Category Archives: Öyküler

Öyküler

Boşluk – Ergün Doğan

Öyküler

Çoktan unutulanlarla çabucak unutulanlar günün birinde anılırlarsa… – Nazım Hikmet

Bir Fotoğrafçı Vitrini – Nazım Hikmet
Ne adını biliyordu, ne sanını duymuştu … Onu bir gün bir kıyıdan bir kıyıya işleyen vapurlardan birinin güvertesinde gördü.

Hava güneşliydi, deniz durgun. Güneş genç kızın altın saçlarında idi, deniz, gök gözlerinde.
O, ona baktı. .. Ona baktı o … Bu bakışma bir saniyelikti belki.
Delikanlıya bir yıl gibi geldi bu biricik saniyecik. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Öyküler

Bir Hoş Adam – Mihael Zoşçenko (çeviren: Nazım Hikmet)

Öyküler

Şeker/siz gibi hayat – Başak Gündüz

Merhaba çocuklar, size anlatacağım bu hikaye çok güzel yeşilliklerle kaplı bir köyde geçiyor. Köylülerimiz kendi besinlerini kendileri üretiyorlar ve aynı zamanda hayvancılık yapıyorlar. Tatlı mı tatlı tonton mu tonton Melek Hanım’ın ise bir sürü sebze ve meyve bahçeleri var. Bir de yedi yaşında çok sevimli, iştahlı tonton bir kızı var. Bu köyde biraz kilolu olmak, o kişinin çok sağlıklı ve zengin olduğunu gösterir. Başak ise her gün harçlığını mutlaka markette harcar, her gün şekerli besinler, çikolatalar yer, yani sizin anlayacağınız abur cubura bayılır! DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Öyküler

Son Posta – Ergün Doğan

Gözleri ipek kuşakla bağlı siyah bir kısrağın sırtında yol alan bir postacıyım ben. Gözleri bağlı, başka türlü yolunu bulamaz çünkü. Sufiye sorsan gönül gözü der. Cellada sual edecek olsan, kan görmemesi kendi çıkarınadır diyecektir. Ama ben kimseye el etmem, sual etmem kimseye. Postacıyım, bir menzilden diğerine kadar da ses etmem. Süleyman Peygamber miyim ki börtü böcekle konuşayım! Sukut altınsa çarçur edeyim hazinemi. Laf-ü güzafla saltanat süreyim şu cam kubbe altında! DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Öyküler

Taş ve hançer – Ergün Doğan

Hiçbir yolculuk nedensiz değildir. Uzun ya da kısa fark etmez, gizli bir öğretinin nesilden nesile taşınması gibidir yolculuklarımız. Zaman aktıkça bu gizli öğretinin üzeri, sıra sıra katmanlarla örülür ve geriye yalnızca yolculuğun kendisi kalır. Öyle ya, bizler sırlarımızın ne kadarını biliyoruz! İçimizde büyüttüğümüz örüntüler hangi gizlerimizi saklıyor? Ve yollara düşerken, hangi gizil güçler ateşliyor derinlerimizdeki kavı?

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Öyküler

Harfler – Ergün Doğan

klavyeBeyaz lotus çiçeğinin gölgesi vurmuş sazlığa. Uzaklardaki karlı tepelerin yamaçlarına değin uzanan gölün kımıltısız yüzeyinde yeşilimsi bir yaprak tabakası. Kıyıda sazlar ve açık kanatlarıyla yabani ördekler sıkışmışlar monitörün pırıltılı penceresine. Duvara asılı kafesten yayılan muhabbet kuşu bağırtıları bu donmuş hayatlara karışıyor. Renkleri alabildiğine canlı ve kusursuz… Uzantıları dışarı taşamayan ama bedenimde uç veren göz alıcı renkler. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Öyküler

Haritada Bir Nokta – Sait Faik Abasıyanık

Çocukluğumdan beri haritaya ne zaman baksam gözüm hemen bir ada arar; şehir, vilayet, havali isimlerinden hemen mavi sahile kayar… Robenson Kruzoe’yu okumuşumdur herhalde; unuttum gitti. Onun zoruyla mavi boyaların üstünde bir garip ada ismi okuyunca hülyaya daldığımı sanmıyorum. Romanlar yüzünden adaları sevdiğimi pek ummuyorum ama belki de o yüzdendir. Haritada ada görmeyeyim, içimdeki dostluklar, sevgiler, bir karıncalanmadır başlayıverir. DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Anlatı Baykuş Emek Tarihi / Teori Hukuk Öykü Kitapları Öyküler Yazarlarımızın son çalışmaları

Düştü Çamura – Zafer Köse (Öykü)

Çocuk Edebiyatı Eleştiri Kitapları Emek Tarihi / Teori Öyküler Sosyoloji Yazarlarımızın son çalışmaları

Küçük Bayram – Zafer Köse

Sevgili Abilerim, Ablalarım,

iki çocuk Sizler, kitap okuyan, düşünen insanlarmışsınız. Buralarda dolaşan, şu masalarda oturanlardan biraz farklıymışsınız.

Tamam, elimle işaret yapmadan konuşacağım. Bu abi, bana şu küçük cihazı uzatıp konuşmaya başlamamı söylemeden önce anlatmıştı. Siz beni göremeyecekmişsiniz. Ama sesimi duyacakmışsınız. Sözlerimi bu cihazın içinde saklayabiliyormuş abi, sonra da size gönderebiliyormuş.

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ

Öyküler

Albüm (öykü) – Anton Çehov

Öyküler

Savaş Tutsakları – Mihail Aleksandroviç Şolohov

Tabur Paris’te kamyonlara yüklenip doğuya aktarıldı. Fransa’dan yağmaladıklarını yanlarında götürüyorlardı. Fransız şarabı ve Fransız arabası.
Minsk’ten cepheye yaya yürüyüşe geçtiler, petrol kıtlığı yüzünden kamyonlarını Minsk’te bırakmaları gerekti çünkü. Alman ordularının utkularından ve Fransız şarabından esrimiş olarak Belorusya yolları boyunca yürüdüler. Kolyenlerini kıvırmış, yaka düğmelerini açmışlardı. Çelik miğferleri palaskalarından sarkıyordu; çıplak, yağız başları yaban Rusya’nın narin güneşinde ve ılık yellerinde kurudu. Cep şişelerinde şarapları vardı daha. Askerleri yakılmış Sovyet köylerinden cesaretli adımlarla yürüdüler. Küstah alay şarkılarındaki Fransız kızı Jeanne, yalnızca Almanlar Parise girdikleri zaman ilk kez gerçek askerler görmüş, DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ