Category Archives: Romanlar

Majesteleri Kral – Thomas Mann

Majesteleri Kral, iflasın eşiğinde hayalî bir küçük Alman devletinde geçer. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği Grimmburg Grandüklüğünün veliahtı Prens Albrecht hastalıklı bir insandır ve uzun yaşayamayacağından endişe edilmektedir. O nedenle tahtın ikinci vârisi Klaus Heinrich doğduğunda bütün Grimmburg sevince boğulur. Ne var ki ikinci vâris fiziksel bir kusurla doğmuştur. Zamanla, “aristokrasinin yalnızlığı”nı kendi ruhunda hisseden Klaus Heinrich, “kusurlu” varoluşuna ve doğuştan getirdiği asil haklara bakarak sıradan insanı anlamasının mümkün olmadığını fark eder.

Palyaço – Heinrich Böll

Hans Schnier, varlıklı bir ailenin oğlu olmasına karşın meslek olarak palyaçoluğu seçmiştir. Evlenmeye ve doğacak çocuklarını Katolik terbiyesiyle büyütmeye yanaşmadığından, toplum baskısına direnemeyen sevgilisi tarafından terk edilir. Hans bu kayıp yüzünden yıkılır, sanatı bitme noktasına gelir.
Palyaço 1963 yılında yayımlandığında Almanya’da büyük tartışmalara yol açmış, Heinrich Böll din karşıtı olmakla suçlanmıştır. Oysa yazar, İkinci Dünya Savaşı sonrası burjuva toplumunun dar kafalılığı ve çarpık ahlakı yüzünden “ayrıksı” bir bireyin o toplumda kendine

De Niro’nun Oyunu – Rawi Hage

( * ) De Niro’nun Oyunu’nun yazarı Rawi Hage Lübnan doğumlu. Aynı zamanda iç savaşın birebir tanığı. 1992’de Kanada’ya göç edene dek ülkesindeki karmaşık ve gergin ortamı gözlemlemiş. Yazarlığının yanı sıra, görsel sanatlarla ilgilenen, küratörlük yapan öte taraftan, siyaset eleştirmeni olan tam bir entelektüel.
Yazıları Macelan’s, The Toronto Review, Fuse, Jouvert, Montreal Serai ve Al-Jaddid gibi gazete ve dergilerde yayımlanan Hage, ilk romanı De Niro’nun Oyunu’yla 2008 Uluslararası Dublin IMPAC Ödülü’nü de kazandı.

Kemal Tahir?in tefrika romanları – Sennur Sezer

Kemal Tahir, cezaevindeyken serüven romanları yazdı. ?Ta-Ka? ve ?Bedri Eser? imzalarıyla tefrika edilen bu romanlar ona hapisten çıktıktan sonra da geçimini yazarlıkla sağlama cesareti verecekti.

15 Haziran 1938?de aralarında deniz astsubayı Nuri Tahir ve Nazım Hikmet?in de bulunduğu bir grup sivil ve asker ?donanmayı ayaklanmaya kışkırtmak? suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklananlardan biri de İsmail Kemalettin Demir?di. Deniz Astsubay Nuri Tahir?in kardeşiydi.19 Ağustos 1938?de Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesince 15 yıl ağır hapse mahkûm edilen İsmail Kemalettin Demir?i bugün pek çok okuyucu Kemal Tahir adıyla tanıyor.

“Mahzen” ertelediğimiz korkularımız yüzleşmekten kaçtığımız günahlarımızdır – Levent Turhan

Makedonyalı yönetmen Milco Mancevski?nin bundan on beş yıl kadar önce ülkemizde gösterilen ?Yağmurdan Önce? filmi, yirminci yüzyılın büyük insanlık dramlarından biri olan Balkan İç Savaşını birbirinden bağımsız gibi gözüken üç ayrı öykü üzerinden anlatır. Bildik anlamda savaş görüntüleri filmde hemen hemen hiç yer almaz. Filmin sonuna doğru ayrı gibi gözüken üç öykünün birbiriyle ilişkili olduğunu, duyarsız suskunluğun, milliyetçi dinsel ayrımcı kayırmacılığın savaşı besleyen iklimin bizzat yaratıcısı olduğunu anlarız. Katil, maktulün tanıdığıdır aslında;

Biz Böyle Delikanlılar Değildik! (Tefrika Romanlar Cilt: 1 – 1947-1951) – Kemal Tahir

Edebiyatımızın güçlü ve klasikleşmiş ismi Kemal Tahir’in 1947-51 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde tefrika edilen romanları ilk defa bu kitapta toplandı.

Oğuz Atay’ın deyimiyle: “Bütün sanatlar gibi roman sanatı da bir gelenek üzerine kurulur. Bu gelenek yalnız roman geleneği değildir; toplumun kültür geleneğini yaratan bütün davranışların tarihidir. Sanıyorum Kemal Tahir Türk tarihine eğilirken, zengin kültür geleneğimizden esaslı bir biçimde yararlanmanın gereğini duyan ilk romancımızdır… Belki de bunu gerçek anlamıyla kavrayan tek romancımızdı.”

Dar bir roman hakkında geniş bir kampanya – Seza Özdemir

Bugünün dünyasında önemli olan ?hak etmek? değil, ?satmak?! Artık savaş ve barış bile bir pazarlama meselesi haline geldi. Hal böyleyken bir romanın gerçekten büyük olup olmadığına kim bakar.
Özellikle medya, siyaset ve finans alanlarında çokça maruz kaldığımız ?pazarlama? yanılsamasına, son 20 yılda sanat özellikle de edebiyat da dahil oldu. Kitabın, ?sektör nesnesi? olarak ele alındığı bir çağda, bir romandan kolaylıkla ?büyük? olarak söz edilir hale geldi. Bunun son örneği de, Harry Potter adlı fantastik roman dizisiyle bugünün çocuklarına bir hayal kahramanı sunmayı başaran yazar J.K. Rowling?in ülkemizde yayınlanan yeni romanı.

Muktedir Kadınlar Baladı – Mutlu Arslan

Sanırım yol romanları en çok kadınlara yakışıyor? Yerleşik hayatın düzeni içerisinde asabiyyetini yitirerek erkeklere teslim olmuş kadınlar, yola koyuldukları andan itibaren, göçerliğin kendine has dürtüleriyle, tekinsiz bir maceranın kahramanı haline dönüşebiliyor.

Yersiz yurtsuzluğun kadınlar üzerindeki bu ?yaratıcı? etkisi romanlara has bir olgu olmasa gerek. İlk romanı Muz Sesleri?ni yazmak için dokuz ay Beyrut?ta kalan Ece Temelkuran, bir yılı aşkın süren Tunus yolculuğundan da Düğümlere Üfleyen Kadınlar romanıyla döndü.

Tanyeri Yağmurla Geldi – Ozan Özgür

Elim yeteydi, gözümde ferim, dizimde dermanım çekilmeyeydi, tutarım olaydı, umarım olaydı, arayıp bulmaz mıydım, sağ anadan, essah yurttan habersiz kor muydum evlâdımı?.. Koydum! Batmaz sandığım gün devrildi, bitmez dediğim gece tükendi, ecel değneği kapıya indi. İhtiyar oldum, ihtiyar oldum, ihtiyar oldum! Zulümler, kırımlar, sürgünler yadigârı bir kız buldum, cihan parçası bir oğuldan oldum.

Haykırıyorum şimdi son nefesimle; hırıltım, dönmeyen dilim, titrek sesimle:

Biz Böyle Delikanlılar Değildik! (Tefrika Romanlar Cilt: 1 – 1947-1951) – Kemal Tahir

Edebiyatımızın güçlü ve klasikleşmiş ismi Kemal Tahir’in 1947-51 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde tefrika edilen romanları ilk defa bu kitapta toplandı.

Oğuz Atay’ın deyimiyle: “Bütün sanatlar gibi roman sanatı da bir gelenek üzerine kurulur. Bu gelenek yalnız roman geleneği değildir; toplumun kültür geleneğini yaratan bütün davranışların tarihidir. Sanıyorum Kemal Tahir Türk tarihine eğilirken, zengin kültür geleneğimizden esaslı bir biçimde yararlanmanın gereğini duyan ilk romancımızdır…

Ulysses: Dünyanın Romanı – Meltem Gürle

Jacques Derrida, Ulysses?i değerlendirirken, Joyce?un romanının Batı düşüncesinin gelip dayandığı sınıra işaret ettiğini söyler. Derrida?ya göre, felsefede Hegel?in Fenomenoloji?si ne ise, edebiyatta da Ulysses odur: Yani insan deneyiminin tümünü tek bir solukta ifade etmeye yönelik ?devasa bir teşebbüs?tür.

Bana kalırsa Derrida bunu söylerken, Ulysses?in saygıdeğer bir çabanın ürünü olduğuna işaret etmekle beraber, bu romanda delice bir şeyler olduğunu da ima ediyordu. Sonsuz çağrışımlar, sayısız gönderme ve anıştırmalar,

Çevre Yolu – Henry Bauchau

Kanserin son evresindeki gelinini her gün hastanede ziyarete giden anlatıcı, banliyö ile merkez arasındaki mesafeyi katederken geçmişi ile bugün arasında da yol almaktadır. Naziler tarafından öldürülen bir direnişçinin sevgili anısı ve onun celladının koyu gölgesi kırk yıl öncesinden gelip steril hastane odasını dolduruyor. Metanetli bir yazardan ölüme ve yaşama, ümide ve direnişe, güce ve tutkuya dair katmanlı, yalın ve dokunaklı bir roman…

Metis Edebiyat’ta dört kitabına daha yer verdiğimiz

Arevik: Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı – Haydar Işık

“Arevik: Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı, Averik’in ağulu hikayesinin gölgesinde, ruhu zehirlenmiş insanın yalnızlığın çaresizliğinde, kan ve kir akan bir tarihin, acılı Dersim’in romanlaştırılmış lirik destanıdır.”
Ahmet Kahraman

“Arevik dışarı çıkmıyor, oturduğu pencerenin önünden Kalesan Deresi etrafındaki söğüt ağaçlarının rüzgara tutulan yapraklarının gümüşi ışıltılarını izliyordu.

Yaşama Sevinci – Emile Zola

Émile Zola (1840-1902): Natüralizm akımının en önemli temsilcilerinden olan yazar, romanları için gerekli yaşam deneyimini zorluklar içinde geçen gençlik yıllarında kazandı. 1864’de ilk öykü kitabı Ninon’a Öyküler yayımlandı. 1865’de kendi yaşamından izler taşıyan Claude’un İtirafları çıktı. Zola, romancının olayları bir izleyici gibi kaydetmekle yetinmemesi, kişileri ve tutkularını bir dizi deneyden geçirirken, duygusal ve toplumsal olguları bir kimyacı gibi işlemesi gerektiğini savundu. 1867’de yayımlanan Thérèse Raquin’den başlayarak tüm romanlarını aynı görüşle yazdı. Meyhane (1877), Nana (1880), Yaşama Sevinci (1884), Germinal (1885) ve Toprak (1887) en tanınmış romanları arasında yer alır.

Kendine ait bir yolculuğun yok mu? – Seza Özdemir

Eğer Portekizli yazar José Saramago?nun anlattığı gibi bir ?körlük? yaşamıyorsak, kendimize ait yolculuğu keşfedip, tamamlayıp gideceğiz. Sonrası mı? Öncesini ne kadar başarabildin ki?

Seni nasıl bir geleceğin beklediğini kim bilebilir? Ne kadar zamanın kaldı, yazgın ne (varsa tabii), kim bilebilir? Bu arada sen hala kendi yolculuğuna çıkamadıysan, bundan kime ne? Dünyanın ise umurunda olmayacağı besbelli. İşte, bir karaağaç dalı yine yeşerdi, güneşin kendini bir gösterip bir çektiği günlerde,