Category Archives: Romanlar

Felaketler Yüzyılının Romanı – Doğuş Sarpkaya

Bütün bir sınıflı toplum tarihi iktidarların örgütlü felaketler tarihidir. Yirminci yüzyıl ise bu felaketlerin daha bilimsel ve programlı bir şekilde gerçekleştirildiği bir dönem olarak anılabilir. Bosnalı yazar Aleksandar Hemon?un, Lazarus Projesi kitabı, yirminci yüzyılın başı ve sonundaki iki felaketi ve bunların yarattığı toplumsal travmaları ele alarak, insan kötülüğünün sınırlarına doğru bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. Roman yüzyıl başında Rusya?daki pogromdan kurtulmayı başarmış Lazarus ile yüzyıl sonunda Bosna Hersek?te gerçekleşen soykırımdan önce ülkeden ayrılarak kurtulan Brik?in yaşamları üzerinden savaş, ırkçı nefret, önyargıların kurumsallaşması gibi konulara değiniyor.

Kuzeye Göç Mevsimi – Arzu Özyön

Sudanlı yazar Tayeb Salih?in ilk olarak 1966 yılının Eylül ayında yayınlanan Kuzeye Göç Mevsimi adlı romanı konusu ile olduğu kadar dili ile de insanı etkileyen bir roman. 2011 yılında Ayrıntı Yayınları tarafından yeniden basılan, 136 sayfa ve 10 bölümden oluşan roman Arapça aslından Türkçe?ye Adnan Cihangir?in akıcı ve özenli çevirisi ile kazandırılmıştır.

Sömürgecilik Sonrası Edebiyatı üzerine yapılan çalışmalar sırasında okunmak üzere belirlenmiş olan kitap, ilk bakışta yazarın (Edward Said gibi) her iki kültürü (Sudan ve İngiliz kültürlerini) de tanımasının bir sonucu

Sihirli Aynalar Arasında – Zafer Köse

Öğretmenle velinin bir öğrenci hakkında konuşmalarına tanık oldunuz mu hiç? Bazen, ortada bir yanlışlık olduğunu, aynı çocuktan söz etmediklerini düşünürsünüz. Çünkü çocuğun evdeki ve okuldaki halleri birbirinden çok farklı olabiliyor.

Aynı şekilde, işyerinden, mahalleden veya akraba çevresinden görüştüğünüz kişilerle birlikteyken ortaya çıkan özellikleriniz farklılık gösterebiliyor. İlhan İrem?in bir şarkısındaki gibi, sihirli aynalar arasında dolaşırcasına yaşanıyor hayat. Bir adım atınca boyunuz uzuyor,

Direnmenin Estetiği – Peter Weiss

Almanya’da politik tiyatronun bir altbaşlığı olarak alınabilecek  “belgesel tiyatro”nun öncülerinden ve teorisyenlerinden biri olan Peter Weiss, Direnmenin Estetiği’nde, 1937-1944 yılları arasındaki anti-faşist direnişi ve bu direnişin içinde yer alan gerçek kişilerin öykülerini / yaşantılarını merkez alarak, isimsiz bir Ben Anlatıcı’nın (sınıf bilincine sahip aydın bir işçinin) bakış açısıyla, tarihi, Antik Yunan’dan bu yana sanat ve siyaset düzlemlerinde yeniden kuruyor.

Direnmenin Estetiği gerçekliğin verilerinden yararlandığı için

Modern Dünyada Bir Felaket – Elif Kutlu

Modern hayatın getirilerinin yanında insanlardan aldığı/eksilttiği bir dolu şey vardır. Bunlar kimi zaman evrensel olarak görülürken kimi zaman herkesi ilgilendirdiği hâlde kişisel olarak görünür. Bu da modernizmin cilvelerinden biri olsa gerek. Bunun bir adım ötesine geçildiğinde ise ?-mış gibi? yaşanan kimi zaman hak edilmediği hâlde orada öylece duran hayatlar çıkar karşımıza. Sinan, bu ?-mış gibi? yaşamın içinde kendini ve çevresini sorgulayan fakat bunda gerçek anlamda başarılı olamayan yer yer günümüzün ?Aylak Adam?ı hâline gelen, yer yer Kafka?nın Gregor Samsa?sının

Ekmeğin Şarkısı – Nurçin İleri

Ekmekle ilgili deyimler, atasözleri, şiirler, hikâyeler birçok dilde olduğu gibi Türkçede de oldukça yaygındır. ?Ekmek kapısı?, ?ekmek kavgası?, ?ekmeğinden olmak?, ?ekmek aslanın ağzında?, ?ekmeğin büyüğü, hamurun çoğundan olur? gibi ifadeler, gündelik yaşamımıza içkin ve insanın yaşam kalım savaşının ekmekle ilişkisini açıklıyor sanki.

Daha önce YKY?den Akdeniz?in Kitabı (1999) ve Öteki Venedik (2007) adlı kitapları yayımlanan Bosna-Hersek?li yazar ve aynı zamanda aktivist -Yugoslavya?da savaşa karşı çıktığından dolayı

İlaç Değil Zehir – Yalçın Hafçı

Lise yıllarımda gecenin geç saatlerine kadar kitap okurdum. Toy bir çocuktum ve benim için okumadığım her kitap yaşanmamış bir hayat demekti. Annem, tehlikeli şeyler okuduğumu düşünerek, bazen odamın kapısından başını uzatarak kaygılı bakışlarla uyumamı söylerdi. Tamam, derdim ama kitabı da elimden bırakamazdım. Yine öyle bir anda, Malroux?nun şöyle bir cümlesini okumuş ve nefesim kesilmişti: ?Yaşamak istemediğim bir hayat için ölüyorum?. İyi kitaplar uykumu kaçırırdı. O kitabın ismi ise Umut?tu. Yani geçtiğimiz yüzyılı tanımlayan bir kelime…

Ana – Maksim Gorki. Bir başkaldırı ve umut romanı.

Maksim Gorki’nin Sovyet devrimi öncesi yazdığı Ana romanı, İlk basımı 1906 yılında ABD’de kaleme alınmış, aynı yıl New York’ta yayımlanmıştır. Bütün dünyada büyük yankı uyandıran roman, iki yıl gibi kısa bir süre içerisinde pek çok dile, hatta bu arada Türkçeye çevrilmiş, Tanin gazetesinde 1908-1909 yıllarında tefrika edilmiştir. Gorki romanında Rus köylülerinin ve işçilerinin ağır yaşam koşullarını öfkeyle ve ustalıkla betimlemekle kalmaz; burjuva-aristokrat sistemin karşısında en eylemli ve en ilerici güç haline gelmekte olan sosyalist hareketin ilk filizlerini de gösterir.

Haymarket / 1 Mayıs’ın Romanı – Martin Duberman

1870’lerin grev dalgalarıyla sarsılan Amerika Birleşik Devletleri; emekçi hareketinin 8 saatlik işgünü hakkını elde etmek için verdiği kararlı mücadele; büyük gösterilere şahit olan Chicago; 1 Mayıs 1886’da bütün ABD çapında 350 bini aşkın kişinin katıldığı büyük grev; 4 Mayıs’ta Haymarket Meydanı’nda toplanan işçiler dağılmak üzereyken, kalabalığın ortasına ve onların üstüne yürüyen polislere atılan bir bomba; hemen ardından başlayan cadı avında sekiz önderin tutuklanması; Albert Parsons, August Spies, Adolph Fischer ve Georg Engel’in asılarak idam edilmeleri, Louis Lingg’in ağzında dinamit patlatarak intihar edişi…

Pembe çiçekli bir meyve ağacı… – Meltem Gürle

?Deniz Feneri? bence Virginia Woolf?un en dokunaklı romanıdır. Bu romanda Woolf, İngiliz dilinde yazılan en güzel metinlerden birini ortaya çıkarmakla kalmamış, yepyeni bir zaman algısı yaratarak annesinin ölümüyle birdenbire sona eren çocukluğunu da geri getirmek istemiştir.

Romanın ortalarında bir yerde, annesini örnek alarak yarattığı ve yoğun bir şefkatle sevdiği karakteri Mrs Ramsey?in ölümünü okuyucuya tek bir cümleyle haber verir:

Majesteleri Kral – Thomas Mann

Majesteleri Kral, iflasın eşiğinde hayalî bir küçük Alman devletinde geçer. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği Grimmburg Grandüklüğünün veliahtı Prens Albrecht hastalıklı bir insandır ve uzun yaşayamayacağından endişe edilmektedir. O nedenle tahtın ikinci vârisi Klaus Heinrich doğduğunda bütün Grimmburg sevince boğulur. Ne var ki ikinci vâris fiziksel bir kusurla doğmuştur. Zamanla, “aristokrasinin yalnızlığı”nı kendi ruhunda hisseden Klaus Heinrich, “kusurlu” varoluşuna ve doğuştan getirdiği asil haklara bakarak sıradan insanı anlamasının mümkün olmadığını fark eder.

Palyaço – Heinrich Böll

Hans Schnier, varlıklı bir ailenin oğlu olmasına karşın meslek olarak palyaçoluğu seçmiştir. Evlenmeye ve doğacak çocuklarını Katolik terbiyesiyle büyütmeye yanaşmadığından, toplum baskısına direnemeyen sevgilisi tarafından terk edilir. Hans bu kayıp yüzünden yıkılır, sanatı bitme noktasına gelir.
Palyaço 1963 yılında yayımlandığında Almanya’da büyük tartışmalara yol açmış, Heinrich Böll din karşıtı olmakla suçlanmıştır. Oysa yazar, İkinci Dünya Savaşı sonrası burjuva toplumunun dar kafalılığı ve çarpık ahlakı yüzünden “ayrıksı” bir bireyin o toplumda kendine

De Niro’nun Oyunu – Rawi Hage

( * ) De Niro’nun Oyunu’nun yazarı Rawi Hage Lübnan doğumlu. Aynı zamanda iç savaşın birebir tanığı. 1992’de Kanada’ya göç edene dek ülkesindeki karmaşık ve gergin ortamı gözlemlemiş. Yazarlığının yanı sıra, görsel sanatlarla ilgilenen, küratörlük yapan öte taraftan, siyaset eleştirmeni olan tam bir entelektüel.
Yazıları Macelan’s, The Toronto Review, Fuse, Jouvert, Montreal Serai ve Al-Jaddid gibi gazete ve dergilerde yayımlanan Hage, ilk romanı De Niro’nun Oyunu’yla 2008 Uluslararası Dublin IMPAC Ödülü’nü de kazandı.

Kemal Tahir?in tefrika romanları – Sennur Sezer

Kemal Tahir, cezaevindeyken serüven romanları yazdı. ?Ta-Ka? ve ?Bedri Eser? imzalarıyla tefrika edilen bu romanlar ona hapisten çıktıktan sonra da geçimini yazarlıkla sağlama cesareti verecekti.

15 Haziran 1938?de aralarında deniz astsubayı Nuri Tahir ve Nazım Hikmet?in de bulunduğu bir grup sivil ve asker ?donanmayı ayaklanmaya kışkırtmak? suçlamasıyla tutuklandı. Tutuklananlardan biri de İsmail Kemalettin Demir?di. Deniz Astsubay Nuri Tahir?in kardeşiydi.19 Ağustos 1938?de Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesince 15 yıl ağır hapse mahkûm edilen İsmail Kemalettin Demir?i bugün pek çok okuyucu Kemal Tahir adıyla tanıyor.

“Mahzen” ertelediğimiz korkularımız yüzleşmekten kaçtığımız günahlarımızdır – Levent Turhan

Makedonyalı yönetmen Milco Mancevski?nin bundan on beş yıl kadar önce ülkemizde gösterilen ?Yağmurdan Önce? filmi, yirminci yüzyılın büyük insanlık dramlarından biri olan Balkan İç Savaşını birbirinden bağımsız gibi gözüken üç ayrı öykü üzerinden anlatır. Bildik anlamda savaş görüntüleri filmde hemen hemen hiç yer almaz. Filmin sonuna doğru ayrı gibi gözüken üç öykünün birbiriyle ilişkili olduğunu, duyarsız suskunluğun, milliyetçi dinsel ayrımcı kayırmacılığın savaşı besleyen iklimin bizzat yaratıcısı olduğunu anlarız. Katil, maktulün tanıdığıdır aslında;