Category Archives: Mektup

Mektup Politika

Babeuf: Halk dilediğini ergeç elde eder

Makaleler Mektup

Ece Ayhan ile ‘Kara Gerçek’ – Zafer Yalçınpınar

farkettiren yazılar Mektup

Bukowski: “Kölelik hiçbir zaman kalkmadı”

charles_bukowskiCharles Bukowski, Amerika’nın en büyük yazarlarından biri olmadan önce alkol problemi olan, yüzü sivilce izi dolu, mavi yakalı bir çalışandı. Amerika Posta Hizmetleri şirketinde çalışıyordu. Burada çalışmadan önce ise bir turşu fabrikasında işçi olarak hizmet verdi. 1969 yılında Bukowski 49 yaşındayken, yayıncısı John Martin, aylık 100 dolar yazarlık maaşı önerene kadar her gün işe gitmeye devam etti ve bu tekliften sonra işini bırakıp ölene kadar yazarlık yaptı.
Bukowski bu konuyla ilgili şöyle yazmıştı “İki tercihim vardı – ya postane de kalıp kafayı yiyecektim ya da yazarlığa terfi edip açlıktan ölecektim… Ben açlıktan ölmeyi tercih ettim.” Bukoswki, ilk kitabını John Martin’in yayınevinden çıkardı. Altı roman ve binlerce şiir yazdı.

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Biyografiler Mektup

“Her türden kişi putlaştırmasına tiksinti duyuyorum” Karl Marx

marxMARX’tan HAMBURG’daki W. BLOS’a
Londra, 10 Kasım 1877.
Bizler, her ikimiz de, tanınmışlığa zerrece önem vermeyiz. Bunun örneğin bir kanıtı, her türden kişi putlaştırmasına karşı duyduğum tiksinti nedeniyle, Enternasyonal’in var olduğu süre boyunca çeşitli ülkelerden gelen ve beni çok rahatsız eden sayısız takdir ve teşekkür ifadelerinin yayınlanmasına hiçbir zaman izin vermedim ve ara sıra yaptığım azarlamalar dışında bunları hiç cevaplamadım. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Biyografiler Mektup

Milena’nın, Kafka’nın ölümünden sonra kaleme aldığı metin

milena-jesenskaViyana banliyösü Klostcrncuburg yakınındaki KierJing Sanatoryumu’nda önceki gün, Prag’da yaşamakta olan Alman yazar Dr. Franz Kalka öldü. Kimseye benzemeyen biri olduğundan burada onu çok az kişi tanırdı, son derece bilge ve yaşamdan ürken bir insandı; yıllardan beri ciğerlerinden hastaydı, hastalığı tedavi ettiriyordu, ama bir yandan da onu bilerek besliyor ve düşünsel olarak destekliyordu. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Mektup Politika

Rosa Luxemburg: “Gözümüzün önündeki alçaklık ve iğrençlik her gün bir öncekini bastırdık­ça sakinliğim ve dayanıklılığım artıyor. “

rosa_luxemburg

Yeryüzündeki canavarlıklara rağmen, çok tatlı anlar yaşayabilecekken, ayların ve yılların böyle boşu boşuna geçip gittiğini görmek ne üzücü. Görüyorsunuz ya, Soniçka, mahpusluğum devam ettikçe, gözümüzün önündeki alçaklık ve iğrençlik her gün bir öncekini bastırdıkça sakinliğim ve dayanıklılığım artıyor. Ahlâkî ölçütleri evreni oluşturan öğelere, bir fırtınaya, bir su baskınına ya da güneşin batışına uygulayamayacağımıza göre, onları birer olgu, birer araştırma ve bilgi konusu diye görmek gerekiyor.

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Mektup

Gramsci’den çocuğuna mektup: “kendi yolunda kararlı adımlarla yürüyüp yürümediğin konusundaki soruyu yanıtlayamadığını yazman beni çok üzdü”

Mektup

İran Mektupları – Montesquieu

İran MektuplarıSiyaset ve hukuk felsefesine yaptığı katkılarla tanınan Montesquieu’nün “İran Mektupları” isimli eseri ilk yayımlandığı dönemde yazara büyük ün getirmiş bir mektup-roman.

Montesquieu dünyayı keşfetmek üzere İran’dan yola çıkıp Fransa’ya gelen iki İran soylusunun başta sarayla, büyükelçilerle, din adamlarıyla, büyükelçilerle yazışmalarını romandakine yakın bir olay örgüsü yaratma çabasıyla bir araya getiriyor. Doğu’nun Batı’ya dair tecrübelerini anlattığı bu mektuplar, aynı zamanda Doğu’nun gizemli saray yaşamına dair de tezler içeriyor.

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Mektup

Niçin yalnız başkalarının gülünçlüklerini görebiliyoruz?

montesquieu_2Rika’dan Usbek’e
Geçende bir toplantıda bulunmuş, bir hayli da eğlenmiştim. Orada hemen her yaştan kadınlar vardı. Biri seksenlik, diğeri altmışlık, ve bir diğeri de kırklık üç kadınla muarefe kurdum. Bu sonuncusunun yirmi yaşında bir de yeğeni vardı. Bir aralık garip bir insiyakla bu genç kıza yaklaşmıştım. Beni görür görmez, o da bana sokuldu ve kulağıma eğilerek: DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Mektup

İnsana doğuşunda ağlamalı, yoksa ölümünde değil!

Mektup

Onat Kutlar “Nasıl bir alacakaranlık… Geceyle gündüzün arasına sıkışmış uzun bir kör saat. Geçmişle geleceğin, doğuyla batının, ölümle yaşamın arasına sıkışmış.”

onat-kutlarNasıl bir alacakaranlık… Geceyle gündüzün arasına sıkışmış uzun bir kör saat. Geçmişle geleceğin, doğuyla batının, ölümle yaşamın arasına sıkışmış. Alacakaranlık görünmez bir çevrintiyle yutup götürüyor her şeyi. Bu noktada onurla alçaklığın sınırları birbirine karışır. Her şeyin. Direnmenin, köşeyi dönmenin, özgürlüğün, tutsaklığın. Çıkmak? Böyle durumlarda herkesten önce birilerinin dönüp kapıya bakmaları gerekir. Oysa Bizans’ın iç içe çemberlerinde, sıkıştırılmış köle sarhoşluğu ile dolanıyoruz.

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Mektup

Onat Kutlar: “Yaşadığımız günlerin toprağına acının, yalnızlığın tohumları ekiliyor her gün”

onat-kutlarYaşadığımız günlerin toprağına acının, yalnızlığın tohumlan ekiliyor her gün. Ama gene de hiç unutmadan yapabileceğimiz bir şey var: Bir insan elinin sıcaklığındaki dayanışmayı gerçekleştirmek. Her şeyi değiştirebilir bu. Çünkü ayışığı, güzel değişimlerin tanrıçasıdır. Ve o ışığı yok etmek mümkün değil. Şukşin’in öyküsünün son cümlesi: “Ayışığı pencereden içeri doluyordu. Ah, nasıl da parlıyordu ay! Yeryüzü ister coşkuyla dolsun, ister acıyla, parlayacaktı hep böyle!”

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ