Vur Ulan Vur : Linç Öyküleri – Derleyen: Levent Cantek , Tanıl Bora “Hikâyeler feci namussuz bir şeyi anlatıyor.”

Vur Ulan Vur - Linç Öyküleri

Kitap için ilk çıkış noktamız, edebiyatçıların, tarihin tam da bu anında, söyleyecek sözü olduğuna inanmamızdı, belki kayıt düşmek, belki vicdani bir çığlık atmak, belki edebi bir öfke göstermek… Kahırlandığımızı anlatmak, irkilmemiz gerektiğini hatırlatmak, empati kurmak, muktedirlerin körlüğüne, kalabalıkların kalpsizliğine söz söylemek istedik.
Toplumlar, habisleştiklerini, haksız yere cana kıydıklarını kolay unuturlar. Kayıt düşmekten kastımız buydu, utanmak ekseriyetle iyileştiricidir çünkü…
Hikâyeleri toparlarken, şunu fark ettik. Kimse uzun uzadıya anlatmıyor, kısa yazmak istiyor ve çoğu yazar, doğrudan doğruya linçi resmetmiyor, dolaylı olarak “konuşuyordu”.

devamını okumak için tıklayınız

Julio Cortazar’dan Küba destanı: Buluşma

julio cortazar buluşma_Julio Cortázar Reunion’da Küba Devrimi’ni kurgusal bir şekilde ele alıyor. İdealist bir adamın duruşunu ve dostluğu konu alan kitapta Che Guevara’dan Fidel Castro’ya Küba devrimine dair pek çok şey bulacaksınız.

Çocuğumu düşünüyorum ama o uzaklarda, kilometrelerce uzakta, hâlâ güne yataklarda uyanılan bir ülkede; imgesi bana gerçek değilmiş gibi geliyor, gittikçe silikleşiyor ve ağacın yaprakları arasında kayboluyor ve bana her zaman eşlik eden bir Mozart ezgisini anımsatıyor, Av kuartetinin ilk bölümü, kemanların huzurlu sesinin çağrıştırdığı av borusu; vahşi bir merasimin, berrak ve dalgın bir hazza dönüşümü.

devamını okumak için tıklayınız

Samuel Beckett ve yayımlanmamış öyküsü: Echo’nun Kemikleri

Echo'nun KemikleriGenç Beckett ilk eseri olan Whoroscope’u yayımlatmayı başardığında henüz 24 yaşındaydı. Ardından Londra’nın seçkin yayınevlerine gönderdiği Sıradan Kadınlar Düşü romanının ise okuyucuyla buluşabilmesi için 60 yıl beklemesi gerekecekti. Tabii, geçen bu 60 senelik zamanda Beckett ününü yürütmüş, Nobel Edebiyat Ödülü’nü çoktan kazanmış, hatta ölmüştü bile. Başka bir deyişle bu kitabı yayımlatmayı başaramamış, yenilmişti. Fakat hayattayken söylediği üzere: “Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Gene dene, gene yenil. Daha iyi yenil.” Özü sözü bir olan biri olarak Beckett, yaklaşık bir yıl sonra Echo’nun Kemikleri öyküsünü yayımlatmayı denedi ve daha iyi miydi değil miydi bilemiyorum ama yine yenildi.

devamını okumak için tıklayınız

Sırça Köşk – Sabahattin Ali “Niçin yazılarımdaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli ?”

sırça köşk sabahattin ali1947′ de basılan ve Bakanlar Kurulu kararıyla toplatılan Sırça Köşk, Sabahattin Ali’nin kısa öyküsüdür. Sırça Köşk kitabına da adını veren bu masalı diğerlerinden önce yazılmasına rağmen kitabın ve masallar bölümünün sonunda yer almıştır. Dört masalın en uzunu budur.
Sabahattin Ali’nin son kitabı olan Sırça Köşk’te yazar; kendilerini çok güçlü, yıkılmaz, sarsılmaz şatoların içinde görenler, halkın uyanması, bilinçlenmesiyle kolayca yerle bir olacakları mesajını net olarak verir. “Sırça Köşk” iktidar sahiplerini pek çok öfkelendiren, öldürülmesine bile etken olan şu sözlerle biter:

devamını okumak için tıklayınız

Ben Öykülere İnanırım – Habib Bektaş “alışkanlıklar çoğaldıkça, görmek güçleşmişti.”

ben öykülere inanırım

“Kadın pencereye sırtını döndü. Adamın oturduğu koltuğa baktı, adamı görmeye çalıştı, adamı aradı son bir umutla. Yok, ses koltuktan geliyordu ama kadın, adamı göremiyordu. Bunca yıldır ev, eşyalar bildikleştikçe, ikisi arasındaki alışkanlıklar çoğaldıkça, birbirlerini görmeleri güçleşmişti.
Çocuklara döndü kadın yine; ilk kez görüyormuş gibi baktı kızlarına. Sarıldı, öptü ikisini de, kendi çocukluğunu öper gibi; acıdı onlara, kendine acır gibi.”

devamını okumak için tıklayınız

Erik Çekirdeği – Lev Nikolayeviç Tolstoy “kendinizi öykülerin içinde bulacaksınız”

Erik ÇekirdeğiLev Tolstoy’u hepimiz daha çok büyükler için yazdığı unutulmaz yapıtlarıyla tanıyoruz. Tolstoy, aynı zamanda yarının büyükleri için de birbirinden güzel masallar, öyküler yazmıştır. Erik Çekirdeğinde yer alan öyküler, özellikle ilkokul yaşlarındaki çocuklar içindir. Alışılmış öykü kalıplarının dışında, yalın, gerçekçi bir anlatımla sunulan bu öykülerin kahramanlarının çoğu, hayvanlar aleminin sevimli üyeleri. Hem öğretici, hem düşündürücü olan bu güzel öykülerin zevkle okunacağına eminiz.

devamını okumak için tıklayınız

O Vakit Son Mimoza – Cemil Kavukçu “insan asıl umudunu kaybettiği zaman ölür.”

O Vakit Son Mimoza“Balıklar karınları yukarı doğru ölürler ve yüzeye çıkarlar; bu, onların düşüş biçimidir.” André Gide

O Vakıt Son Mimoza, Cemil Kavukçu’nun belki en hüzünlü kitabı. Kavukçu’nun, yaşamı her yönüyle kavrayan, her duygunun hakkını veren öykülerinde sıra hüzünde… Ama okuyunca göreceksiniz; en umutsuz anlarımızda bile bahçemize bir fidan diker, bir sokak hayvanıyla dost olur, ölüm döşeğinde gülümseriz. Çünkü insan asıl umudunu kaybettiği zaman ölür.

devamını okumak için tıklayınız

Yüreğinde Közü Eksik Olmayan İnsanların Öyküleri – Sadık Güvenç

közlü_yüreklerMüslüm Kabadayı’nın yeni öykü kitabı “Közlü Yürekler”, Phoenix Yayınevi tarafından 2016’da yayımlandı.142 sayfa.

“Salkım Saçak Keldağ” adlı ilk öykü kitabıyla (Salkım Saçak Keldağ, Phoenix Yayınevi, Ankara, 2013) öykü dünyasına merhaba diyen Müslüm Kabadayı, “Közlü Yürekler” kitabında da aynı tutumunu sürdürüyor ve günümüz dünyasının sorunlarını sorgulamaya devam ediyor. Tarih bilinciyle geçmiş ve günümüz arasında köprüler kuruyor. Dili yalın. Kimi öykülerinde Hatay yöresine özgü ağız özelliklerine rastlıyoruz. O da öykünün doğal akışı içinde. Bozmuyor, akıcılığa zarar vermiyor. Bir edebiyat öğretmeni olarak dilin olanaklarından yararlanması kaçınılmaz. Yerel sözcük ve deyimlerin yanında kendi önerdiği sözcüklere de rastlıyoruz öykülerde.

devamını okumak için tıklayınız

Sarı Kral Öyküleri – Robert W. Chambers, H.P. Lovecraft

sarı_kral_Öyküleri“Sarı Kral Öyküleri’nde, aralarında koca bir Victoria dönemi bulunan Poe’dan Lovecraft’a giden sayısız yoldan birini seçtik. Ölümün kaçınılmazlığından, zamanın tiranlığından, insanı umursamayan tanrıların gazabından, dünyada sinsice kol gezen akıl almaz bir tehditten ve üzerine mutabık kalınmış gerçeklikle, bu gerçekliğin makul kurallarıyla ilgisi bulunmayan boyutlardan geçen bir yol…”

devamını okumak için tıklayınız

Din, Günah, Edebiyat – Zafer Köse

Dinselliği ve günahkarlığı yükselten, aynı koşullardır. Onlar birbirinin karşıtı değil, aynı maddi koşulların sonucudurlar. Ya birlikte çoğalırlar ya da birlikte azalırlar.


lord_arthur_savilein_suçuİngiltere’de Victoria Dönemi’nde (1837-1901) dinsellik, sapıklık, hırsızlık hızla yükselmişti. Ticaret, sanayi ve çok bozuk bir dağılımla zenginlik de aynı şekilde yükselmişti.

Oscar Wilde’ın ünlü yapıtı Lord Arthur Savile’in Suçu’nu okurken, dönemin atmosferi somut biçimde algılanıyor. Çocuk işçiler, sefalet koşulları, ağır sömürü altında yaşayan kitleler yok elbette hikayede. Wilde, yabancısı olduğu hayatları anlatmıyor. Ama o dönemin insanlarda yarattığı gizemcilik merakı, en elit ve eğitimli çevrelerde bile insanların falcılara yönelmesi gibi olgular, Wilde’ın çevresinde, dolayısıyla anlattığı hikayelerde de görülüyor.

devamını okumak için tıklayınız

Virgüle Övgü – Elif Şahin Hamidi

virgülün_Şikayeti“Noktalama işaretlerinden yoksun bir metin yazabilir misin?” diye sordum kendime. Belki sadece nokta kullanarak ya da sadece ünlem işaretiyle. Yahut da sadece ağır başlı bir virgülle, uzunca bir metinin sonunu getirebilir miyim, diye düşündüm. Bu yazıyı noktalama işaretlerinden kendimi sakınarak yazmaya giriştim ilk etapta. Elbette biliyordum böyle bir metinde bunu deneyimlemenin sonuç vermeyeceğini. Zira bunun yeri edebi metinler… Bunun kolay olmadığını bir kez daha anladım bu küçük girişimimle. Bunu deneyimleyen büyük isimler var edebiyat tarihinde.

devamını okumak için tıklayınız

Bisiklet Öyküleri – Hazırlayan: Aydın İleri

bisiklet_Öyküleriİnsanın sürerken katılımcı ve öznesi olduğu, kendini her zaman özgür hissettiği, özgürleştiği, çevreye ve insana zarar vermeyen, sürdürülebilir bir hayatın vazgeçilmezidir bisiklet. Hangimizin düşüne girmedi ki o? Üç tekerlekli bisikletle başlayan yolculuğumuz dört tekere, hayran olduğumuz BMX’ten o güzelim Pinokyo’ya, dağ bisikletinden yarış bisikletine uzandı. Zaman ne çabuk geçmiş. İlk bisikletlerimizi, aslında çocukluğumuzu, o eski arkadaşlarımızı, bizi biz yapan mahallemizi, oynadığımız oyunları özlememek mümkün mü?..

devamını okumak için tıklayınız

This site is protected by WP-CopyRightPro