Category Archives: Romanlar

Lanetli Çocuk – Honore de Balzac

( * ) Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden, kimilerine göre roman sanatının zirvesi sayılan Honore de Balzac?ın birçok romanını, Sönmüş Hayaller, Vadideki Zambak, Eugine Grandet, Köylüler ve Goriot Babası gibi önemli eserlerini iyi çevirilerle okuma şansı bulmuştuk. Ama üretken bir yazar olan Balzac?ın hâlâ Türçeleştirilmemiş birçok eseri var. Geçtiğimiz günlerde Yapı ve Kredi Yayınları, Kazım Taşkent Klasik Kitaplar Dizisi içerisinde yayımlanan Lanetli Çocuk da bunlardan biriydi.
Fransa?nın Tours kentinde, 20 Mayıs 1799?da doğmuştu Balzac. İki yıl hukuk okudu ve bir avukatın yanında staja başladı. Ancak babasının bütün ısrarlarına rağmen avukat olmayı istemiyordu. Hayali Paris entellektüel çevelerin içine girmek ve yazar

Çalgılı Bahçe – Simon Vestdijk

Hollanda kökenli dev yazarlardan biri olan Vestdijk, eğer ülkesi dışında daha iyi tanınmış olsaydı, adı Joyce, Kafka ve Proust’la birlikte anılabilirdi.
‘Çalgılı Bahçe’, Simon Vestdijk’in, ülkesinde ve Avrupa genelinde toplumsal sınıflar arasındaki ilişkileri yüksek entelektüalizmle yoğrulmuş, sertliği ve dosdoğruluğu ölçüsünde sevecen üslubuyla anlattığı ve 1930’lu yılların burjuva sınıflarında gerçek tokat etkisi uyandırmış romanlarının en ünlüsü.
Tıp doktorluğunu bırakarak kendini yazmaya veren müzik sevdalısı Vestdijk, hayatında önemli yer tutan bu iki öğeyi ‘Çalgılı Bahçe’de, kahramanı Nol’ün ağzından naklettiği trajik aşk öyküsünün merkezi yapmış. Ancak, iki ayrı sınıf mensubu arasında aşk, onları bir araya getiren müzik ve trajediyi doğuran kaçınılmaz ölümcül hastalık öğelerinin altında,

Lizbon Kuşatmasının Tarihi ? José Saramago

José Saramago’nun İpek Babacan çevirisiyle ‘Lizbon Kuşatmasının Tarihi’, bir redaktörün kelimelerle çevrili yaşamı etrafında kurgulanmış. Saramago’nun kendisinin de bir zamanlar redaktörlük yaptığı hatırlanırsa, kitabın hemen başındaki şu cümle daha bir anlam kazanır: “…düzeltmenlerin edebiyat ve yaşam konusunda çok deneyimli, ciddi kişiler olduklarını size hatırlatmalıyım…”
Düzeltmenimizin adı, Raimundo Silva. Gramer kitaplarının, sözlüklerin ve ansiklopedilerin çevrelediği bir dünyada yaşayan, bir düzeltmen olarak yerini bilen, “Haddini bilen bir düzeltmen için, yazar, eğer yazarsa yanılmazdır,” düsturunu kendisine boş bir çabayla hatırlatan Raimundo Silva, elindeki tarih kitabıyla boğuşmaktadır: Lizbon Kuşatmasının Tarihi. Ancak elindeki yüzlerce sayfada daha önce yazılmamış, yeni olan hiçbir şey yoktur; bu sıkıcı önbilgiyle kitap üzerinde çalışmaya devam ederken,

Toprak Kokusu ? Reşat Enis

“Reşat Enis, romanımızın temel taşlarından birisidir. Getirdikleri, götürdükleri tartışılabilir, ama onun bir yönü tartışılamaz, sonsuz namusu ve halk sevgisi. Bu sessiz, karınca gibi çalışkan adam gerçekçi romanımızın babalarından oldu. Toprak Kokusu’nda belki evrenin, insanın, doğanın büyük şiirini bulamayız ama, insanın katı gerçeğine başımızı küt diye vurur irkiliriz. O, hep irkilten bir yazardı. Onun için ilk Çukurova romanını o yazdı. Bu kaynaşan, Anadolu’nun yüreğinin attığı yeri ilk o dile getirdi ve ondan sonra gelenlere bir çığır da olsa, yolu o çizdi. İlk işçi romanını da yazanlardan birisi, belki de birincisi odur. Bizim romanımız, toplumumuz tartışılırken, sağlıklı bir dönemde, Reşat Enis adı

Butes ? Pascal Quignard

( * ) Haksız yere topraklarından kovulmuş insanlar için boş bir sandalye bırakmak gerek. Onlara birazcık gün ışığı sağlamak gerek ortaya çıktıkları günden bu yana çoktan geçip gitmiş ?bin yıllara? rağmen ?saatler? içinde fazladan bir gün ışığı.?
İçinde yaşadığımız gerçeklik, insanın nasıl yaşaması gerektiğini belirleyen verili durum, düşünce şekli, her ne kadar sistem dizgesine göre şekilleniyor gibi gözükse de, tüm bunların ötesine geçen insanın ?aşkın?lık durumu da binyıllara yaslanan temel duygu durumlarına dayanmış gibi gözüküyor. Hangi coşku, hangi hezeyan, hangi kopma durumu insanı

Ağlamak Güzeldir – Elfie Donnelly

İnsan sevdiklerini unutur mu hiç?
Michael, annesi, babası, ablası ve dedesiyle mutlu bir hayat sürmektedir. Dedesi ile arasında çok özel bir bağ vardır. Ancak bir gün dedesinin eskisi kadar güçlü olmadığını fark eder. Çok çabuk yorulmakta ve çok fazla uyumaktadır.

Dedesinin kanser olduğunu öğrendiğinde, bir şey ilgisini çeker Michi’nin: Yetişkinler bu hastalık hakkında konuşmaktan çekinmekte, hatta yalan söylemektedirler. İyi, ama niçin?
Ağlamak Güzeldir, dedesini çok seven bir çocuğun

Örnek Alınacak Hikayeler – Miguel de Cervantes Saavedra

Özgün adı Novelas Ejemplares (Örnek Alıncak Hikayeler) olan bu eserler aslında birer kısa roman modelidir. Bilindiği üzere o yıllarda bir Avrupa sanatı olarak roman türü henüz tekamül etmemiştir. Anonim halk anlatıları bazı din adamları tarafından derlenip yazıya geçiriliyordu. Bunlar kahramanlık, gezginlik ve serserilik anlatılarıydı. Aşk anlatıları da vardı tabii ki.
Cervantes Örnek Alınacak Hikayeler’i yazarken Don Quijote’nin getireceği ün ve servetten uzaktı. Bu eserlerin elyazmaları 1612 yılında tamamlanmıştır. Yazar tarafından Kraliyet Konseyi’ne gönderilen elyazmaları aynı yılın temmuz ya da ağustos ayında onaylanır. Onaylanan eserler 1613 Ağustos’unda Aragon Krallığı’nın kütüphanesindeki saygın yerini alırlar. Cervantes’den önce kısa roman modelinin olmadığı da bilinmeli…

Genç Kız ve Ölüm – Aysel Özakın

Roman içinde bir roman… Toplumsal baskı ve eşitsizliklerden fazlasıyla nasiplenen ülkemiz kadınının kendisini ve toplumu anlama, hakiki olabilme çabası.
Ödül almak için İstanbul’dan Ankara’ya doğru yola çıkan yazar Nuray İlkin, yıllar önce canına kıymış Cumhuriyet kuşağının idealist bir öğretmeni olan annesinin anıları, politik eylemci kızı için duyduğu endişe ve bir süre önce terk ettiği kocasına karşı hissettiği suçluluk duyguları arasında bocalarken hem toplumu hem de kendisini anlamaya çalışır.
Ankara’da karşılaştığı umulmadık durumlar ise duygularında ve düşüncelerinde değişikliklere yol açar Nuray’ın.
1970’lerin ikinci yarısının toplumsal ve politik ortamını da çarpıcılıkla sergileyen roman

Yaşamaya Bak – Nadine Gordimer

Irk ayrımının en sert muhaliflerinden Nadine Gordimer, genellikle Güney Afrika’da yaşanan ayrımcılıktan yola çıkarak sıradan insanların ahlaki ikilemlerini, pişmanlıklarını ve seçimlerini, sarsıcı bir anlatımla irdeler.
?Felaketler çok özeldir, tıpkı aşk gibi.?
Güney Afrika’da yaşayan ekoloji uzmanı ve aktivist Paul Bannerman’ın hayatı, gördüğü kanser tedavisi sebebiyle yaydığı radyoaktivitenin çevresi için tehlike oluşturmaya başlamasıyla ironik bir hal alır. Hayatı, işi, ailesi ve geçmişi arasında yaşadığı çelişki, Güney Afrika’nın tarihi ve bugünü arasındaki çelişkiyle örtüşür. Gordimer, yine gerçeklere tanıklık

Kırmızı Karanfil ? Reşat Enis (Aygen)

Kırmızı Karanfil, 1984 yılı başında yitirdiğimiz Reşat Enis’in son romanıdır ve ilk kez yayınlanmaktadır. Gerçek ile kurgunun iç içe geçtiği bu anı-romanda, yazarı yorulmazcasına gerçekleri yazmaya yönelten yaşam deneyimine, dönemin toplumsal ve siyasal çelişkileriyle birlikte tanık oluruz. Roman, yakın dönem İstanbul’unun tüm çarpıklıklarını katı bir gerçekçilikle, bir aydın gazetecinin eleştirel gözüyle okura sunuyor.

Reşat Enis (Aygen), özgün bir romancımızdır. Toplumun alt katmanlarına yönelen dikkatiyle sosyal ve moral çarpıklıkları tüm çıplaklığıyla yansıtan bir tutum izlemiştir. Başta Attilâ İlhan olmak üzere, gerçekçi edebiyatçıların ve sosyal bilimcilerin göz önünde tuttuğu bir kaynak kişidir. Ne var ki, bu değerli yazarımız son çeyrek yüzyılda hak ettiği ilgiyi görememiştir. Yaşar Kemal’in “romanımızın temel taşlarından birisi” saydığı

Bir Burjuvanın İtirafları – Sandor Marai

Bir Burjuvanın İtirafları, Macar yazar Sándor Márai?nin belki en önemli yapıtı ve iki dünya savaşı arası Macar edebiyatının en mükemmel örneklerinden biri olarak görülüyor. Yazarın, çocukluğunu, gençlik dönemini ve yetişkin bir erkek oluncaya kadar geçirdiği bedensel-ruhsal gelişmeyi dile getirdiği bu eser, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu?nun dağılmasından sonraki yıllarda Orta Avrupa burjuvazisinin kültürünü, düşünce tarzını, ahlak kurallarını ve yaşam biçimini betimliyor.
Hayatı boyunca her şeyden önce doğduğu şehre, ait olduğu aileye, bağlı olduğu

Kaybedenlerin Öyküsü (Rock?n Roman) İstanbul Dörtlüsü 1 ? Hikmet Temel Akarsu

“Kaybedenlerin Öyküsü”, bir dörtlünün ilk kitabı. Hikmet Temel Akarsu, İstanbul Dörtlüsü adı altında toplayacağı bu çalışmasında, İstanbul’un belli çevrelerini şimdiye dek belki de hiç ele alınmadığı biçimde, alışılmadık, çarpıcı, hatta irkiltici bir açıklıkla işliyor. Konuya yabancı olunsa da insanlar, olaylar tanıdık geliyor. Yaşanmışlık üzerine kurulu bu dörtlünün ilk kitabı olan “Kaybedenlerin Öyküsü”, Kadıköy ve çevresine odaklanmış. Underground mekanlarda dolaşan, Dekadans Bar’da bir araya gelen ve umutsuz bir başkaldırıyı sürüklerken Kaybedenler Kulübüyle özdeşleşen insanların yaşamından bir kesit. Kulaktan kulağa yayılan inanılmaz bir çekicilikle, kendi kozasında efsanesini ören, aydın çevrelerce dışlanan bu sanal kulübün, “Kaybedenler Kulübü’nün söylem ve duruşunun bütün kenti kasıp kavurduğu, etkisi altına aldığın zamanların anısına kaleme alınmış olan bu romanda,

Kader Dönemeci / Batı Barut Kokuyor (1. Kitap) – Forrest Carter

İç Savaş’ın yerle bir ettiği dünyada yapayalnız, umarsız kalan insanların yaşam mücadelesini destansı bir anlatımla gözler önüne seriyor Forrest Carter. Okurların Küçük Ağacın Eğitimi ve Dağlardan Sorun Beni kitaplarından çok iyi tanıdığı Carter, bu kez karısını ve çocuğunu İç Savaş’ın acımasızlığına kurban veren kanun kaçağı Josey Wales’in öyküsünde, hayatta kalmak için amansız mücadele veren insanların ortak trajik yazgısını yerlilerle iç içe geçmiş kıran kırana bir ölüm kalım mücadelesiyle anlatıyor.
Western tadı verse de, klasik “iyi kovboylar-kötü yerliler” kalıbını kırarak resmi görüşün zihnimize kazıdığı görüntüleri tam tersine çeviriyor. Kendi yaşamlarını, kendi topraklarını,

Transit – Anna Seghers

1944 yılında İspanyolca çevirisi yayınlanan, yazıldığı dil olan Almanca’da ancak 1948’de basılabilen Anna Seghers ‘in Transit adlı yapıtı, insanlığın değişmeyen sorunlarından ‘sığınmacılığı’ işler. Avrupa’yı çiğneyen Nazi ordularından kaçan ve sığınacak ülke arayan değişik uluslardan yüzbinlerce insanın serüveninden bir kesiti kapsayan Transit, yansıttığı sorunla güncel, anlatım tekniğiyle çağdaştır.
Anna Seghers, kendisinin de yaşadığı toplama kampından kaçma, yurdunu bırakma, yabancı bir ülkede kaçak yaşama, kurtuluş yolu olarak uzak bir ülkeden vize almayı denerken karşılaşılan bürokratik zorluklar gibi konuları anlatmakla yetinmez. İnsanın güçlüklerle karşılaştıkça bilenen direnç duygusunun da altını çizer. Transit, yalnız sığınmacılığın değil, faşizme karşı mücadelenin de romanıdır.

Çingene Kız ? Miguel De Cervantes

Çingeneler İspanya’ya Fransa üzerinden geldiler, dönem ise XV. yüz yıldır. Yukarıdaki kayıt ta bunu gösteriyor. 4 Mart 1499 tarihli Katolik Krallığının bir belgesinde ise “Mısırdan gelenler,” olarak geçmektedirler. Ancak devamı ilginç; “nereye gidecekleri de belirsiz” denir.
Çingeneler hakkındaki Kraliyet kayıtlarındaki seyir aynen İspanyol folkloru ve sanatında da görülür. Önce sempati söz konusudur; “tocadillas” denilen neşeli türkülerde geçerler, Fernando Rojas’ın “La Celestina” (1499) adlı oyununda görünürler, ardından Gil Vicente, Diego de Neguernela, Lope de Rueda ve Juan de Timoneta’nın oyunlarında.
Bunlar hep Cervantes’in yazarlığının öncesindeki kültüre ait olaylardır. Özellikle