Ahmet Oktay: Halide Edip, Benerci’yi bir başyapıt, Nazım ’ı da dahi olarak nitelemiştir

ahmet oktay

NAZIM’A VE ŞİİRİNE DAİR
Yeniden yurttaşlığa alınmasını sağlamak amacıyla yapılan girişimlerle çeşitli etkinlikler ve Milliyet’le yayınlanmaya baş­layan Vera’nın Anıları, kamuoyunda Nazım Hikmet’i yeniden popüler bir ad haline getirdi. Nazım Hikmet’in yurttaşlık, sorununu sağlığında fazla ciddiye aldığını sanmıyorum. Çünkü, kendisine yurttaşlık belgesini nüfus memurluğunun ya da daha başka bir makamın değil, doğrudan doğruya Türkçe’nin verdiğini biliyordu.
Nazım Hikmet’i bu yüzden yurttaşlıktan çıkarabilecek ya da Türkçe’den sürebilecek hiçbir güç yoktur.

Bu vesileyle belirtilmesinde yarar gördüğüm bir nokta var:
Nazım Hikmet’in yurttaşlığa alınması ve şiirinin kitleler önünde yasallaştırılması konusunu basında dile getiren yazarların, alkışlanacak çabalarında istenildiği oranda berrak olamadıkları söylenmelidir. Şu nedenle: Bu yazarlar, düşüncelerini desteklemek amacıyla Nazım ’ın, Atatürk’ü ve Kurtuluş Savaşı’nı yü­celten, Türkiye’ye özlemini yansıtan şiirlerini kullanıyor, dolayısıyla ister istemez ulusalcı söylemin içinden konuşur duruma düşüyorlar.
Şiirin politikadan görece bağımsız olduğunu söylemek başka şeydir, özellikle Nazım Hikmet gibi bir şairin yapıtını politikadan arındırmak başka şeydir. Nazım Hikmet, Marksizmi hem bir bilim, hem bir ideoloji olarak benimsemişti. Bu özgün şair doğal yurttaşlığını yasal açıdan da geri aldığında, bu düzenlemenin onun bir marksist olduğu bilinerek yapılması gerekir.
Her sanatçı gibi şair de açık ya da örtük, bir ideolojiyi yansıtır.
Kendini politikadan iyice kopardığını sanan, bu kopmayı sanalı için bir önkoşul olarak gören şair bile son kertede bir
dünya görüşünü açığa vurur. Dolayısıyla, sanat yapıtları da önünde sonunda bir yere aittirler. Nazım Hikmet’i, politik inancıyla sineye çekmek, öyle kabul etmek gerekir. Mehmet Akif’i İslamcı, Necip Fazıl’ı Abdülhamit’çi olduklarını da bilerek anlıyor ve değerlendirmiyor muyuz?
Bu noktada Nazım Hikmet’in şiirinin yalnızca solcular arasında dolaşımda olmadığını özellikle vurgulamak gerekir.
Bu şiir, daha ilk örnekleri görülmeye başladığı andan itibaren, hemen her kesimden insanın ilgisini çekmiştir. Halide Edip’in Benerci’yi bir başyapıt, Nazım ’ı da dahi olarak nitelediğini biliyoruz.
Demek ki, son kertede bir dünya görüşünü, bir ideolojiyi yansılıyor olsa bile, şiir (genelde tüm sanal) hiçbir zaman
doğrudan doğruya ideolojiye indirgenemez. Yetkin bir sanat yapıtını çeşitli ve karşıt ideolojiler içinde bile dolaşımda tutan öğeler vardır. Çünkü şiiri şiir yapan, temsil elliği, yansıttığı ideoloji değil, kurduğu yapıdır.
Nazım Hikmet, Türk şirinin tıkanma noktasında belirmiş, biçimi ve biçemiyle egemen şiirsel söylemi kroke etmiştir. Bu konuya ilişkin bir iki kısa gözlem şöyle sıralanabilir: Nazım ’ın biçimi, doğruda doğruya Cumhuriyet ideolojisinden kaynaklanmamakla birlikte, o dönemin girişkenliğine ve arayışlarına uygun düşen bir biçimdir. Biçemi de (üslubu) yeni bir toplum kurulmasına yönelen umutlar içindeki yeni insan’a çekici gelmiştir.
Üstelik bu biçem, geçmiş şiirin sesini de korumuştur. Vurgulanması gereken bir başka nokta Nazım şiirinin somut ve
nesnel yanıdır. Necip Fazıl’ın mistik bağlamda algılamaya, dillendirmeye çalıştığı kent bireyini ve kenti, Nazım Hikmet güncelliği ve maddiliği ile anlamaya yönelmiştir.
Şunu da belirtmeliyim: Nazım ’ın Bedreddin’den önceki şiirleri büyük ölçüde propagandayı, ajitasyonu amaçlayan ürünlerdir.
Dolayısıyla, şiir açısından çeşitli sakıncalar içeren bir militan tutumu yansıtırlar. Bu tutum, hiç kuşkusuz, son 25 yılda üç askeri müdahale yaşayan, bu müdahaleler dolayısıyla uğ­ranılan yıkımların mirasını birbirine aktaran, birikimleyen genç kuşaklara özellikle çekici gelmektedir. Çünkü tarihin kendiliğindenci yorumuna karşı volantarist yorumu öne sürmekle, kahramanı ya da öncü bireyi görüş alanına sokmaktadır. Ancak, Nazım Hikmct’in Bedreddin’den itibaren sorunları çok farklı bir biçim ve biçemle nesnelleştirmeyc özen gösterdiğini anımsatmak gerekir. Memleketimden İnsan Manzaraları bu açı­dan en aydınlatıcı yapıtıdır. Çünkü son kertede şairi sınırlandırıcı ve kalıplaştırıcı bir öge olan bireysel kahramanlık anlayışını aşar. Dolayısıyla, aynı şekilde bireyci bir eğilimi dışa vuran her türden çileciliği de. Arlık söz konusu olan siyasetin birincil öznesi sayılan militan değil, koşullar ve ilişkiler, daha kuşatıcı biçimde söylemek gerekirse, koşullarının ve ilişkilerinin bütünü olan somut birey’dir. Eyleyen birey anlayışı, şiirin ve dilin içerik alanını da alabildiğine genişletir elbet.
(Milliyet, 1988)

Ahmet Oktay
İnsan Yazar Kitap
Ark Yayınları

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler
Puşkin: “Yalnız ölüleri sevmeyi biliyorlar”

Puşkin’in bir sözü vardır; sanatçıların ancak öldükten sonra değerlendirildiklerini, bir bakıma bağışlandıklarını anlatmak isterken şöyle der.: “Yalnız ölüleri sevmeyi biliyorlar”....

Kapat