Aklın Geri Çekilişi

Halkların Dünya Tarihi1789’da, Aydınlanma’nın etkilediği pek çok entelektüel çevreyi devrimci heyecan kaplamıştı. Ancak bu duygu evrensel değildi. Kısa süre içinde olup bitenleri uygarlığa saldırı olarak lanetleyen sesler duyulmaya başladı. Onların şikayeti henüz üç yıl geride kalmış olan terörle ilgili değildi. Lafayette’in Ulusal Muhafızlar’ı hala Paris’i sıkı denetim altında tutuyor, parlamentoya karşı sorumlu olsa da kral hala hükümetler atıyor ve Robespierre hala ölüm cezasını lanetliyordu. Onların düşmanlığı, tam da halk kitlesinin devletin işleri üzerinde söz hakkına sahip olmasınaydı. Edmund Burke’e göre, karşı-devrimin İncil’i olan ve olmaya devam eden bir metinde, ‘domuz kalabalığı’ uygarlığın tam da temelini dinamitliyordu:

Avrupa’nın görkemi ebediyen söndürülmüştür. Rütbe ve cinsiyete karşı, ağırbaşlı itaate karşı o gururlu boyun eğişi, köleliğin kendi içinde bile canlı kalan o yüreğe bağlılığı, o yüceltilmiş özgürlük ruhunu bir daha asla, asla görmeyeceğiz.

Burke, daha önce tipik bir muhafazakar değildi. Amerika’ daki Britanya
politikasına karşı çıkmış ve Bengal’in Britanyalı fatihlerini lanetlemişti.
1 780’lerin sonunda Amerika’ dan Londra’ya dönen Tom Paine onu bir
dost olarak görüyordu. Ama siyasal hayata katılacağı iması onun için çok
fazlaydı. ı 790 yılında çıkan, Fransa’ daki Devrim Vzerine Düşünceler adlı
reddiyesi, bırakınız ‘hizmetçiler’i ve ameleleri, zanaatkarlar ve çiftçilerin
bile yönetmesi fikrine karşı toprak mülkiyetini, paralı zenginliği ve ‘kültürlü’
sınıfları birleştirmeği amaçlayan bir polemikti. Bu, liberal doktrinlerden
verilen her tavizi reddetmek anlamına geliyordu. Bir zamanlar
köleliğin kaldırılmasına sempatik bakan Burke şimdi, kölelik karşıtlığı nı,
‘Jakobenliğin lanetli ağının küçük bir parçası’ olarak lanetliyordu. Daha
sonraki bir yazısında, Tom Paine’in ‘cezai adaletin inkarını hak ettiğinde
ısrarcıydı.

Düşünceler üst sınıflar arasında ani bir başarı sağladı -İngiltere’de
50.000 adet satıldı ve birkaç yıl içinde çeşitli dillere çevirileri görüldü.
George ona bayıldı; Büyük Katerina heyecanlandı; Polanya’nın son kralı
Stanislav övgü doluydu. Bunların hiçbiri, kuşkusuz, ‘kölelik’ hakkında
bir deneyim yaşamamışlar ya da ‘yüceltilmiş özgürlüğün ruhunu’ geliştirmek
için herhangi bir şey yapmamışlardı.

Burke’ün yazılarının benzerleri kısa süre sonra, kıtada Maistre’den
geldi. O yalnızca yöneticilerin, “doğuştan ve servet bakımından halktan
ayrışması gerektiği, zira insanlar bir kez otoriteye saygılarını kaybederlerse,
bütün yönetimlerin sona ereceği’064 konusunda ısrar etmiyor; tartışmayı
Aydınlanma’nın bütün temellerine yönelik bir saldırı olarak yaygınlaş­tırıyordu.
‘Soylu bir adamın işleyebileceği en büyük suç’, diye yazıyordu,
‘Hristiyan dogmalarına saldırmaktır’.

Eski önyargılara kafa tutmanın, sömürülen sınıfların efendilerine
meydan okuyabilmelerine yol açacağı uyarısında bulunmak konusunda
Maistre yalnız değildi. Gibbon, Roma Imparatorluğu’nun Gerileyişi ve
Çöküşü’nde vahşice saldırdığı, saçma Hristiyan inançları için şimdi bir
yer buluyordu. ‘Eski önyargıları, kör ve cahil kalabalığın hor görmesiyle
karşı karşıya bırakmanın tehlikesi’ üzerine yazıyordu.

Yalnızca devrim değil, aynı zamanda Aydınlanma’nın temelleri de
saldırı altındaydı ve bu durum devrimci orduların ilerleyişi, Avrupa’nın
tüm taçlı kafalarını ve aristokratlarını titretmeye başlayınca daha da arttı.
Kitleler arasında aklın yaygınlaşmasını önlemenin bir kalesi olarak,
karanlıkçı (obscurantist) inançlara yöneldiler ve Aydınlanma geleneğini
sürdürmeye çalışanlara karşı en baskıcı polis önlemlerini aldılar.
Akıldışılık (ımreasorı) dalgası, 1789 konusundaki umutları ikinci terör
dalgası tarafından çökertilen pek çok kişinin hayal kırıklığı ile güçleniyor;
Thermidor ile acılaşıyor ve Napolyon’un taç giymesiyle umutsuzluğa
saplanıyordu. Onların ruh hali bir sinizm ya da hatta gerici ruh hali oldu.
‘Hükümdarlar bütün çağlarda ve bütün yönetim biçimleri altında aynı­
dır’ diye yazıyordu Coleridge 1797’de. Alman şair Hölderlin, iyi bir dünya
umudunun kendi içinde kötü bir şey olduğunu ima ediyordu; ‘Devleti
cehenneme çeviren şey, tam da onu cennete çevirmeye çalışan adamlardı’
diye yazıyordu. 1789’un umutlarına ihanet etmeyi reddedenler bile, genellikle
eski düzenle doğrudan sürtüşmeyi terk ediyorlardı. Alan giderek,
dinsel mitosların kör imanını ve monarşik kuruotuları vaaz edenlere
açı­lıyordu.

50 yıl önce Hume açıkça kuşkucu görüşleri ifade edebilirken, Shelley
ateizmi savunduğu için 18 yaşında Oxford’dan atıhyordu. Voltaire, Eski
Ahit’in saçmalıklarını gözler önüne sermişti, ama David Strauss gibi insanların
İncil’e yönelik saldırılarını yeniden başlatabilmeleri 1840’1ara
kadar mümkün olmamıştı . Fransa’da Buffon ve Lamarck ve İngiltere’de
Erasmus Darwin (1731-1802) 18. yüzyılda türlerin evrimleşebileceği nosyonunu
geliştirmişlerdi. Ama Britanya’da bile l830’lar ve 1840’lardaki
atmosfer nedeniyle, Erasmus’un tarunu Charles’ın da buna inandığını ve
bunun nasıl olduğuna ilişkin yeni teorisini dünyaya açıklayabilmesi için
20 yıl beklernesi gerekmişti.68 İskoç Aydınlanma düşünürleri Adam Smith
ve Adam Ferguson, insan toplumunun avcı-toplayıcılıktan o zamana kadar
olan gelişmesi hakkında yorumlar yapmışlardı . Ama bunlar, toplumu
tanrının işi olarak gören, Uluslarm Zenginliği’nden kimi ifadeleri basitçe
tekrarlayanlar tarafından unutulmuştu. Sanki yarım yüzyılın büyük kısmında
insanların düşüncesini dondurmak gibi bir girişim olmuştu .

Aydınlanmadan karanlıkçılığa geçiş her alanı kapsamıyordu.
Matematikte, fizikte ve kimyada, daha çok sanayinin yaygınlaşmasının ve
savaş ihtiyaçlarının teşvik ettiği pek çok ilerleme devam ediyordu. Kar
pe­şinde koşan sanayicilerle yalnızca daha yüksek rantlarla ilgilenen toprak
sahipleri arasındaki politik çatışmalar, ingiltere’ de David Ricardo’nun,
Smith’in kapitalizm anlayışını geliştirmesine yol açtı. Alman filozofu
Hegel, pek çok Aydınlanma kavrayışını, her ne kadar bu gelişmeyi her
türlü maddi destekten koparan bir şekilde de olsa, insan anlayışının
geliş­mesine dair bir genel bakış içinde sentezledi. Walter Scott, Honore Balzac,
Stendhal ve Jane Austen, doğmakta olan kapitalist dünyada orta sınıfların
çıkınaziarına edebi bir ifade kazandırmanın tipik bir şekli olarak romanı
geliştirdiler. Edebiyatta, müzikte ve sanatta ‘romantizm’, akıldan çok duyguları
ve hisleri kutsadı. Bu durum çoğu kez sözde bir ‘altın çağ’ın karanlıkçı
geçmişin yüceltilmesine yol açtı; ama feodalizmin kalıntılarından
kurtulamamış olan toplumlarda halkın tiranlığa ve zulme karşı muhalefet
geleneğinin yüceltilmesine de yol açabiliyordu. Saint Simon ve Fourier ile
Britanya’daki başarılı öncü sanayi yöneticisi Robert Owen gibi az sayıda
‘ ütopyacı’ düşünür -her ne kadar önerilerini gerçekliğe dönüştürecek herhangi
bir güce işaret etmeyi başaramadılarsa da- toplumun daha iyi nasıl
örgütlenebileceği konusunda ayrıntılı planlar yaptılar. Aydınlanma’nın
ve erken devrimci yılların mirasına katkıda bulunabilmek için, 1810’ların
sonunda ve 1820’lerin başında doğmuş yeni bir nesil gerekliydi. Ama bu
arada, Restorasyon monarşilerinin 18. yüzyıl yaşam kalıplarını yeniden
empoze etme girişimlerine rağmen dünya, çarpıcı bir şekilde değişiyordu.

Chris Harman
Halkların Dünya Tarihi
Yordam Kitap

Yorum yapın