Category Archives: Biyografiler

Gogol’ün Dehası ve Dramı – Ataol Behramoğlu

gogolNikolay Googol (1809 – 1852) Aleksandr Puşkin’le birlikte 19.yüzyıl Rus edebiyatını besleyen ve yönlendiren en büyük iki kaynaktan biridir. Çağdaş ve arkadaş olan Puşkin’le Gogol’ün yaratıcılıklan arasında bir karşılaştırma yapmak çok ilginç olurdu. Her birinin etkisi günümüz Rus edebiyatında da duyumsanmakta olan bu iki dev yazardan Puşkin, Rus edebiyatında, yalınlığın, özlülüğün, zekânın, halksal duyarlıkla yoğrulmuş, ince bir alay duygusundan da yoksun olmayan canlı, akıcı bir lirizmin simgesidir denebilir.

Gogol’ün Palto’daki Dehası – Vladimir Nabokov

gogolGogol tuhaf bir adamdı, ama dahiler hep tuhaftır zaten; değer bilir okura, hayat hakkında kendi düşüncelerini geliştirme fırsatını ustaca veren şey sizin o sağlıklı,sıradan yanınızdır. Büyük edebiyat akla aykırılığın sınırında gezinir. Hamlet, nevrozlu bir bilge kişinin çılgınca rüyasıdır. Gogol’ün Palto’su hayatın karanlık seyrinde kara delikle açan, acayip, korkunç bir karabasandır. Metni üstünkörü bir gözle okuyan bir kimse, hikayede densiz bir soytarının maskaralıklarını bulacaktır sadece; ciddi okur ise Gogol’ün asıl amacının Rus bürokrasisinin yıldırıcılığını kınamak olduğunu sanacaktır. Ama güzel bir kahkaha atmak isteyen biri de “insanı düşündüren kitaplar” okumak için can atan kimse de Palto’nun aslında neyi anlattığını anlamayacaktır. Yaratıcı okuru getirin bana; işte bu hikaye onun için yazılmıştır.

“bize sırt çevirenlere değil, ellerini uzatanlara yakınlaşması” için Montaigne’nin çocukken yoksul bir ailenin yanına verilmesi

montaigneSoylu bir ad, bilincinde olmaksızın kendini hep korumak ve kuşaktan kuşağa iletmek iradesini içerir. Seigneur de Montaigne unvanını taşıyan ilk kişi olan Pierre Eyquem de Montaigne için de 1533 Şubatı’nın son gününde, doğumlarından hemen sonra yitirdiği iki kızının ardından onca özlemini çektiği ilk erkek evlada, yani bizim Michel de Montaigne’imize kavuşmak, gelecekte ünlü olacak bir soyun kurucusu olmanın müjdesidir. Baba, doğumun hemen ardından oğlu için misyonu andırır bir geleceği öngörür. Kendisi nasıl babasını eğitimde, kültürde ve toplum içindeki yeri bakımından geride bırakmışsa, oğlu da şimdi onu aşmalıdır.

Bilim dünyası kadınların hakkını teslim ediyor mu?

İnternette dünyanın en ünlü bilim insanları diye bir arama yapacak olsanız, Galile, Einstein, Newton, Darwin, Stephen Hawking gibi isimler çıkıyor.
Adı geçen birkaç kadından biri ise radyoloji biliminin kurucusu sayılan fizikçi ve kimyacı Marie Curie. Her iki dalda da Nobel Ödülü kazanmış olmasına rağmen, ikinci ödülünü aldığı 1911 yılında Fransız Bilim Akademisi’ne kabul edilmemişti.
Geçen hafta ‘bilim alanında çalışma yapan kadınların sorun yarattığı’nı söyleyen Nobel ödüllü İngiliz profesör Tim Hunt tepkiyle karşılanırken, kadınların bilim dünyasındaki yeri de tekrar tartışmaya açıldı.

İmlaya gelmeyen yazar: Aziz Nesin

aziz nesinAziz Nesin, imla kurallarına uymamasının gerekçesini şu sözlerle anlatıyor; ‘Balığın baştan koktuğu işlerin baştan kara gittiği memleketimizde, işe yeni baştan başlarken, imlâya gelmiyeceğimizi anlatmak için, bile bile böyle yapıyoruz.’

Yüreğim el sallar elinde mendil – Ali Ozanemre

ali_yüceRuhi Su(1), şair Ali Yüce’nin(2) “ABOOOV” adlı şiirini besteledi, “Semahlar Çocuklar Göçler Balıklar” adlı uzunçalarında (Sümeyra Çakır’la birlikte, ayrıca salt kendi sesiyle, Kadıköy Tiyatrosu Konseri’nde ve başka yerlerde) “Mürselekli Kadınlar” adıyla okudu. Bunlardan birinde ezgiye geçmeden şu açıklamayı yapıyor Ruhi Su:

Halkın şairi Ali Yüce (Antakya) anmasından izlenimler – Müslüm Kabadayı

ali_yüce“Küçük bir tüy gibiyim / Büyük bir kuşun kanadında…” demiş Ali Yüce. İki dizeyle parça-bütün ilişkisini ustaca betimlediği gibi özgürlük için harcanan emeğin, yaşamın değerini de mütevazıyla dile getirmiş şair. 29 Nisan 2015’te o büyük kuş, halkın şairini alıp sonsuzluğa uçuverdi. 30 Nisan’da Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda onu sonsuzluğa uğurlarken bu iki dizeyi okuduktan sonra şöyle demiştim: “Şimdi biz de diyoruz ki ona: İmgeler yeşersin toprağında…”

Stendhal’ın Günümüz İçin Anlam ve Önemi – Stefan Zweig

StendhalStendhal, bir sıçrayışta bütün bir yüzyılı, on dokuzuncu yüzyılı aşmıştır; hızını on sekizinci yüzyıldan, Diderot ve Voltaire’ in kaba özdekçilik’ini alıp, bizim psiko-fizyolojik çağımızın, psikolojinin bir bilim haline geldiği çağımızın ortalık yerine sıçramıştır. Nietzsche’nin dediği gibi “Ona bazı noktalarda erişebilmek, onu çok fazla etkileyen problemlerden bazılarını çözebilmek için iki kuşağın geçip gitmesi gerekmiştir“.

Unutuşun Kolay Ülkesine Bir Hatırlatma: Erdal Eren

erdal_eren12 Eylül 1980 darbesiyle idam edilenlerden biri de henüz 17 yaşında olan Erdal Eren’di. 

“Şimdi sessiz duruyoruz kıyısında bir düşüncenin
Unutmamak için çünkü unutuşun kolay ülkesindeyiz
Ölü balıklar geçiyor kırışık bir denizin sofrasında
Ve ellerinde fenerleriyle benim arkadaşlarım
Durmadan düşünüyorum
Ne kadar çok öldük yaşamak için.”
Onat Kutlar

“Yıldızlarla dolu bir yol beni götürdüğün…” Füruğ Ferruhzad

furuğ_ferruhzadGüneş Doğuyor
Bak nasıl içimde gözlerimin
Eriyor damla damla keder
Karanlık ve isyancı gölgem nasıl
Tutsağı oluyor güneşin
Bak
Yok oluyor tüm varlığım ve beni
İçine alıyor bir kıvılcım
Fırlatıyor taa doruklara
Bak nasıl