Adorno – Horkheimer: Hapis cezası toplumsal gerçekliğin yanında sönük kalır.

Aydınlanmanın DiyalektiğiBİR SUÇLU KURAMINDAN
Suçlu gibi hapis cezası da burjuvadır. Ortaçağda can sıkıcı bir miras talebini simgeleyen prens çocukları zindana atılırdı. Buna karşın suçlularaysa, geniş halk yığınlarına düzen ve yasaya saygıyı öğretmek amacıyla öldüresiye işkence edilirdi; çünkü katılık ve gaddarlık örnekleri katı ve gaddarları sevgiye yöneltir. Sıradan bir hapis cezasının önkoşulu artan emek gücü gereksinimidir. Hapis cezası burjuva var oluş tarzını ıstırap olarak yansıtır.

Modern hapishanelerdeki sıra sıra hücreler gerçek anlamda Leibniz’in manadlarını temsil ederler: “Monadların herhangi bir şeyin girip çıkabileceği pencereleri yoktur. İlinekler, bir zamanlar skolastiklerin algılanabilir biçimlerinde oldugu gibi, tözlerden kapamazlar ve onların dışında gezinip duramazlar. Bir monadın içine dışardan ne töz ne de ilinek girebilir. Monadların birbirleri üZerinde doğrudan bir etkileri yoktur; yaşamları tanrı, yani yönetim tarafından düzenlenip koordine edilir. Mutlak yalnızlık, yani tüm varlıgı maddeye egemen olmaktan ve çalışmanın o tekdüze ritminden oluşan benlige zorla geri dönüş, modem dünyadaki insanın var oluşunun anahatlarını korku salan bir hortlak gibi çizer. lnsanın radikal biçimde tecrit edilmesi ile radikal biçimde hep aynı kalan umutsuz hiçlige indirgenmesi özdeştir. Hapishanedeki insan, gerçeklikte kendisini dönüştürmek zorunda oldugu burjuva tipinin bilkuvve [virtuell] imgesidir. Dışarıda bu dönüşümü başaramayanlara içerde bu dönüşüm sürecini korkunç bir saflıkta aşılarlar. Hapishanelerin varlıgını suçluyu toplumdan ayırma gerekliligiyle veya onun ıslah edilmesiyle rasyonelleştirmek sorunun temeline inmez. Cezaevleri, insanların dönüşmek zorunda oldukları varoluştan duydukları nefretin simgesi olarak dünyaya dikilen, sonuna dek düşünülmüş burjuva çalışma dünyasının imgeleridir. Zayıf, geri kalmış, zalimleşmiş insanlar kendilerini sevgisizce içinde buldukları yaşam düzenine gerekli becerileri göstererek katlanmak zorundadırlar; içe dönük tahakküm üzerlerinde inatla yinelenir. Eylemini gerçekleştirirken öz-varlığı korumayı her şeyden üstün tutan suçlunun aslında daha zayıf, dengesiz bir benliği vardır; suç işlemeyi alışkanlık haline getirenler ahmak olanlardır.

Yakalananlar hasta olanlardır. Zayıflıkları bu insanları bedensel ve zihinsel bakımdan sürekli örselendikleri bir duruma itmiştir. Içeri atılmalarına yol açan eylemi gerçekleştirdiklerinde çoğu hastadır zaten, hem bünyeleri hem de içinde bulundukları durum bakımından. Başkaları aynı uyaranlar ve güdüler karşısında her sağlıklı insanın davranacağı gibi davranmıştır; yalnızca şansları yaver gitmemiştir. Bir kısım geriye kalan da birçok özgür insanın olacağından daha öfkeli ve zalimdir; hatta şahsen, dünyanın faşist efendilerinin konumları gereği olduğu kadar öfkeli ve zalimdir. Adi suçlunun eylemi küçük çaplı, kişisel ve doğrudan yıkıma yöneliktir. Herkeste aynı olan canlı töz en azılı suçlarda bile, suçluyu doğumundan itibaren suça iten bireysel yazgının ve bünyenin baskısından kurtulamaz ve olasılıkla birtakım koşulların zincirleme biçimde bir araya gelmesi sonucu bize bağışlanan görü olmasaydı sen de ben de cinayet işleyen kimse gibi davranırdık. Artık bu insanlar tutuklu olarak mazlumdurlar ve aldıkları ceza kördür, yabancılaşmış bir olaydır; tıpkı kanser ya da bir evin çökmesi gibi talihsizliktir. Hapishane bir düşkünlük halidir. Bunu ele veren onların yüz ifadeleri, sakıngan yürüyüşleri, kılı kırk yaran düşünme tarzlarıdır. Hastalar gibi onlar da yalnızca hastalıklarından konuşabilirler.

Günümüzde saygıdeger ve yasadışı çetecilik arasındaki sınırların nesnel olarak bulanıklaşması gibi, biçimler de psikolojik açıdan birbirine karışıyor. On dokuzuncu yüzyılda oldugu gibi, suçlulara birer hasta gözüyle bakıldıgı zamanlarda tutuklama onlardaki zayıflıgın tersine çevrilmesi anlamına geliyordu. Birey olarak çevreye karşı koyma ve aynı anda kendisine bir yer açmak için insanlar arası ilişkinin onaylanan biçimlerini kullanarak bu çevreye tutunabilme gücü suçluda zayıflatılmıştı. Suçlu, canlılarda derinlere kök salmış ve aşılması gelişmişligin işareti olan o egilimi temsil ediyordu: çevresine etkin biçimde kabul ettirmek yerine kendisini onun içinde kaybetmek ve kendisini dogaya geri gömülmeye bırakır. Freud bu egilimi ölüm dürtüsü, Caillois ise le mimetisme [yansılama] olarak adlandırmıştır. Bu türden bir bagımlılık azimli ilerlemeye aykırı düşen her şeye sızmıştır; günün emek biçimlerinin dolambaçlı yollarından çıkamayan suçtan en yüce sanat yapıtlarına kadar her şeye. Sanatın nesnelere gösterdigi, onsuz var olamayacagı yumuşaklık suçlunun tutuk tahakkümünden o kadar da uzak degildir. Küçük yaştaki kızları fahişelige sürükleyen o hayır deme acizligi suçluların yaşamının gidişatını da belirler. Suçluda olan şey direnişten yoksun olumsuzlamadır. En zalim halinde bile belirli bir bilinçlilikten yoksun, ürkek ve aciz bir biçimde acımasız uygarlıgı hem taklit edip hem de yıkan bu akıp gitmeye karşı uygarlık kendi taştan idealini, ceza ve ıslah evlerinin saglam duvarlarını diker. Nasıl Tocqueville’e göre burjuva cumhuriyetleri, bedene zulmeden monarşilerin tersine dogrudan insanların ruhuna zulmediyorsa, bu türden cezalar da insan ruhuna saldırır. Bu insanlar adı dışında kumarhanelerden bir farkı olmayan büyük hapishane binalarında, çarka gerilmiş halde günler ve geceler süren bir ölümle degil, görünmez bir ibret olarak sessizce zihinsel olarak yok olurlar.

Faşizm her iki kurumu da içine çeker. Komuta etmenin bütün üretim üstündeki yogunlaşması toplumu yeniden dogrudan egemenlik aşamasına geri götürür. Ulusların iç pazarları aracılıgıyla oluşan dolambaçlı yolun yok olmasıyla birlikte, hukuk dahil diger zihinsel dolayımlar da yok olup gider. Müzakere etmek zorunda kalan bencilligin sonucu ticari işlemlerle gelişen düşünme zorla sahip çıkmanın planlanmasına dönüşmüştür. Adi suçludan tek farkı elindeki erk olan kitle katili faşist, Alman fabrikatörün saf özü olarak boy göstermiştir. Dolambaçlı yollar artık gereksizleşmişti. Büyük endüstrinin gölgesinde hayatta kalabilmiş girişimcilerin kendi aralarındaki uyuşmazlıkları çözmek için hala işlemeye devam eden medeni hukuk bir tür hakemler kuruluna; sistemin altındakilere yönelik olan ve haksızlıga ugrayanların çıkarlarını yetersiz de olsa koruyan adalet sistemi ise terör haline geldi. Oysa mülkiyet, şimdi yok olmaya yüz tutmuş olan yasal koruma aracılıgıyla tanımlanırdı. Özel mülkiyeti doruk noktasına taşıyan tekel özel mülkiyet kavramını yok eder. Faşizm diger erkler le olan ilişkileri çerçevesinde, gizli anlaşmalarla ikame ettigi devlet ve toplum sözleşmelerinden bir tek, uşaklarının insanlıgın geri kalanına serbestçe uyguladıgı genelgeçer olanın cebrine iç işlerinde izin verir. Bütünsel devlette ceza ve suç batıl inanç artıkları diye tasfiye edilir ve karşı gelenlerin açıktan açıga köklerinin kazınması, siyasal hedeflerinden emin olan suçluların rejimi altında bütün Avrupa’ya yayılmaktadır. Cezaevi toplama kampının yanında eski güzel günlerin bir anısı gibi kalır; tıpkı eskilerden kalan ve hakikati o zamandan ele veren duyuru gazetelerinin [lntelligenzblatt], kuşe kagıda basılan, ele alınan konu Michelangelo olsa bile yazınsal içerikleri bakımından duyurudan çok iş raporu, egemenlik simgesi ya da reklam işlevi gören magazinlerle kıyaslandığında olduğu gibi. Bir zamanlar tutuklulara dışarıdan dayatılan tecrit şimdi genel olarak bireylerin iliklerine kadar işledi. Bireylerin iyi egitilmiş ruhları ve mutlulukları bir hapishane hücresi kadar kasvetlidir. Erk sahipleri artık bu hücreler olmadan da yapabiliyor; çünkü tüm ulusların emek gücü ganimet olarak ellerine geçmiştir. Hapis cezası toplumsal gerçekliğin yanında sönük kalır.

MAX HORKHEIMER, THEODOR W. ADORNO

AYDlNLANMANIN DİYALEKTiGi
Felsefi Fragmanlar
Çevirmenler Nihat Ülner – Elif Öztarhan Karadagan

Kabalcı Yayıncılık

Yorum yapın

This site is protected by wp-copyrightpro.com

Daha fazla Denemeler, Politika, Psikoloji, Sosyoloji
Adorno – Horkheimer: İletişim, insanları birbirinden ayırarak birbirlerine benzemelerini sağlar.

İLETİŞİM YOLUYLA TECRiT İletişim araçlarının tecrite yol açtığı yalnızca zihinsel anlamda doğru değildir. Radyo sunucusunun yalan dolu konuşması yalnızca dilin...

Kapat