Bir Roman Bir Film – Cemil Kavukçu

Her seferinde iyi niyetle başladığım, ama hep sıkılıp yarım bıraktığım işlerden biri de kitaplığımı düzenlemektir. Aradığımı bulamadığım çok olur. Bazen de unutulmuş, yıllardır okunacağı günü bekleyen bir kitap çıkıverir karşıma. Günlerdir kafamı kurcalayan, raflarda olduğunu çok iyi bildiğim bir kitabı ararken Giuseppe Tomasi Di Lampedusa?nın Leopar romanıyla karşılaştım. Unutmuşum. Üstelik, çevirmeni Semin Sayıt 1999 yılının kasım ayında imzalamış kitabı. Anımsadım,

Kuzuların Sessizliği – Thomas Harris

Buffalo Bill lakabıyla tanınan bir seri katil, bazı kadınların peşine düşmektedir. Katilin belli bir amacı vardır ama cesetler farklı eyaletlerde bulunduğu için kimse bunu kavrayamaz. FBI Akademisi’nde genç bir stajyer öğrenci olan Clarice Starling, büronun davranış bilimleri bölümünden Jack Crawford tarafından çağırılınca şaşırmıştır. Görevi, çok zeki bir psikiyatr ve korkunç bir katil olan, Baltimore Akıl Hastanesi’nde tutularak kriminal cinnet açısından yakından izlenen Dr. Hannibal Lecter ile görüşmektir. Lecter’ın, katillerin zihin yapısıyla ilgili öngörülerinin, Buffalo Bill’in izinin sürülmesine ve adamın yakalanmasına yardım edebileceği düşünülmektedir.

Eşyanın ve zamanın ruhuna dair: Zeplin

Karin Tidbeck’in dünyasında insanın üstünlük takıntısı ve kibri bir kenara atılıyor ve insana atfedilen her türlü duygu, diğer canlılara ve eşyaya da atfediliyor. Üstelik yabancı durumları olağanlaştıran bir dille…

Güzel bir cümleyle başlayan bir yazı, güzel bir hit’le uçuşa geçiren bir müzik albümü her zaman güzel devam etmeyebiliyor. Karin Tidbeck’in Zeplin adlı, Aylak Kitap tarafından yayımlanan öykü kitabı ise ilk öyküden itibaren dur durak bilmeyen bir akıntıya katıyor bizleri. İsveç’in bağrı Stockholm’den kopup gelen öyküler yepyeni bir bilimkurgu fantastik âleminin kapılarını aralıyor.

Afrodit Buhurdanında Bir Kadın – Reşat Enis

1937 yılında yayınlanan “Afrodit Buhurdanında Bir Kadın”, toplumun yoksul ve çalışan kesimlerinin sorunlarını edebiyata taşıyan öncü eserlerdendir. İşçilerin yaşayışlarını, patronla ilişkilerini, çalışan ve yoksul kadının çifte sömürülüşünü ustalıkla ve tüm gerçekliği ile sergiler. Nazım Hikmet’in “Türk edebiyatının temel taşı” saydığı bu eser için Suat Derviş “Türk dilinde yazılmış olan romanların en güzellerinden biri” nitelemesinde bulunmuştur.

Romanın baş kahramanı, akraba yanında büyüyen Yıldız adında anne-babasız bir kızdır. Yoz ev ortamı ve uğradığı onur kırıcı olaylar nedeniyle evden kaçar, önce daktiloluk, sonra fabrika işçiliği yapar. Ama düşük ücret ve ağır çalışma koşullarına daima, onun kadınlığını istismar teşebbüsleri eşlik eder. Yıldız yaşlı bir fabrika işçisiyle evlenir. Ama hastalanıp çalışamaz duruma düşen eşi ile çocuğunu geçirdirmekte zorlanır, yardım talep etmek için

Matmazel Bach – Öznur Özkaya

Ve bir gün çocuklarından birinin isyanıyla tahtından olacağı korkusuna kapılan Zeus, ilk karısı Metis?i yuttu. Zeus?un kafasında gün be gün büyüyen bir şişlik oluştu. Metis; Athena?yı Zeus?un kafasının içinde doğurdu. Kızını en iyi biçimde yetiştirdi, ona mızrağını ve kalkanını verdi. Bu şişlik yüzünden dayanılmaz baş ağrıları çeken Zeus, demirci ustası Hephaistos?u çağırıp en güçlü balyozuyla en iyi vuruşunu yapmasını emretti. Hephaistos, Zeus?un öfkesinden çekinse de, kendinden istenileni yaptığında, Athena miğferi ve zırhıyla babasının başından dünyaya geldi. Ve dedi ki: ?Ben Pallas Athena. Diğer Tanrılardan saygı görmek istiyorum.?

Gülün Adı – Umberto Eco “Gülmek korkuyu öldürür.”

Gülün Adı Umberto Eco“(…) -Gülmenin bu kadar kötü olan tarafı nedir?
-Gülmek korkuyu öldürür. Ve korku olmadan inanç olmaz. Çünkü şeytan korkusu olmazsa tanrıya ihtiyaç kalmaz.”

İtalya da Bologna Üniversitesinde profesör, filozof, tarihçi, estetikçi, orta çağ uzmanı olan Umberto Eco’nun, ilk romanı. Roman 1980’de yayımlandı ve büyük beğeni topladı. Kısa zamanda bir çok dile çevrildi. 1986 yılında filmide yapılan roman aynı yıl Türkçe’ye çevrildi.
Yazarın, orta çağ konusunda derin bilgisinin oluşu romanı, hem başarılı kılmış hemde, tarihi bilgilerle kuşanmış bir yapıt olmasını sağlamıştır.
Çok katmanlı bir yapıt olan romanda,

Edebiyatla mayalanan bir dostluk hikayesi – Elif Şahin Hamidi

allak-bullakHep sorulagelen “Edebiyat ne işe yarar?” sorusuna bir cevap niteliği taşıyor Allak Bullak. Diyor ki; bizi “insan” yapar!

Marcel Proust, Okuma Üzerine adlı eserinde “Bize yaşanmamış gibi gelen çocukluk yıllarımızda, çok sevdiğimiz bir kitapla geçirdiğimiz günler kadar dolu dolu yaşanmış başka bir zaman belki yoktur,” der. Peki ya çocukken çok sevdiği bir kitabı olmamışsa insanın, kitaplarla bir dostluk kuramamışsa?

Ağzı bozuk, kafası atık bir roman: Deliduman

Güncel, yani içinden geçmeyi sürdürdüğümüz, henüz ?dün? olmamış, olsa da eski bir şeye bakar gibi bakmayı henüz beceremediğimiz bir şeyin romanını yazmak, ya da böylesi ?sanatsal? bir çabayı bir kenara koy, o mesele hakkında sadece adamakıllı bir çıkarım bile yapmak, bunu yapan için de, onun yaptığına ?seyirci? olan için de pek kolay bir iş değil. Toplumu iki ucundan tutup hallaç pamuğu gibi atan,

Emek – Emile Zola

Emek, sevginin ve özgürlüğün romanıdır. Romanın karakterleri ve kurgusu, kadın ile erkek arasındaki aşkın, hatta bütün insani duyguların ancak emeğin özgür olduğu bir toplumda yeşerebileceğini gösterir. Zola, ücretli emeğin 19. yüzyılda içinde bulunduğu kölelik koşullarını anlatırken, bu kölelikten kurtuluşun yeni bir dünyanın kapılarını açacağını kanıtlar. Emeğin özgürleşmesi insanlığın kurtuluşudur ve insanlar arasında sevgi dolu ilişkiler

Yazmak neydi, Poe? – Öznur Özkaya

Romanlarıyla tanıdığımız Nilüfer Kuyaş?ın ilk öykü kitabı olan ?Yok Adam?; istisnalar olsa da, erkek kahramanlara eğilen, kendini gerçekleştirememiş erkeklerin gözünden anlatılan bir derleme adeta.

Kitapta yer alan yedi öyküden, kitaba ismini veren ?Yok Adam?, acı portakal reçelinin tadını arayan Şehir(li) Hasan?ın kederini yansıtan ?Hayvanların Gece Hayatı?, kadına karşı tacizi ve tacize maruz kalan kadının içsel yolculuğunu gözler önüne seren

Doğa?nın karar ânı

Hakan Bıçakcı yeni kitabında, metropol tekinsizliğine bu defa bir kadının gözünden bakıyor. Rekabetin, teşhirin, güzel ve mutlu görünmenin baskısını Doğa’yla resmediyor.

Her insan yaşamının bir yerinde, nasıl yaşayacağına, daha doğrusu nasıl yaşamayacağına, yani kim olacağına karar verir ve o karar ânı, beklenildiği gibi çok büyük bir olayın ardından da olmaz genellikle. Yıllarca süren terapi seanslarında bile

Bir yolunu bulmaya çalışmanın romanı; “Deliduman”

Emrah Serbes?in yeni romanı “Deliduman” vazgeçmemenin, öyle ya da böyle bir yolunu bulmaya çalışmanın romanı. Yalnızca bu yönüyle bile okunmaya değer.

Şu günlerde, sene-i devriyesini idrak ettiğimiz Gezi direnişi, hemen herkesin hayatına, bir yerinden dokundu. İstanbul ya da taşra fark etmez, Gezi Parkı?ndan yükselen ruh her yere, herkese sirayet etti. Kimi hayatının

Mithars’ın Cennetine “Adınla Çağır Beni” – Onur Köybaşı

Bana aşkın tanımı nedir diye sorsalar; hiç tereddütsüz Andre Aciman?ın ?adınla çağır beni? kitabı derim. Aslında sadece aşk değil, tutku ve hayranlık. Diğer bir bedenden kendine varma duygusu, tamamlanma ve eksilme hissi…

Hepsi aşk değil midir zaten?

On yedi yaşındaki (Elio) bir genci muazzam bir ustalıkla konuşturan Aciman?ın kitabından

?Leyla bir özge candır!? – Öznur Özkaya

?Hayri Abi bana vurdu. Başım masaya çarptı. Yere düştüm. Ben onu ittim. Hayri Abi beni pastal masasının altına itti. Ben tekme attım. O kemerini çözdü. Avazım çıktığı kadar bağırıyorum: ?Kurtarın!? Eliyle ağzımı kapattı. Gene de bağırıyorum. Kimse duyup gelmiyor. Ben ona vuruyorum. Hayri Abi fermuarını açtı. Çırpınıyorum. ?Ömer?e verirken iyiydi!? diye bağırıyor. ?Elin üç kuruşluk itleriyle düşüp kalkıyorsun ama!?

Hera Hep Kötü Olmak Zorunda Değil – Hüseyin Bul

Çocuk deyince hepimizin aklına üç aşağı beş yukarı aynı şeyler geldiğinden eminim. Okul, uyku, yaramazlık, oyuncak, bisiklet, aile sırlarının bir çırpıda ortaya saçılması falan. Hatta bizde, haberi çocuktan al diye bir vecize bile var. Adaletin yanlış tecelli ettiğini düşünüp cinayet dosyasını yeniden inceleyerek gerçeğin ortaya çıkmasına vesile olan bir çocuk gördüğümüzde çocuklara dair düşüncelerimiz değişmese bile şaşkınlığımızı