Category Archives: Romanlar

Bedirhan / Bir Cudi Söylencesi – İlhami Sidar

“… Kitabın akıcı, sürükleyici, ilgi çekici bir dille yazıldığını hemen vurgulamam gerek. Kitap yakın Kürt tarihine bakışın romanı olduğu için dikkatle okunması gereken bir eser, özellikle tarih bilinci zayıf olan Türk ve Kürt insanının bu kitaptan öğreneceği çok şey var. İlhami Sidar başarılı bir eser vermiştir, okuyucunun ilgi ile okuyacağına inanıyorum.”
Haydar Işık

Bir Roman Değerlendirmesi: Ankara – Korkut Köseoğlu

Yakup Kadri, Ankara romanını ilk kez 1934 yılında yayınlamış. Romanında Cumhuriyet devrimlerinin amacına ulaşamamasını anlatır. Ankara, hem bir roman, hem de siyasi eleştiri kitabıdır. Romanın siyasi etkisi kendini hemen göstermiştir. Kadro dergisindeki yazıları ve Ankara romanının etkisiyle, Yakup Kadri aynı yıl ülkeden uzaklaştırılmış Tiran?a büyükelçi olarak gönderilmiştir.

Ankara üçüncü tekil kişi ağzıyla yazılmıştır. Roman üç ayrı zaman diliminde kurgulanmıştır. İlk bölüm 1922, ikinci bölüm 1926 ve üçüncü bölüm 1937?43 yıllarını anlatır.

72. Koğuş* Okuması – Mustafa Özmen

Hapishaneleri herkes yazabilir? herkes anlatabilir. Ama önemli olan hapishaneye nasıl baktığındır. Dünyaya bakışın ne ise hapishane de odur. Orhan Kemal hapishaneye bütünün bir parçası olarak bakmış. Mahpusları dört duvarla sınırlamamış. Tipler yaratmıştır. Orhan Kemal?in tipleri yalnızca hapishane sakinleri olarak kalmamış, günlük yaşamda karşımıza çıkan tiplere dönüşmüştür. Orhan Kemal?in parçalı bir bakışı olsaydı biz onlara ya acıyacaktık, ya kızacaktık ya da oh olsun diyecektik. Mahpusları bir de biz yargılayacaktık.

Pedro Paramo – Juan Rulfo

İspanyolcanın Don Quijote’den sonraki en büyük başyapıtı!

Her yolu kullanarak istediği her şeyi elde eden toprak ağası, kötülüğün ta kendisi Pedro Páramo…

Ölüm döşeğindeki annesinin -Marquez’in Macondo’suna esin kaynağı olacak- hayaletli köy Comala’ya babasını aramaya gönderdiği Juan Preciado…

Pedro Páramo’nun çocukluk aşkı, bütün ömrünce tutkuyla sevdiği Susanna San Juan…

Kürecik’te Güneş Geç Doğar – Hasan Çerçioğlu

“Kürecik’te Güneş Geç Doğar”, Hasan Çerçioğlu’nun ilk romanı. Çerçioğlu, devrimci gelenekten gelen bir yazar. Diyarbakır İlköğretmen Okulunu bitirdikten sonra, mühendislik öğrenimi yapmış, uzun yıllar, Karayolları’nda, özel sektörde çalışmış ve emekliye ayrılmıştır. İnsan hakları savunucularındandır. Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı’nın yönetim kurulu üyesidir. Devrimci dünya görüşünden ödün vermeyen bir arkadaşımızdır.
Hasan Çerçioğlu, emekliye ayrıldıktan sonra, yazınsal ve ekinsel birikimini, roman yazarak değerlendirmek istemiş.

Suskun – Gökhan Karadaş

Hasan Sabbah sessiz, Alamut dilsizdi. Fedailerse? SUSKUN
Alamut Kalesinin gizemli öyküsü ilk kez bir Türk yazarın kaleminde romanlaşıyor. Daha önce dünyanın ünlü tarihçilerinin kaleme alıp romanlaştırdığı seri bu kez yeni bir solukla karşımıza çıkıyor. Büyük deha Hasan Sabbah?ın içinde sahte cennetini barındıran ve etkisi altına aldığı fedailerle Selçuklulara karşı giriştiği mücadeleyi yönettiği fethi neredeyse imkânsız olan kalenin öyküsü okuyucuyla buluşuyor.
Bundan dokuz yüz sene önce kimine göre zamanın en büyük teröristi kimilerine göre gerçek bir halk kahramanı sayılan

Direnen Haliç, Nejat Elibol. İşçilerin mücadelesinin belgesel özellikler taşıyan canlı bir kesiti.

Direnen Haliç, yazarı da işçi olan bir işçi romanı. Bir zamanlar fabrikalarla çevrili olan Haliç?in Alibeyköy ucundaki iki fabrikada yaşanan olayları, sürdürülen uzun direnişi konu alıyor. Olayları sürükleyici bir dille anlatırken, işçilerin fabrika ve mahalle hayatları, iç dünyaları da başarıyla sergileniyor. Bu romanla, işçi hayatının ve mücadelesinin bir dönemi başlıca özellikleriyle resmedilmiş oluyor. Direnen Haliç, işçi sınıfımızın kimi kazanımlarla, kimi yenilgilerle sonuçlanan daha iyi, yaşanır bir hayat için verdiği uzun mücadelenin belgesel özellikler taşıyan canlı bir kesiti.

Saragöl – Ömer Polat

Ömer Polat’ın romanı, Doğu’nun gerçeklerinden derlenmiş, kendi dil özellikleriyle ifade edilmiş, Kürt-Ermeni ilişkileri, halkların kardeşliği temeli üzerine kurulmuştur. Şartlandırılmış kişilerin kışkırtmasıyla dostlukların, kardeşliklerin düşmanlıklara dönüşmesi işlenmiştir Saragöl’de…
(Tanıtım Bülteninden)

Çavdar Tarlasında Çocuklar Üzerine Bir Yazı – Cem Uğur

J. D. Salinger hiç kuşkusuz dünya edebiyatının en ilginç yazarlarından birisidir. Yazdıklarıyla olduğu kadar özel hayatıyla (!)her zaman gündeme gelmiş bir yazardır. Özellikle ?Çavdar Tarlasında Çocuklar? romanından sonra özel hayatı daha çok merak edilmiştir ama Salinger bu romanından sonra gittikçe kendi içine kapanmış tam anlamıyla yıllarca münzevi bir hayat sürmüştür. Yıllarca hiçbir röportaj vermemiş, fotoğraf çektirmemiş, bazı yazdıklarının tekrardan yayınlanmasına bile izin vermemiştir. Bu arada hakkında bir sürü şey söylenmiş, yazılmıştır? Neyse ki Salinger 2010 yılında öldü. Belki de dünya edebiyatında ilk defa okurları

Kadın İçin? – Elif Kutlu

?Ancak olmaması gereken ama olan ve hiç durmadan olmaya devam eden bir şey, küçük bir şey, hatırlandığında her şeyi, yaşamın tüm zenginliğini ve kocamanlığını alıp çürük bir fındık tanesine, ezilmiş bir sineğin duvarda bıraktığı sapsarı lekeciğe indirgeyiveren bir hiçbir şey vardı.?(s. 31) Bu cümleyle başlıyor her şey. Esir alınmış iki kız kardeşin geçmişlerinden, esir alınmadan önceki hayatlarından gelen sesin verdiği rahatsızlıkla başlıyor. Bu rahatsızlık bir adalet arayışından başka bir şey değil. Le Guin?in yine metaforlarla anlattığı bu öykü de sıradan olmayan ama çok tanıdık kişilerin öyküsü; kadınların.

“Düş Kırgınları”na Dair – Selman Büyükaşık

Okuma grubumuzun sezonun ilk toplantısında, bir sonraki oturumu için Mehmet Eroğlu?nun Düş Kırgınları romanı önerilince kafamda herhangi bir çağrışım yaratmadı. Ama ya-zardan bir şeyler okuduğum konusunda kısa bir duraksama geçirdim. Kitabı alıp ön kapağına baktım, bana yine bir şey anımsatmadı. Arka kapaktaki tanıtım yazısını okuyunca bu kez kuşkuya düştüm. Bana bir şeyler anımsatır gibi oldu. Romanın birkaç sayfasından sonra bir şeyler aydınlanır oldu belleğimde. Hadi romanın adı belleğimden büsbütün silinmiş, ama içeriğiyle ilgili dişe dokunur bir şeyler neden kalmamış? Zorladım beynimin o köşesini. Evet, Karaburun? Hayata yenilmiş, alkolik eski bir devrimci?Ona âşık genç kadınlar?Karışık, okunması zor bir kurgu.

Yedinci Şafak – Anna Seghers “Özgürlük tutkusundan vazgeçmeyen insanların görkemli destanı”

1941 yılında yayınlanan Yedinci Şafak, Anna Seghers’in dünya çapında tanınmasını sağlayan romanıdır. Lucács, bu roman için ‘Seghers’in sanatının doruğu’ değerlendirmesini yapmıştır. Seghers’in sürgünde iken kendisine anlatılan bir olaydan esinlenerek yazdığı roman, Hitler Almanyası’nda bir toplama kampından kaçan 7 tutuklunun öyküsünü anlatır. Seghers, büyük takibi ve tutukuların kaçış serüvenini anlatırken, onların geçmiş yaşamlarını ve ilişkiye girdikleri insanların dünyalarını ve Alman halkının ruh halini de romana katar. Yedinci Şafak, aslında, bütün bir Almanya tablosu çizmekte ve faşizmin diğer halklara saldırmadan önce nasıl bir vahşilikle Alman halkına saldırdığını göstermektedir.
‘Yedinci Şafak, bir roman değildir; Almanya’da faşizmin