Birbirlerine İlham Veren 13 ‘Edebi Çift’

sartreYazarları yalnızlığı seven insanlar olarak düşünürüz pek çoğumuz. Onlarda öyle bir deha vardır ki bu deha onları yalnızlaştırır, diğer insanlardan bir adım önde olmak, sosyal becerilerini köreltir. Eğer yazarın evli olduğunu veya bir sevgilisi bulunduğunu öğrenirsek, bu sefer de partnerinin edebiyatla ilgilenmeyen biri olduğunu varsayarız. Sevgilisinin bambaşka ilgi alanları vardır ve bu durum yazarı özgür kılar, gereksiz rekabeti veya kıskançlık krizlerini önleyerek, yazarın evde huzur bulmasını sağlar.

Fakat The Guardian’ın 2007’de yaptığı ve Huffington Post’un bir kez daha gündeme getirdiği derleme,yazarların birbirlerine âşık olabildiklerini, edebiyata yatkın bir zihnin, kendisi gibi zihinlere çekildiğini gösteriyor. Üstelik bu tür birliktelikler her zaman felaketle sonuçlanmıyor. Hatta bazen her ikisinin de üretkenliğini artıran, verimli bir zemin sağlıyor.

İşte, taraflarına ilham veren 13 birliktelik:

Vladimir Nabokov ve Vera Nabokov
Her ne kadar Lolita pornografik bulunup, müstehcenlikle itham edilse de Vladimir Nabokov özel hayatında muhafazakar biriydi. Vera Nabokov ile 50 yıl evli kaldı. İkili sosyal ortamlarda birlikte boy gösterirdi. Son derece zeki bir kadın olarak bilinen Vera Nabokov’un Vladimir Nabokov’un eserlerine katkısı büyüktü. Eserleri ilk okuyan o oluyordu. Yazarın eserini cilalamasına ve metne akıcılık vermesine yardım ediyordu. Vladimir Nabokov, Cornell’de verdiği derslere giremediğinde, yerini Vera Nabokov dolduruyordu. Lolita ‘yı yayınlaması konusunda eşini ikna eden de yine Vera idi.

George Eliot ve George Henry Lewes
George Eliot’ın edebi dehası anlaşılalı çok olmadı belki ama partneri George Henry Lewes ona en başından beri inanıyordu. Kendisi de bir yazar olan Lewes, aynı zamanda bir filozof ve eleştirmendi. Kadınların kariyer yapmasının pek önemsenmediği zamanlarda, sevgilisini teşvik etti. Uzun yıllar birlikte yaşayan ikili, Lewes ilk eşini boşanmaya ikna edemediği için evlenemedi. Middlemarch ve Silas Marner , ikilinin birlikte yaşadığı yıllarda yazıldı. Çift, Lewes hayatını kaybedene dek ayrılmadı.

F. Scott Fitzgerald ve Zelda Sayre Fitzgerald
İkilinin fırtınalı ilişkisi, kıskançlık krizlerinden, büyük kavgalardan muzdaripti belki ama buna rağmen Zelda’nın varlığı, F. Scott’un yazma yeteneğini köreltmek bir yana, bu yeteneği güçlendirdi. Hatta F. Scott, Zelda’nın günlüklerinden aldığı bölümleri, romanlarında kullandı. Aslında bu, Zelda’nın ona olan öfkesini tetikliyordu. Buna rağmen ölümünden sonra F. Scott’un mirasına sahip çıktı. Eşinin ünlü romanına The Great Gatsby adının konulması konusunda ısrarcı davranan da oydu. Ayrıca kendi kitaplarında da onun çizimlerini kullandı.

Virginia Woolf ve Leonard Woolf
Tıpkı Lewes gibi, Leonard Woolf da eşindeki dehayı görüyor ve destekliyordu. “Rönesans erkeği” olarak tanımlayabileceğimiz Leonard Woolf, çalışmaları günümüzde hatırlanmıyor bile olsa yazma sanatından da, editörlükten de, politikadan da, işletmecilikten de anlıyordu. Virginia’nın yeteneği ise tek bir alana odaklanmıştı; daha büyük ve daha nadideydi. Ayrıca depresyon ve psikolojik rahatsızlıklarla mücadele eden Virginia’ya çalışmalarını sürdürebileceği isitkrarlı ve dengeli ortamı temin eden de Leonard Woolf idi. İntihar notunda, Virginia Woolf, eşinin bu konudaki emeğinin altını çizmiş, hakkını teslim etmişti.

Joan Didion ve John Gregory Dunne
Her ne kadar Joan Didion’un yıldızı bugünlerde eşininkinden daha fazla parlıyorsa da bu evliliğin iki yarısı da edebi açıdan oldukça yetenekliydi. Dunne, The New York Times’a verdiği bir röportajda ikisinden biri bir kitap kaleme aldığında, o kitabı ilk okuyanın diğeri olduğunu söylemişti. Didion ise The Year of Magical Thinking adlı kitabında birlikte yazmanın neye benzediğini, birbirlerine yönelttikleri yapıcı ve içten eleştirileri anlatmıştı. Aralarında hiç rekabet bulunmadığını belirten Didion, “John ile tartışamayacağım hiçbir konu yoktu. Her zaman onu haklı bulmuyordum ya da o beni her zaman haklı bulmuyordu ama ikimiz de birbirimize her daim güveniyorduk” ifadelerini kullanmıştı.

Simone de Beauvoir ve Jean-Paul Sartre
Yazın dünyasının devleri arasında gösterilen bu ikilinin alışılmadık ilişkisi uzun yıllar sürdü. Sonlara doğru ilişkileri cinsellik barındırmıyor, ikisi de başkalarıyla ilişkiye giriyordu. Fakat entelektüelite ve duygusal samimiyetle sarmaladıkları romantik bağı, ölene dek korudular. Bu bağlamda birbirlerine yaşadıkları diğer ilişkileri de anlatıyorlardı. Hatta Beauvoir öğrencilerinin aklını çeliyor, ardından onları Sartre’a yönlendiriyordu. Çevreye karşı benimsedikleri bu acımasız ve yırtıcı davranışlar, onları birbirlerine daha da yakınlaştırıyordu. Özel hayatlarında yaşananları bir kenara koyarsak, her ikisi de önemli eserler ortaya koydular ve birbirlerine entelektüel açıdan ilham verdiler.

Percy Bysshe Shelley ve Mary Shelley
Percy ve Mary’nin evlilikler her zaman istikrarlı değildi. Fakat birbirlerine yazarlık kariyerlerinde her daim destek oldular ve ikisinin de kariyerlerinde ilerlemek için bu desteğe ihtiyacı vardı. Mary’nin Frankenstein adlı eserinin temelleri Lord Byron ve diğer arkadaşları ile Cenova’da bulundukları sırada atıldı. Bu toplantıya katılan herkes bir hayalet hikayesi yazmış, Percy bu sırada ortaya çıkan Frankenstein adlı öykünün romana dönüştürülmesi konusunda Mary’i teşvik etmişti. Percy’nin erken ölümünün ardından, onun şair olarak ünlenmesini sağlayan ise Mary idi. Kendi çalışmalarında kocasının şiirlerini alıntılamış ve Percy’nin şiirlerinin basılmasını sağlamıştı.

Stephen King ve Tabitha King
Stephen ve Tabitha, edebi gücü bulunan bir çift; üstelik edebi gücü bulunan ailelerden geliyorlar. 1971’den beri evli olan ikiliden her birinin yayınlanmış birçok romanı bulunuyor. Fakat Stephen King’in ünü, eşininkini epey aşmış durumda. Bu sebeple Tabitha’ya genellikle “destekçi eş” rolü kalsa da, onun da iyi eleştiriler almış dokuz romanı bulunuyor. Stephen King, onu üne kavuşturan kitabı Göz ‘ü yazarken, bir kadının bakış açısını aktaramadığı için hazırladığı taslağı bir kenara atmış, Tabitha da onu kitabı elden geçirmesi konusunda cesaretlendirmişti. Üstelik bir kadının zihnine nasıl girebileceğini göstermişti. O olmasaydı, Stephen’ın kariyeri böyle muhteşem bir yönde evrilir miydi, onu bilmek ise mümkün değil.

Jonathan Safran Foer ve Nicole Krauss
Bu ünlü romancıların evliliği edebiyat dünyasının merağını kabartmış, bir yandan da kıskançlık yaratmıştı. İki yazar da ilişkilerini gözler önünde yaşamak istemiyor da olsa, biz onların birlikte Brooklyn’de oturduklarını ve iki çocukları bulunduğunu biliyoruz. Çift, 2004’te evlendiklerinde biri ilk, diğeri ikinci romanını henüz yayınlamıştı. İlişkileri hakkında pek konuşmasalar bile yazarken birbirlerinden gördükleri desteğin izini, romanlarındaki aile temasında görmek mümkün.

Zadie Smith ve Nick Laird
Nick Laird ile Zadie Smith tanıştıklarında ikisi de Cambridge’de öğrenciydi. Tanışmalarına vesile olansa Smith’in yazdığı ve Laird’in editörlüğünü üstlendiği bir kısa hikayeydi. Şimdilerde evli olan ikilinin iki de çocuğu var. Her ne kadar Laird, Smith’in gölgesinde gibi algılansa da aslında o da yetenekli bir romancı ve ödüllü bir şair. Her ikisi de birbirlerinin yazılarını editliyor, birbirlerine destek oluyor.

Michael Chabon ve Ayelet Waldman
Bu iki üretken yazar da özel hayatlarını pek fazla kamusallaştırmıyor. Fakat ikisi de ebeveynlik tecrübelerini detaylarıyla anlattıkları kitaplar yazdılar. Hatta Waldman, kocasını çocuklarından daha fazla sevdiğini açıkladı. Chabon ile Waldman’ın dört çocuğu var ve ikili, çocukların sorumluluğunu eşit olarak paylaşıyor.

Allen Ginsberg ve Peter Orlovsky
Beat Kuşağı’nın önemli temsilcilerinden sayılan Allen Ginsberg, Peter Orlovsky ile 1954’te tanıştı. İkili birbirlerine âşık oldular ve birliktelikleri Ginsberg’in 1997’deki ölümüne dek sürdü. 1950’lerde ünlenen Ginsberg, Orlovsky’i de yazmaya itti. Hiçbir zaman Ginsberg’in seviyesinde bir edebi başarı yakalayamasa da Orlovsky de Beat Kuşağı’nın önemli figürlerinden oldu. İkisi de diğerinin bilgisi dahilinde başka kadınlarla veya erkeklerle beraber oldu. İlişkileri bazen çıkmaza girdi fakat yine de birliktelikleri 40 yıl sürdü ve ikisi de bu birlikteliği “evlilik” diye niteledi.

Samuel Clemens (Mark Twain) ve Olivia Clemens
Mark Twain ve Olivia Clemens, 1867 yılında tanıştılar. İlişkilerinin henüz başındayken Mark, Olivia’yı Charles Dickens’ın romanlarını okuduğu bir etkinliğe götürdü. Bu etkinlikte yakaladıkları edebi ton, ilişkileri boyunca devam etti. Mark ve Olivia, 1870’de evlendiler. Olivia, kocasının editörlüğünü yaptı. Kocasına kitaplarını ve makalelerini bitirmesinde yardım etti. Mark’ın çalışmalarına kadın bakış açısı katan da oydu.

(The Guardian | Huffington Post | Sabit Fikir)

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Edebiyat Haberleri
Kış Uykusu’nun havasında yüzde 30 Çehov varsa, yüzde 70 de Sabahattin Ali mevcut!

Herkes Çehov'dan esinlendiğini söylese de Kış Uykusu ile herhangi bir Çehov eseri arasında somut bağlantı yok. Film, Çehov'dan çok Sabahattin...

Kapat