Kolera Günlerinde Aşk, Gabriel Garcia Marquez

?Yüz yıl önce, ikimizde çok genç olduğumuz için, şu zavallı adamla bana yaşamı haram ettiler; şimdi de çok yaşlı olduğumuz için aynı şeyi yapmak istiyorlar.? (Fermina Daza?nın gelinine söylediği sözler.)
Kolera Günlerinde Aşk (El amor en los tiempos del cóler), 51 yıl 9 ay 4 gün süren bir tutkunun, Florentino Ariza?nın Fermina Daza?ya olan yenilmez, gözü pek aşkının hikâyesi. Roman, aşk yüzünden delirenlerin eksik olmadığı bir coğrafyanın acımtırak kokularını taşıyor.
Gabriel Garcia Marquez’in ustalığı, bu öyküyü bir destana dönüştürüyor: aşkın, deli-akıllı, yabanıl-evcil, tensel- romantik tüm biçimlerinin pastoral bir şiirin büyüsüne büründüğü bir destan. On dokuzuncu yüzyılın yirminci yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, bir toplumun çeşitli yönlerini, özellikle taşra kentsoyluluğunun saçmalıklarını ince bir alayla eleştiriyor yazar. Roman boyunca, aşk acılarının lirik rüzgârlarının esintileri arasında, Gabriel Garcia Marquez’in, insancıl mizahı, kendini sürekli olarak duyuruyor.
Kolera ve aşk kelimeleri, romanın başlığında geçen birbiriyle pek alakalı görülmeyen iki farklı durum, biri bulaşıcı bir hastalık öyle ki o devirde kolera salgınları binlerce insanın

devamını okumak için tıklayınız

Açlık ve Savaş, Abdullah Rıza Ergüven

Aydınlanmacı yazar, eleştirmen Abdullah Rıza Ergüven’in, “Açlık ve Savaş” adlı yapıtı 1992 yılında basıldı. Yazar, eserinde madalyonun bir yüzü çağa uyumlu yaşamı gösterirken, diğer yüzü de ilkel ilişki ve olguların yoğun olarak varlığını gözlemleyerek iki yıkımın yani “Açlık” ve “Savaş”ın acılı portresini çiziyor. Ve ekleyerek soruyor: İnsanlık bu çifte kamburu ne zamana dek sırtında taşıyacak?
“Bu sabah da soluk alıyorum işte soluk almaksa, mavi göğe uçan kuşa türküler söylüyorum.
Duyuyor biliyorum doyurmuyor insanları, Ortadoğu’da yıkım Etiyopya’da açlık ve savaş”
“Abdullah Rıza Ergüven, Anadolu’nun ortasında, Avanos’ta “magazin” türüne bürünmüş bir dergi de olsa, görebildiği, bulabildiği Yedigün’e şiirler gönderir. Gönderdiği her şiiri beğenirler. Abdullah Rıza Ergüven adı, babasının, dedesinin yaşındaki adamlar arasında tanınır. Onbeş on altı yaşındadır. Sonradan onu “Yedigün Şairleri? arasında anmışlardır.
Yoksul mu yoksul bir çocuktu Abdullah Rıza. İstanbul’a gelmiş ama ne yatacak yeri vardır ne de karnını doyurma olanağı. Babasının gönderdiği bir yatağı yükler sırtına İstanbul’un

devamını okumak için tıklayınız

“Hükümetler bizi korkuyla yönetilen sığırlar gibi görüyor”

the_heart_goes_lastKorkuyla gelen tutsaklığın hikâyesi
Margaret Atwood, The Heart Goes Last ile yine sevdiği bir konuyu, özgürlük kavramını ele almış. Atwood’un deyişiyle yeni bir “spekülatif kurgu” ile karşı karşıyayız.

Kanadalı yazar Margaret Atwood yeni kitabında sevdiği bir konuyu, korku ve baskıyla yok olan özgürlükleri anlatıyor. “Hükümetler bizi korkuyla yönetilen sığırlar gibi görüyor” diyen yazara göre artık vazgeçtiğimiz özgürlüklerimizi tekrar kazanma vakti.

devamını okumak için tıklayınız

Kardeşim Rüzgâr Kardeşim Deniz – Sadık Güvenç

kardeşim_rüzgar_kardeşim_denizŞeker Portakalı, Güneşi Uyandıralım, Kayığım Rosinha, Yaban Muzu, Deli Fişek, Çıplak Sokak, Kırmızı Papağan vb. kitaplarıyla tanıdığımız 1920 Rio de Jenerio (Brezilya) doğumlu Jose Mauro de Vasconcelos’un romanı Kardeşim Rüzgâr Kardeşim Deniz’in 1. baskısı 2005’te, 10. baskısı 2011’de Can Yayınları tarafından yapılmış. Zeyyat Selimoğlu’nun çevirisi kitaba ayrı bir tat kazandırmış. 192 sayfa.

devamını okumak için tıklayınız

Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati – Aleksandr Çayanov

Biraderim Aleksey'in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati (2)Bir tarım uzmanı olan Aleksandr Çayanov, “kolektifleştirmeyi izleyen dönemde Rus köylü ekonomisinin doğası tarafından ortaya konan sorunların anlaşılması için” yazdığı bu romanı, Sovyet Devrimi’nin hemen ertesinde, 1920 yılında yayımlamıştı. Çayanov, Biraderim Aleksey’in Köylü Ütopyası Ülkesine Seyahati’nde 1921’de uyuyup gözlerini 1984’te açan kahramanı aracılığıyla kentlere karşı köyleri temel alan gelecek ütopyasını tasvir eder. Çayanov daha iyi bir sosyalizme dair hayallerini dile getirirken, ütopya ve hicvin olanaklarından yararlanarak, yalın ve abartısız bir dil kurar:

devamını okumak için tıklayınız

“Yalnızlık Çocukları” ve 12 Eylül’ün Çaldığı Yaşamlar – Adil Okay

yalnizlik_cocuklari“Kenan Can Yoldaşlar’ın romanındaki “Yalnızlık Çocukları”yla tanışmıştım. Aradan 35 yıl geçtikten sonra yazılan ve benim yeni okuduğum bu romanda yazılanların “sahi”liğinin bizzat tanığıyım.”

12 Eylül darbesinden sonra romanda uzun bir suskunluk dönemi yaşandı. “Kitap okumanın suç sayıldığı, solcu olmanın ölümle özdeş sayıldığı” bir ülkede, gerçeğe sadık kalarak yazmak da kolay değildi. 12 Eylül de imgelerle örtülemeyecek kadar ağır ve açık bir trajediydi. Dikkat edin bu konuda yazabilecek, darbeden fiziki olarak zarar görmeyen güçlü romancılar 1980-1990 arası susmuşlardır. Bir kısmı da yazdığıyla gerçeğe teğet geçmiş ya da gerçeği tahrip etmiştir. Ancak darbeden çeyrek asır sonra yazılan romanlarla 12 Eylül edebiyatı- külliyatı oluşabilmiştir.

devamını okumak için tıklayınız

Derdi Olan Bir Roman

(Sarsılmak romanı üzerine Zafer Köse ile bu röportaj, 2009 Aralık ayında, Vatan Gazetesi kitap eki adına arayan bir kişi tarafından yapıldı. Ancak yayımlanmadı. Güncelliğini kaybetmeyen niteliğinden dolayı, okurların ilgisine sunuyoruz.)
***
sarsılmak_-_zafer_köseYalova’da yaşayan Serhan’ın, 17 Ağustos 99’daki o büyük depremde sarsılarak uyanmasıyla başlıyor roman. İkinci bölümde aynı kişi gene sarsılarak uyandırılıyor. Ama bu kez tarih 12 Eylül 1980’dir. Serhan, kaçak kaldığı Gemlik’teki evde, darbe haberiyle uyanıyor. Üçüncü bölümde, ailesiyle birlikte sokakta kalan Yalova’daki Serhan’ın hikayesine devam ediliyor. Dördüncü bölümde ise, Gemlik’teki genç Serhan’ın hikayesi kaldığı yerden devam ediyor.

devamını okumak için tıklayınız

Ses ve Öfke – William Faulkner

William Faulkner’in 1929 yılında basılan üç yılda beş defa yeniden yazarak hazırladığı dördüncü romanıdır. Yazar bu yapıtında, yaşananları, düşünülenleri, sıkışan ve patlayan duyguları vermekteki ustalığını doruğa taşıyor. Dört bölümden oluşan romanda, bir ailenin dağılışı, aile bireylerinin bilinç akışlarıyla izleniyor.

William Faulkner, eserini şöyle özetler: ?Romanın ismi ses ve öfkeydi. Bu sözcükler bilinçaltından geldi. Ben bunları hiç tereddüt etmeden ve Shakespeare?in alıntısının benim öykümün kin ve çılgınlığa uyup uymadığını düşünmeden kullandım. Shakespeare Macbeth?inde şöyle geçer: ?Hayat, bir budalanın anlattığı hiçbir şey belirtmeyen gürültü ve öfke dolu bir öyküdür.? Roman kısa bir öyküden kaynaklanmaktadır. Bu kısa öykünün

devamını okumak için tıklayınız