden bir zaman dilimi içinde acının acımasızlığı ve sertliğiyle kimlik duygusunun az ya da çok hissedilir biçimde erozyona uğraması hastaların çoğu zaman insanı içten kemiren yabancı bir kimlik olarak niteledikleri bir imaja çağn yapar. Acı adeta bir mülkiyet biçimi, insanı kemiren ve ona davranışlarını dikte eden, eski saygınlığının bazı özelliklerini, başkalarının kendisinde gördüğü olası güçlü insan şöhretini bir nefesle yok eden dev bir güçtür.

Her acı, en hafifi bile dönüşüm getirir, yaşamın görülmemiş bir boyutuna atar, insanda başkalarıyla ve dünyayla ilişkisini altüst eden bir metafizik açar. Aman vermeyen yabancı ve kemiren bir figürdür ve sürekli işkence ederek yıpratır. İnsan kendini hastalık ve acının eksik olmadığı bir ev gibi görür. Bunların kendi bedenini oluşturduklarını, kendisine ait olduklarını anlayamaz, Öteki gibi, dışarıdakiler gibi görür onları, sıkıntıları içine sokmak bir başkası olmaktan vazgeçmenin bir işareti gibi olmuştur sanki. Bilinçsiz itkilerin ortaya çıkmasının örnek imajı olan acı kişiliği yok eder/’Kendi yaşamımızda ve tüm yaşamda bir kendiliğinden koruma ve kendiliğinden gerçekleştirme özerkliğini kanıtlamamıza karşın acı bize ne kadar köle, geçici ve güçsüz olduğumuzu öğretir, yaşamın kendisinin kendi içinde nasıl kendi düşmanı olma olanakları içerdiğini gösterir” diyor Buytendijk. Acı bedenin sadece bir bölümünü etkilese de, bir çürük diş ağrısı olsa da insanın kendi bedeniyle ilişkisini bozmakla yetinmez, öteye geçer, hara- ketleri belirler, düşüncelerin içine sızar: Dünyayla ilişkinin tümüne sirayet eder. Bireyi bildik etkinliklerine bağlayan ipleri koparır, yakınlarıyla ilişkilerini zorlaştırır, insanda yaşama zevkini yok eder ya da azaltır. Acıdan kaçarken olası bütün sığınaklara baş vurabilir insan. Basit bir diş ağrısı yüzünden de olsa acı çeken insan kendisinin çektiği acılardan habersiz olanların dünyanın en mutlu insanları olduğuna inanır ve şansını asla değerlendirememiş olmasına şaşırır. Acı düşünceyi ve yaşamı felç eder. Arzuları, toplumsal ilişkileri etkisi altına alır. Etkilenen kişide sürekli gevelenen bir felaket duygusu ve etkilenmeyen kişide de sürekli yinelenen özel bir esirgenme duygusu yaratır.

David le Breton
Acının Antropolojisi
Türkçesi: İsmail Yerguz
Sel yayıncılık

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla Psikoloji
Acının ritüelleşmesi

Acının ritüelleşmesi Çekilen acıya bir anlam vermeyi istemek anlık acının ötesine gider, hastalık, yaşamı dünyayla karmaşık bir ilişkiye sokunca daha...

Kapat