Category Archives: Romanlar

?Dersim?iz: Gece Kelebeği – Müslüm Kabadayı

Güzel ülkemizde, çelişkilerle yüklenen bu topraklarda, her şey yangından mal kaçırılırcasına yapılıyor, ne acı. Bu zulümdür, ayıptır. Utanmazlar ve aymazlara sesleniyoruz: Bu ülkede ar, edep nedir bilenler karşısında utanın artık!
?Dersim? üzerine yapılan ?tartışmalar?ı radyolardan-tv?lerden dinleyen-izleyen, basından okuyan dikkatli yurttaşlar fark etmişlerdir, kuzu postuna girmiş kurtların gerçeklere iki yöntemle saldırdıklarını. Birincisi, ülke gerçeklerini bellek silme yoluyla önemsizleştirmek için dikkati hep ?vesayet rejimi?nden kurtuluş reçetesi olarak ?demokrasi maskarası?na çekmek? İkincisi de, toplumun sınıfsal,

Ateş Çiçekleri – Alime Yalçın Mitap

Kitabı, Alime Yalçın Mitap’ın ilkokul yıllarından başlayarak yaptığı resimlerden örnekler süslüyor.

Kitaptaki yazılardan Güneşe Yükselen ve Tabutlukta Bir İbrahim, 12 Eylül karanlığında, gözaltında çekilen acıları anlatan öyküler. Koral ve Bir Işık Demetiydi O’da yazar, arkadaşlarının ölümlerinin ardından yaşadığı duyguları dile getiriyor. Timuçin Özyürekli Şiirlerinin Çağrıştırdıkları, şiir analizi ve Oyun, anne sevgisini anlatan bir öykü. Topuklu Ayakkabı, bir çocukluk anısı. Gevraake’de simitçi çocuklar ve Düş’te yaşamından bir kesit anlatılıyor.

Ulysses – James Joyce

“Joyce ‘Ulysses’i yazarken, ilk olmasa bile, yeni bir yazınsal biçem kullanmak istemiştir. Dublin’de, 1904 yılında yaşayan ortanın altındaki sınıftan kişileri almış, haziran ayının başlangıcındaki bir gün boyunca, sadece neler yapmış olduklarını değil, neler düşünmüş olduklarını da anlatmıştır.
“Bana öyle geliyor ki, Joyce, şaşırtıcı bir başarıyla, sürekli olarak değişen kaleidoskopik bilinç ekranında, hem sıradan malzemeyi, hem de pek derinlerdeki (bilinçaltı) malzemeyi yansıtabilmiştir.”

Bu satırlar bir eleştiri yazısından değil: Yargıç John M. Woolsey’in, 8 Aralık 1933 günü,

Yararsız Bir Adam – Maksim Gorki

“Şunu bunu görüyor gözüm. Eğriyi doğruyu seçiyorum. Seçiyorum da… Yani nedir bu olanlar? Neden, niçin, anlamıyorum. Bir başka hayat vardır bu dünyada mutlaka. Bir başka hava, bir başka güneş… başka insanlar vardır mutlaka. Başka türlü bir hayat vardır…”

Henüz dört yaşında yetim, yedi yaşında ise öksüz kalan Yevsey Klimkov’un cümleleri bunlar. Toplum denen karmaşık ilişkiler yumağına çok küçük yaşta, pusuladan yoksun bir şekilde adeta fırlatılan Klimkov, gözlemlerinden ve erkenden edindiği acı tecrübelerinden yola çıkarak bir insan inşa etmeye çalışıyor. Çarlık Rusyası’nın son zamanlarına denk gelen

Ve Gözyaşlarınızı Tutun – M. Otero Silva

Venezuellalı yazar Miguel Otero Silva, Latin Amerika’nın yaşayan en büyük romancılarından biridir. Daha çocuk denecek yaşta tutuklanmış, işkence görmüş, ülkesinin acılı tüm siyasal dönemlerini yaşamış bir yazardır. Ve Gözyaşlarınızı Tutun, işte bu siyasal bunalım günlerinin ve Venezuella’da sık sık görülen tutuklama, işkence, ölüm ve şiddek olaylarının acılı bir tablosudur. İlk baskısı 1970’de yapılan bu eser yayımlandığı zaman tüm eleştirmenler ve okurlar tarafından büyük bir heyecanla karşılandı. Kısa sürede birçok yabancı dile çevrildi. Fransızca çevirisine bizzat ünlü ozan Pablo Neruda bir önsöz yazarak romanı çok beğendiğini belirtti.

Suçsuzlar Sacco İle Vanzetti – Howard Fast ‘Bu trajediyi insanlığın vicdanında canlı tutmak için herşey yapılmalıdır.’ A. Einstein

Nicola Sacco (…) 17 yaşındayken ABD’ye göç etti. Bir ayakkabı fabrikasında işçi olarak çalışmaya başladı. Bu arada kendisi gibi bir İtalyan göçmeni olan ve seyyar balıkçılık yapan Bartolomeo Vanzetti’yle tanıştı. Vanzetti’nin de etkisiyle toplumcu ve barışsever görüşleri benimsedi. Bu amaçla etkinliklerde bulundu.
Mayıs 1920’de Vanzetti’yle birlikte Massachusetts Eyaleti’nde South Braintree’deki bir ayakkabı fabrikasının veznedarını ve koruma görevlisini öldürmek ve soygun yapmak suçlarından tutuklandılar. Sacco ve Vanzetti 14 Temmuz 1921’de Dedham’da yapılan duruşmalarında cinayetten ve hırsızlıktan suçlu bulundular. (…) Tüm dünyayı sarsan bu dava, siyasal ve ideolojik bir mücadeleye dönüştü ve tam 7 yıl sürdü. Ve sonunda, suçsuz oldukları kesin kanıtlarla ispatlandığı halde,

Salka Valka – Halldor Laxness

Salka Valka, İzlanda edebiyatında yeni bir sayfa açan canlı, destansı edebî yaratıcılığından ötürü, 1955 yılında Nobel Edebiyat ödülüne değer görülen Halldor Laxness?in başyapıtıdır. Laxness, bu romanında okuru, İzlanda?nın dondurucu soğuğunda titreyen küçük bir balıkçı kasabasında, ahlâk anlayışları çökmüş, ama dinî duygularla şişirilmiş balıkçıların acı dolu hayatlarıyla yüz yüze getirir, güçlü bir kadının zorlu hayat şartlarını ve mücadelesini gözler önüne serer. Çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kalan Salka adlı genç kızın merkezinde yer aldığı romanda, yoksulluk, sömürü ve çaresizlik çok çarpıcı bir tarzda tasvir edilir. Salka, annesi Sigurlina?yla birlikte, kuzeydeki evlerini terk edip, İzlanda?nın güneyine, daha iyi bir hayat özlemiyle yola çıkar. Ama Oseyri adındaki küçük bir köyde

Huzur – Ahmet Hamdi Tanpınar

Geçmişimiz, kimliğimiz, Doğu ile Batı?nın engin kültürleri arasında, -iki cihan arasında- kendimizce ve kimi zaman kendimiz olamadan duruşumuz, tereddütlerimiz, günü ve ânı yaşayışımız, itiyatlarımız, itikatlarımız, ?sükût musikisi?nden aldığımız haz, kendi kültürünü üreten, ürettikçe harcayan İstanbul, neylerin, kudümlerin ve derin bir musikiyi yaratmışların hâlâ bizi çeken hâlesi, ruh gezintileri, yumuşak ama derin sorular, bütün bu ?terkip?ten bize kalan lezzetli bir huzursuzluk… Huzur, önce Mümtaz ile Nuran?ın aşklarının romanıdır, sonra ömrümüzün romanı. Ahmet Hamdi Tanpınar, en önemli romanı kabul edilen Huzur?u önce tefrika olarak Cumhuriyet gazetesinde yayımladı. Bir süre sonra romanda önemli yapısal değişiklikler yaptı. Eklediği yeni bölümler romana bambaşka bir boyut getirdi ve bu haliyle kitaplaştı. Elinizdeki bu kitap, Huzur?u ve tefrikadan kitaba geçerken yazarın roman üzerinde yaptığı tüm değişiklikleri içeriyor. Huzur?u,

Ayışığı Kuyumcuları – Albert Vidalie (Çevirenler : Thilda Kemal, Yaşar Kemal)

Sıradan, yoksul bir Fransız köyünün sakin yaşamı, günün birinde çalılıkların arasında bulunan bir cesetle birden değişir. Köylüler, ırgatlar, han müşterileri, gezgin satıcılar, sepetçiler bu cesetle birlikte akışı değişen günlük hayata katılırlar.

Albert Vidaile “ayışığı kuyumcuları” aracılığıyla bir cinayeti aydınlatırken, bir yandan da taşranın yaşama biçimini ve yerleşik ahlak kalıplarını sorgular.

Roger Vadim’in yönetiminde Brigitte Bardot’nun yorumuyla sinemaya da uyarlanmış olan Ayışığı Kuyumcuları,

Yaban Kızlar – Ursula K. Le Guin

Locus, Asimov ve Nebula Ödülü sahibi Yaban Kızlar, ipek ve kılıçla bezeli bir toplumdaki iki esir “toprak çocuğun” adalet arayışlarının şiddet ve aşk yüklü bir sona varan öyküsünü anlatıyor. Öyküyü Ursula K. Le Guin’in şirketsel yayıncılığın ve kapitalizmin temel varsayımlarının maskelerini alaşağı eden denemesi “Okurken Uyanık Kalmak” ve yazarının bilinmeyen yönlerini ortaya koyan bir söyleşi izliyor.