Çapo’nun Öyküleri (2) Eşeğin Namusu – Mehmet Ercan

Eğer köylük yerde yaşıyorsanız, mutlaka kapınızda beslediğiniz bir kaç tane hayvanınız vardır. Koyun-unuz yoksa, ineğiniz, ineğiniz yoksa, keçiniz vardır, keçiniz de yoksa, en azında bir kaç tane tavuğunuz, mut-laka bulunur. Benim hiç hayvanım yok diyenin bile, kapısında havlayan bir köpeği ya da çayırlarda zırlayan bir eşeği vardır. Bu biraz da köyün doğal yaşamından kaynaklandığı için böyledir. Koyunların melemediği, köpeklerin havlamadığı, eşeklerin anırmadığı bir köye; köy denilebilir miydi? İşte bütün köyler gibi, bizim köyde böyle bir köydü. Diğer köylerden tek farkı, bizim burada ünü civar köylere kadar yayılmış, Çapo yaşı-yordu. Bu da bizim köy için talihsizliklerin en büyüğüydü.
Köyümüzde sürüler halinde yayılan hayvanların başında, koyun ve sığır gelirdi. Diğerleri ise Allaha emanet edilirdi. Tabi bunların kaderlerini de yüce Mevla belirlerdi. Geri dönerlerse bizim, geri dönmezlerse kurtların, kuşların payıydı. Bu hayvanların başında atlar, eşekler geliyorlardı. Bunlar yaz geldi mi çayırlara salınırlardı. Bu durum köylerde normal sayılabilecek bir şeydi. Binlerce yıllık bir köy geleneğiydi. Tabi bu hayvanların yaptıklarından, sahipleri dahi sorumlu tutulmazlardı. Hatta hayvanlar bazen öyle şeyler yapar-lar ki, bütün köylülerce normal karşılanırdı. Kimse böyle çapkınlıkları ayıplamazdı.
Yazması ayıp olacak ama, bu çayırlarda benim de yayılan ve zaman zaman, heybetli heybetli anıran bir eşeğim bulunuyordu. Onu bir kuzu ile takas ederek almıştım. Kendisine çok iyi baktığım için, oldukça güçlü, kuvvetli bir hayvandı. Sırtına iki yüz kilo yük atsanız ? bana mısın ? demezdi. Böyle güçlü, kuvvetli bir hayvana sahip olduğum için, kendimle gurur duyuyordum. Öyle ya? Bağım, bahçem yoktu ki, onlarla gu-rurlanayım. Traktörüm yoktu ki, onunla sevineyim. Ben de kır eşeğimle gururlanıyordum. Sırtına semeri atıp, üstüne bindim mi, dünyalar benim oluyordu. Ve altımda rüzgâr gibi gidiyordu. Değme atlar bile ona yetişmezlerdi. Bir zırlaması vardı ki, bana ünlü türkücülerin nağmelerinden daha hoş gelirdi. O zırladıkça yağlarım lime lime erirdi. Böylesine ahenkli zırlayan eşeğe bu civarda rastlamak imkânsızdı. Mübarek sanki zırlamıyor, zurnacı Kazo gibi zurna çalıyordu.
Kötü alışkanlıkları da yok değildi. Çayırda ne zaman hemcinsi bir kancık görse, onları rahat vermiyor, işlerini hemencecik bitiriyordu. Köyde, benim kır?ın tezgâhından geçmemiş kancık yok gibiydi. Hatta hızını almadığı zamanlarda, dişi atları şaplaklıyordu. Bu yüzden kısa sürede köyümüz zürriyetsiz yavru katırlarla dolmuştu. Bunların hepsi benim kır?ın veletleriydi.
Yukarıda da dediğim gibi, bu nazik durumlar köylülerce doğal karşılanırdı. Kimse böyle şeyleri sorun haline getirmezdi. Tabi Çapo?dan başka.
Gene bir gün bizim kır eşek çayırda otlanırken, hayvani güdülerine hâkim olamaz. Çapo?nun kancık eşeğini kovalamaya başlar. Kancık kaçar, bizim kır kovalar. Ora senin, bura benim derken, köyün etrafını bir, iki kere turlarlar. Nasıl olduysa Çapo bu durumu görüyor. Av tüfeğini kaptığı gibi başlıyor eşekleri kovalama-ya. Eşekler kaçıyor, Çapo kovalıyor. Bizim kır Çapo?nun eşeğini, Çapo ise bizim kır?ı? Eh babam, deh babam derken, Çapo nefes nefese kalıyor. Fakat bizim kır?a yetişemiyor. Tabi bizim kır o zamana kadar, Çapo?nun kancığını hal ediyor. Zavallı kır eşeğim başına gelecekleri nereden bilsin. Derken Çapo bizim kır?a yaklaşıp, kafasına nişan alarak onu vuruyor. Bizim kır işin tadını çıkarmadan cansız yere devriliyor.
İşte asıl hikâyemiz bundan sonra başlıyor. Çapo kancığının namusunu kurtarıyor kurtarmasına, olan bizim kır?a oluyor.
Bana haber verdiklerinde önce inanmamıştım. Beni Çapo?yla karşı karşıya getirmek istiyorlar sanmış-tım. Fakat sonucu kendi gözlerimle görünce inandım. Benim sevgili kır eşeğim cansız boylu boyunca yatıyor-du. Öldüğüne bir türlü inanmak istemiyordum. Fakat ölmüştü. Artık yapabileceğim bir şey yoktu. O an Ça-po?yu elime geçirseydim, lime lime edebilirdim. Çapo?da bunu tahmin etmiş olacak ki, kendisini benden saklıyordu. Bütün aramalarıma rağmen Çapo denen alçağı bulamamıştım. Kime sorduysam? bilmiyorum? diyordu. Anladım ki, Çapo?yu benden saklıyorlardı.
Belki de en iyisini yapıyorlardı. Çünkü bir eşek yüzünden elimi kana bulamam işten bile değildi.
Köpüre, köpüre eve döndüm. Üstümü değiştirdim. On yıllık eski dostum, siyah takım elbisemi sırtı-ma geçirdiğim gibi, soluğu ilçe adliyesinde aldım. Köylüler şikâyetçi olmamam için, ısrar etmişlerse de, ben bildiğimi yapmıştım. Her zaman Çapo beni mahkemeye verecek değildi ya; bu sefer de ben onu şikâyet ede-cektim. Çünkü davamda haklıydım. Haklı olduğum için de kazanacaktım.
Şikâyet hemen etkisini göstermişti. Savcılık karakola emir vermiş, Çapo?nun yakalanıp getirilmesini istemişti.
Öğleden sonra Çapo iki jandarma arasında adliyeye getirilmişti.?Süt dökmüş kediye benziyordu.? Pişman olduğu her halinden belliydi. Gene de savcının huzuruna çıktığında kendisini hiddetli ve şiddetli bir şekilde savunuyordu.?Kendi eşeğinin namusunu koruduğunu, bunun için pişman olmadığını, gerekirse aynı şeyi bir daha yapabileceğini? söylüyordu. Çapo?nun pişman olduğu falan yoktu. Çapo eski Çapo?ydu. Savcı: ?Nasıl böyle bir şey yaparsın, nasıl bu adamcağızın eşeğini öldürürsün? ?deyince; Çapo bilinen şeyleri tek-rarlıyordu. ?Efendim bu adam eşeği benim dişi eşeğimin namusunu kirletmişti; bende bunun için öldür-düm? diyordu. Ve ilave ediyordu: ?Öldürmeseydim de ne yapsaydım? Olan bitene göz mü yumsaydım? Sonra köylüler bana ne derlerdi? ? diye papağan gibi aynı şeyleri tekrarlıyordu. Savcı: ? Be adam eşeklerin namusu mu olur! Eşek eşektir! Böyle eşeklikleri her yerde yaparlar! Ama hiç bunu bir namus meselesi ha-line getirene rastlamadım. Bunu ilk defa sende görüyorum. ? Diyerek, Çapo?yu haşlıyordu. Çapo?ysa, kö-şeye sıkışmış boksörler gibi, var gücüyle kendini savunuyordu. İyice bunalmıştı. Ne yağacağını bilmez hal-deydi. Savcıya ? dışarı çıkıp biraz düşünmek istiyorum ? dedi. Savcı : ? Tamam sana bir saat müsaade, git aklını başına topla, sonra gene gel? dedi kendisine.
Çapo kendisini mahkeme koridoruna atar atmaz, ilk iş olarak bir sigara yaktı. Dumanı içine acı acı çekti. Kendi kendine ? durumun bu sefer hiçte iyi değil oğlum Çapo. Bu sefer ayvayı yedin. Ya adamın eşe-ğini ödeyeceksin ya da kodese gireceksin ? diyordu. Fakat Çapo buna rağmen her iki durumu da kabullen-mek istemiyordu. Eşeği ödese, savunduğu düşüncelerini inkâr etmiş olacaktı. Düşüncesinde ısrar etse, içeri girecekti. Anlayacağınız iki tarafı da boklu bir düğümdü. Ne elle çözülüyordu, ne ayakla.
Bense uzaktan Çapo?yu izliyordum. Onun kafasından geçenleri merak ediyordum. Acaba ne yapa-caktı. Eşeğimin zararını tanzim edip bu işi burada bitirecek miydi? Yoksa gene yargıtaya kadar götürecek miydi? Bu sorularıma bir türlü yanıt bulamıyordum. Çapo bu işi uzatmasaydı çok iyi olacaktı.
Savcı sonunda bizleri yanına çağırdı. Çapo?ya dönerek; ? söyle bakalım neye karar verdin? Bu adamın uğradığı zararı ödeyecek misin? Yoksa polis çağırıp seni tutuklatayım mı? deyince, Çapo kıpkırmızı kesildi. Çapo savcıya daha önce söylediklerini tekrarlamakla yetindi. Savcı : ? Anlaşıldı sen içeri girmeden uslanma-yacaksın! ? diyerek Çapo?yu ve beni mahkemeye gönderdi. Çapo mahkemede de aynı şeyleri tekrarlayınca, hâkim Çapo için tutuklama kararı verdi. O an Çapo? nun yüz şeklini görmeliydiniz. Esmer olan Çapo kireç gibi bembeyaz olmuştu.
Sonunda Çapo tutuklanarak, iki polis eşliğinde cezaevine götürüldü.
Çapo?nun tutuklanması köyümüzde bomba gibi patlamıştı. İlk önce köylüler bu habere inanmamış, sonra gerçek olduğu anlaşılınca, Çapo? nun evi ? geçmiş olsun ? diyen misafirlerle dolup taşmıştı. Çapo? nun karısı Zahe Kadın saçını, başını yoluyor, kocası ölmüş gibi ağıtlar yakıyordu. Köylü kadınlar onu sakinleştir-meye çalışmışlarsa da, bunu bir türlü başaramıyorlardı.
Ertesi gün Çapo? nun avukatı itiraz dilekçesi vererek, tahliye talebinde bulundu. Fakat bu istek sav-cılık tarafından uygun görülmemişti. Anlaşılan Çapo şimdilik cezaevinde kalacaktı. İnatçılığın böylesini an-lamak mümkün değildi. ? Hem suçlu, hem güçlü ? diyen cet sözü gibi.
Daha sonra cezaevinden aldığımız haberlere göre, Çapo içerde hayatının en muhteşem günlerini geçirmiş. Tabi buna çok şaşırdık. İçeride mahkumlara maskara olacağını sanıyorduk. Fakat hiç de öyle olma-mıştı. Cezaevlerinin âdetidir? Her hangi bir nedenden dolayı içeri düştüğünüzde; İlk önce bir hoş ? beş faslı geçilir; sonra da sadede gelinir, sorarlar : ? Ayıp olmasın ama buralara düşmenin sebebi hikâyesi nedir? ? di-ye. Çapo eşek davası yüzünden içeri düştüğünü kendisine uygun görmemiş olacak ki ; ? namus belası gar-daşlar ? demiş. Namus sözcüğü cezaevlerinde son derece saygı duyulan bir sözcüktür. Bu sözcük içeride akan suları durdurur, esen yelleri kestirirdi. Namus cinayeti işleyen kişilere büyük değer verilir, saygı gös-terilirdi. Hele bu yaşta bir kişi işlemişse, değeri iki kat artardı. Çapo? da böyle bilinen birisiydi.
O günden sonra Çapo el üstünde tutulur olmuş. Yemeğini yapıp önüne koyuyorlarmış. Elini sıcak sudan, soğuk suya değdirmiyorlarmış. Kirli donlarını bile mahkumlar yıkıyorlarmış. Sizin anlayacağınız Çapo içerde bir kahramanlık timsali haline gelmiş. Cezaevi yönetimi olanları bilmesine rağmen, herhangi bir olay çıkmasın diye ses çıkarmıyorlarmış.
Mahkeme günü gelip çattığında, Çapo tahliye edilmiş. Ama ne tahliye. Cezaevi, cezaevi olduğundan bu yana böyle tahliye görmemişti. Bütün koğuşların kapısı açılmış, tutuklular ara koridorda askervari bir şekilde, Çapo?nun huzurunda esas duruşta bekliyorlarmış. Çapo namus ve şeref üzerine kısa ve özlü bir nu-tuk çekip, bol alkış almış. Sonra da tutukluların omuzları üzerinde cezaevinin iç kapısına kadar götürülmüş. Arkasından el sallanarak uğurlanmış. Bu tablo karşısında kaç defa cezaevine girip, çıktığını unutmuş olan, esrar, eroin ve kadın satıcısı Rıfo? nun gözlerini yaşartmıştı. İri gövdesine aldırmadan çocuklar gibi ağlamaya başlamış. Neden ağladığını soran arkadaşlarına; ? bunca cezaevlerinde yatmışlığım var, böyle törenle gön-derilen bir tutuklu görmedim. Kaç defa içeriden tahliye olduysam, ? defol git, adi pezevenk, git senden kur-tulalım ? diyorlardı. ? Bir gün ardımdan iyi söz söyleyene rastlamadım ? deyip hıçkıra hıçkıra ağlıyormuş. ?Ulan kıçı zurnalı dünya, hep zurnayla avuttun beni. Bir gün bu gariban oğluna, düğün faslından gün gös-termedin. Hep boynumu deve gibi eğik koydun ? diyormuş. ? Bu sefer içeri düşersem bil ki bu namus mese-lesinden olacak. İlk iş olarak karısını satan kardeşimi vuracağım,? deyip gözyaşları döküyormuş. ? Bundan sonra namussuz biri olarak yaşamımı sürdürmek istemiyorum. Kendime Çapo babayı örnek alacağım. Onun gibi namuslu biri olacağım arkadaşlar, ? diyerek, naralar atıyormuş. Pezo Rıfo? daki bu değişiklik bütün tu-tukluları şaşırtıyor. Herkes bunu Çapo babanın keremetine yoruyormuş.
Fakat kısa bir süre sonra, Çapo? nun tahliye edildiği koğuşta kavga çıkmış. Kavgayı çıkaran Rıfo ile hırsızlıktan yatan Mızo? dur. Mızo nereden duymuşsa duymuş, Çapo?nun namus davasında değil de, ? Eşek Davasından? içeri düştüğünü sağa, sola söylemiş. Rıfo? da bunu duyunca, Mızo? nun, Çapo babaya hakaret ettiğini öne sürerek, Mızo?yu dövmüş, komalık bir duruma sokmuş. Mızo öğrendiğinin doğru olduğunu söy-lemişse de, Rıfo ? ben Çapo babaya burada hakaret ettirmem. Kendisi burada yoksa ben varım? diyerek, Çapo? yu savunuyormuş. Olay cezaevi yönetimine intikal edince, gerçek anlaşılıyor. Rıfo ne yapacağını bilemiyormuş. Gözünde ilahlaştırdığı, kirli donlarına varıncaya kadar yıkadığı, bir insanın böyle çıkması onu yıkmış. Koğuşun içinde bir hayalet gibi dolaşıyormuş. Kimseyle konuşmuyor, susuyormuş. Rıfo o günden sonra bir daha düzelmemiş.
Çapo cezaevinden tahliye olduktan sonra, evine kapandı. Kimileri bunun nedeninin Çapo? nun öldür-düğü eşeğime karşılık, kendi eşeğini vermeyi kabul etmesi olarak gösteriyorlardı. Çünkü Çapo bunu mahke-mede kabul ettiği için tahliye edilmişti. Bunun için, içine kapanmıştı. Kendisine ? geçmiş olsun ? diyen köy-lülere soğuk davranıyor, tahliye olduğundan bu yana kahvehaneye bile uğramıyordu. Anlaşılan Çapo? nun süngüsü düşmüştü.
Sonunda mahkeme kararı gereğince, Çapo? nun bana vermeyi kabul ettiği eşeği almaya gelmişti. Bütün köylüler Çapo? nun evinin oraya toplanmıştı. Çapo ise ortalarda görülmüyordu. Sadece ortalıkta ha- nımı görülüyordu. Çapo? nun hanımı beni çağırarak, boynuna ip bağlanmış, hayvanı teslim etti. Eşeğin ipini çekerek evime doğru gitmeye başladım. Köylüler de benimle birlikte geliyorlardı. Her kafadan bir ses çıkı-yordu. Kimi kahkaha atıyor, Çapo? ya imalı dokundurmalarda bulunuyor, kimi ise bana övgüler düzüyordu. Sizin anlayacağınız bir davul, zurnamız eksikti. Gören de bizim gelin çıkardığımızı sanabilirdi. Köylülerimiz-den Hüso? da benim gibi düşünmüş olacak ki; benim hanıma seslenerek,? Fate kadın gelinin ahırı hazır mı? ? deyince, kalabalıkta bir kahkaha tufanı kopmuştu. Herkes katıla katıla gülüyordu.
Bu gülme iki el silah sesinin duyulmasıyla kesildi. Silah sesinin geldiği yöne baktığımızda, öfke içinde ateş edenin Çapo olduğunu gördük. Hızla bize doğru geliyordu. Köylüler Çapo? nun nasıl bir kişi olduğunu bildiklerinden, çil yavruları gibi sağa, sola dağıldılar. Bir ben, bir de ipini tuttuğum eşeğim kalmıştık.
Çapo tüfeğine yeni fişekler doldurarak, bana doğrulttu. Ben ? tamam artık hayatım burada nokta-landı ? diye düşünürken, Çapo tüfeğini ateşledi. Fakat bana değil, ipini elimde tuttuğum yeni eşeğime? Zavallı kancık olduğu yere devrildi. Bir, iki debelendiyse de, sonunda hareketsiz kaldı. Çapo bana dönerek, ?sana Çapo? nun eşeğini aldım dedirteceğimi mi sandın! ? dedi. Ve hızla oradan uzaklaştı. Bense, hızla uzaklaşan Çapo? yu izlemekten başka bir şey yapamamıştım. İstesem de bir şey yapamazdım. Çünkü; Çapo gene Çapo? luğunu yapmıştı.
Kadınhanı Cezaevi/ 1999

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro