Bertrand Russell: Nietzsche’nin öğretileri hakkında neler düşüneceğiz?

nietzscheNietzsche (1844-1900) kendisini haklı olarak Schopenhauer’ın ardılı olarak görmüştü. Bununla birlikte, o pek çok bakımdan Schopenhauer’dan üstündür. Özellikle öğretisinin tutarlılığı ve bağdaşımıyla.
Schopenhauer’ın doğulu dünyadan el çekme ahlakı, onun istemi kadir-i mutlak sayan metafiziğiyle uyuşur görünmemektedir. Nietzsche’de istem, metafizik olduğu denli ahlaksal üstünlüğe de sahiptir.
Nietzsche bir profesörse de akademik olmaktan çok, edebi bir filozoftu. Ontoloji ve epistemolojide yeni teknik kuramlar bulmuş değildi. Onun önemi ahlak alanındaydı daha çok ve sonra, keskin bir tarihsel eleştirici olmasında.

Read more…

Bertrand Russell: İbn Rüşd; İslam felsefesi için bir sondu, Hristiyan felsefesi içinse bir başlangıç

İbn-i Rüşdİbnu Rüşd (Avrupalılar Averroes derler) (1126-1198) İslâm dünyasının öbür ucunda yaşamıştır. Cordoba’da doğan İbnu Rüşd’ün babası ve büyük babası kadıydı, kendisi de önce Sevilla’da, sonra Cordoba’da kadılık yapan İbnu Rüşd, önce teoloji, fıkıh, sonra tıp, matematik ve felsefe tahsil etmiş, halife Abu Yakub Yusuf’a Aristoteles’in eserlerini şerhetmeye yetenekli bir kişi olarak tavsiye edilmişti. (Bununla birlikte o, Graikosça bilmezdi). Abu Yakub Yusuf, İbnu Rüşd’ü himayesine almış, 1184’de onu kendi doktoru tayin etmiş, fakat maalesef hasta Abu Yakub iki yıl sonra ölmüştür.

Read more…

Musa Anter’in Hatıralarında Neyzen Tevfik

musa_anterAslen Çerkesdir. Amcasının oğlu ve kendisi gibi içki düşkünü Kemal Efendi, Fırat Yurdu’nda aşçım idi. Bu bakımdan “Çerkes” di diyorum. Yoksa Neyzen’in ağzından değil milliyetini, insanlığını bile dinlemek mümkün değildi.

Adana Lisesi’nden beri hâlâ arkadaşlığımı sürdürdüğüm, Rodos Adası’ndan İhsan Ada, Neyzen’in çok yakını idi. İhsan Ada bir ara Vatan’da yazı işleri müdürlüğü, daha sonra Hatay milletvekilliği yaptı. Hiç kullanmadığı diplomasını Hukuk Fakültesinden almıştı. Sık sık Fırat Yurdu’na gelirdi. İmkanlarım ölçüsünde yardımcı olmaya çalışırdım. Bir gün, Mahmudiye Oteli’nde kalan ve kendisini çok seven Neyzen Tevfik ile beni tanıştırdı. Neyzen sarhoştu. O mahmur gözleri ile bana bakarak, “Ulan sen Kürt müsün?” dedi. “Evet” dedim. “Öyleyse gel otur” dedi. Yani demek oluyor ki, eğer Kürt olmasaymışım “otur” demeyecekti.

Read more…

Musa Anter’in Hatıralarında Halide Edib ve A. Adnan Adıvar

musa_anterDenilebilir ki, yahu Musa sen kim Halide Edib ve Ahmed Adıvar kim? Ama öyle düşünmemek lazımdır. Bazen fakir bir adam define bulur veya toto-lotodan para çıkar, aniden zengin olur. İşte ben de böyleyim. Zıvıng’ın mağara çocuğu, kimleri bulup zengin olmadı ki!

İşte şimdi anlatacağım Adıvar ailesi de bulduğum en değerli definedir.

Read more…

“Ece Ayhan Çağlar” Hakkında Bilinmeyenler – Zafer Yalçınpınar

ece_ayhan‘İkinci Yeni’ şiir akımının ağababası Ece Ayhan Çağlar, 14 yıl önce bugün -12 Temmuz 2002 tarihinde- vefat etti. ‘Sıkı şair’ Ece Ayhan, 1950’li yıllarda kaleme aldığı ilk şiirlerinden başlayarak 1990’ların sonuna kadar uzanan yarım yüzyıllık edebiyat serüveninde Türk dilinin bilişsel sınırlarını zorlayıp ‘imgesel alan derinliği’ni genişleten ve sonuç olarak da Türkçe’nin tahayyül gücünü (imgelemini) özgürleştiren özel bir “şiir dili” kurmuştur. Bir anlamda, dili kırmış ve dilin imkânlarını arttıracak yapısöküm yöntemlerini yürürlüğe sokmuştur.

Read more…

Carl Gustav Jung: Psikoloji ve Edebiyat

Carl Gustav Jung
Carl Gustav Jung

CARL GUSTAV JUNG- PSİKOLOJİ VE EDEBİYAT
Psişik süreçlerin incelenmesinden başka bir şey olmayan psikoloji, edebiyatın incelenmesi konusuna da el atabilir; çünkü insan ruhu (psyche) bütün bilimlerin ve sanatların kaynağıdır Bir yandan, belli bir sanat eserinin oluşumunu açıklamasını, öte yandan bir kimseyi sanat bakımından yaratıcı kılan faktörleri ortaya çıkarmasını, psikolojik araştırmadan bekleyebiliriz.

Read more…

Alfred Adler: Dostoyevski

Alfred Adler
Alfred Adler

Dimitri Karamazof’un, Sibirya’da maden ocaklarında umduğu şey, öncesiz — sonrasız uyumun (ahengin) türküsünü çağırmaktır. Suçlu ama mâsum babaKatili dine döner ve herşeyi — bağışlayan uyum içinde kurtuluşunu bulur-

Bir elyazısındaki her kıvrılışı yorumlayabilen, düşüncelerini hiç zorluk çekmeden dile getirebilen ve başkalarının aklından geçenleri o saat kavrayan Prens Mişkin, tatlı tatlı gülümseyerek şöyle der: «On beş yıl boyunca budalaydım, ben». Burada, tasarlayabileceğimiz bütün karşıtlıklardan daha büyük bir karşıtlıkla karşılaşırız.

Read more…

Filozof Ömer Hayyam – Sadık Hidayet

hayyamın teraneleriFİLOZOF HAYYAM
Hayyam’m felsefesi hiçbir zaman güncelliğini yitirmeyecektir. Çünkü küçük gibi görünen ama içi özlü bu terâneler muhtelif devirlerde insanı derbeder eden önemli ve karanlık felsefî problemleri, cebren insana yüklenen sorunları, çözülmeden kalan sırları ele alır. Hayyam bu ruhî işkencelerin tercümanı olmuştur. Onun feryatları milyonlarca insanın acılarının, ıstıraplarının, korkularının, umutlarının, elemlerinin yansımasıdır.
İnsanlar bunları düşünerek sürekli azap çekmiştir. Hayyam terânelerinde garip bir dil ve üslupla tüm bu zorlukları, muammaları, bilinmezlikleri açıkça, gizlisi saklısı olmadan çözmeye çalışır. Asabî ve ürpertici gülüşlerinin altında, dinî ve felsefî sorunları halledip, hissedilir ve akılcı bir çözüm yolu arayışına girer.

Read more…

Yaşadığı dönemin başarılı bir yansıtıcısı: Balzac

balzacBALZAC ÜZERİNE
Dünya romanının büyük adlarından biri olan Balzac’ın ailesinin kökleri Tarn eyaletinin kuzeyine kadar ulaşır. Sonradan Balzac adını alan Balssa ailesi oldukça kalabalıktır.. Balssa, Oc dilinde “yüksek kaya” anlamına gelmektedir. Bir köylü ailesinden çıkmış olan babası asalet unvanı “de”yi
adının başına’ kendi eklemiştir. Oğlu da bunu ömrü boyunca kullanmıştır.
1746’da doğan babası Bernard Francois Balssa, ailesinin çiftliğinde tarım, işleriyle uğraşmış, bundan sonra oranın papazından ders almış, Paris’e gitmiş, hukuki bilgilerini ilerletmiştir.

Read more…

Orhan Veli’nin kaleminden La Fontaine’ in hayatı

Orhan VeliSevgili çocuklar,
Bu kitapta okuyacağınız şiirleri gerçi sizler için tercüme ettim. Ama hiç bir zaman onları çocukça bulmadım. Zaten sizi de küçük görmüyorum. Güzel şeyleri siz de büyükler kadar anlar, büyükler kadar seversiniz. Elbette, yaşınız ilerledikçe, bilginiz de artacaktır. Ama bu, bilginiz artıncaya kadar kötü şeyler, basit şeyler okuyacaksınız demek değildir. Bilginizin anlayışınızın artması, zevkinizin incelmesi ancak büyük eserler, kıymetli eserler okumakla olur.

Read more…

Kafka’da başkaldırı ve boyun eğiş

KafkaBAŞKALDIRI VE YAZGIYA BOYUN EĞİŞ
Kafka’nın temel yaşantısı, «Babasınm Dünyası» ile olan uyuşmazlığıydı. Bu dünyaya başkaldırmıştı; ama bu tutumu aynı zamanda bir suç, bir uyum yeteneksizliği, o dünyaya girecek güçten yoksun olduğu için bir dışlanmışlık olarak duyumsuyordu. Özü açı­sından küçük burjuvaya özgü nitelik taşıyan bu baş­kaldırı, içerdiği çelişkiyle birlikte «Dava» da aşılması olanaksız bir yoğunlukla biçimlendirilmiştir.

Read more…

Kafka’da çıkış yolu için savaşım

kafka.ÇIKIŞ YOLU İÇİN SAVAŞIM
Kafka, kendisinden önce kimsenin yapmadığı bi­çimde, yabancılaşmayı en uç noktasına değin betimledi, ama bunun yanı sura da çaresizlik içersinde bir çıkış yolu bulmak için savaştı. Kafka’yı yalnız karanlık, yalnız arayan, yalnız nihilist ve sürekli umutsuz biri diye gören, onun kişiliğini çarpıtmış olur. Kafka geçmişe bakan, içinde yaşadığı zamanı ancak geçmişe, donmuş görüntülerin ve nesnelerin toplamına, anıların yıkıntılarından oluşma yığma gömülerek gerçekliğe dönüştürebilen insanla, geleceği düşleyen, şimdiyi geleceğin başlangıcı, henüz biçimlendirilmemiş bir olanaklar dağarcığı diye duyumsayan insan arasındaki çizginin orta yerindedir. Yalnız biyolojik alanda değil, aynı zamanda toplumsal alanda da bu konumlardan ikincisi gençliği, ilki de yaşlılığı simgeler. Kafka’nın dünyasında geçmişin duvarları arasında tutuklu kalan, çürüyen yaşlı bir evren gençlikle, günün ilk ışık arıyla, hiçbir zaman yitip gitmeyen ütopyayla karışır.

Read more…

Puşkin’i nasıl anlatmalı? – Ataol Behramoğlu

puşkinYapıtlarının tümünü asıllarından ve birçok kez okuduğum, Türkçede iki kalın cilt tutan anlatı (roman-öykü) türünde yapıtlarını birkaç yıl emek vererek dilimize çevirdiğim, yani üstünde yoğun biçimde kafa yorduğum Aleksandr Puşkin üstüne yazmak bana her zaman güç gelmiştir… Rus edebiyatının herhangi bir baş­ka yazarı üstüne, Gogol, Dostoyevski, Turgenyev, Çehov, Tolstoy vb. konusunda sanki daha kolaylıkla yazılabilirmiş duygusu var içimde… Onların yaşam süreçlerini ve yapıtlarındaki ana özellikleri bir tanıtma yazısı içinde özetlemek sanki daha kolay… Nereden geliyor bu duygu? Söz konusu yazarlar Puşkin’den daha mı az de­ğerliler? Hiç kuşkusuz, söylenemez böyle bir şey… Ondan daha mı az yazmışlar, ya da daha mı az yoğun yaşamışlar? Böyle bir şey de söz konusu değil… Yukarda adını ettiğim yazarların her birinin toplu yapıtları Puşkin’inkinden daha çok sayfa tutar. Ve her birinin ya­şamı, Puşkin’inkinden daha az yoğun ya da trajik değildir. Öyleyse Puşkin üstüne konuşma zorluğu nereden kaynaklanıyor?

Read more…

Kafka’da kişilik ve işçi sınıfı

KafkaKİŞİLİK VE İŞÇİ SINIFI
Çağımız insanının temel sorunu, yani yabancılaş­mayı aşmak için birey ile toplumun, Ben ile dış dünyanın birleştirilmesi, Kafka’nm yapıtlarının çekirde­ğini oluşturur. Bir toplum teki niteliğiyle, umutsuz bir bireysel başkaldırıyla yabancılaşmış bir dünyanın kar­şısına dikilmek değil, bir yere alınabilmek, bir topluma ait olmak, böylece de korkudan, yalnızlıktan kurtulmak, Kafka’nm yıkılması olanaksız tutkusudur. Milena’ya yazdığına göre «her şeyi kapsamına alan» korkusu, «belki yalnızca korku değildir, korku uyandırı­cı ne varsa tümünden güçlü olan bir şeye duyulan özlemdir…»

Read more…

Cemal Süreya’nın annesi ve babası

Cemal-SureyaANNE
Annem çok küçükken öldü
Beni öp, sonra doğur beni

Cemal Süreya’nın annesi Gülbeyaz, Erzincan’ın Karatuş köyünden, kara kaşlı, kara gözlü bir Zaza kızı. Öylesine beyaz tenli ki, nüfusta Güllü olarak kayıtlı olduğu halde yakın çevresindeki adı, Beyaz. Annesini çok küçükken kaybetmiş, babası Çanakkale’de şehit düşmüş; onu ve erkek kardeşini amcası büyütmüş.

Read more…

Shakespeare Hakkında Bilmediğiniz 9 Şey

shakespeareShakespeare Hakkında Bilmediğiniz 9 Şey:

1. Shakespeare’in babası ‘bira gurmesi’ gibi birbirinden farklı birçok işte çalıştı
Bir çiftçinin oğlu olan Shakespeare’in babası John Shakespeare, 1551’de Stratford kentine geldiğinde birçok işte çalıştı. Deri, yün, malt ve mısır satan John uzun süre farklı alanlarda esnaflık yaptı. 1556 yılında ekmek ve malt likörü teftişinden sorumlu ‘bira gurmesi’ olarak atandı. 1557 aristokrat bir ailenin kızı olan Mary Arden’la evlendiğinde sosyal statüsü de arttı. John bir süre sonra da Stratford’un belediye başkanı olarak göreve başladı.

Read more…

Ahmet Oktay: Halide Edip, Benerci’yi bir başyapıt, Nazım ’ı da dahi olarak nitelemiştir

ahmet oktay

NAZIM’A VE ŞİİRİNE DAİR
Yeniden yurttaşlığa alınmasını sağlamak amacıyla yapılan girişimlerle çeşitli etkinlikler ve Milliyet’le yayınlanmaya baş­layan Vera’nın Anıları, kamuoyunda Nazım Hikmet’i yeniden popüler bir ad haline getirdi. Nazım Hikmet’in yurttaşlık, sorununu sağlığında fazla ciddiye aldığını sanmıyorum. Çünkü, kendisine yurttaşlık belgesini nüfus memurluğunun ya da daha başka bir makamın değil, doğrudan doğruya Türkçe’nin verdiğini biliyordu.
Nazım Hikmet’i bu yüzden yurttaşlıktan çıkarabilecek ya da Türkçe’den sürebilecek hiçbir güç yoktur.

Read more…

Lenin: Tolstoy ve İşçi sınıfının mücadelesi

TolstoyTOLSTOY VE İŞÇi SINIFININ MÜCADELESi
Tolstoy egemen sınıfları olağanüstü bir güç ve içtenlikle yermiş ; günümüz toplumunun ayakta durmasına yardım eden kilise, adalet, militarizm, «yasal» evlilik, burjuva bilimi gibi tüm kurumların iç yalanını çarpıcı bir biçimde belgelemiştir. Böyle olmakla birlikte, Tolstoy’un öğretisi, yaşamla, emekle ve bugünkü düzenin mezar kazıcısı durumunda bulunan işçi sınıfının mücadelesiyle tam bir uyuşmazlık halindedir.
Peki ama, Leon Tolstoy’un öğütlerinin yansıttığı görüş hangi görüştür? Bugünkü yaşamın efendilerinden öteden beri nefret eden, ancak, bu efendilere karşı girişilecek bilinçli ve tutarlı mücadeleye, sonuna kadar ve amansızca sürdürülecek kavgaya henüz ulaşmamış olan o Rus halk yığınları, o milyonlarca insan Tolstoy’un ağzı ile konuşuyorlardı.

Read more…

Slavoj Zizek ‘e göre Mutlaka İzlenmesi Gereken Filmler

zizekSlavoj Žižek (Okunuşu: Slavoy Jijek) (d. 21 Mart 1949 Ljubljana, Slovenya) Sloven Marksist sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni.
Ljubljana, Slovenya’da (o tarihte Yugoslavya’nın bir parçasıydı) doğdu. Felsefe doktorasını Ljubljana’da aldı ve Paris Üniversitesi’nde Psikanaliz eğitimi gördü. 
Žižek popüler kültürün yeniden okunmasında Jacques Lacan’ın çalışmalarını kullanmasıyla ünlüdür. Şu konuları da içeren sayısız konuda yazmaktadır; ideoloji, köktendincilik, hoşgörü, politik doğruluk, küreselleşme, öznellik, insan hakları, Lenin, mit, internet, postmodernizm, çokkültürlülük, post-marksizm, David Lynch ve Alfred Hitchcock. Çağdaş felsefenin görmezden gelinemeyecek önemli bir ismidir.

Read more…

Akira Kurosawa’nın En Sevdiği 100 Film!

akira kurosawaAkira Kurosava (23 Mart, 1910 – 6 Eylül, 1998) Japon film yönetmeni, film yapımcısı, senarist ve kurgucu. 57 senelik kariyerinde 30 film yöneten Kurosawa, sinema tarihinin en önemli ve etkileyici yönetmenlerinden biri olarak kabul edilir.

Akira Kurosawa’nın, sinema tarihinde favori 100 filmi:

Read more…