Ajanda – M. Şehmus Güzel

ajandaYeni sezon, yeni ders yılı başladı veya başlamak üzere. Yeni bir dönem, yeni arkadaşlar belki. Yeni yüzler. İki yüzler de. Yeni kitaplar. Yeni oyunlar. İkili, üçlü oyunlar da. Yeni futbol mevsimi. Yeni basketbol, voleybol … mevsimleri de. Yeni yeniler. Eskileri silip süpürebilir mi ? Zaman gösterecek. Zaman çetvelimizi ajandalarımız tutuyor olmasın ? Peki öyleyse yeni bir dönemin başında ajandamıza neler koymalı ? Neler yazmalı ? Ajandamıza neler koyuyor, neler yazıyoruz ?

Görüşülecek tanıdıklar. Tanımadıklar. Tanışılacaklar. Meslek-taş-lar, arka-taşlar … Günü ve saatiyle.

Doktorlarla, hele dişçimizle, kalp uzmanıyla randevularımız. Masörümüzle. Alınacak ilaçlar, yapılacak sportif faaliyetler. İzlenecek maçlar. Günde enaz bir saat yürüyüş şart. Bisikletle tur atmak da mümkün elbette. Ağaçlı, ormanlıksı kirli havalardan uzak mekanlarda özellikle. Örneğin parklarda.

Kimi notlar. Kimi alıntılar.

Adresler : Yeni tanıdıkların, bir derginin, bir gazetenin. Bakın yeni kitap(lar) yayınlamak niyetiniz varsa yeni ve eski yayınevlerininkileri hiç ihmal etmemeliyiz. Aman telefon numaralarını ve email adreslerini de unutmamalı. Bilhassa email adreslerini. Cep telefonu kullanmadığım ve kullanmayı da asla düşünmediğim için cep telefon numarasını yazmasam da olur. Ama yine de yazmalı, ne olur ne olmaz diye.

Çıkılacak yolculuklar. Tren kaçta kalkacak. Uçak ? Otobüs ? Nerede aktarma yapılacak. Nerede ? Uçak hangi havaalanından havalanacak ? Gidiş(ler) ayrı yazılmalı, dönüş(ler) ayrı.

Tanıdıklara, arkadaşlara, dostlara ilişkin belki birkaç not. Havaya ilişkin olanlar da : « Bugün çok feci yağmur : Ne biçim yaz bu ! » gibi. Ya da « Temmuzda sonbahar ! », « Ağustosta sabah sonbahar, öğlen yaz, akşam yeniden sonbahar ! » Paris’e de bu yakışır hani.

Şu gün, şu saatte şu arkadaşlarla futbol oynanacak. Şu gün şu saatte şu arkadaşlarla koşulacak. Bois de Boulogne’da kesinlikle. Kimin otomobiliyle gidilecek ? Nasıl dönülecek ? Sonra ne(ler) yapılacak ?

Toplumsal, sanatsal, siyasal, ekonomik faaliyetlere ilişkin notlar : Adresler, telefon numaraları ve diğer ayrıntılarıyla.

Hangi film(ler) görülecek ? Kim(ler)le ?

Tiyatroya kim(ler)le gidilecek ? Çıkışta nereye ugranılacak ?

Bak şu futbol maçını kaçırmamalı. Mehmet Ağlayancerit’e mutlaka bir hafta önceden haber vermeli. Birkaç kişi gidersek zevki daha iyi çıkarılacaktır. Bu kesin. Maçtan sonra şu lokantaya gitmeli, iyi bir yemek yemeli (mi ?). Kuru fasulye, pilav ve « teşkilatâ » ne dersiniz ?

Sergi tarihleri. « Vernissage »ları kaçırmamalı, « cilalamayı » hakkıyla yapmalı. Şu şu vernissage sonrasında şu şu lokantaya gidilecek, ağız tadıyla içki içilecek. Dönüşte otomobil orada bırakılacak. Eve yaya dönülecek : Herkes birarada, Paris, sokak sokak, cadde cadde, bulvar bulvar, meydan meydan geçilecek. Yol boyu karşılaşılması mümkün sarhoşlara, fuhuş tacirlerine asla yanıt verilmeyecek … yeniden zaptedilecek Paris-Maris. Ütopyalarımızda saklı.

Bak şu konsere mutlaka Havva ile gitmeli. Onun çünkü vereceği bilgiler konserin daha iyi anlaşılmasını kolaylaştıracaktır.

Forumların, panellerin, felsefi seminerlerin ve tartışmaların tarihleri çok önceden not edilmeli : Nerede, kimlerin katılımıyla yapılacağı da.

Bir Mayıs gösterisi asla ama asla kaçırılmamalı : İnanç tazelemek için şart. Kızıl bayrakların geçidini izlemek için şart. Gençlerin ve daha az gençlerin, kadın ve erkeklerin, genç ve çocukların birarada yürüdüklerini başka nerede görebiliriz ki ? Dönercisini ve inşaat patronunu da göstericiler arasında yürürken görüp şaşıran Fransızlara «Türkiyelilerde Bir Mayıs artı değeri yaratanlarla artı değerden yararlananların birlikte yürüdükleri bir gösteridir » demek zorunda bile kalabilirsiniz. Fransızlar ise daha beter şaşarlar bu işe. Her duyuşta canlandıran o güzelim marşlar, o güzelim türküler de gösteride …

Ve hafta sonları : Ajanda lekesiz : Not yok. Randevu yok. Adres nâ–mevcud. Telefon numarası hiç yok : Telefon asla çalmaz. İsim yok. cisim yok. En iyisi bu hafta sonu Paris’i terketmeli. Ağustosta zaten uçmayı unutmuş, salına salına sürünüp ıkınan ve tıkınan, dönerciler önündeki et kırıntılarını asla kaçırmayan otoburdan etobura dönüşmek üzere olan güvercinleri bile Paris’i terketti. Dilencilerle birlikte.

Ama pazartesi okul : Öğleden sonda öğrencileri kabul. Sonra ders. Mers. Öğrenilenler. Öğretilecekler. Çarşamba yine okul : Okumak. Yeniden okumak için. Seminer. Ders. Perşembe sabahı, « Tarihciler toplantısında » yine « üniversitede reform » meselesi tartışılacak kesinlikle ve hiç bir sonuca varılamayacak. Ve bu hep böyle yıllarca sürecek …

Zaman akıp gidecek, ve anidan yaşlılık ve emeklilik günleri gelip çatacak :

Ajandanız bomboş kalacak: O size bakacak, siz ona. Sıfır eksi sıfır. Veya sıfır-sıfır. Berabere. Yare-bere. Yaşlılık başa bela.

Bir yaz ölmek için. Bir ilkbahar dirilmek için. Bu yaz ölmeli mi ? Meselâ. Ölülerin mekanlarına gitmeli (mi ?). Gitmemeli (mi ?) Ölmeyi sevmiyorum : Ne ilkbahar, ne yaz, ne sonbahar, ne de kış. Ölmeyi sev(e)mem. Varsa yoksa yaşam–ak.

Ama bakın ölüler ajanda tutmaz. Bu da hani yabana atılmamalı.

M. Şehmus Güzel

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro