Category Archives: Öykü Kitapları

Din, Günah, Edebiyat – Zafer Köse

Dinselliği ve günahkarlığı yükselten, aynı koşullardır. Onlar birbirinin karşıtı değil, aynı maddi koşulların sonucudurlar. Ya birlikte çoğalırlar ya da birlikte azalırlar.


lord_arthur_savilein_suçuİngiltere’de Victoria Dönemi’nde (1837-1901) dinsellik, sapıklık, hırsızlık hızla yükselmişti. Ticaret, sanayi ve çok bozuk bir dağılımla zenginlik de aynı şekilde yükselmişti.

Oscar Wilde’ın ünlü yapıtı Lord Arthur Savile’in Suçu’nu okurken, dönemin atmosferi somut biçimde algılanıyor. Çocuk işçiler, sefalet koşulları, ağır sömürü altında yaşayan kitleler yok elbette hikayede. Wilde, yabancısı olduğu hayatları anlatmıyor. Ama o dönemin insanlarda yarattığı gizemcilik merakı, en elit ve eğitimli çevrelerde bile insanların falcılara yönelmesi gibi olgular, Wilde’ın çevresinde, dolayısıyla anlattığı hikayelerde de görülüyor.

Virgüle Övgü – Elif Şahin Hamidi

virgülün_Şikayeti“Noktalama işaretlerinden yoksun bir metin yazabilir misin?” diye sordum kendime. Belki sadece nokta kullanarak ya da sadece ünlem işaretiyle. Yahut da sadece ağır başlı bir virgülle, uzunca bir metinin sonunu getirebilir miyim, diye düşündüm. Bu yazıyı noktalama işaretlerinden kendimi sakınarak yazmaya giriştim ilk etapta. Elbette biliyordum böyle bir metinde bunu deneyimlemenin sonuç vermeyeceğini. Zira bunun yeri edebi metinler… Bunun kolay olmadığını bir kez daha anladım bu küçük girişimimle. Bunu deneyimleyen büyük isimler var edebiyat tarihinde.

Bisiklet Öyküleri – Hazırlayan: Aydın İleri

bisiklet_Öyküleriİnsanın sürerken katılımcı ve öznesi olduğu, kendini her zaman özgür hissettiği, özgürleştiği, çevreye ve insana zarar vermeyen, sürdürülebilir bir hayatın vazgeçilmezidir bisiklet. Hangimizin düşüne girmedi ki o? Üç tekerlekli bisikletle başlayan yolculuğumuz dört tekere, hayran olduğumuz BMX’ten o güzelim Pinokyo’ya, dağ bisikletinden yarış bisikletine uzandı. Zaman ne çabuk geçmiş. İlk bisikletlerimizi, aslında çocukluğumuzu, o eski arkadaşlarımızı, bizi biz yapan mahallemizi, oynadığımız oyunları özlememek mümkün mü?..

Sokak öykücülüğünde yeni bir soluk: Tammura – Müslüm Kabadayı

tammura“Öykü tadında” anlatılar, olay içinde okuru yaşatırken durumdan görev çıkartma sorumluluğunu da duyumsatır. Eğer edebiyat bu duyarlığı yaratamıyorsa, insan ve toplum şizofrenik bir çürümeye sürüklenmiş demektir. Tersinden ve daha politik dille söyleyecek olursak toplum şizofrenikleştirilmişse, edebiyat geri çekilmiş demektir.

Bir Cesedin Otobiyografisi – Sigizmund Krjijanovski

Bir Cesedin Otobiyografisi20. yüzyıl Sovyet edebiyatının ayrıksı çocuğu Sigizmund Krjijanovski ilk defa Türkçede. Kurmacadan çok rüya günlüklerini anımsatan bu öyküler derlemesi yazarın uyku ile uyanıklık, gerçek ile gerçek dışı, yaşam ile ölüm arasındaki ezeli mücadelesini gözler önüne seriyor. Sıradan gerçekliğin, olağandışılığa nüfuz ettiği bu on bir öykü, okurlarımızı esaslı bir edebi yolculuğa davet ediyor.

Yuh! – Fulya Bayraktar

yuh_-_fulya_bayraktarYuh dedirten bu öyküler, ezilen, çaresizlikle kıvranan, hayata tutunma ya da hayattan vazgeçme seçenekleri arasında kalan, gerektiği yerde hiç çekinmeden radikal kararlar alabilen öykü kahramanları aracılığıyla insan olmanın derin dehlizlerine inecek, belki de onlarla yaşam deneyimlerinizden yola çıkarak derin bağlar kurabileceksiniz.

Hişştt – Göksu

hisstBu gece yalnız değilim. Konuğum Süleyman Okay. Beni babasıyla buluşturduğu için Adil Okay’a minnettarım.
Şiir kitaplarını henüz okumadım. Mermi Konuşuyor, Sevda Tutuklanamaz, Şakayık, Hoşçakalın Dostlarım şiir kitaplarının isimleri. Güngör Gençay, Hişştt! isimli öykü kitabının önsözünde “Hayatı Şiirlerle Güzelleyen İnsan” diyor Sülayman Okay’a. Sadece şiirle güzellemediğini öykülerini okuduktan sonra yaşadığım duygu yoğunlundan anladım.

Boşnak Türküsü – Sadık Güvenç

boşnak_türküsüİsmail Gümüş’ün Cumhuriyet Yayınları arasında 2010 yılında çıkan kitabı Boşnak Türküsü’nde birbirinden güzel yirmi dört öykü bulunuyor.
Yazar yaşadıklarını yazmış. İnsanı sarıp sarmalayan, akıcı ve hoş bir anlatımı var. Hiç zorlanmıyor, saçmalamıyor, sanat yapma kaygısı taşımıyor.
“Karanlığın Ağırlığı” öyküsünden söz edeyim size birazcık.

Düştü Çamura – Zafer Köse (Öykü)

– Günaydın

– Ooo, aleykümselâm. Gel buyur. Bu başıma gelenlerin güzel tarafı da var; sık görüşmeye başladık.

– Dışardakiler, köydekiler iyi. Selam gönderdiler. Karşı tarafla da işler yolunda.

– Daha öğrenciyken başlamıştın bizi ihmal etmeye. Ama iyi ki büyük okulları bitirip avukat oldun. İşimiz düşünce sana güvenebilirmişiz demek.

AKP’nin 1 Kasım ürünü hormonlu oy oranını koruması her şekilde imkansızdır.

KADRİ GÜRSELEnseyi karartmayın!
1 Kasım 2015 akşamı seçim sonuçlarının üç aşağı beş yukarı belli olduğu anda başına oturduğum yazıya, rahmetli Çetin Altan’ı dilinden düşürmediği tavsiyesiyle anarak başlıyorum: Enseyi karartmayın!

Büyük yazarın uzun ve meşakkatli ömrü ülkesinde demokrasinin yerleştiğini görmeye yetmemiş olabilir… Ama onun için daha kötüsü, demokrasi umudunu yitirmiş olarak ölmekti. Çetin Altan umutsuzluğu reddetti. Biz de onun gibi yapmalıyız. Demokrasiden ve dolayısıyla ülkemizden umudu kesmemeliyiz.

Son Kuşlar – Sait Faik Abasıyanık

“Dünya değişiyor dostlarım, günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi.? *
?Edebi eserler, insanı yeni ve mesut, başka iyi ve güzel bir dünyaya götürmeye yardım etmiyorlarsa neye yarar? ? diyen büyük yazarın; ilk kez 1952?de yayımlanan hikâye kitabı ?Son Kuşlar?da bir tür düş kırıklığı hissedilir. Sait Faik, toplumsal düzenin çirkinlikleri, sahtelikler, adaletsizlikler karşısında direnen insanın yalnızlığını keşfeder.
Sait Faik, içimize insan sevgisi salmaya

Babamın Bıyıkları Yoktu, Tekin Gönenç

“…duyarsın derinlerde bir yerlerde,
insanın insana bölünmesidir yalnızlık…”
Tekin Gönenç 2008 yılında yayımlanan “Babamın Bıyıkları Yoktu” adlı öykü kitabı ile şiirle içi içe geçen bir yaşamdan süzülen kesitleri okurlara sunuyor.
“…geçen yıl bir trafik kazasında kaybetmiş babasını. Annesi hem baba hem anne olmuş dört kardeşe. Kaş?ta zengin yazlıkçıların evlerinde çalışırmış çoğu zaman. Emine ara sıra annesine temizlik işlerinde yardım edermiş. Ama o zengin kadınların davranışlarını hiç sevmezmiş sarı saçlı Emine. Büyüyünce onlarla ilgili bir de roman yazacakmış. Bunları anlatırken birden susuverdi. Bir suçlu gibi başını önüne eğip bir şeyler mırıldandı. Anlayamamıştım dediklerini. Çenesini okşayıp yüzünü bana doğru çevirdim. Tekrarlattım söylediklerini. İçini çeke çeke, belli belirsiz bir daha mırıldandı:
?Benim babamın bıyıkları yoktu.?
Sarı saçlarını okşadım okşadım? Bir şeyler söylemeye yeltendim, ama olmadı, bir türlü beceremedim. Sözcükler boğazımda tıkanıp kaldı. Dalıp dalıp gittim sadece.”