Category Archives: Biyografiler

Giordano Bruno: Karanlığın aydınlığa çıkması için kendini ateşe vermekten çekinmeyen bir insan

Giordano Bruno1548 yılında doğmuş olan, İtalyan filozof, rahip, gökbilimci ve okültist Giordano Bruno. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biri ve şair yönüyle de edebiyata en yakın duranı. Ona “doğacı coşkunluğun düşünürü” demek hiç de yanlış olmaz. Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer alan Giordano Bruno, Kopernik’in tezini de cesaretle savunmasıyla biliniyor.

Thomas Edison’un 1909 yılında Mark Twain ‘ı çektiği görüntüler

mark twainBüyük mucit Thomas Edison, 1909 yılında Mark Twain’in evini ziyaret etti. Edison’un çektiği görüntülerde Mark Twain evinin etrafında dolaşıyor ve kızları, Clara ve Jean ile birlikte kahve içiyorlar. Film sessiz ve bozulmuş olduğu gözüküyor. Ama yazarın bilinen tek filmi. Twain, bu filmden bir yıl sonra kalp rahatsızlığından hayatını kaybediyor.

Necip Fazıl Kısakürek’in ‘öteki’ portresi

Necip Fazıl KısakürekHayata gözlerini, başı gövdesinden büyük bir çocuk olarak 26 Mayıs 1904 günü Çemberlitaş’ta dört katlı bir konakta açan Ahmet Necip (asıl adı buydu) varlıklı bir ailenin çocuğuydu. Hariciye nazırlığına kadar yükselmiş bir paşanın damadı olan dedesi Maraşlı Kısakürekzade Hilmi Bey, Mecelle yazarları arasında yer almış, fakat aynı zamanda Fransız kültürüyle de beslenmiş, Légion d’Honneur nişanı sahibi bir hukukçuydu. Babaannesi Zafer Hanım Halep valiliği, Hariciye Nezareti müsteşarlığı ve Zaptiye Nazırlığı yapmış olan Salim Paşa’nın kızıydı. Babası hukukçu Fazıl Bey ailenin tek erkek evladıydı. Fazıl Bey küçük yaşta Mediha Hanım ile evlendirilmiş, Hukuk Fakültesi’ni oğlu Necip doğduktan sonra bitirmişti.

Mütereddid Hitlerci: Said-i Nursi

Said-i NursiBediüzzaman Efsanesi ve Saidi Nursi Gerçeği (Patika Yayınları 2015) adlı önemli kitabın yazarı Emrah Cilasun’dan öğrendiğime göre, İkinci Dünya Savaşı başladığında Kastamonu’da mecburi ikamette olan, 1943-1944’te Denizli Hapishanesi’nde yatan ve savaşın sonunu Emirdağ’da karşılayan Said-i Nursi, “Milli Şef’in 1941’den 1944’e kadar İkinci Dünya Savaşı’nda izlediği politikayla Nursî’nin aynı yıllarda aldığı pozisyon arasında muazzam benzerlikler söz konusuydu.

“Her türden kişi putlaştırmasına tiksinti duyuyorum” Karl Marx

marxMARX’tan HAMBURG’daki W. BLOS’a
Londra, 10 Kasım 1877.
Bizler, her ikimiz de, tanınmışlığa zerrece önem vermeyiz. Bunun örneğin bir kanıtı, her türden kişi putlaştırmasına karşı duyduğum tiksinti nedeniyle, Enternasyonal’in var olduğu süre boyunca çeşitli ülkelerden gelen ve beni çok rahatsız eden sayısız takdir ve teşekkür ifadelerinin yayınlanmasına hiçbir zaman izin vermedim ve ara sıra yaptığım azarlamalar dışında bunları hiç cevaplamadım.

Milena’nın, Kafka’nın ölümünden sonra kaleme aldığı metin

milena-jesenskaViyana banliyösü Klostcrncuburg yakınındaki KierJing Sanatoryumu’nda önceki gün, Prag’da yaşamakta olan Alman yazar Dr. Franz Kalka öldü. Kimseye benzemeyen biri olduğundan burada onu çok az kişi tanırdı, son derece bilge ve yaşamdan ürken bir insandı; yıllardan beri ciğerlerinden hastaydı, hastalığı tedavi ettiriyordu, ama bir yandan da onu bilerek besliyor ve düşünsel olarak destekliyordu.

Tolstoy’un zenginlere olan nefreti

Tolstoy23 Mart 1900’de kızı Tanya’da bir beyin apsesi çıktı, Moskova’da bir operasyon yapıldı. Cerrah von Stein yan odada bekleyen Lev Tolstoy’u bir göz atsın diye çağırdı. Tolstoy kalbi sıkışarak içeri girdi, beyaz önlüklülerin önünde solgun, kafatası açık, yüzü kan içinde yatan kızını gördüğünde bayılır gibi oldu. Buna sinirlenen Sonya’nın hastaneyi ayağa kaldıran çığlıkları arasında Tolstoy’u tutup çıkardılar. Bu olayda Lev Tolstoy’u etkileyen, görüntünün korkunçluğu ya da cerrahın sezgiden yoksun oluşu değil, pek çok insan parasızlık yüzünden hastalıktan ölürken kızı gibi kimi imtiyazlı kişilere gösterilen ilgideki adaletsizlikti. Ertesi gün 24 Mart’ta Günlük’üne şunları yazdı:

Tolstoy’un karısına veda mektubu, evinden kaçışı ve ölümü

Tolstoy82 yaşındaki Tolstoy, evden kaçışının üçüncüsünde geri dönmemeye kararlı olarak bir daha görmek istemediği karısına bir veda mektubu yazmıştı:
“Gidişim sana acı verecek, üzgünüm, bana inan ve başka türlü yapamayacağımı anla. Benim evdeki durumum çekilmezdi ve çekilmez oldu. Öteki nedenlerin yanısıra, şatafatlı koşullar içinde, eskiden olduğu gibi, yaşamayı sürdüremedim ve benim yaşımdaki ihtiyarların göreneğine uyarak, dünyayı terkedip, yaşantımın son günlerini sessizlik ve yalnızlık içinde geçirmek istedim.(…)

Nazım Hikmet’in Kadıköy’ü

nazım_hikmetNAZIM HİKMET’İN KADIKÖY’Ü
Nazım Hikmet 1925’te Moskova’dan döndüğünde babası Kadıköy ile Moda burnu arasında ahşap bir evde oturmaktadır. Annesi Celile Hanım da Cevizlik’te iki katlı ahşap bir eve yerleşmiştir. Babası Hikmet Bey, bir süre Süreyya Paşa’nın yaptırdığı Süreyya sinemasının müdürlüğünü yapar. Bu sırada da ölür. Yıl 1932…Hikmet Bey’in ölümünden sonra aile bağlı bahçeli bir eve taşınmak ister. Mithat Paşa ailesine olduğu söylenen çamlıklı bir evi 50 lira aylık kira ile tutarlar. İki koyun, kırk kadar tavuk alırlar.

Kısa bir Kafka profili

kafkaFranz Kafka çok çelimsiz biriydi. Öyle çelimsizdi ki hayatı boyunca kendisinden daha zayıf biriyle karşılaşmadı. Dışarıdan bakıldığında yaşamı da pek renkli sayılmazdı. Franz Kafka 3 Temmuz 1883 günü tüccarlık yapan Hermann Kafka ile kızlık soyadı Löwy olan Bayan Julie Kafka’nın ilk çocuğu olarak Prag’da dünyaya geldi. Kafka Berlin’in dışında Münih, Zürih, Paris, Milano, Viyana, Budapeşte, Venedik ve Verona’da bulundu. Kafka Yahudi’ydi. Kuzey Denizi’ni, Baltık Denizi’ni ve İtalya’nın Adriyatik kıyılarını gördü. Kafka’nın hayatında aşk hiç eksik olmamıştır; en tutkulu ilişkisi bir gazeteci olan ve bavul taşıyarak para kazanan Milena Jesenská ile yaşadığı, en mutlu olanı ise Dora Diamant ile yaşadığıdır. Franz Kafka üç kez nişanlanmıştır: iki kez memure Felice Bauer’le, bir kez de Praglı bir sekreter olan ve daha sonra da tuhafiyecilik yapan Julie Wohryzek’le.

Orhan Kemal – Fikret Otyam

orhan-kemalO canım yüreği Orhan Kemal’in, ilk ve son kez kötülük etti 2 Haziran 1970 saat 21.15’te «emeğine son verdi .. 
Bükülmez bir devrimci, yüce gönüllü gerçek bir halk yazarı; şurda-burda işsiz kalan ırgatların, mapusane çilekeşlerinin, üç-beş kuruş kazanan küçük memurların, emeklilerin, çocukların, kimsesiz çocukların, iplik fabrikası kız ve delikanlılarının, iplik hükme makinelerinin başında yorgunluktan uyuyan bebelerin, sokakları süpüren çöpçülerin, «küçük adam»ların, mavi tulumlu akıllı-akılsız, uyanık-uyur emekçilerin,

Oyun / Bozan: Oğuz Atay – Serkan Fırtına

Oğuz-AtayTürk edebiyatının kıyısında yaşayarak ve o denizin etrafında dönüp iç sularına uzun yıllar giremeyen yazarlarımızdan akla ilk gelen isimlerden birisi Oğuz Atay’dır. İşin ilginç ve bir o kadarda trajik olan yanı ise Atay ile okuyucunun tanışmasının yazarın ölümünden epey bir zaman sonra gerçekleşmiş olmasıdır. Günümüzde üzerine bilimsel tezlerin, araştırmaların, yüzlerce yazının yazıldığı Atay’ın kitapları baskı üstüne yeni baskılar yapmaktadır.