“Saatin doğru gitmesi gerektir, ama hayat doğru gitmiş, gitmemiş, o başka mesele” – Anton Çehov (çeviren: Nazım Hikmet)

Anton-CehovSAAT
Yeryüzünde ne kadar çok, ne kadar çeşit çeşit saat vardır : Cep saati, kol saati, duvar saati, kule saati, dik duran saat, sallanan saat…
Her sokakta bir saatçi dükkanı. Her meydanda bir saat. Herkesin cebinde, kolunda bir tik tak…
Vakit, öyle önemli bir rol oynamaya başlamış ki hayatımızda, saatiniz bir çeyrek geç kalsa, bir çeyrek ileri gitse hemen onu saatçiye götürürsünüz. Kendi varlığınızla, geriye kalan bütün bir beşeriyetin varlığı arasında bu kadarcık bir ayrılığa bile dayanamazsınız.

devamını okumak için tıklayınız

Bir Çin Hikayesi – Aziz Nesin

aziz nesin” ‘Memleketin Birinde’ adlı kitabımda toplanan masallar, Türkiye’de düşün özgürlüğü tarihi bakımından ilginçtir. Bu yazılar, 1955-1957 arasında “Akbaba” dergisinde ve “Demokrat İzmir” gazetesinde yayımlandı. Çoğunu, zorlukla ve takma adlarla yayımladım. Okuduğunuz bu hikayedeki olay, ilk yazılış biçimiyle Türkiye’de geçiyordu. Ama birçok dergiden geri çevrilince, bu hikayeyi uydurma bir Çin’li yazar adıyla, olay Çin’de geçiyormuş ve hikaye çeviriymiş gibi, dergide yayımladım.Aynı hikaye, birkaç ay sonra, başka bir dergide, çevrilmiş bir Çin hikayesi olarak çıktı.” Aziz Nesin

devamını okumak için tıklayınız

Hayat Sigortası – Ergün Doğan

sonsuzlukSelin soğuk Kasım akşamı yüz on katlı gökdelenin son katında bulunan dairesinden içeri adım atar atmaz kocasının öldüğünü anladı. Çok değil, yaklaşık bir ay kadar önce kocasına otuz sekizinci yaş gününde satın aldığı Bilinç Sinyal Bankası Şirketinin yeni nesil ürünü olan yapay beden koltuğa oturmuş, yekpare camdan dışarı bakıyordu. Selin hemen karşı duvarda gömülü bulunan gizli bölmeye yöneldi.

devamını okumak için tıklayınız

Dünyanın En Güzel Gömütü – Ergün Doğan

“Geniş alınlarımız var geniş tutulmuş yazılar için,
bazen yağmurda yazılar akıyor, gözlerimize doluyor.”
Nilgün MARMARA

devamını okumak için tıklayınız

Boş Kentin Masalı – Ergün Doğan

Onların arasında gezdim… ama başka bir bedenin içindeydim
Kimseyle konuşmuyordum, kimse benimle konuşmuyordu.
James JOYCE

devamını okumak için tıklayınız

“Bir kentin mutluluğu, her gün bir kızın işkence görmesine bağlı olsaydı, o kentin halkı ne yapardı?” Dostoyevski

ursula_k_le_guinUrsula K. Le Guin’in Omelas’ı Bırakıp Gidenler öyküsünün çıkış noktası Dostoyevski’nin şu sorusu: “Bir kentin mutluluğu, her gün bir kızın işkence görmesine bağlı olsaydı, o kentin halkı ne yapardı?”

Ursula K. Le Guin’in Omelas’ı Bırakıp Gidenler öyküsü:

devamını okumak için tıklayınız

Aynaya Bakıyoruz – Ergün Doğan

Şu anda bana en korku veren şey,
belki de posta memurlarımızın yazgıları…
Ingeborg BACHMANN

Açık pencereden dolan rüzgarın tül perdeyi havalandırmasıyla belden yukarısı açık seçik görünmeye başlamış, onu suçüstü yakalayan ilk biz olmuştuk. Gerçi tülperdenin dalga dalga akarak tekrar kapanması yüzünden, onu görebildiğimiz bütün zaman, zarfı açtığı birkaç saniyeyle sınırlı kalmıştı, ama kentte kulaktan kulağa yayılan söylentinin asılsız olmadığını anlamamıza yetmişti bu.

devamını okumak için tıklayınız

Boşluk – Ergün Doğan

boşlukGülümü yaratacağım senin için. Hem de ne kadar elmas varsa deniz suyunda o kadar gülü, ne kadar yüzyıl varsa gök tozları içinde o kadar gülü, tek bir çocuk kafasında ne kadar düş olabilirse o kadar…
Louis ARAGON

devamını okumak için tıklayınız

Çoktan unutulanlarla çabucak unutulanlar günün birinde anılırlarsa… – Nazım Hikmet

Bir Fotoğrafçı Vitrini – Nazım Hikmet
Ne adını biliyordu, ne sanını duymuştu … Onu bir gün bir kıyıdan bir kıyıya işleyen vapurlardan birinin güvertesinde gördü.

Hava güneşliydi, deniz durgun. Güneş genç kızın altın saçlarında idi, deniz, gök gözlerinde.
O, ona baktı. .. Ona baktı o … Bu bakışma bir saniyelikti belki.
Delikanlıya bir yıl gibi geldi bu biricik saniyecik.

devamını okumak için tıklayınız

Bir Hoş Adam – Mihael Zoşçenko (çeviren: Nazım Hikmet)

Mihael ZoşçenkoDünyada en büyük kuvvet para kuvvetidir, derler. Laf. Saçma.
Bu ölümlü dünyada, paradan daha kuvvetli neler var da, iki gözüm neler var.
Durun size bir hikaye anlatayım. Bakalım, bana hak verir misiniz, vermez misiniz?
Bizim dairede, Reşat Enis isimli bir memur peyda oluverdi günün birinde. Dehşetli bir adamdı bu.

devamını okumak için tıklayınız

Şeker/siz gibi hayat – Başak Gündüz

Merhaba çocuklar, size anlatacağım bu hikaye çok güzel yeşilliklerle kaplı bir köyde geçiyor. Köylülerimiz kendi besinlerini kendileri üretiyorlar ve aynı zamanda hayvancılık yapıyorlar. Tatlı mı tatlı tonton mu tonton Melek Hanım’ın ise bir sürü sebze ve meyve bahçeleri var. Bir de yedi yaşında çok sevimli, iştahlı tonton bir kızı var. Bu köyde biraz kilolu olmak, o kişinin çok sağlıklı ve zengin olduğunu gösterir. Başak ise her gün harçlığını mutlaka markette harcar, her gün şekerli besinler, çikolatalar yer, yani sizin anlayacağınız abur cubura bayılır!

devamını okumak için tıklayınız

Son Posta – Ergün Doğan

Gözleri ipek kuşakla bağlı siyah bir kısrağın sırtında yol alan bir postacıyım ben. Gözleri bağlı, başka türlü yolunu bulamaz çünkü. Sufiye sorsan gönül gözü der. Cellada sual edecek olsan, kan görmemesi kendi çıkarınadır diyecektir. Ama ben kimseye el etmem, sual etmem kimseye. Postacıyım, bir menzilden diğerine kadar da ses etmem. Süleyman Peygamber miyim ki börtü böcekle konuşayım! Sukut altınsa çarçur edeyim hazinemi. Laf-ü güzafla saltanat süreyim şu cam kubbe altında!

devamını okumak için tıklayınız

Taş ve hançer – Ergün Doğan

Hiçbir yolculuk nedensiz değildir. Uzun ya da kısa fark etmez, gizli bir öğretinin nesilden nesile taşınması gibidir yolculuklarımız. Zaman aktıkça bu gizli öğretinin üzeri, sıra sıra katmanlarla örülür ve geriye yalnızca yolculuğun kendisi kalır. Öyle ya, bizler sırlarımızın ne kadarını biliyoruz! İçimizde büyüttüğümüz örüntüler hangi gizlerimizi saklıyor? Ve yollara düşerken, hangi gizil güçler ateşliyor derinlerimizdeki kavı?

devamını okumak için tıklayınız

Harfler – Ergün Doğan

klavyeBeyaz lotus çiçeğinin gölgesi vurmuş sazlığa. Uzaklardaki karlı tepelerin yamaçlarına değin uzanan gölün kımıltısız yüzeyinde yeşilimsi bir yaprak tabakası. Kıyıda sazlar ve açık kanatlarıyla yabani ördekler sıkışmışlar monitörün pırıltılı penceresine. Duvara asılı kafesten yayılan muhabbet kuşu bağırtıları bu donmuş hayatlara karışıyor. Renkleri alabildiğine canlı ve kusursuz… Uzantıları dışarı taşamayan ama bedenimde uç veren göz alıcı renkler.

devamını okumak için tıklayınız

Haritada Bir Nokta – Sait Faik Abasıyanık

sait faik abasıyanıkÇocukluğumdan beri haritaya ne zaman baksam gözüm hemen bir ada arar; şehir, vilayet, havali isimlerinden hemen mavi sahile kayar… Robenson Kruzoe’yu okumuşumdur herhalde; unuttum gitti. Onun zoruyla mavi boyaların üstünde bir garip ada ismi okuyunca hülyaya daldığımı sanmıyorum. Romanlar yüzünden adaları sevdiğimi pek ummuyorum ama belki de o yüzdendir. Haritada ada görmeyeyim, içimdeki dostluklar, sevgiler, bir karıncalanmadır başlayıverir.

devamını okumak için tıklayınız

Düştü Çamura – Zafer Köse (Öykü)

– Günaydın

– Ooo, aleykümselâm. Gel buyur. Bu başıma gelenlerin güzel tarafı da var; sık görüşmeye başladık.

– Dışardakiler, köydekiler iyi. Selam gönderdiler. Karşı tarafla da işler yolunda.

– Daha öğrenciyken başlamıştın bizi ihmal etmeye. Ama iyi ki büyük okulları bitirip avukat oldun. İşimiz düşünce sana güvenebilirmişiz demek.

devamını okumak için tıklayınız