Category Archives: Biyografiler

Remzi Raşa – M. Şehmus Güzel

remzi-istanbul-da (2)Remzi direndi. Ölümle mücadelesini son anına kadar sürdürdü. Kendisine ayrılan zaman dilimini hakkıyla doldurdu ve aramızdan tebessümünü eksik etmeden çığlıklar atarak ayrıldı. Son birkaç yılda Paris’te yitirdiğimiz değerlerimize biri daha katıldı. Hayat böyle işte. Sıkıntılı da olsa, sonunda hepimizi bekleyen ölüm de olsa yaşanmaya değer. Remzi gibi bir ressam için ölüm mümkün mü? Herhalde değil çünkü hakikaten son derece yetkin ve kalıcı eserler bıraktı. Onu daha uzun yıllar hatırlayacağız mutlaka.

Dostoyevski, içeriden yaşamadıkça bir hiçtir

dostoyevskiFyodor Mihailoviç Dostoyevski ’den ve onun iç dünyamız için taşıdığı anlamdan layıkıyla söz etmek zor ve sorumluluk gerektiren bir şeydir; çünkü bu benzersiz cesamet ve güç, yeni bir ölçü ister.

İlk yaklaştığında kendi içinde bütün bir eser, bir yazar bulacağı yanılgısına kapılır insan; fakat sınırsız bir şey, kendi yörüngelerinde dönen yıldızlarıyla, gök kubbelerinin bambaşka müziğiyle bir evren keşfeder. Bu âleme sonuna kadar nüfuz edebileceğine dair cesaretini yitirir akıl: İlk fark edilen, büyüsünün fazlasıyla yabancı olduğu, fikrinin sonsuzluğa doğru fazlasıyla geniş olarak kümelendiğidir; iletisi, ruhun bu yeni gök kubbede, yurdunun göklerinde olduğu gibi bir anda bulup çıkaramayacağı kadar yabancıdır.

Ölüm, her yerdedir ve Montaigne onu yatakta değil, at sırtında karşılamak ister

montaigne22 Haziran 1580’de, on yıl sürmüş gönüllü bir iç sürgünün ardından —zaten hayatı boyunca gönüllü yapmadığı hiçbir şey olmamıştır- kırk sekiz yaşındaki Montaigne, kendisini neredeyse iki yıl boyunca karısından, kulesinden, vatanından ve çalışmalarından, kısacası kendisinin dışında her şeyden uzaklaştıracak olan uzun bir yolculuğa çıkar.

Bu, maviliklere açılan bir yolculuktur; sırf yolculuk için, daha iyi deyişle yolculuğun zevki uğruna yapılan bir yolculuktur. O zamana kadar Montaigne’in yolculukları mahkemenin, sarayın isteğiyle ya da işler gereği yapılmış, yarı görev yolculukları niteliğini taşımıştır. Bunlar, daha çok gezintiler olmuştur – şimdiki ise gerçek bir yolculuktur; hedefi ise Montaigne’in sonrasız hedefinden, yani kendini bulma hedefinden başkası değildir.

%60’ını aptal olarak gördüğü bir halka, Aziz Nesin neden sıkı sıkıya bağlıdır?

aziz nesinYüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin
Zübük, Gol Kralı, Vatan Sağolsun, Toros Canavarı… Yazdığı her öykü, her roman sanki Türkiye’nin bir fotoğrafı. Evet Aziz Nesin’den bahsediyoruz. Bugün Aziz Nesin olmadan geçen 20. yılı geride bıraktık. Peki Aziz Nesin’in son günleri, vasiyeti ve toplumumuz için gerçek tespitleri neydi? İşte size Yüzde kaçımızın ne olduğunu tespit eden adam: Aziz Nesin!

“Neden bu kadar çok acı var şiirlerinde?” diye soruyorlar bana – Metin Altıok

metinaltiokBir yanım göçük altında kalmış, çürüyor. Bir yanım son umuduyla 900’lü telefonlara sarılıyor. Bir yanım dağ başlarında kurşunlanmış yatıyor. Bir yanım çaresiz kendini satıyor. Bir yaram canına kıymanın uygun yollarını arıyor. Bîr yanım avuç açmış dileniyor sokaklarda. Bir yanım seccadenin üstünde beş vakit namaz kılıp Tanrı’ya yakarıyor. Bir yanım şifa bekliyor hastane kapılarında. Bir yanım iş arıyor durmadan. Bir yanım hapiste gün sayıyor. Bir yanım kara—sevda ile için için yanıyor. Bir yanım ölesiye dayak yiyor gözaltında. Bir yanım kayıp ilanlarıyla aranıyor insanlık namına. Bir yanım can veriyor faili meçhul cinayetlerle. Bir yanım başkaldırırken, yaltaklanıyor bir yanım ve kanatıyor kendini geriye kalanım.

Cervantes: hayatı en korkunç yanıyla tanıdığı halde tutkuyla sevmek – Elias Canetti

CervantesHer iki çağdaş, Cervantes ve Shakespeare: Biri hakkında pekçok şey bilinirken, öteki hakkında hiçbir şey bilinmiyor. Bilmekle bilmemek ters yönde olsa durumları ne olurdu?
Aşağılanma konusunda Dostoyevski, onu en iyi bilen biri olarak gerçekten çok şey bilir. Bana, gururu iyi bilen Cervantes daha yakındır.

Gogol – Elias Canetti

gogolGogol’ü canlı tutan, onun kalpsizliğidir. Bu, onun korkusu kadar büyüktür. Bundan sıyrılmak için alay eder, ama korkusu asla dinmez.
Artık dış dünyaya yönelmeyen hicivci, etik bir varlık olarak yok olur. İşte Gogol’ün kaderi.

Ey Tebrizli Şems, yüzünü gördüğümden beri dinim aşktır – Mevlana

mevlana_ve_ŞemsYakın bir dosta ve düşünce arkadaşına sahip olmanın mutluluğundan sonra yeniden yalnız kalmak, Celâleddin için ölümden beterdi. Aklı bu ayrılığın düşüncesine bile karşı çıkıyordu.

Tadına doyamadığım ömür gibi gidiyorsun ama bizi unutma
İnadımıza ayrılık atma eyer vurdun ama, bizi unutma
Gökkubbe altında ne dostlar bulursun sen ama

“Hiçbir işe yaramaz ve haddini bilmez yazar bozuntusuyum.” Montaigne

montaigneDüşünceler, Montaigne’in kafasında birbirini izlemektedir; Montaigne, onları kendini hiçbir yükün altına sokmaksızın kâğıda döker; çünkü Montaigne Şatosu’nun efendisi, bu küçük denemeleri bastırmayı aklının ucundan bile geçirmemektedir. “Düşüncelerimi böyle kumaştan kesilme, belli bir plan ya da niyet olmaksızın bir araya getirilmiş desenler gibi ortalığa saçıverdiğimde, ne onları savunma ne de onlara bağlı kalma yükümlülüğü altına giriyorum. Canım istediğinde onları terk edebilirim; kuşkularıma, güvensizliğime geri dönebilirim; tinsel bakımdan bana egemen olan konuma, yani bilgisizliğime geri dönebilirim.”

Şems’in göz kamaştırıcı ışığında Mevlâna’nın gölgesi kayboldu

mevlana_ve_ŞemsHiç ara vermeden üç ay sürdü Celâleddin Rumi’yle Şemseddin Tebrizi’nin söyleşisi. Güz geçmiş, kış geçmiş, ilkbahar ucun ucun kendini göstermeye başlamıştı. Celâleddin’i bilen, tanıyan herkes için o ölmüş, onun suretinde bir başkası doğmuştu.