“Çağdaş Antigone” ya da “İyi Ana”: İoanna Kuçuradi – Elif Şahin Hamidi

cagin-olaylari-arasindaTürkiye’nin önde gelen filozoflarından İoanna Kuçuradi, bugün 78 yaşında ve hala üretiyor, öğrenciler yetiştiriyor… Dünya çapında tanınan bu insan hakları mücadelecisi, felsefenin kraliçesi, yaşamı boyunca Don Kişotça da olsa hep bir şeyler yapmaya çalışmış, hiçbir zaman sözünü sakınmamış, insanca ilkelerinden hiç şaşmamış, bu konuda hiç taviz vermemiş bir güzel insan…

Kuçuradi’yi çağın olaylarından bağımsız ayrı düşünmek hiç olası değil. Çünkü İoanna Kuçuradi, hiçbir vakit fildişi kulesinde yaşayan bir filozof olmadı. Ülkenin en çalkantılı dönemlerinde, insan hakları ihlallerinin sistematik bir hal almaya başladığı ve had safhaya ulaştığı dönemlerde o, insan hakları savunuculuğuna soyunmuştu. Ve bu rolünden hiç ama hiç vazgeçmedi. Tarihçi Kitabevi’nden çıkan “İoanna Kuçuradi Çağın Olayları Arasında” adlı ‘armağan kitap’, bu çağdaş Antigone’yi yakından tanımamıza, onun başkaldırıdan felsefeye uzanan yaşam yolculuğuna tanıklık etmemize olanak sağlıyor. Bu kitabın yol göstericiliğinde, felsefenin kraliçesi İoanna Kuçuradi’nin peşine düşmenin tam zamanıdır…

“Çağımızın en önemli düşünürü/filozofu kimdir?” Bu sorunun cevabını maalesef üniversite yıllarında öğrendim; yani çok geç bir vakitte. Sevgili hocam Hakan Savaş, sınıfa yönelmişti bu soruyu ve çıt çıkmamıştı kimseden. “Peki, İoanna Kuçuradi ismini hiç duydunuz mu?” diye yeni bir soru yönelttiğinde hoca, sınıf sessizliğini koruyordu. Yazık ki koca sınıfta bir tekimiz bile bu büyük felsefecinin ismini duymamıştık o güne dek. Hemen o gün İoanna Kuçuradi’yi daha yakından tanımak üzere bir araştırmaya giriştiğimi hatırlıyorum; o yaşa dek bu ismi duymamış olmanın derin utancıyla… İnsan hakları için sonsuz mücadele veren Kuçuradi’nin “Bir tek insan hakkı ihlali vardır; o da kişiye farklı davranmaktır” sözünü de ilk defa o zamanlar duymuştum ve hiç unutmadım…
Maalesef liselerdeki felsefe eğitimi, öğrencilere bazı filozofların isimlerini ve yüzeysel bir şekilde bu filozofların görüşlerini ezberletmekten öteye gitmiyor. Ki felsefe derslerinin kaldırılmasının bile gündeme geldiği bir ülkede yaşıyoruz… Ama yeni neslin Kuçuradi’yi tanımamasına imkân yok diye düşünüyorum. Çünkü bu muhteşem kadın, felsefenin çocuklara ulaşmasına da önayak olmuş bir isim olarak karşımıza çıkıyor. “Çocuklar için Felsefe”, “Felsefe Olimpiyatları” ve “Felsefe Kulüpleri”nin doğmasına yardımcı olmuş bir isim Kuçuradi…
Peki felsefenin kraliçesi, çağdaş Antigone ya da ‘iyi ana’ kimdir; onu dünya çapında bir felsefeci yapan nedir? Kuçuradi’yi yakından tanımak adına, Tarihçi Kitabevi’nden çıkan “İoanna Kuçuradi Çağın Olayları Arasında” adlı kitap, yol gösterici bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Felsefe alanında önemli çalışmalara imza atan Prof. Dr. Betül Çotuksöken, Prof. Dr. Gülriz Uygur ve Prof. Dr. Hülya Şimga tarafından hazırlanan bu ‘armağan kitap’, felsefenin kraliçesini daha yakından tanımamıza olanak sağlıyor…

İnsanca ilkelerinden hiç şaşmayan bir kişilik
Başlıkta “Çağdaş Antigone” ve “İyi Ana” diye tanımladım Kuçuradi’yi. Ama bu sıfatları ona yakıştıran ben değilim. Kuçuradi’yi ‘Çağdaş Antigone’ olarak tanımlayan, Kemal Demirel. Demirel’in Kuçuradi’ye ithaf ettiği kitabının adıdır ‘Antigone’. Sophokles’in kurallara başkaldırmayı haklı gösteren en büyük tragedyasını, kendine özgü katkılarla Türkçeye kazandıran Demirel, Antigone’sini ithaf etmekle kalmaz, onu adeta Kuçuradi ile özdeşleştirir. Oktay Yalın’ın “Bir Düşünürün Portresini Çizmek/Başkaldırıdan Felsefeye: İoanna Kuçuradi” başlıklı yazısında belirttiği üzere, “ikinci perdede yargıç, Antigone’yi ‘4 Ekim 1936’da, Tabai’de doğmuş. Felsefe okumuş. Bekar.’ sözleriyle tanıtır”. Oktay Yalın, bu özdeşliği kuran bir başka sanatçının da Güngör Dilmen olduğundan bahsediyor: “Dilmen, yaptığımız söyleşide şunları söylüyor: ‘İoanna Kuçuradi benim için çağdaş Antigone’dir. Yani sözünü esirgemeyen, gereksiz yere konuşmayan, içine atan, sabreden ama ilkelerinden hiç şaşmayan. Ama güzel ilkelerinden, insanca ilkelerinden hiç şaşmayan bir kişilik”.

İyi Ana’nın hikâyesi ise ta Harran’a uzanıyor. Kitapta, Zuhal Karahan “Felsefenin Kraliçesi” başlıklı yazısında çok hoş bir anekdot paylaşmış. Şöyle diyor: “Harran’da İlk Dünya Felsefe Günü açılışında toplantıyı izleyen yüzlerce Harranlı’dan birisinin; Ulusal TV kameralarının ‘Niye buradasınız?’ sorusuna ‘Felsefe diye bir tarihi eser bulmuşlar. Onu görmeye geldik’; ‘Peki felsefe ne?’ sorusuna da “İyi bir şey ki bu kadar insan buraya toplanmış, baksanıza anlatan kadının bile adı ‘İYİ ANA’ (İoanna). Geçen sefer gelmemiştim, şimdi onu dinlemeye geldim”. Ve Karahan, bu cevabın FISP Başkanı olarak en yetkili kişinin tanımı olan “Felsefenin Kraliçesi” ile eş değerli olduğunu dile getiriyor.

Fotoğraflar arasında Kuçuradi…
Bembeyaz pamuk saçları, sıcacık bakan, mavi mi yeşil mi olduğuna karar veremediğim gözleri insanın içini ısıtan ve engin bilgisiyle kendine hayran bırakan bu kraliçe, kim bilir gençliğinde ne muhteşem bir kadındı diye düşünmüşümdür hep. Armağan kitabın “İoanna Kuçuradi Fotoğraflar Arasında” başlıklı son bölümünde yanılmadığımı gördüm; gerçekten göz alıcı bir kadın vardı karşımda. Ve Özdemir İnce’nin “Kızkardeşim İoanna Kuçuradi” başlıklı yazısı da bu varsayımımı tescilliyordu. Şöyle diyordu İnce: “İoanna Kuçuradi’nin adını 1960’lı yılların başından itibaren duyardık. Güzelliği dillere destan imiş; Türklerin arasına karışan, edebiyat ve şiirler ilgilenen, çeviri yapan Rum kızı. O zamana kadar duyulmuş bir şey değildi. Üstelik 6-7 Eylül felaketinden sonra…”

Akılda ve burunda kalan, yağ ve kumaş kokusu…
4 Ekim 1936’da, İstanbul’da dünyaya gelen bu güzel Rum kızının babası, İstanbul doğumlu bir Sisamlıdır. Ve eczacı… Annesi ise dört yaşındayken ailesiyle birlikte Çorlu’dan İstanbul’a göç etmek zorunda bırakılmış bir kadın. Ev hanımı… Küçük İoanna henüz 6 yaşındayken Varlık Vergisi, 19 yaşında genç bir kız iken ise 6-7 Eylül olayları hayatına dahil olur. Bir söyleşisinde (Faruk Bildirici, 9 Ocak 2011 tarihli Hürriyet Pazar eki) o günlere dair şunları söylüyor Kuçuradi: “6-7 Eylül olayları sırasında annem ve ben Kınalıada’daydık. Babam ise, eczane o gece nöbetçi olduğundan, eczanedeydi. Eczaneye taşlı bir saldırı olmuş. Olaylar başladığında eczaneye gelen babamın bir doktor arkadaşı daha kötü şeyler olmasını önlemiş. Kınalıada’da ise bir olay olmadı; sonradan öğrendiğimize göre oranın polisi, kırıp dökme amacıyla motorlarla gelenlerin adaya çıkmalarını engellemiş. Ertesi sabah şehre indim ve bütün gün sokaklarda dolaştım. Aklımda ve burnumda en canlı kalan, yağlara karışmış metrelerce kumaş ve yağ kokusudur”.

“Bugüne kadar yazdıklarım, başkaldırımın ifadesidir”
Kim bilir belki de Kuçuradi’’nin başkaldırıdan felsefeye uzanan hayat yolculuğunun temelleri o acı günlerde atılmıştı. “Başkaldırıdan Felsefeye: İoanna Kuçuradi” isimli belgesele imza atan Oktay Yalın, armağan kitaptaki yazısında, Kuçuradi’nin bir fotoğrafından bahsediyor ve şunları aktarıyor: “İoanna Kuçuradi’nin 1960’lı yılların ilk yarısında, Asmalımescit’te bir evin terasında çekilmiş fotoğrafına bakıyorum. Şehrin oluşturduğu fonun önünde dikkatle ufka bakıyor, sanki tüm dünyanın sorumluluğunu üstlenmiş, gözlerinde sorgulayan, derin, biraz da kaygılı bir ifade var. Bakışlarındaki keskinlik ve derinlik o zamandan bu yana hiç değişmeksizin sürüyor. Kendime soruyorum, o yıllarda bu gözler nelere tanıklık etmiş olabilir? Dönemin tarihsel olaylarını gözden geçiriyorum tek tek. Derken bir gün İoanna hoca bana, düşünürlerin kendi çalışmalarını değerlendirdikleri “Philosophers on Their Own Work” serisinde yayımlanan yazısını gösteriyor. Yazının daha ilk cümlesini okuduğumda sarsılıyorum”. Şöyle diyor o sarsıcı cümlede Kuçuradi: “Bugüne kadar yazdıklarım, yaşarken ve çevreme bakarken gördüklerimde, çağımızda tanıklık ettiklerimde karşılaştığım engellerden bazılarını aşma çabalarımın ürünüdür. Bugüne kadar yazdıklarım, başkaldırımın ifadesidir”.

Don Kişotça da olsa bir şey yapmak…
Felsefeyle yoğrulan ömrün başlangıcında nasıl bir eğitim sürecinden geçmişti peki Kuçuradi? Eğitim hayatına biraz yakından bakalım şimdi… 1954’te Zapyon Kız Lisesi’nden mezun olan genç Kuçuradi, 1959’da İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirir. Çünkü ‘insanla olan derdi’ ve ‘haksızlıklara karşı duyduğu öfke’ onu felsefe okumaya sevk eder. 1960 darbesi kapıyı çaldığında Kuçuradi, felsefe bölümünde genç bir asistan olarak azimle yola devam etmektedir… Ama bunlar o kadar önemli değil; Baskın Oran şöyle diyor armağan kitaptaki “Prof. Kuçuradi Büyük Ödülü Aldı” başlıklı yazısında: “Esas marifet, belli bir yaşa ve olgunluğa erişmeden yapabilmek bazı şeyleri. İşte onu yapıyor genç İoanna. Kendisini yetiştiren hocasını, ‘Hekimhan ilçesinin Ağılbaşı köyünden, Malatyalı’nın tanımadığı Malatyalı’ Prof. Takiyettin Mengüşoğlu’nu, 27 Mayıs askeri darbecileri sorgusuz gerekçesiz 147’lik yapıp meslekten atınca, bu sübyan asistan kimseciklerin maçasının sıkmadığı, dahası aklına bile getiremediği bir dönemde ‘Kişi’ başlıklı bir yazı yayımlıyor”. Baskın Oran’ın, henüz terim olarak bile ‘birey’in var olmadığı o tarihte, bu genç asistanın ‘kişi’ dediğine dikkat çektiği bu yazıda Kuçuradi şöyle diyor: “Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de gerek toplumsal yaşamın geniş çerçevesi, gerekse günlük ilişkilerin dar çerçevesi içinde olup biten birçok olayların en dikkati çeken belirtisi, çatışan anlayışların, çarpışan iddiaların arasında kişilerin harcanmasıdır. İnsanlığa hizmet ya da herhangi bir kuruma veya düşünceye hizmet adı altında veya hizmet etmek niyetiyle kişilere yapılan haksızlıklar karşısında bu haksızlıkları önemsemeyen veya önemsemeye korkan ya da en kötüsü, kendi çıkarları gerektirdiği için önemseyen insanların tutumu karşısında boğazı tıkanan, midesi bulanan kişi için tek çıkar yol kendisini bir örnek olarak öne sürüp insanca yaşamaktır. Böyle bir yaşam her yönden gelen tehlikeler ne olursa olsun insana yakışır yaşamaktır. Böyle bir yaşamanın temel koşulu, insanın daha doğrusu kişinin ana değer, kayıtsız şartsız ana değer olduğunu kavrayabilmek ve bunu gözden kaçırmadan davranmak, Don Kişotça da olsa bir şey yapmaktır”.

Evet, 27 Mayıs 1960 darbesiyle birlikte 147 öğretim üyesi üniversitelerden ihraç edilir. 147’ler olarak tarihe geçen bu olayının ardından, Kuçuradi’nin asaleti tasdik edilmez ve üniversiteden uzaklaşmak zorunda bırakılır. Kuçuradi, Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde göreve başladığı 1965 yılına dek geçen süre zarfında hocası ve danışmanı Takiyettin Mengüşoğlu ile doktora tezini tamamlar. Mengüşoğlu’nun asistanı olan Kuçuradi, hocasının 147’ler olayında üniversiteden uzaklaştırılması üzerine hazırlanan broşüre “insana yakışır yaşamın temel koşulu, Don Kişotça da olsa bir şey yapmaktır” diye yazarken ‘atılır mıyım gibi bir sorum olmadı’ diyor bir söyleşisinde. Evet, bu başkaldırıyı her şeyi göze alarak yapmıştı Kuçuradi…

1965’te doktora derecesini alan Kuçuradi, 1965-1968 yılları arasında Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde görev yapar. 1968’de Hacettepe Üniversitesi’ne geçer ve bir yıl sonra burada Felsefe Bölümü’nü kurar. 1974 yılı ise Türkiye’de felsefe bağlamında bir kurum oluşturma konusunda bir dönüm noktası olur. Kuçuradi, bir grup meslektaşıyla beraber ‘felsefeyi dört duvar arasından çıkartmak’ ve ‘Türkiye’nin dünya ülkeleri arasında düşünsel yerini almasını sağlamak’ amacıyla Türkiye Felsefe Kurumu’nu kurar. Bu arada 1970’te doçent olur, 1978’de de profesör unvanını alır. 2003 yılında emekli oluncaya dek Hacettepe Felsefe Bölümü’nün bölüm başkanlığı görevini sürdürür. 1997’den beri de bu üniversitenin İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürü olan Kuçuradi, bu merkez bünyesinde kurulan UNESCO Kürsüsü’nün de sahibidir. 1998 yılına gelindiğinde ise Kuçuradi, Uluslararası Felsefe Kuruluşları Federasyonu başkanlığına seçilir ve hala federasyonun onursal başkanıdır… Ve 2006 yılında Maltepe Üniversitesi’ne geçen İoanna hoca, bugün burada felsefe öğretmeye, öğrencilerin projelerine danışmanlık yapmaya devam ediyor…

Onun fildişi kulesi yoktu
Kuçuradi hiçbir vakit fildişi kulesinde yaşayan bir filozof olmadı. Ülkenin en çalkantılı dönemlerinde, insan hakları ihlallerinin sistematik bir hal almaya başladığı ve had safhaya ulaştığı dönemlerde o, insan hakları savunuculuğuna soyunmuştu. Ve bu rolünden hiç vazgeçmedi. Oktay Yalın; o yıllara dair Doç. Dr. Yusuf Örnek’in şu değerlendirmeyi yaptığını belirtiyor: “Bir düşünür ne yapar? Fildişi kulesine çekilip hiçbir şeyle alakası olmayan bir konuyu mu yazar? Oysa düşünün hoca gelmiş 68’de üniversiteye, Erzurum’dan. Sonra 70’li yıllar, 1971, 12 Mart dönemi… Sonra 1980, 12 Eylül dönemi başlıyor. 1980’li dönem. O da felaket bir dönem. Bütün bunları düşünerek, görerek bilinçli bir şekilde yaşamış ve bu çağ, onun değer felsefesinin, insan hakları felsefesine dönüştüğü çağdır. Bunu ancak yaşadıkları üzerine düşünen, bilinçli bir şekilde yaşayan bir düşünür, o formatta bir insan yapabilir. Hoca bunu yaptı”. Her daim çağın olayları arasında olan, onlardan bağımız düşünülemeyen Kuçuradi, yaşam ile felsefeyi bütünleştirmiş bir filozof olarak karşımıza çıkıyor. Kuçuradi belgeselini hazırlayan Yalın, Doç. Dr. Yusuf Örnek’in, filmin hemen başında İoanna hocanın bu en temel özelliğini şu sözlerle dile getirdiğini belirtiyor: “İoanna hoca kendi değer felsefesini, kendi etiğini birebir yaşayan bir düşünürdür. Düşüncelerini yaşayan, yani düşüncelerini eyleme koyan, bu anlamda eyleme koyduğunu da eylemde bulunduğunu da düşünce bazında analiz etmiş, irdelemiş, kâğıda dökmüş olan bir düşünürdür. Buna felsefede, felsefi yaşam biçimi deniyor. Düşüncesiyle eyleminin çakışması, buna çok fazla rastlanmaz”.

Felsefe’nin kraliçesi, çağın Antigonesi, iyi ana, İoanna hoca bugün hala üretmeye, engin bilgisiyle öğrencilerine felsefe aşılamaya, insan hakları savunuculuğunu sürdürmeye ve elbette Don Kişotça mücadelesine devam ediyor. Ne mutlu onun öğrencisi olma şansını yakalayanlara…

Elif Şahin Hamidi
NOT: Bu yazı, Remzi Kitap Gazetesi, Nisan 2014 sayısında yayımlanmıştır.

Kitabın Künyesi
Çağın Olayları Arasında
Orjinal isim: Among The Events Of The Era
İoanna Kuçuradi
Tarihçi Kitabevi / Edebiyat Dizisi
Kapak Tasarımı : Tarkan Toğo
Editör : Betül Çotuksöken, Gülriz Uygur , Hülya Şimga
İstanbul, 2014
512 s.

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro