Bir Cemal Süreya Yaşadı – Atilla Özkırımlı

cemal_süreya_Dergi çıkarmak bir tutkuydu Cemal Süreya için. “Edebiyatın nabzı dergilerde atar”dı çünkü. Dergilerde serpilirdi bir ülkenin edebiyatı. Bu yüzden hep dergilerde yaşadı Cemal. Ya bir dergi çıkararak ya da çıkaracağı bir dergiyi düşünerek.
Oldukça geç katıldım ben Papirüs’e. Temmuz 1968’de. Sıradan bir kitap tanıtma yazısıydı ilk yazım. Şiirler, öyküler yayımlamıştım. Hatta bir-iki arkadaş, yıllar önce, 1963’te bir dergi bile çıkarmıştık. Ama Papirüs başkaydı. Cemal Süreya beğenmişti yazımı, dergisinde yayımlamıştı. Üstelik Papirüs’e sürekli yazmamı istemişti benden.

Nitekim, çok geçmeden “Savran” bölümünün sürekli yazarları arasına katıldım. Hemen her sayıya bir kitap tanıtma yazısı yetiştiriyordum. Ama en önemlisi, Cemal Süreya’nın yakın çevresine girmiş olmamdı. Dostluğunu kazanmıştım. Tanıtacağım kitapları birlikte seçiyorduk. Derginin hazırlanışına katılıyordum. Yeni çıkan sayıyı birlikte dağıtıyor, abonelere birlikte postalıyorduk.

Anılara dalmak, dağıtmak istemiyorum. Yalnız bir şeyi belirtmem gerekiyor: Cemal Süreya’nın yönlendirmesi olmasaydı, ne eleştirmen, ne de edebiyat tarihçisi olabilirdim. Öğrencisi olduğum yıllarda Ahmet Hamdi Tanpınar’a özenirdim. Onun edebiyat tarihçisi olan yanı çekerdi beni daha çok. İşte Cemal Süreya bendeki bu gizli özlemi sezmişti. Ona göre eleştiriyi bırakmamalıydım, ama bir yandan Türk edebiyatı tarihine yönelik çalışmalar da yapmalıydım. “Bizden birinin,” demişti, “edebiyatımızı yeniden değerlendirmesi gerekiyor.” Şaka yollu da eklemişti ardından: “Hem belki bizim kuşağın edebiyat tarihçisi de sen olursun.”

Sonra oturduk, konuyu belirledik. Tanzimat’tan başlayacaktım. Başladım da. Tanzimat edebiyatına, özellikle düzyazının gelişimine ilişkin üç yorumumu yayımladı Papirüs’te. Papirüs kapandıktan sonra da bu konuda beni hep yüreklendirdi.

Türk edebiyatını, özellikle de şiirimizi çok iyi biliyordu Cemal Süreya. Papirüs’ün başyazıları buna tanıktır. Bu yazılarda şair Cemal Süreya’yı düşünce adamı kimliğiyle görürüz. Araştıran, soran, değerlendiren, hesaplaşan bir Cemal Süreya’dır bu. Ve hiçbir zaman yetinmeyen.

Papirüs’teki başyazılarından birkaçını Şapkam Dolu Çiçekle adlı kitabına aldı Cemal Süreya. Yaşasaydı, yalnız başyazılarını değil, yine Papirüs’teki öteki imzasız yazılarını, belki Osman Mazlum adıyla yazdıklarını da bir kitapta toplayacaktı. Kim bilir?

İlk kez 1960’ta çıkarmıştı Papirüs’ü. Ancak dört sayı sürdü bu dergi serüveni. 1966 Haziran’ında yine birinci sayıdan başladı ve 1970’in Mayıs’ına kadar direndi. “Kendileri (Otobiyografiler)” üst başlığını taşıyan “sayı 46 – 47”yle Papirüs’ün ikinci dönemini noktaladı. Ama yılmadı. On yıl sonra, bu kez üç aylık olarak çıkarmayı denedi Papirüs’ü. Maaşından başka geliri yoktu. Kimi eski okurlarının abone desteğiyle bir yıl içinde iki sayı çıkarmıştı ki önce 12 Eylül fırtınası, ardından baskı giderlerinin korkunç yükselmesi dergi serüvenini, bir daha başlamamak üzere sona erdirdi. Ama önce de söylediğim gibi hayalinde hep yeni bir dergi düşüncesini yaşadı.

Bu kitap, Cemal Süreya’nın Papirüs’lerdeki başyazılarını kapsıyor. Yazıları derleyen, Zühal Tekkanat. Yayınevi yöneticisi dostum M. Ali Uğur, Zühal Tekkanat’ın kendisine böyle bir dosya getirdiğini söylediğinde, bir şeyler de biz yazalım, dedim. Aklıma o an Tomris Uyar, Ülkü Tamer ve Muzaffer Buyrukçu gelmişti. Papirüs’ün ikinci çıkarılışında Tomris’le Ülkü’nün de bulunduğunu biliyordum. Muzaffer’se ikinci ve üçüncü Papirüs serüveninde hep yakınında olmuştu Cemal’in. Tomris de, Muzaffer de birer yazıyla katıldılar böylece. Yalnız, yurt dışında olduğu için Ülkü Tamer’e ulaşamadım. Kitabın yeni basımında onu da görmek dileğiyle, diyelim.

Evet, selam sana sevgili Cemal… Biliyor musun, senden sonra bir şeyler eksildi hayatımızda. Her dostun gidişiyle biraz daha yalnızlaşıyoruz. Hani her tatsız olayda senin bir avuntun ya da başkalarını avutuşun vardı ya… Bir sıkıntımı, bir sorunumu açtığımda, “Boş ver, böylesi daha iyi” derdin.
İnan, “böylesi daha iyi” olmuyor.

Yorum yapın