Բոցավառուած ապրումի մը հէքեաթները

հալիլ թիւրքտէն

սթանպուլն է այս։ Թախծոտ մոխրագոյնով մը մեզ շրջապատող եւ իր մէջ առնող, սունկի նման աճող, մթնշաղով լեցուն երկար գիշերներ կը պահէ ձմրան օրերուն։ Էր ժամանակ, որ անարգելութեան երջանկութիւնը ապրած է այս քաղաքը։ Բազմերանգ թռչուններ ճախրած են երկնքին մէջ։ Յետոյ ծայրերէն ծալլուած, բայց անմահութեան գինին խմած մարդ արարածի ձանձրացուցիչ մենախօսութիւններուն դատապարտուած քաղաք մը… Գիշերներ կ՚ապրի այս քաղաքը։ Գիշերներ՝ որ ոչ մի ձայնի, ոչ մի ձայնանիշի արտօնուած է պառակտել։ Պէսպիսուն կանաչ, պէսպիսուն կապոյտ ունի ամէն մի քայլափոխին… հսկայ ու իրաւացի քայլերու կարօտ այս քաղաքին մէջ, հասարակական քերթուածի պատահական մէկ տողին միջոցաւ ծանօթացայ Գարինի հետ։

devamını okumak için tıklayınız

1915’ten günümüze bir baba-kız hikâyesi

Yüz binlerce benzeri içinden bir hikâye. Benzerleri gibi, benzerlerine çok benzeyen; benzerleri gibi, benzerlerine hiç benzemeyen. Kum tanesi, kar tanesi…

“1915 Ahısdos 10’da, Çorerşadi [Çarşamba] gunu / 1915 senezinden 1919 kadar çekdiimler” diye başlayan bir yaşam öyküsü, hele ki bir Ermeni’nin kaleminden çıkmışsa, yaşadığımız topraklara dair ne çok şey anlatır. Her zamanki gibi, duymak isteyene tabii…

devamını okumak için tıklayınız

Osmanlı Ermenilerinin asimilasyonu

Taner Akçam, yeni kitabında Ermenilerin dininin zorla değiştirilmesi ve asimilasyon süreçlerini inceliyor. Kitapta Talat Paşa’nın ihtida edenlerin tehcirden muaf tutulması emrini daha sonra nasıl geri çektiği de anlatılıyor.

Taner Akçam bugün belki de Türkiye’nin en ihtilaflı meselelerinden biri olan “Ermeni Sorunu” ve bunun etrafında dönen tartışmalarla ilgili resmi Türk tarih tezini ciddi biçimde sorgulayan, onun tabularını zorlamaya çalışan biri. Bunu yaparken de biliminsanı olduğunu unutmadan, eleştirel bir tarih yazımı perspektifi içeren çalışmalara imza atan cesur bir tarihçi.

devamını okumak için tıklayınız

Güvercinler de Gitti (O gün yazılmıştı, Hrant’ın ardından) – Zafer Köse

İlk ne zaman okumuştunuz o romanı? Daha okumadan önce, bir kitapçıda gördüğünüz anda sizi etkilemişti. O ne biçim roman adıydı öyle! “Kuşlar da Gitti”!

Aceleyle eve gitmiştiniz. Hemen okumuştunuz. Zaten incecik bir kitaptı. Yaşar Kemal’in alışılmış boyuttaki romanlarından değildi.

Çocuklar vardı romanda. Kuşları yakalıyorlar, kafeslere dolduruyorlardı. İnsanlar vardı. Merhametli. Kafeslerin içine tıkılmış kuşları görünce üzülüyorlardı.

devamını okumak için tıklayınız

Doğu Karadeniz Lehçeleri Karşılaştırmalı Sözlüğü, Müslüm Kabadayı

Kültürel bir kavşak olarak geniş Karadeniz coğrafyası bünyesinde farklı lehçeleri barındırıyor.
Bu çalışma da bizlere bölgenin kültürel anlamda ne zengin bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor.

Türkiye’de genel olarak Karadeniz dendiğinde akla Lazca gelmesine karşılık, aynı coğrafyada Gürcüce, Hemşince, Ermenice, Rumca, Yunanca ve Megrelce de konuşuluyor. Doğu Karadeniz dillerinin karşılaştırmalı sözlük denemesi dilbilimcilerin başvurabileceği bir kaynak olmasının yanında, halk kültürlerine ışık tutması nedeniyle sosyal ve siyasal çalışmalara da malzeme sunacak bir eser olma özelliğini taşıyor.

Müslüm Kabadayı’nın “Doğu Karadeniz Lehçeleri Karşılaştırmalı Sözlüğü Ermenice-Gürcüce-Lazca-Rusça-Türkçe-Yunanca-Megrelce-Hemşince” adlı kitabı

devamını okumak için tıklayınız

İsahag Uygar Eskiciyan ile söyleşi – Lora Sarı

İsahag Uygar Eskiciyan?ın ?Pause Anıtı? kitabı Agos?a ulaştığında, ne yalan söyleyelim ilk aklımıza düşen Eskiciyan?ın Ermeni olup olmadığıydı. Hak verirsiniz ki sayfalarımızda Ermeni olanlara öncelik tanıyoruz, kurum prensibi? Aramızda Eskiciyan?ı tanıyan yoktu; bu soyadını da ilk defa duyuyorduk. Son zamanlarda adını ilk defa duyduğumuz ?yan?lara sıkça rastladığımızdan, biraz da paranoyakça denebilecek bir tavır geliştirdik: Acaba gerçekten Ermeni mi? Elbette, kendini Ermeni hisseden herkes Ermeni?dir. Zaten hepimiz Ermeni?yiz. Fakat, bu Ermeni olma mevzuundan prim elde etmek isteyenler varsa; onlar da ayyuka çıksın istiyoruz. Eğer yanılıyorsak, o kişi safkan veya melez hiç fark etmez, azıcık Ermeni kanı taşıyorsa, bir Ermeni değerini daha okurlarımıza sunmaktan her zaman onur duyarız. Bu saikle iletişime geçtiğimiz İsahag Uygar Eskiciyan, söyleşide ne olduğuna dair hiç renk vermese de, en azından latifeli bir yazarı tanıdığımız ve tanıttığımız için mutluyuz.

devamını okumak için tıklayınız

Yıkıntılar Arasında: Zabel Yesayan’ın 1909 Kilikya Katliamı tanıklığı

1909 yılının Nisan ayında iki aşamada gerçekleşerek 30 bine yakın Ermeni?nin katledildiği(1) ancak sonrasında 24 Nisan 1915?in gölgesinde kalan 1915 Soykırımının provası niteliğindeki Kilikya Katliamları’nın(2) tanığı olan, bu coğrafyanın cesaretli ve güçlü kadını Zabel Yesayan?ın(3), Marc Nichanian tarafından felaketin karşısına dikilen bir birinci şahıs anlatısı olarak nitelenen Yıkıntılar Arasında(4) adlı tanıklığı, coğrafyasındaki okuyucularla Kayuş Çalıkman Gavrilof?un diliyle nihayet yüz yıl sonra buluştu.

Yesayan?ın tanıklığı, Hagop Oşagan sözleriyle kendisinin ve de halkının değerlerine ve bedbahtlığına tanıklıktı. Yıkıntılar Arasında, onun eserleri içinde gerçekliği nedeniyle Dante?ninkini bile gölgede bırakan bir nevi cehennemdir. Giligya?nın ateşe verilmiş panoraması önünde o, bir yazarın alışılagelmiş ölçülerini aşmış ve tüm bir Ermeni yurdunu ruhu ve tarihiyle bir bütün olarak kucaklamıştır.

devamını okumak için tıklayınız

Kedername / Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni Soykırımı (1915 Hayatta Kalanların Tanıklıklarına Dair Belge Koleksiyonu) – Ermenistan Ulusal Arşivi

“Kedername”? Erivan’da ilk kez 2005 yılında yayınlanan ve Ermenistan Devlet Arşivi’ndeki belgelere dayanan bu kitap arşivdeki çarpıcı başlığı ile beni hemen kendine çekmişti.

“Kedername”, ne kadar bizden, ne kadar kendine çeken bir başlık.

Bu belgeler, Ermeni Devrimci Federasyonu’nun, 1916 yılında, sıcağı sıcağına derlediği tanıklıklardan oluşuyor. “Tarihi Ermenistan” denilen ve Abdülhamit tarafından 1877 Harbiyle birlikte sistematik olarak “Ermenisizleştirilmeye” başlanan ve bu politikanın Alman mükemmelliyetçiliği ile modernist İttihatçılar tarafından nihai noktasına eriştirildiği platoda ve aşağısındaki tarihi Mezopotamya’da yaşanan yeryüzü cehennemi aktarılıyor.

devamını okumak için tıklayınız

Yoldaş Pançuni

Geçen hafta Şair Fitnat Hanım ile Yazar Ahmet Mithat Efendi?nin gerçek aşk mektuplarını, Edebiyat-ı Evvel okurlarıyla buluşturmuştuk. Bu hafta, her türlü gerçeği kendine göre saptıran, dünyadan habersiz, başkalarının sırtından geçinen, hedef olarak sosyalizmi bellemiş kurmaca bir karakterin yazdığı mektuplar kaplayacak sayfamızı. Mektupların yazarı, roman kahramanımız Yoldaş Pançuni?nin yaratıcısı Yervant Odyan, 1869 yılında İstanbul?da doğar. Kayseri?den göç eden bir ailenin mensubu olan Odyan, henüz on yaşındayken amcası Krikor Odyan ile Paris?e gider, Ardından konsolos babasıyla bir süre Romanya?da yaşar.

devamını okumak için tıklayınız

Bir ömür gizlenen kimlikler

?Vartanuş’un Ali’si yıllarca kimliğini saklamış bir Ermeni gelinin dramından yola çıkarak yazarın babasının yaşamını anlatıyor.
2015’e bir yıl kala yıllardır saklanan, sır kabul edilen Ermenilerin trajik hikâyeleri daha sıklıkla karşımıza çıkmaya başladı. 100 yıldır üstü kapatılmaya çalışılan bir gerçeklik artık karşımızda; saklanamaz, yok sayılamaz durumda. Yavaş da olsa bir şeylerin değiştiğini görmek, en azından insanların bu sırları anlatmaya başlaması insana umut veriyor.

devamını okumak için tıklayınız

İki ?garip? Ermeni

İş Bankası Yayınları ?Kader matbaasında 1942 senesi birinciteşrin (Ekim) ayında tam 250 tane olarak? basılan ve 50 kuruştan satılan ?Balkıs? adlı şiir kitabının yeniden basımına hazırlanıyor. Yüzüncü doğum gününü kutladığımız Orhan Veli?nin, Melih Cevdet ve Oktay Rifat?la birlikte yazdığı ve Türkiye şiirinde yeni bir çağı başlatan kitabı ?Garip?ten bir yıl sonra yayımlanan bu kitabın şairleri, birbirleriyle Galata?daki Getronogan Lisesi?nin altıncı sınıfında tanışmış olan iki arkadaş: Garbis Cancikyan ve Haygazun Kalustyan.

devamını okumak için tıklayınız

Ermeni bir ruhaninin gözünden aymazlıklarımız – Ragıp Zarakolu

Ermeni, Türk ya da Kürt ortak noktamız aymazlık galiba. Tüm ?ötekilerin? de diye ekleyebiliriz belki. Örneğin Krikor (Grigoris) Balakyan?ın Ermeni Golgotası adlı kitabı, önemli bir kaynak olmasına karşın, kitabın İngilizce ve Fransızcaya çevrilmesi için 2000?li yılları beklemek gerekti.

Bunun nedenlerinden biri, kitabın son derece çarpıcı tanıklıkları barındırmasına karşın o dönemde İstanbul Ermeni aydınlarının içinde bulunduğu aymazlığı da yansıtması.

devamını okumak için tıklayınız

This site is protected by WP-CopyRightPro