Tezer Özlü: Çocukken de, genç iken de ihtiyarı içinde taşıyorsun, yaşlanırken de çocuğu.

tezer özlüZürih, 1 Kasım 1984

Sevgili Ferit,
Mektubunu bugün aldım. İki kez okudum. Şimdi, akşama doğru, hava kararırken, bir kez daha okumaya başladım.
“Duygusallaşma, ihtiyarlığın başlangıcı değil mi?” tümcesine kadar geldim ve bunun altını çizdim.

devamını okumak için tıklayınız

Tezer Özlü: Çevirmek istediğim üç kitap var.

tezer özlüİstanbul, 11 Şubat 1967

Sevgili Ferit,
Feriköy’de güzel bir ev tutarak yerleştik. Burada, parke büyük salon, ayrıca iki yatak odası var. Banyo ve mutfak da güzel. Kalorifer ve sıcak su da var ve 600 lira. Kirayı annem ödüyor, ev benim.
İstediğimi içeri alırım, istemediğim gelmez, adresi kimsenin bildiği yok.
Burada bugün kar yağıyor. Bahar günlerinin özlemi içindeyim.

devamını okumak için tıklayınız

Tezer Özlü: Dostoyevski’den ilkin Tatsız Bir Olay, sonra Amcanın Rüyası okunmalıdır.

tezer özlü[Ankara] 26 Aralık Pazartesi, 1966

Sevgili Ferit’çiğim, (karının laflarından da biraz yazacaktım, ama anlar diye, bu kadarla yetiniyorum.)
Şimdi mektuba geçebiliriz:
Evde dinleniyorum. Şunu idrâk ettim ki (neyi diyeceksin) ne kadar çok dinlenirsem, o kadar çabuk normal (acaba normal mi diyeceksin) yani – kendi yaşamıma dönebileceğim.

devamını okumak için tıklayınız

Freud: Şiir kitaplarını sevmiyorum; yaşadığım ve bilimselliğin önünde içtenlikle eğildiğim tek güzel bir şiir biliyorum. O da şöyle:

Freud -MarthaMARTHA BERNAYS’a
Salı, 27 Haziran 1882 Sabahleyin laboratuarda

Benim güzel sevgilim, Bu kâğıtları, deneyimin başını beklerken, sana yazabilmek için çalışma defterimden kopardım. Profesörün masasından bir de mürekkepli kalem yürüttüm. Yanımdakiler, yaptığım analizle ilgili bir takım hesaplar yaptığımı sanıyorlar.

devamını okumak için tıklayınız

Dostoyevski: Halk gerçekten sırtını çevirdi ve düşüncelerinin büyük bir kısmından silip attı sizleri (hiç olmazsa karşı konulmaz bir çoğunluk bunu yaptı.)

dostoyevskiMOSKOVALI BiR ÖĞRENCİ TOPLULUĞUNA,
Petersburg, 18 Nisan 1878
(Not: 3 Nisan 1878’de Moskovalı öğrenciler, Kiev’de tevkif edilen arkadaşları hakkında alınan karara karşı olduklarını belirtmek için bir gösteri yaparlarken sokakta, kasaplar tarafından saldırıya uğrayarak (Moskova’daki et pazarı, Üniversitenin yakınındadır) fena halde dövülmüşler ve içlerinden bir grup bir protesto mektubu ile Dostoyevski’ye başvurmuştur.)

devamını okumak için tıklayınız

Aziz Nesin’in eşi Meral Çelen’den mektup: “Senin hasta olduğunu duyduğum zaman, dünyanın sonu zannettim. “

meral_çelen__aziz_nesinAziz,
Bu mektubu sana evden yazacaklardı. Bazı noktaların açığa kavuş­ması için ben yazmayı yeğledim. Aslında sana böyle hesap kitap mektubu yazmak istemezdim. Yazmaya elim varmıyor da diyebilirim. Ama zorunluyum.

devamını okumak için tıklayınız

Deniz Gezmiş: Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdim. Yaşadığı toplumun kesitini vermiş romanlarında.

denizgezmiş22 Ekim 1971
Mamak- Ankara

Baba,

Bildiğin gibi burada yaşamımız yeknesak devam ediyor. Mamak cephesinde yeni bir şey yok. Ben kitap okumaya devam ediyorum. Şu anda elimde yalnız edebiyata ait kitaplar olduğundan onlarla yetiniyorum. Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdim. Şimdi Balzac’tan okumaya başlayacağım. Çoğunu daha evvel okumuştum, ama yine rahatça, canım sıkılmadan okuyorum. Hele Dostoyevski! Yaşadığı toplumun kesitini vermiş romanlarında…

devamını okumak için tıklayınız

Çoraklaştırılan dünyaya gönderilen mektuplar: Stefan Zweig – Frederike Zweig Mektuplaşmaları

stefan_zweıg__frederike_zweıg_mektuplaşmalarStefan Zweıg ve Frederike Zweıg (1912-1942) arasında gidip gelen mektuplar, yaşadığımız çağa kalan bir zenginlik niteliğinde.

Mektuplaşma ihtiyacı, insanlığın kaybettiği değerli eylemlerden biri olarak bugün artık toprağa gömülmüş bulunuyor. Geçtiğimiz yüzyılın sonlarında iyice can çekişen mektuplaşmanın, içinde bulunduğumuz çağın ilk on beş yılında nostalji haline gelmesi hazin bir durum sergiliyor. Zira kağıt ve kalemi gereksinen mektuplaşma ihtiyacı, iletişim teknolojisinin tüm gelişmişliğine rağmen eksikliğini sürekli hissettiriyor. Bir kere altını çizelim; sanal ortamlara yazılan sözler uçsa da, kağıtların üzerindeki yazı kalıyor.

devamını okumak için tıklayınız

Nietzsche’den Yazarlığın 10 Kuralı

nietzscheHenüz 26 yaşında profesör olan, düşünce tarihinin en önemli zekâlarından biri olarak kabul edilen Friedrich Wilhelm Nietzsche’nin âşık olduğu, hatta 2. buluşmalarında evlilik teklifi ettiği (ancak teklifi kabul edilmeyen) Lou Andreas-Salomé’ye 8-24 Ağustos 1882 tarihlerinde yazdığı mektuplarında yazarlık üzerine tavsiyeler vermişti.

Lou Andreas-Salomé kim mi? Sadece Nietzsche’nin değil, Rilke, Tolstoy, Freud gibi büyük entelektüellerin kendisine hayran, hatta âşık olduğu ve adı onlarla aşk dedikodularına karışan felsefeci, yazar ve ilk kadın psikanalist.

devamını okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali: Hiç kimse benim dünyada en çok gözyaşı dökenlerden, cesaret ve neşesi en az olanlardan biri olduğumu tahmin edemeyecektir.

sabahattin aliKendisiyle ilgili düşünceleri çoğu zaman olumsuz olan Sabahattin Ali kendisini nasıl algıladığını, sevdiklerine yazdığı mektuplarda büyük bir samimiyetle ortaya koymaktadır. Kendisini bir “palyaço-clown” olarak görmektedir. Dışarıdan bakıldığında mutlu zannedilen ama içinde fırtınalar kopan bir adamdır o. En yakın arkadaşlarından biri olan Ayşe Sıtkı İlhan’a Sinop Hapishanesi’nden gönderdiği mektuplar Sabahattin Ali’nin psikolojik dünyasını anlatması açısından çok önemlidir.

devamını okumak için tıklayınız

Freud: Dostoyevski’nin bütün yaşamı; çok bilinçli, hatta mazoşist bir boyun eğmeyle öfkeli bir karşı çıkma arasında gidip gelmiştir.

Sigmund Freud19 Ekim 1920 Viyana IX. Bölge Berg Sokağı 19
Çok Saygıdeğer Doktor Bey (Stefan Zweig), Şimdi biraz sakinliğe kavuştum. Yollamış olduğunuz ve ilk haftaların yoğun çalışmaları arasında büyük bir zevkle okuduğum güzel kitabınız için size teşekkür etmeyi bir görev biliyorum. Anlatımınızdaki ustalıkla duygusallığın bir araya gelişi okuru tatmin ediyor, ona ender rastladığı bir mutluluk veriyor. Özellikle cümlelerinizdeki yinelemeler ve güçlendirmelerle anlattığınız kişiye sokuluşunuz ilgimi çekti. Düşlerde saklı olanı yavaş yavaş aydınlığa çıkaran kimi belirtileri andırıyor.

devamını okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet’in Orhan Kemal’e gönderdiği ümitsizlik ve yazarlık üzerine bir mektubu

nazım2Nazım Hikmet’in kendi hapishanesine düşecek olmasına sevinen Orhan Kemal’in, Nazım Hikmet ile ilgili tuttuğu notların bir kısmı ‘Nazım Hikmet’le 3.5 yıl’ adlı kitapta toplanmış. (Everest Yayınları, Haziran 2007)

Nazım Hikmet’in sabah sporları, daktilodaki ustalığı, çilek tutkusu ve küçük bir tavşanla arkadaşlığı bir yana, Orhan Kemal’in Nazım Hikmet’i diğer arkadaşlarından sakınması, O gelince diğer herkesi ve her şeyi unutması ve kendisiyle ilgili kimi itirafları kitabı başka bir ritimde okuttu bana.

devamını okumak için tıklayınız

Nazım Hikmet: Kürk Mantolu Madonna, ben bu kitabı hem sevdim, hem kızdım.

Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı kitabı ilk kez 1943’te Remzi Kitabevi tarafından yayımlanmıştır.
Kitap için ilk eleştiri Nâzım Hikmet’ten gelir. Nâzım, Mayıs 1943’te Bursa Hapishanesi’nden gönderdiği mektupta Kürk Mantolu Madonna hakkında şunları yazmıştır:

devamını okumak için tıklayınız

Stefan Zweig: Sevgili Maksim Gorki, toplum nasyonalist çılgınlığın peşinden gidiyor

dostlarla_mektuplaşmalar_-_stefan_zweigSalzburg, 26 Eylül 1923
Kapuzinerberg 5

Sevgili, Büyük Maksim Gorki,

Şu anda elimde mektubunuzu ve çok değerli müsveddelerinizi tutuyorum. Mektup, sansürden geçmiş olduğu için biraz geç geldi. Şimdi size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Çalışmalarım üzerine övgüleriniz beni utandırmıyor değil. Kendimi henüz o kadar deneyimli kabul etmiyorum, kimi öykülerimde psikolojiye gereğinden fazla yer verdiğimi de biliyorum.

devamını okumak için tıklayınız

Orhan Veli: İstanbul’da tek zevkim senden mektup almak. Bunu da bana çok görme.

Orhan Veliİstanbul, 16 Ocak 194
Nahit,

Mektubunu aldıktan sonra da rahat edemedim. Hala beni anlamak istemiyorsun. Oysa ki senden üzüntülerimi yatıştıracak, beni teselli edecek bir mektup bekliyordum. Günün birinde, ne kadar haksız olduğunu herhalde anlayacaksın. Bu kadar bedbin bir ifade ile başlamama sebep belki de canımın eskisinden daha çok sıkıldığı bir günde senden öyle bir mektup almış olmamdır. Hatta mektubunu almadan da sana bir şeyler yazmayı düşünüyordum. Biliyorsun.

devamını okumak için tıklayınız

Babeuf’ün karısına ve çocuklarına son mektubu

babeufÖlüm cezasına çarpıldığını öğrenen Babeuf mahkemede kendi canına kıymaya kalkar. İdam hükmünü öğrendikten bir gece sonra, yâni idamından bir gün önce, karısına ve çocuklarına şu mektubu yazar:

devamını okumak için tıklayınız

Aldous Huxley’den George Orwell’a mektup

orwell_huxleyGeorge Orwell‘ın meşhur distopyası 1984 yayınlandıktan birkaç ay sonra,1949’un Ekim ayında, Orwell, yakın arkadaşı olan ve 17 yıl önce kendi toplumsal kabusunu “Cesur Yeni Dünya” ismiyle kitaplaştıran Aldous Huxley‘den ilginç bir mektup aldı. Övgüyle başlayan bu mektup, iki kitabın kısa bir karşılaştırmasını ve Huxley’in kendi eserinin neden daha gerçekçi tahminler yaptığına inandığını açıklayan bir bölümü içeriyor.

devamını okumak için tıklayınız

Babeuf: Halk dilediğini ergeç elde eder

babeufYirmi dört bin kişinin öfkesi bir şey değil mi sanıyorsunuz? Sanıyor musunuz ki, bir milyon yaldızlı kölenin sizden yana olması, o öfkenin karşısında durabilir ve siz sonuna kadar burnunuz kanamadan zorbalığınızı sürdürüp gidersiniz?

devamını okumak için tıklayınız

Ece Ayhan ile ‘Kara Gerçek’ – Zafer Yalçınpınar

Hoş Çakal Hoş TilkiEce Ayhan’ın Enis Batur’a yazdığı (1975-2002 tarih aralığını kapsayan) mektuplar, “Hoş Çakal Hoş Tilki” adıyla Noktürn Yayınları tarafından Eylül 2015’te kitaplaştırıldı. İşbu mektupları Ece Ayhan’a ait diğer bazı metin ve mektuplarla karşılaştırmalı olarak okumayı (4 Ocak 2015 tarihinde) tamamladım.

devamını okumak için tıklayınız

Bukowski: “Kölelik hiçbir zaman kalkmadı”

charles_bukowskiCharles Bukowski, Amerika’nın en büyük yazarlarından biri olmadan önce alkol problemi olan, yüzü sivilce izi dolu, mavi yakalı bir çalışandı. Amerika Posta Hizmetleri şirketinde çalışıyordu. Burada çalışmadan önce ise bir turşu fabrikasında işçi olarak hizmet verdi. 1969 yılında Bukowski 49 yaşındayken, yayıncısı John Martin, aylık 100 dolar yazarlık maaşı önerene kadar her gün işe gitmeye devam etti ve bu tekliften sonra işini bırakıp ölene kadar yazarlık yaptı.
Bukowski bu konuyla ilgili şöyle yazmıştı “İki tercihim vardı – ya postane de kalıp kafayı yiyecektim ya da yazarlığa terfi edip açlıktan ölecektim… Ben açlıktan ölmeyi tercih ettim.” Bukoswki, ilk kitabını John Martin’in yayınevinden çıkardı. Altı roman ve binlerce şiir yazdı.

devamını okumak için tıklayınız