Milena’nın, Kafka’nın ölümünden sonra kaleme aldığı metin

milena-jesenskaViyana banliyösü Klostcrncuburg yakınındaki KierJing Sanatoryumu’nda önceki gün, Prag’da yaşamakta olan Alman yazar Dr. Franz Kafka öldü.

Platon: Yönetimdekiler adalet ve eşitliği temel alan bir yönetim şeklinin ismine bile katlanamazlar.

“Platon’un Mektuplar’ında özellikle Yedinci Mektup’ta cunta idaresi sırasında Atina’nın yaşadığı tarihsel olayları anlatan Platon, cunta üyelerinin başlangıçta beyan etmiş oldukları niyetlere sadık kalacaklarını ve devleti adalet yoluna sokacaklarını düşündüğünü, fakat diktatörlüğün sonuçlarına ve tiranların “eski dostlarından birine, gelmiş geçmiş en adil insana” reva gördükleri muameleye tanık olunca, ne kadar büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını ifade eder.

Platon: İnsana boyun eğmek ölçüsüz bir davranıştır.

Platon’dan Dion’un akrabalarına ve dostlarına iyilikler.
Gerçek anlamda başarılı olmak için neler yapmanız, nasıl davranmanız gerektiği konusunda sizlere elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışacağım.

Onat Kutlar: “Yaşadığımız günlerin toprağına acının, yalnızlığın tohumları ekiliyor her gün”

Yaşadığımız günlerin toprağına acının, yalnızlığın tohumlan ekiliyor her gün. Ama gene de hiç unutmadan yapabileceğimiz bir şey var: Bir insan elinin sıcaklığındaki dayanışmayı gerçekleştirmek. Her şeyi değiştirebilir bu.

Onat Kutlar “Nasıl bir alacakaranlık… Geceyle gündüzün arasına sıkışmış uzun bir kör saat. Geçmişle geleceğin, doğuyla batının, ölümle yaşamın arasına sıkışmış.”

onat-kutlarNasıl bir alacakaranlık… Geceyle gündüzün arasına sıkışmış uzun bir kör saat. Geçmişle geleceğin, doğuyla batının, ölümle yaşamın arasına sıkışmış. Alacakaranlık görünmez bir çevrintiyle yutup götürüyor her şeyi.

Franz Kafka: Bu olağanüstü, bu öldürücü gerginlikte yaşamak en doğru yol

Bugün hiçbir şey yapamadım… Oturdum, birkaç kitap karıştırdım, o kadar… Önemli bir şey yapamadım. Şakaklarımın, için için zonklamasını dinledim arada. Bütün gün mektuplarınla didindim… Üzüntü, sevgi ve dert içindeydim; kesin olmayan bir şeye karşı, bilinmeyen bir korkuyla kaplıydı yüreğim…

Franz Kafka: Adımı da yitirdim! Küçüle küçük “Senin” kaldı yalnız.

Seni gördüm düşümde bu sabah gene. Yan yana oturuyoruz… Sen itiyorsun beni, ama kızmadan; gülerek. Üzülüyorum, ittiğin için değil, seni itmeye zorlayan davranışıma üzülüyorum.

Fidel’in vasiyeti: “Size önemsizliği bırakıyorum”

fidel castro“Yurttaşlarım,
Sonunda size ne bırakabilirim?
Son saatimde, şerefle olan sıkı ilişkinin beraberinde getirdiği sıkıntı ve yükümlülüklerle dolu uzun yıllar boyunca en çok özlediğiniz şeyi sizlere hediye etmeye karar verirsem sanırım ki hepiniz onaylayacaksınız. Çok basit:

Sevgi Soysal: “Bir ara koğuşta ışıklar söndü, başımı kaldırıp baktım yukarıya, uzakta da olsa aydınlık, umut verici bir şeylerin mutlaka var olduğu inancıyla.”

sevgi_soysal25 Haziran 72, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu, Ankara

Canım Mümtaz,

Dün gece, sayımdan önceydi galiba, bir ara koğuşta ışıklar söndü, başımı kaldırıp baktım yukarıya—parmaklıklı pencerenin oraya, uzakta da olsa aydınlık, umut verici bir şeylerin mutlaka var olduğu inancıyla.

Sevgi Soysal: “Ayrıntıda ne mantıki şeyler vardır da bir bütün yaptıklarında büyük aptallıklara dönüşürler”

sevgi-soysal“Günboyu eğleniyorum onla; o da bana kızıyor, bütün kurallarının mantıki nedenlerini anlatıyor bana. Oysa, ayrıntıda ne mantıki şeyler vardır da bir bütün yaptıklarında büyük aptallıklara dönüşürler; tabii babamla böyle “ince!” konular konuşmuyoruz. Göl suyunun ısı dereceleri, kuyu pompasının ne zamanlar çekileceği ve banyodaki tuvalet kağıdının küvete değil de yandaki kovaya atılacağı üstüne “diyalektik” tartışmalar yapıyoruz.”

“Nedense seyircisi en az olan oyun, zulümdür.” Sevgi Soysal’dan iki mektup

sevgi_soysal“Haksızlık halkaları birbirlerine eklenmeğe başlamaya görsün, bu hain, bu zalim, bu çılgın oyuna o kadar çok insan katılır ki. Nedense seyircisi en az olan oyun, zulümdür. Bu oyuna kolaylıkla, nedenini, niçinini düşünmeden; ince eleyip sık dokumadan katılı-katılınıverilir. Ve bütün bunları düşününce acı çekmenin rasgele acı çektirenlerden olmaktan yeğ olduğunu anlıyorum bir kez daha.”

Ahmed Arif: Nasılsın diye sorabilirim şükür sana. Yüzüm tutuyor hele! NASILSIN?

ahmed_arifDost,
Bunu da alınca gidersin herhal. Bir gitmeden bir de gider gitmez yaz. Hiç sevmem böyle olmayı. Yoksun, garipsi, yenik. Bugünler böyleyim ama. Bir ölçüsüzlük ya da idrâk bulanıklığı bu. Senin oradan göçün, bir yeni ayrılıkmış gibi koyuyor bana. Oysa ha orada, ha daha ötelerde olmuşun. Bunun bir ayrı niteliği olmamalı, ayrılık ayrılıktır işte.

Valerie’nin mektubu: Milliyetçilik” ve “Sadakat Yasası” gibi kelimelerin güç kazandığını,”Farklı”nın nasıl “Tehlikeli”ye dönüştüğünü hatırlıyorum.

v-for-vendetta“Bunun onların oyunlarından biri olmadığına seni ikna etmenin bir yolu yok ama bu umurumda değil. Bu benden bir mesaj. Adım Valerie. Çok fazla yaşayacağımı sanmıyorum ve birine hayatımı anlatmak istedim. Bu, hayatımda yazma şansına sahip olduğum tek otobiyografi ve Tanrım, onu bir tuvalet kağıdına yazıyorum.

Dayanabilecek miyiz “zamanın kamçısına, zorbanın kahrına, kötülere kul olmasına iyi insanın?” Ben değil, “Çağdaşımız Shakespeare” soruyor – Onat Kutlar

onat-kutlarNedendir bilemem. Abdala malum olur. Günlerdir mektup bekliyordum birinizden. Karşılık almıyacağımı bildiğim sorular sormak değil, gerçek bir mektuba karşılık vermek istiyordum. Alçak sesle de konuşsan, karşında gerçek bir yüz gerekli. Bu yüzden pazar akşamı Zeynep’e telefon edip adıma geldiğini söylediği mektubu okumasını rica ettim.

Onat Kutlar: Yıllar önce bir kez, bir tek kez, bir törene katılmam olanağı bulunmadığı için üzülmüştüm.

Onat KutlarHastalandığından haberim olmadığı için o gün seni uzaktan da olsa görmeye geldim. Hava güneşli ve sıcaktı ama beklediğimiz çevrili, küçük ve her yanını otlar bürümüş avlu serindi… Neredeyse bütün bir yazı güz karanlığında geçirdiğimizden yadırgamadık. Melek hem incelikli hem coşkun mizahıyla bize çevreyi tanıttı.