Aylak Köpek – Sadık Hidayet

Verâmin* meydanını açlık gideren ve günlük yaşantının basit gereksinimlerini karşılayan birkaç ekmek fırını, kasap, attar, iki kahvehane ve bir berber oluşturuyordu.

Maden Ocağını Ziyaret – Franz Kafka

Mühendislerin en önde gelenleri bugün bizim yanımızda, aşağıdaydılar. Yönetimin son talimatına göre, yeni dehlizler açılacaktı, bu dehlizlerin ilk ölçümlerini yapmak için geldiler.

Diyojen’den zekice kısa hikayeler

Filozof Diogenes’e çevresindekiler “İhtiyarladınız. Ar­tık bundan sonra dinlenmeniz gerek” der.
Diogenes, “Niçin?” diye sorar, “Eğer koşucu olsay­dım, koşunun sonuna doğru yavaşlamam mı gerekirdi? Yoksa tam tersine, bütün gücümle koşmak zorunda mı ka­lırdım?”

On bir oğlum var – Franz Kafka

ON BİR OĞUL
On bir oğlum var. Birinci oğlum, uzaktan bakıldığında hiç de gösterişli durmuyor, yine de sakin huylu ve akıllıdır; evet, onu da ötekiler kadar seviyorum ama ona pek değer verdiğim söylenemez. Sanki fazla dar görüşlü; sağına soluna, hatta ilerisine baktığı söylenemez, hep aynı dar çemberin içinde dönerek düşünüyor; bu çemberin dışına çıkamıyor bir türlü.

Koyun Masalı – Sabahattin Ali

Bir zamanlar iri ağaçlı, uçsuz bucaksız bir ormanın kenarındaki çayırlıkta, başında çobanı ve köpekleriyle, bir koyun sürüsü yaşıyordu.

Kırlangıçlar adlı öykü – Sabahattin Ali

sabahattin_aliŞehrin kıyısında, ufacık bir derenin kenarında, dalları suya sarkan ihtiyar bir söğüt ağacı vardır. İlkbaharın başlangıçlarında bu söğüdün dallarına bir dişi kırlangıç gelip kondu; derenin bir başından bir başına yıldırım gibi uçan, beyaz göğüslerini suya dokundurarak şeffaf kanatlı küçük böcekleri yakalayan diğer kırlangıçlara bakmaya başladı. Başını hafif hafif sallıyordu. Derin düşüncelere daldığı belliydi.

Savaşçı ile Tutsağın Öyküsü – Jorge Luis Borges

jorge-luis-borgesLa poesía (Bari, 1942) adlı kitabının 278. sayfasında Croce, tarihçi Diyakoz Peter’in bir Latince metnini özetlerken Droctulft’un yazgısını anlatır ve onun gömüt yazıtını aktarır; her ikisi de benzersiz bir etki bırakmıştır bende; nedenini sonraları kavradım. Droctulft, Ravenna’nın kuşatılması sırasında arkadaşlarının safından ayrılan önceleri saldırıya geçtiği kenti savunurken can veren bir Lombard savaşçısıydı.

Tuz Kokarsa – Ümit Evran

umit-evranMesleğinde oldukça tecrübeli ve işini iyi yapan bir hekimdi. Uzmanlık eğitimi için gittiği Almanya’nın Hannover şehrinde oldukça büyük bir klinikte çalışmış, özellikle komplike kanser ameliyatları konusunda uzmanlaşmış ve yıllar sonra kendi insanlarına hizmet verebilmek için hevesle ülkesine dönmüştü. Şimdi bir devlet hastanesinde çalışıyor, yurtdışında edindiği deneyimleri ile hastalarına yararlı olmak için çırpınıyordu. Yaşamı hastane ile evi arasında geçiyordu. Günlük iş yoğunluğundan pek kendine ayıracak zamanı olmasa da, o hiç bundan yakınmazdı.

Mezar Bekçisi – Franz Kafka

kafka.Mezar Bekçisi
Bu oyunun üç değişik özgün metni var. Bunlardan biri mavi renkte büyük boy defterlerden birine yazılmıştır. Ayrıca, Kafka’nın üzerinde düzeltmeler yaptığı bir manüskri de daktilo yazısıyla elimizde bulunuyor. Daktiloyla yazılmış manüskri, elle yazılmış manüskriye göre birkaç değişikliği, ayrıca kimi kısaltmaları içeriyor, örneğin büyük boy defterdeki manüskri şu sözlerle başlıyor:

Bencil Dev – Oscar Wilde

oscar-wilde-2Her gün öğleden sonra, okuldan dönerlerken, çocuklar gidip Dev’in bahçesinde oynarlardı. Yumuşacık yeşil çimenleri olan büyük, güzel bir bahçeydi. Çimenlerin şurasında burasında gökyüzündeki yıldızlar gibi güzel çiçekler ve bahar gelince pembe ve inci rengi nazlı çiçekler açan, güz gelince bereketli meyveler veren on iki tane şeftali ağacı vardı. Ağaca konan kuşlar öyle güzel ötüyorlardı ki, çocuklar oyunlarını yarıda bırakıp onları dinliyorlardı. Birbirlerine, “Ne kadar mutluyuz burada!” diye sesleniyorlardı.

Bülbül ve Gül – Oscar Wilde

oscar-wilde“Ona kırmızı güller götürürsem benimle dans edeceğini söyledi,” diye bağırdı genç Öğrenci, “ama bahçemde tek bir kırmızı gül yok.”

Pırnal meşesindeki yuvasından Bülbül duydu onu ve yaprakların arasından başını çıkarıp baktı neler oluyor diye.

Rainer Maria Rilke: Taşların Sesine Kulak Kabartan Adamın Öyküsü

tanrıdan Öyküler

Taşların Sesine Kulak Kabartan Adamın Öyküsü

Yine kötürüm dostumun yanındayım. Kendine özgü bir edayla gülümseyerek, “İtalya’ya ilişkin bana henüz bir şey anlatmadınız”, diyor dostum. “Yani bir an önce bunu telafi etmem gerektiğini mi söylemek istiyorsunuz?”
Dostum Ewald, evet öyle der gibi başını sallıyor; hemen gözlerini kapayıp beni dinlemeye hazırlanıyor.

Rainer Maria Rilke: Tanrı’nın Ellerinin Masalı

Rainer Maria Rilke
Rainer Maria Rilke

Tanrı’nın Ellerinin Masalı
Bu yakında bir sabah yolda giderken komşu kadına rastladım. Selamlaştık.
Kısa bir aradan sonra, “Bu ne güzel bir sonbahar!” dedi komşum, başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Ben de onun gibi yaptım. Gerçekten de sonbaharla bağdaşmayacak kadar ışıl ışıl, nefis bir sabahtı. Ansızın aklıma bir şey geldi, “Bu ne güzel bir sonbahar!” dedim yüksek sesle, ellerimi biraz sağa sola oynatarak. Komşum da doğru der gibi başını salladı. Bir an yüzüne kaydı gözlerim. Kusursuz ve sağlıklı yüzü öylesine sevimli bir edayla inip kalkıyordu ki!

Sait Faik Abasıyanık’ın ilk öyküsü: İpekli Mendil

sait_faikSait Faik Abasıyanık, İlk öyküsü olan İpekli Mendil’i Bursa Erkek Lisesi’nde edebiyat dersi ödevi olarak yazdı. İpekli Mendil adlı ilk öyküsü 15 Nisan 1934 tarihli Varlık Dergisi’nin 19. sayısında çıktı.

“Çek!” – Müslüm Kabadayı

1_mayısPankartlar, flamalar, dövizler, kızıl bayraklar, bandolar, davul zurnalar eşliğinde kortejler alana ilerliyordu. Basın emekçileri, belgeselciler, fotoğraf sanatçıları oradan oraya koşturuyor, yürüyüşten genel ve yakın çekim yapıyorlardı. Sadece onlar mı? Fotoğraf makinesi, kamerası olmayanlar da cep telefonları ya da tabletlerine sarılıyorlardı; selfi çekenler de az değildi.