Yıkıntılar Arasında: Zabel Yesayan’ın 1909 Kilikya Katliamı tanıklığı

1909 yılının Nisan ayında iki aşamada gerçekleşerek 30 bine yakın Ermeni?nin katledildiği(1) ancak sonrasında 24 Nisan 1915?in gölgesinde kalan 1915 Soykırımının provası niteliğindeki Kilikya Katliamları’nın(2) tanığı olan, bu coğrafyanın cesaretli ve güçlü kadını Zabel Yesayan?ın(3), Marc Nichanian tarafından felaketin karşısına dikilen bir birinci şahıs anlatısı olarak nitelenen Yıkıntılar Arasında(4) adlı tanıklığı, coğrafyasındaki okuyucularla Kayuş Çalıkman Gavrilof?un diliyle nihayet yüz yıl sonra buluştu.

Yesayan?ın tanıklığı, Hagop Oşagan sözleriyle kendisinin ve de halkının değerlerine ve bedbahtlığına tanıklıktı. Yıkıntılar Arasında, onun eserleri içinde gerçekliği nedeniyle Dante?ninkini bile gölgede bırakan bir nevi cehennemdir. Giligya?nın ateşe verilmiş panoraması önünde o, bir yazarın alışılagelmiş ölçülerini aşmış ve tüm bir Ermeni yurdunu ruhu ve tarihiyle bir bütün olarak kucaklamıştır.

Kedername / Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeni Soykırımı (1915 Hayatta Kalanların Tanıklıklarına Dair Belge Koleksiyonu) – Ermenistan Ulusal Arşivi

“Kedername”? Erivan’da ilk kez 2005 yılında yayınlanan ve Ermenistan Devlet Arşivi’ndeki belgelere dayanan bu kitap arşivdeki çarpıcı başlığı ile beni hemen kendine çekmişti.

“Kedername”, ne kadar bizden, ne kadar kendine çeken bir başlık.

Bu belgeler, Ermeni Devrimci Federasyonu’nun, 1916 yılında, sıcağı sıcağına derlediği tanıklıklardan oluşuyor. “Tarihi Ermenistan” denilen ve Abdülhamit tarafından 1877 Harbiyle birlikte sistematik olarak “Ermenisizleştirilmeye” başlanan ve bu politikanın Alman mükemmelliyetçiliği ile modernist İttihatçılar tarafından nihai noktasına eriştirildiği platoda ve aşağısındaki tarihi Mezopotamya’da yaşanan yeryüzü cehennemi aktarılıyor.

Yoldaş Pançuni

Geçen hafta Şair Fitnat Hanım ile Yazar Ahmet Mithat Efendi?nin gerçek aşk mektuplarını, Edebiyat-ı Evvel okurlarıyla buluşturmuştuk. Bu hafta, her türlü gerçeği kendine göre saptıran, dünyadan habersiz, başkalarının sırtından geçinen, hedef olarak sosyalizmi bellemiş kurmaca bir karakterin yazdığı mektuplar kaplayacak sayfamızı. Mektupların yazarı, roman kahramanımız Yoldaş Pançuni?nin yaratıcısı Yervant Odyan, 1869 yılında İstanbul?da doğar. Kayseri?den göç eden bir ailenin mensubu olan Odyan, henüz on yaşındayken amcası Krikor Odyan ile Paris?e gider, Ardından konsolos babasıyla bir süre Romanya?da yaşar.

Bir ömür gizlenen kimlikler

?Vartanuş’un Ali’si yıllarca kimliğini saklamış bir Ermeni gelinin dramından yola çıkarak yazarın babasının yaşamını anlatıyor.
2015’e bir yıl kala yıllardır saklanan, sır kabul edilen Ermenilerin trajik hikâyeleri daha sıklıkla karşımıza çıkmaya başladı. 100 yıldır üstü kapatılmaya çalışılan bir gerçeklik artık karşımızda; saklanamaz, yok sayılamaz durumda. Yavaş da olsa bir şeylerin değiştiğini görmek, en azından insanların bu sırları anlatmaya başlaması insana umut veriyor.

İki ?garip? Ermeni

İş Bankası Yayınları ?Kader matbaasında 1942 senesi birinciteşrin (Ekim) ayında tam 250 tane olarak? basılan ve 50 kuruştan satılan ?Balkıs? adlı şiir kitabının yeniden basımına hazırlanıyor. Yüzüncü doğum gününü kutladığımız Orhan Veli?nin, Melih Cevdet ve Oktay Rifat?la birlikte yazdığı ve Türkiye şiirinde yeni bir çağı başlatan kitabı ?Garip?ten bir yıl sonra yayımlanan bu kitabın şairleri, birbirleriyle Galata?daki Getronogan Lisesi?nin altıncı sınıfında tanışmış olan iki arkadaş: Garbis Cancikyan ve Haygazun Kalustyan.

Ermeni bir ruhaninin gözünden aymazlıklarımız – Ragıp Zarakolu

Ermeni, Türk ya da Kürt ortak noktamız aymazlık galiba. Tüm ?ötekilerin? de diye ekleyebiliriz belki. Örneğin Krikor (Grigoris) Balakyan?ın Ermeni Golgotası adlı kitabı, önemli bir kaynak olmasına karşın, kitabın İngilizce ve Fransızcaya çevrilmesi için 2000?li yılları beklemek gerekti.

Bunun nedenlerinden biri, kitabın son derece çarpıcı tanıklıkları barındırmasına karşın o dönemde İstanbul Ermeni aydınlarının içinde bulunduğu aymazlığı da yansıtması.

1915 kurbanı 1700 kadın ve çocuğun hikayesi gün ışığına çıkıyor

?Rakka Eyaleti?ne kadar sürüldü. Malatya Bölgesi?nde içinde bulunduğu kervanın bir kısmı öldürüldü, kendisi ağır yaralandı ve ölülerin arasında bilincini kaybetmiş şekilde yattı. Hava karardıktan sonra ölmek üzere olan yaralıların feryatlarıyla ağlayan kadınların sesine uyandı. Çıplak adamlar kanları yerlere akan açık yaralarıyla koşarak geliyordu. Annesini ölmek üzereyken buldu ve bütün akrabaları teker teker hayatını kaybetti.?

Bu satırlar, internette www.armenocide.de adresinde

Yüzyıllık tedirginlik – Tarihçi Ümit Kurt ile söyleşi: Tuğba Tekerek

Doksandokuz yıl önceydi. 24 Nisan?da, bu topraklarda yaşayan bir halkın soyunun kırılması amacıyla bir ölüm yolculuğu başlatıldı. Sonuçta yüzbinlerce insan öldü, yüzbinlercesi kökünden kopartılıp dünyanın dört bir yanına savruldu. O halkın bu topraklardaki izleri büyük ölçüde silindi. Ama tamamıyla değil. Ermeni Soykırımı?nın üzerinden yıllar geçerken, bu topraklarda ancak Ermeni Hristiyan kimliklerinden vazgeçerek hayatta kalabilenlerden yeni nesiller doğdu. Şimdi sayılarının bir milyona vardığı konuşuluyor. Yavaş yavaş hikâyelerini anlatmaya başladılar.

145. yıldönümünde halk ozanı Hovhannes Tumanyan

Kuşaktan kuşağa aktarılmış geleneksel masal, efsane ve şiirleri ile değil, güçlü kişiliği ve siyasi duruşu da Ermeni kültüründe derin izler bırakan Tumanyan, bu yıl 145. doğum yıldönümü ile bir kez daha Ermenicenin konuşulduğu bütün coğrafyalarda çeşitli etkinliklerle anılıyor.

Ulusların tarihinde kimi olağanüstü dönemler, olağanüstü özelliklerle donanmış sanatçıların doğmasına yol açabilir. Hovhannes Tumanyan?ın da yaşadığı 1869-1923 yılları Ermeni tarihinin en çalkantılı dönemlerine tanıklık eder.

Türkiye ve Ermeni Hayaleti – Guillaume Perrier, Laure Marchand

Kanayan bir yaranın üzerinde barış inşa edilebilir mi? Fransız tarihçi Pierre Vidal-Naquet “inkârcılık bizzat soykırımın devamı, hatta en incelikli, nihai evresidir,” diyor. Buna göre, Türk resmî görüşü de, inkâr politikasıyla yaranın kapanmasına engel oluyor. Bir yandan Ermenistan’la oynanan futbol maçlarındaki dostluk girişimleri, bir yanda Sevag Balıkçı olayı? Fransa’da inkâra karşı çıkartılan yasa? Hrant Dink cinayeti? Her ikisi de gazetelerinde Türkiye muhabirliği yapan Guillaume Perrier

Kalmayan yıkıntılar, dinmeyen ağıt – Janet Barış

Yıkıntılar Arasında, 1909 yılında Adana Olayları ya da başka bir deyişle Giligya Olayları olarak da bilinen bir süreci anlatıyor.
Zabel Yesayan, Ermeni edebiyatının en önemli kadın yazarlarından biri. Bugüne dek okura ulaşan kitapları, zamanında zorluklar içerisinden yapılmış edebiyatın ne kadar değerli olduğunu gösteriyor. Yesayan?ı bugün okuyabilmek, çeşitli dillerde yayımlanmasını, dolaşımını sağlamak da önemli. Çünkü hem tarihsel hem de edebi açıdan önemi büyük.

Parçalanmış Ermenistan – Arşaluys Mardiganyan

1915?in karanlık günlerinde yaşananları dünyaya haykıran Arşaluys Mardiganyan?ın ibret verici hikâyesi neredeyse bir asır sonra Türkçede.
Yazar Ayşe Kulin?in televizyon ekranından, ?Biz Ermenileri, Almanların Yahudilere yaptığı gibi durup dururken kesmedik? deyip daha sonra da ?yanlış? anlaşılmasını, ?Maksadım bana atfedilen, ?Ermeniler hak ettikleri için kesildiler? demek asla değildi. Bunu söylemeyeceğimi, böyle düşünmeyeceğimi beni tanıyan veya kitaplarımı okuyanlar bilir. Benim ifade etmek istediğim; ?Bu ülkede Ermenilere yapılanlar,

Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian

Bu araştırmada yer alan 700 tanıklık ve müzik dahil sözel tarih kaynakları, 55 yılı aşkın bir süre boyunca kelimesi kelimesine, parça parça yazıya dökülerek, ses ve görüntü kaydı yapılarak derlendi.

1955 yılında, Yerevan Haçatur Abovyan Pedagoji Enstitüsü’nde öğrenci olan Verjine, başlangıçta Batı Ermenisi olmanın dürtüsüyle ve kendi şahsî inisyatifiyle başlattığı bu çalışmayı, 1960 yılından itibaren Ermenistan Bilimler Akademisi Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nün şemsiyesi altında sürdürdü.

Mardin 1915 (Bir Yıkımın Patolojik Anatomisi) – Yves Ternon

Bu olağanüstü araştırma 1915 soykırımı sırasında bir Ermeni cemaatinin imhasının hangi koşullarda gerçekleştiğini (o güne dek) eşi görülmemiş bir kesinlikle ortaya koymanın yanı sıra, bir şehrin, yani Mardin’in ve bir bölgenin -Mardin sancağının ve Diyarbakır vilayetinin- yerel tarihiyle bireysel trajedileri birbirine bağlıyor.

Kürdistan Platosu’yla Mezopotamya Ovası’nın birleştiği noktada yer alan Mardin farklı Hıristiyan cemaatlerinin birlikte

“Davacıyım Ey İnsanlık!” ve “Aşkolsun!” – Hrant Dink

Aldılar bir sabah biz 13 çocuğu… Gedikpaşa’dan yürüyerek Sirkeci’ye… Oradan vapurla Haydarpaşa’ya… Haydarpaşa’dan trenle Tuzla İstasyonu’na… İstasyondan da bir saat yürüyerek, göl ile denizi kenarlayan geniş ve uçsuz bucaksız düz bir araziye götürdüler. O zamanın Tuzla’sı bugünkü gibi zenginlerin ve bürokratların villalarıyla dolu bir mekân değil… İnce kumlu, bakir bir deniz kenarı ve denizden kopma bir göl parçası… Uçsuz bucaksız arazide bir iki ev, tek tük incir ve zeytin ağaçları ve hendek kenarlarına serpilmiş dikenli böğürtlen çalıları…