Alaeddin Şenel: Ahlaktan çok söz edilmesi onun azaldığının göstergesi mi?

Alaeddin ŞenelAhlaktan çok söz edilmesi onun azaldığının göstergesi mi?
Eski Çin’in “erken bireyci anarşist” diyebileceğimiz (MÖ 6. yüzyıl) düşünürü Lao-çe’ye (adı çeşitli kaynaklarda Lao-tsu, Lao-çu olarak da verilen düşünüre) yukarıdaki soru sorulsaydı, olasılıkla “evet öyle” derdi. Bunu Taoculuğun kurucusu sayılan bu düşünürün, ahlak ile bağlantılı kavramlar olan adalet ve acı­ma (merhamet) üzerine sözlerinden çıkara biliyoruz. Onun olduğu ileri sürülen Tao-teh-king yapıtındaki “tao” sözü doğru yol, “teh” erdem yani “iyi ahlak” anlamına gelmekteydi.

MÖ 6. yüzyılın bu düşünürüne göre, insanlar doğuştan “iyi” ve doğuştan birbirlerine “eşit” idiler. Birbirleriyle ilişkilerinde izlemeleri gereken doğru yol (tao) hiç de sarp değildi. Onun gö­türeceği hedefe ulaşabilmek için, ne çok şeye sahip olmak, ne de çok şey bilmek gerekirdi. Hatta bunlar insanlar arasında haksız ayrımlara yol açıyordu. Eşitliğin bulunduğu bir devlette, acıma üzerine geliştirilmiş düşüncelere, sözlere gerek duyulmazdı.

Merhamet sözcüğünün varlığı aslında, o toplumda yoksulluğun varlığının belirtisi idi. Adalet düşüncelerine ise, adaletsizliğin artması karşısında gereksinim duyulmuştur Lao-çe’ye göre. Lao-çe’nin bu yorumu günümüz ve coğrafyamız toplumları için de geçerli görünüyor. Buna dayanarak “insanlık tarihinde bireysel ve toplumsal ahlakın düzeyi hiç bu kadar düşmemişti” diyebilir miyiz? Örneğin günümüzü gecemizi kuşatan, çoğu, satılmak istenen malın niteliklerini “anlatmak” değil, alıcıları “aldatmak” amacıyla tasarımlanan reklamlara bakın, ne dernek istediğimi anlayacaksınız. Bunlara bakılarak “ahlaksızlık hiç bu kadar artıp yaygınlaşmamıştı” denebilir mi?

O kadar abartmak da doğru olmaz. Tarihte, gelişigüzel örneklerle, Ortaçağ Avrupa’sında, Moğol ve Türk akınları sırasında, “vahşi kapitalizm” döneminde ve “köleci kapitalist” Amerika toplumunda, Avrupa’nın “sömürgecilik” dönemlerinde de ahlak, dibe vurmuştu. O kadar gerilere gitmeye gerek yok, İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sırası çoğu emperyalist devletlerde ve onların pençesindeki toplumlarda ahlaksızlık eğrisi yükseliş­lere geçip doruklar yapmıştı. Yani görünüm, ahlak bakımından, geçmişin bazı dönemlerinde, günümüzdekinden çok daha karanlıktı. Ama insan, bunca acılardan, bunca deneyimlerden ders çıkarılmasını bekliyor. İnsanlar ve toplumlar arasında ve toplum içinde, daha adaletli, daha eşitlikçi, onları daha mutlu edici düzenlerin ve ilişkilerin geliştirilmesi yoluna girilmeliydi. Gidişin bu beklenti yönünde değil, neredeyse bunun tersine olması üzücü.

Umutlar, ahlak diye diye sürdürülen ahlaksız düzenlerin yıkılmasına bağlanmış durumda. Durum, hiç değilse (bireyci anarşist düşünür Lao-çe’den 2500 yıl kadar sonra bu kez yine bir anarşist, ama bireyci anarşist değil kolektivist anarşist) Peter Kropotkin’e göre böyle. O’na göre, kötüye gidişi durdurmak, tüm ahlaka başkaldıran nihilist gençlerin, ayaklanıp kilise, devlet ve benzeri otorite örgütlerinin ahlak(sızlık) anlayışlarını eleştirmelerine bağlı. Kurtuluş yolu, Nihilistlerin (Hiççilerin) eski değerleri, eleştirmeleriyle açılacak. Yeni bir ahlak düzeninin temelleri, ölüm, ölüm cezası gibi korkulara seslenilerek sokuşturulan ve ölümsüzlük, cennet sözü vermek gibi umutlarla “dayatılan” inançları yıkmalarıyla atılacak. lyiyi kötüden ayırma duygusuna ve bilincine, vicdana, akla dayanılacak bir “doğal ahlak” dizgesi (sistemi) ancak ondan sonra gerçekleştirilecek Kropotkin’e göre.

Alaeddin Şenel
Din-Ahlak ve Saygı-Biat Üzerine Aykırı Yazılar
Bilim ve Gelecek Yayınları

Yorum yapın