Tinsel Söyleşiler – Bedriye Korkankorkmaz

İnsanın ruhsal, duygusal, ille de düşünsel bilinmezliğini bilinir yapmak hiç kuşkusuz ki imkânsız. Çocukluğumdan kalan bir merakla bu imkânsız duygunun peşinden koşuyorum soluk almadan.

devamını okumak için tıklayınız

Dostoyevski’yi gördüğümüzde ilk izlenim her zaman dehşettir, ikincisi ise büyüklük. – Stefan Zweig

Hayatının Trajedisi
“Non vi si pensa quanto sangue costa.” (Ne kadar kana mal olduğuna inanmazsınız.) Dante

Dostoyevski’yi gördüğümüzde ilk izlenim her zaman dehşettir, ikincisi ise büyüklük. Onun kaderi de ilk bakışta, yüzünün köylü ve sıradan olması kadar dehşetli ve kabadır.

devamını okumak için tıklayınız

Stefan Zweig: Kader, hep güçlülerden ve zorbalardan yanadır.

WATERLOO: DÜNYANIN YAZGISINI BELİRLEYEN AN
Napoléon, 18 Haziran 1815
Yazgı hep güçlülerden ve zorbalardan yanadır. Tek bir kişiye yıllar boyu kul köle olur. Sezar, Büyük İskender ve Napolèon’lara olduğu gibi; çünkü o, kendisine benzeyen, kendisi gibi ele avuca sığmaz insanları sever.

devamını okumak için tıklayınız

Albert Camus: Bir insan söylediği şeylerden çok, söylemedikleriyle insandır. Söylemeyeceğim şeyler var.

FETİH
“Hayır, der fatih, eylemi sevmem için düşünmeyi unutmam gerekmiş olduğunu sanmayın. Tersine, inandığımı kusursuzca tanımlayabilirim. Çünkü ona güçle inanıyorum, onu açık, kesin bir görüşle görüyorum.” Bunu anlatamayacak kadar fazla biliyorum, diyenlerden sakının. Çünkü anlatmayı beceremiyorlarsa, bilmedikleri ya da tembellik yüzünden, kabukta kaldıkları içindir.

devamını okumak için tıklayınız

Albert Camus: “Şunu öğrendim ki, top birine hiçbir zaman beklediği yönden gelmiyor.”

CAMUS
1930’da Albert Camus, Cezayir Üniversitesi takımının kalesini koruyan melekti. Çocukluğundan beri kaleci olarak oynamaya alışmıştı, çünkü orada ayakkabılar daha az eskiyordu. Fakir bir ailenin çocuğu olan Camus için sahalarda koşmak bir lükstü. Her gece büyükannesi onun ayakkabılarının tabanını kontrol eder, eskimiş bulursa onu döverdi.

devamını okumak için tıklayınız

Eduardo Galeano: Hakem, hiçbir muhalefete imkân vermeden dikta rejimini sürdüren aşağılık bir tirandır

HAKEM
Hakem, yaptığı işin tanımı itibariyle keyfidir. Hiçbir muhalefete imkân vermeden dikta rejimini sürdüren aşağılık bir tirandır o. Bir aktörün hareketlerini andıran hareketlerle tartışmasız otoritesini konuşturan koskocaman bir cellattır aynı zamanda.

devamını okumak için tıklayınız

Cennetten Son Haberler – Umberto Eco

Aşağıdaki bölümler, cansız bedeni Ararat Dağı’nın bayırlarında bulunmuş olan gezeteci John Smith’in not defterinden alındı. Smith’in çalıştığı gazete onun özel bir görevle Küçük Asya’ya gönderildiğini doğruluyor, ama bu görevin niteliğini açıklamayı reddediyor.

devamını okumak için tıklayınız

Franz Kafka: “Soylular ne yaparsa, işte yasa odur. “

kafka.YASALAR SORUNU ÜZERİNE
Yasalarımız bilinmez herkesçe, bizi yöneten o küçük soylular grubunun elinde bir sırdır. Bu eski yasalara tıpatıp uyulduğundan kuşkumuz yok hani, ama bilinmeyen yasalara göre yönetilmek gene de enikonu rahatsız edici bir şey.

devamını okumak için tıklayınız

“Bunca düzmece ve dalavereden sonra, bir dilenciyi seyretmek insanın içini rahatlatır.” Emil Michel Cioran

Emil Michel CioranKeşiflerimizin hemen hemen tümünü öfkelerimize, dengesizliğimizin azıtmasına borçluyuz. Tanrı’yı bile –kafamızı kurcalıyorsa– içimizde değil cinnetimizin dış sınırında buluruz, tam da öfkemizin onunkiyle burun buruna geldiği, çarpıştığı, bizim için olduğu gibi onun için de yıkıcı bir karşılaşmanın olduğu noktada.

devamını okumak için tıklayınız

Bir Kü-çü-cük Aslan-cık Varmış… Ulus Baker

ulus-bakerHayvanlar en eski edebiyatın içindeydiler, çok uzakta değildiler zaten: Aisopos hikâyecikleriyle insanlık durumlarına ilişkin metaforlar için zengin bir kaynak sundular. Ama Batı dünyası, sözgelimi Çin uygarlığından veya Hindulardan farklı olarak insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkiyi “dostluk” ile “ahlâki kayıtsızlık” arasında uzanan bir yelpaze üzerine dağıttı.

devamını okumak için tıklayınız

“Bütün taşlar özgürlük anıtı için yontulmuştur, aynı taşlarla ona bir tapınak da, bir mezar da yapabilirsiniz.” Saint-Just

albert camusYıldırı
Sade’ın çağdaşı olan Saint-Just, onunkilerden farklı ilkelerden yola çıkmakla birlikte, sonunda cinayeti doğrular. Saint-Just, Sade’ın karşıtıdır kuşkusuz. Markinin tanımı “Ya zindanları açın ya da erdeminizi kanıtlayın,” olabilirse, Konvansiyoncununki, “Ya erdeminizi kanıtlayın ya da zindanlara girin,” olur. Ama her ikisi de bir yıldırıcılığı yasaya uydurur, yalnız bu yıldırıcılık haz düşkününde bireysel, erdem sahibinde ise devletseldir.

devamını okumak için tıklayınız

Tanrının Elyazısı – Jorge Luis Borges

jorge-luis-borgesZindan derindir, taştır; gerçi zemin (ki o da taştır) tam anlamıyla geniş bir çember sayılamaz ve bu olgu her nedense bir kıstırılmışlık ve onun yanısıra bir bitimsizlik duygusu çağrıştırır ama yapının biçimi hemen hemen kusursuz bir yarıküredir. Ortadan bir duvar geçer; çok yüksek olmasına karşın bu duvar mahzenin üst kısmına ulaşamaz; hücrelerin birinde ben varım.

devamını okumak için tıklayınız

This site is protected by WP-CopyRightPro