Bozkırda – Maksim Gorki

“O bana akıllı insanların yazdığı koca koca kitaplarda bulunamayacak pek çok şey öğretti. Hayat, insanların bilgeliğinden daha derin ve anlamlıdır çünkü. Maksim Gorki yalnız kendi halkına değil, bütün halklara yurtlarını, hürriyeti, barışı ve birbirlerini sevmeyi öğretir. Çünkü o, insanın, insanlığın geleceğinden, güzel günler göreceğinden emindir. Çünkü o, emekçi insanı, koluyla, kafasıyla çalışan insanı, yeryüzünün, gerçek, biricik efendisi sayar. O, bu insanın bu efendiliğe kavuşması için savaşmıştır. O, bu savaşa, bu bahtiyarlık savaşına insanları çağırır… Düşünüyorum: Gerçekçi, halkçı ileri edebiyatımız üstünde Maksim Gorki’nin en hayırlı bir tesiri olmuştur.” Nâzım Hikmet

Maksim Gorki / BOZKIRDA – Boles
Tanıdıklarımdan biri bana şu hikâyeyi anlattı bir gün:

devamını okumak için tıklayınız

Byelkin’in Öyküleri – Aleksandr Sergeyeviç Puşkin. Rusça’dan çeviren: Ataol Behramoğlu

1830 yılının ürünü olan Byelkin’in Öyküleri, yalın bir üslupla yazılmış, gerçekçi, özlü sanat ürünüdür. Bu öyküde Puşkin, halk insanlarını büyük bir yalınlık, gerçekçilik ve ustalıkla çizmiştir.
Merhum İvan Petroviç – Byelkin’in Öyküleri
Bayan Prostakova: Ya, azizim; ufacıktan beri bir öykü merakı var onda.
Skotinin: Mitrofan bana çekmiş. ‘Anasının kuzusu”
Yayımcının Notu
Burada halka sunmakta olduğumuz. İ. P. Byelkin’in Öyküleri’ni yayımlama işine girişirken bunlara merhum yazarın kısa da olsa bir hayat hikâyesini ekleyerek anayurt edebiyatımız okuyucularının haklı merakını bir parça olsun gidermek istedik. İvan Petroviç Byelkin’in en yakın akrabası ve mirasçısı olan Bayan Marya Alekseyevna Trafilina’ya başvurduk bu nedenle. Fakat bu bayan bize onun hakkında bilgi verebilecek durumda değildi ne yazık ki; çünkü merhumu hiç tanımıyordu. Bu iş için bir kere de İvan Petroviç’in eski dostlarından saygıdeğer bir baya başvurmamızı öğütledi. Bu öğüde uyduk ve yazdığımız mektuba

devamını okumak için tıklayınız

Karda Kaybolan Kent, İtalo Calvino

“O sabah, Marcovaldo’yu sessizlik uyandırdı. Havada tuhaf bir şey olduğu duygusuyla yataktan kalktı. Saatin kaç olduğunu anlayamıyordu, panjurların çubukları arasındaki ışık, günün, gecenin bütün saatlerindeki ışıktan başkaydı. Pencereyi açtı, kent yok olmuştu, yerini beyaz bir kağıt almıştı. Bakışını yoğunlaştırınca, beyazın ortasında neredeyse silinmiş kimi çizgiler seçti, çevredeki pencereler, damlar, sokak lambaları gibi olağan görünüşün çizgilerinin karşılıklarıydı, ama gece üzerlerine yağan karın altında kaybolmuşlardı.
“Kar!” diye bağırdı Marcovaldo karısına, daha doğrusu bağırmak istedi, ama sesi yavaş çıktı. Tıpkı çizgilerin, renklerin, perspektiflerin üzerine olduğu gibi gürültülerin, daha doğrusu gürültü yapma olanağının üzerine de kar yağmıştı; pamuk döşeli bir ortamda, sesler titreşemiyorlardı.
İşine yaya gitti; kar nedeniyle tramvay çalışmıyordu. Sokakta geçecek yol açarken,

devamını okumak için tıklayınız

Binbir Gece Masalları

Orta Çağ’da kaleme alınmış Orta Doğu kökenli edebi eserdir. Şehrazad’ın hükümdar kocasına anlattığı hikâyelerden oluşur. 8. yüzyılda Arap Abbasi Halifesi Harun Reşid zamanında Bağdat önemli bir kozmopolit şehirdi, İran, Çin, Hindistan, Afrika ve Avrupa’dan gelen tüccarlar ile dolup taşmaktaydı. Bu dönemde, şehrin kültürel yapısı da gelişmiş, Arap kültürü, özellikle diğer Doğu kültürleriyle harmanlanmıştı. Binbir Gece Masalları’ndaki hikâyeler işte bu dönemde, halk hikâyeleri olarak ortaya çıkmıştır. Sözle aktarılan bu hikâyeler sonunda tek bir eserde derlenmiştir. Hikâyelerin çekirdeğini eski bir Fars (İran) kitabı olan Hazâr Afsâna (‘Bin Efsane’) oluşturmuştur. 9. yüzyıl dolaylarında hikâyeleri derleyen ve Arapça’ya çevirenin masalcı Ebu Abdullah Muhammed el-Gahşigar olduğu söylenir. Eserdeki hikâyelerin çerçevesini oluşturan Şehrazad öyküsünün esere 14. yüzyıl dolaylarında katıldığı düşünülmektedir. Eser Fransızcaya 1704’te çevrilmiş, ilk modern Arapça derlemesi ise

devamını okumak için tıklayınız