Barış Yüzleşme Müzakere – Müslüm Üzülmez

barış_yüzleşme_müzakereNisan ayı ortalarında İsmail Beşikci Vakfı (İBV); Ergani Tarihinin Saklı Sayfası ERMENİLER (Müslüm Üzülmez), Kürt Tarihinde Garzan ve Pencinarîler (Nezîrê Cibo), Kimlik Trajedileri ve Derin Tabular-I (Dr. Genceddin Öner) ve Barış Yüzleşme Müzakere (İsmail Beşikci) kitaplarını aynı anda yayımladı.

İBV bu kitapları İzmir, Van ve Diyarbakır/Amed kitap fuarlarına yetiştirmek için çok yoğun bir çalışma içeresindeyken, ben, kendi kitabımdan birkaç tane alıp dostlarıma ve kitabı hazırlamama yardımı olanlara vermek istiyordum. Kitaplar yeni çıkmıştı. Bu nedenle, Vakıf’tan Ahmet Önal’ın yönlendirmesi ile kitapların basıldığı matbaaya gittim. Kendi kitabımdan birkaç tane alırken, matbaa yetkilisinin bilgisi dâhilinde bir tane de İsmail Beşikci hocamızın Barış Yüzleşme Müzakere adlı kitabını aldım. Kitabı ilk, yani “mürekkebi kurumadan” okuyanlardan biriyim diyebilirim.

Barış Yüzleşme Müzakere kitabı, genel olarak İsmail Beşikci’nin 2014-2015 tarihlerinden Newroz 2016 tarihine kadar çeşitli gazete ve internet sitelerine yazdığı yazılardan, konferanslardaki sunum ve röportajlardan oluşuyor.

İsmail Beşikci, röportaj, sunum ve yazılarında ana tema olarak Kürdlerin/Kürdistan’ın bölünüşünü ve Dünya’da oluşturulan anti-Kürt nizam olayını anlatmaya çalışmış. Türklerin, Arapların, Farsların Kürdlerin din kardeşleri olmadığını, din kardeşliğinin sadece Kürdleri aldatmanın bir kılıfı olduğunu, Bangladeş’in Pakistan’dan ayrılışının buna iyi bir örnek oluşturduğunu ve incelenmesi gerektiğini önermektedir. “Çatışmasızlık Durumu”nun, “Barış ve Çözüm Süreci” olarak nasıl içeriğinden boşaltılarak kavramsal kirliliklere evrildiğini “Barış, Yüzleşme, Müzakere” yazısında izaha çalışmıştır. Ayrıca; “Devletsiz Ulus ve Halkların Maruz Kaldığı Tehlikeler”e dikkat çekilerek, güvence için bağımsız devlet vurgusu yapılmakta ve siyasal İslâm’ın Yakındoğu, Ortadoğu halklarına karşı bir silah olarak nasıl kullanıldığı, Kürd/Kürdistan ve bölge halklarına karşı en üst düzeyde “İŞİD’in Zuhuru” ile nasıl işlevli kılındığı anlatılmıştır. Kitapta, Kürdler, Tarih ve İçtimai Tedkikat (Doktor Friç/Naci İsmali Pelister), Ev Jin û Mêrê bi Maske (Suzan Samancı), Güneşin Krallığı (Ferhat Battal Odabaşı), Alevilerin Kitabı (Ali Yıldırım), Elveda Güzel Vatanım (Ahmet Ümit), Anlıyorum Ama Konuşamıyorum (Alev Karaduman), ‘Keşiş’in Torunları, Dersimli Ermeniler (Kazım Gündoğan) gibi yayımlanan bazı eserlere dair düşüncelerini de yine Kürd/Kürdistan bağlamda ele almıştır.

Barış Yüzleşme Müzakere adlı kitabı okurken, insan hem kederleniyor hem de insanın canı acıyor. 100 yıldır insan kırımı ve şiddet Ortadoğu ve Yakındoğu’nun bir parçası olmuş çünkü. Osmanlının son dönemlerinde İttihat ve Terakki’nin geliştirdiği ve hayata geçirdiği projeler sonucunda önce Rumlar, Pontus Rumları, Ermeniler, Süryaniler, Êzidi Kürdler soykırımlarla yok edildi, ardından da Cumhuriyetle birlikte Kürdlerin Türkleştirilmesi, Alevilerin Müslümanlaştırılması ve asimilasyonu uygulamaya konuldu.

İsmail Beşikci, tarihsel süreç içerisinde Kürdlerin/Kürdistan’ın üç kez bölündüğünü sık sık vurguluyor. Bilindiği gibi bölünmelerin ilki 17 Mayıs 1639’da Safevî ve Osmanlı Hanedanlıkları arasında yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşmasıyla olmuştur. İkincisi, 10 Şubat 1828 tarihinde İran ve Çarlık Rusya’sı arasında yapılan Türkmençay Antlaşması sonucu İran’ın Kürdistan’ın bir kısmını Rusya’ya bırakılmasıyla olmuştur. Üçüncü bölünme ise, Birinci Dünya Savaşı sonrasında yapılan Lozan Antlaşmasıyla (6 Ağustos 1924’te yürürlüğe girmiştir) gerçekleşmiştir. Bu bölünmeler, İsmail Beşikci’ye göre, Kürdlerin bir zaafının olduğunu göstermektedir. Kitapta birçok yerde bu duruma dikkat çekilmekte ve bu zaafın araştırılması gerektiğinin önemine değinilmektedir.

Özellikle üçüncü, son bölünmede, 1920’lerde Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) döneminde Sykes-Picot-Sazanof Antlaşmasının devamı olan Lozan Antlaşmasıyla Dünya’da bir anti-Kürd nizamın oluştuğunu, Kürdlerin/Kürdistan’ın sömürge bile yapılmadığını, çünkü sömürgelerin bir sınırı olduğunu, ama Kürdistan’ın bir sınırının olmadığı, aynı şekilde 1945 sonrasında Birleşmiş Milletler döneminde de bu anti-Kürd nizamın sürdürüldüğü belirtilmektedir. Bu bölünmede, Britanya Birleşik Krallığı, Fransa gibi emperyal devletlerin, Yakındoğu’nun ve Ortadoğu’nun iki köklü devletinin büyük rolü vardır. Bu konuda, dönemin iki emperyal gücünün, Yakındoğu’daki ve Ortadoğu’daki Türk, Fars ve Arap yönetimleriyle işbirliği içinde bu süreci gerçekleştirildiği ve sürdürmeye çalıştığı bilinmektedir. Kürdlerin/Kürdistan’ın bölünüp parçalanması bedeninin, iskeletinin parçalanması gibi bir şey olduğu söylenmektedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında da birçok sömürge, halk/ulus bağımsızlığına kavuşup devletlerini kurdu, ama anti-Kürt nizam devam ettiği için Kürdler bir statü elde edemedi, devletlerini kuramadı. Kürdler, Birleşmiş Milletler kurucuları ABD, İngiltere, Fransa, Sovyetler Birliği gibi devletlere seslerini duyurabilmek için çok çaba sarf etti, fakat Birleşmiş Milletler kurucuları Kürdlerin sesini, çığlıklarını duymak istemedi. Sessiz kaldı.

Bugün Birleşmiş Milletler’in 193, Avrupa Konseyi’nin 47, Avrupa Birliği’nin 22, İslam Konferansı’nın 57 üye devletten oluştuğunu, 50 milyon nüfusa sahip olmasına rağmen Kürd devletinin bunlar arasında yer almadığını, 4 yılda bir yapılan Dünya Olimpiyatlarına Kürdlerin kendi kimlikleriyle katılamadığını, bunun çok büyük bir haksızlık olduğunu söylemektedir. Kürd sorununun özünde bir kimlik sorunu olduğunu, ulusların kendi geleceklerini belirlemesi ilkesi gereği Kürdlerin/Kürdistan’ın bir statüsünün olması gerektiği, yani Kürd sorununun bir toprak sorunu, yani Kürdistan sorunu olduğu özellikle belirtilmektedir.

Kısacası, Kürdlerin dili yasaklanmışsa, ana dillerinde eğitim yapamıyorlarsa, evleri ve köyleri yakılmışsa/yıkılıyorsa, zorunlu göçlere ve mecburi iskânlara tabi tutulmuşlarsa, Dersim (1937-1938), Halepçe (16 Mart 1988) ve Şengal (Haziran 2014)’de soykırıma uğramışsa, sürekli asimilasyonun etkisindeyse bunun nedeni Kürdlerin/Kürdistan’ın bölünmüş olmasıdır, en önemlisi ise Kürdlerin bir devletinin olmayışıdır diyor İsmail Beşikci hoca.

İsmail Beşikci’nin söylediklerini bence yabana atmamalıyız. Kendisi bir Türk olmasına rağmen Kürd ve Kürdistan sorunlarına dair yazılar yazdığı/konuştuğu için 50 senedir yargılanıyor. 17 yıl iki ay sıkıyönetim tutukevlerinde ve farklı cezaevlerinde fiili olarak kalmış biridir. Onurlu bir biçimde acı ve cefasını çekerek, kahramanca, düşüncelerinden ve davranışlarından taviz vermeden, boyun eğmeden, Türkiye’de nasıl aydın olunması gerektiğinin güzel bir örneğini vermiş biridir. Çoğunluğu Kürd toplumu üzerine ve sorunlarına yönelik 42 kitaba ve yüzlerce makaleye imza atmış ve adına vakıf kurulmuş yürekli bir insanımızdır o.

“Çözüm Süreci”nin buzdolabına konulduğu; tek millet, tek bayrak, tek dil, tek din, tek mezhep, tek parti, tek lider günlerinin yaşandığı; Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekillerinin TBMM’de dokunulmazlıklarının kaldırıldığı; Sur, Cizre, Şırnak, Yüksekova gibi yerleşim yerlerinin yıkılıp/yıkılıp talan edildiği, binlerce insanın öldüğü/öldürüldüğü ve binlerce Kürdün de gözaltına alınıp tutuklandığı zalim bir dönemde, İsmail Beşikci’nin Barış Yüzleşme Müzakere adlı kitabını okumamız sorunun özünü anlamamıza, her halk gibi Kürdlerinde özgürce yaşama ve kendi geleceklerini belirleme hakkı olduğunu hatırlamamıza, yeniden düşünmemize ve empati kurmamıza yardımcı olacağını düşünüyorum.

Künyesi:
İsmail Beşikci, Barış Yüzleşme Müzakere, İsmail Beşikci Yayınları, İstanbul, Nisan 2016, 416 sayfa.

e-posta: muslum.uzulmez@gmail.com
web: http://www.uzulmez.info/muslum

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Behice Boran: Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali’den alıştığımız ve beklediğimiz çeşitten bir eser değildir.

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali'den alıştığımız ve beklediğimiz çeşitten bir eser değildir. Roman ve hikayelerinde bize kasaba ve köylerimizi tanıtan,...

Kapat