Dülger Balığının Ölümü – Sait Faik Abasıyanık “İçimde dülger balığının yüreğini dolduran korkuyu duydum.”

sait_faikHepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmağa değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?…

Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ü şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki, büzülmüş böceklere döner balık sırtının pırıltıları. Benim, size ölümünü hikâye edeceğim balığın öyle parıltılı, yanar döner pulları yoktur. Pulu da yoktur ya zavallının. Hafifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir. Balıkların en çirkinidir. Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır: Sudan çıkar çıkmaz bir karış açılır. Açılır da bir daha kapanmaz.

devamını okumak için tıklayınız

Mahalle Kahvesi – Sait Faik Abasıyanık “İnsanların susması korkunç bir şeydir. Dehşetli sükut.”

Sait Faik AbasıyanıkYazın bu küçük mahalle kahvesinin bahçesine sık sık gittiğim için, karayelin, tipinin çılgınca savrulduğu akşam, içeriye girdiğim zaman yadırganmadım. Kahve, sapa bir yerdeydi. Yapraklarını dökmüş iki söğüt ağacı ile üzerinde hala üç dört kuru yaprak sallanan bir asmayı kar öyle işlemişti ki, bahar akşamları, yaz geceleri pek sevimli olan bahçenin mora kaçan beyaz bir ışıkla dibinden aydınlık haldeki güzelliğine, girerken şöyle bir göz attığım halde, camın kenarına yerleşip de buğuları silince uzun zaman daldım, hem sevdalandım. Bu mor ışık o kadar çabuk koyulaştı ki, kahve daha ışıkları bile yakmamıştı. İnce belli çay bardaklarının en güzelini önüme bırakıp giden kahveci:

devamını okumak için tıklayınız

Sınananlar – Müslüm Kabadayı

Kilim desenli kırmızı şalı omuzlarında olan, saçına ak düşmüş kadın, gözlüklerinin üzerinden masadaki öğretmene baktı önce. Dudaklarını hafif büzüştürdükten sonra, sol bloktaki sırada oturan kadını göz ucuyla taradı. Suratı asılır gibi oldu ama bozuntuya vermeden önündeki soru kitapçığına gömüldü. Dudaklarını kıpır kıpır ettirerek soruları okumaya ve ağır, kendinden emin hareketle cevap kâğıdını işaretlemeye devam etti.

devamını okumak için tıklayınız

Ressamın Tablosu – Günay Aktürk

Yetenekli bir ressamdı adam. Yüzlerce tablo, sayısız ödül sahibiydi. Birazcık abartılı da olsa her yerde övgüyle bahsediliyordu. Hatta o kadar övülüyordu ki onun, Davinci’nin ruhunu taşıdığına inananlar bile vardı!
Gelin görün ki gerçekte kimdi bu ressam, adı nedir, nerede yaşar, yüzü neye benzer bilen yoktu. Kimliğini saklamayı seçmişti kendince. Bu yüzden hayranları ona, hayalet anlamına gelen, “Körmüz” ismini taktı. Bu nedenledir ki onun kör olduğuna inananlar bile vardı.

devamını okumak için tıklayınız

Franz Kafka: Mahkeme

kafka

Kanun önünde bir kapı görevlisi vardır. Köylü bir adam, kanuna giriş izni ister bu görevliden. Fakat görevli ona bu izni şimdilik veremeyeceğini söyler. Adam düşünür, sonra girmesine izin verilip verilmeyeceğini sorar. ‘Sonra belki girebilirsin, der kapı bekçisi. ama şimdi değil’. Kanunun kapısı sürekli olduğu gibi açık durur ve kapı görevlisi kenara çekilir.

devamını okumak için tıklayınız

“Mesut Kimdir?”: Sait Faik’in hiçbir kitabına girmemiş öyküsü

sait faik abasıyanıkMuhteşem bir finali olan hikâye “Mes’ut Kimdir?”, 12 Haziran 1948’de Yedigün’de (sene 16, No 13) yayınlanmış. Bu dönemde yazdığı başka metinleri de başka araştırmacılar bulursa hiç şaşmam. Zira o sıralarda zaten hep belli bir geleneği olmuş bu tür “edebiyatlı magazin” dergilerinde (bunu özel bir tür adı olarak teklif etmek isterim) bir tür patlama yaşanmıştı ve her daim para ihtiyacı duyan Sait Faik de araştırmacıların bakmayı akıl edemediği ama rekabet aşkıyla daha çok para verebilecek bu cins dergilerde de yazmış olabilir.

devamını okumak için tıklayınız

“Sokaktan Geçen Kadın”: Sait Faik’in hiçbir kitabına girmemiş öyküsü

sait_faik“Sokaktan Geçen Kadın” Salon dergisinin 1 Şubat 1949 tarihli 31 nolu sayısında yayınlanmış. Sait Faik, yine bu dergide yayınladığı diğer üç hikâyeyi (“Karanfiller ve Domates Suyu”, “Ermeni Balıkçı ve Topal Martı” ve “Sinağrit Baba”yı), 1950’de çıkan Mahalle Kahvesi kitabına almış ama nedense bunu almamış. Belki bu metni ileride çıkacak bir kitabına daha çok yakıştırmıştır (bunu sık sık yapmış, 50’lerde çıkardığı kitaplarda 40’lı yıllarda yazdığı birçok metne yer vermiştir çünkü), belki de sadece unutmuştur.

devamını okumak için tıklayınız

Yollar söner de yatağını kaybetmez – Ergün Doğan

mübadeleKartal Tepesi’nde oturmuş düşünüyordu. Şu dalgalar boyunca yosun tutmuş kıyılara vuran nice zerrecik, içindeki balıkçı tekneleri, tonlarca ahşap, demir, et, kemik yığınları… Nasıl anlatacağını bilemiyordu! Yani biriktirdikleri, Kıyıköy, baharı karşılarken yaprakların aldığı renkler… Deniz, suyunu hiç kaybetmez, döner döner yatağında bulur kendini, üzerinde yollar söner de kaybetmez kendini…

devamını okumak için tıklayınız

“Saatin doğru gitmesi gerektir, ama hayat doğru gitmiş, gitmemiş, o başka mesele” – Anton Çehov (çeviren: Nazım Hikmet)

Anton-CehovSAAT
Yeryüzünde ne kadar çok, ne kadar çeşit çeşit saat vardır : Cep saati, kol saati, duvar saati, kule saati, dik duran saat, sallanan saat…
Her sokakta bir saatçi dükkanı. Her meydanda bir saat. Herkesin cebinde, kolunda bir tik tak…
Vakit, öyle önemli bir rol oynamaya başlamış ki hayatımızda, saatiniz bir çeyrek geç kalsa, bir çeyrek ileri gitse hemen onu saatçiye götürürsünüz. Kendi varlığınızla, geriye kalan bütün bir beşeriyetin varlığı arasında bu kadarcık bir ayrılığa bile dayanamazsınız.

devamını okumak için tıklayınız

Bir Çin Hikayesi – Aziz Nesin

aziz nesin” ‘Memleketin Birinde’ adlı kitabımda toplanan masallar, Türkiye’de düşün özgürlüğü tarihi bakımından ilginçtir. Bu yazılar, 1955-1957 arasında “Akbaba” dergisinde ve “Demokrat İzmir” gazetesinde yayımlandı. Çoğunu, zorlukla ve takma adlarla yayımladım. Okuduğunuz bu hikayedeki olay, ilk yazılış biçimiyle Türkiye’de geçiyordu. Ama birçok dergiden geri çevrilince, bu hikayeyi uydurma bir Çin’li yazar adıyla, olay Çin’de geçiyormuş ve hikaye çeviriymiş gibi, dergide yayımladım.Aynı hikaye, birkaç ay sonra, başka bir dergide, çevrilmiş bir Çin hikayesi olarak çıktı.” Aziz Nesin

devamını okumak için tıklayınız

Hayat Sigortası – Ergün Doğan

sonsuzlukSelin soğuk Kasım akşamı yüz on katlı gökdelenin son katında bulunan dairesinden içeri adım atar atmaz kocasının öldüğünü anladı. Çok değil, yaklaşık bir ay kadar önce kocasına otuz sekizinci yaş gününde satın aldığı Bilinç Sinyal Bankası Şirketinin yeni nesil ürünü olan yapay beden koltuğa oturmuş, yekpare camdan dışarı bakıyordu. Selin hemen karşı duvarda gömülü bulunan gizli bölmeye yöneldi.

devamını okumak için tıklayınız

Dünyanın En Güzel Gömütü – Ergün Doğan

“Geniş alınlarımız var geniş tutulmuş yazılar için,
bazen yağmurda yazılar akıyor, gözlerimize doluyor.”
Nilgün MARMARA

devamını okumak için tıklayınız

This site is protected by WP-CopyRightPro