Sanatçının Yaşlı Bir Adam Olarak Portesi – Joseph Heller ?Hakikatin yerini sessizlik aldığı zaman, sessizlik bir yalandır?*

Sanatçının Yaşlı Bir Adam Olarak Portesi, Joseph Heller’in 1999 yılında ölümünün ardından yayımlanmıştır.
?Hakikatin yerini sessizlik aldığı zaman? diyordu *Yevgeni Yevtuşenko, ?sessizlik bir yalandır?. 19.yüzyıl gerçekçiliğinin mirası henüz tüketilmemiş, sanatla politika arasındaki organik ilişki kopmamış, edebiyat oyuna çevrilmemiş, hakikat sessizlikle çevrilmemişti. Pek çok büyük yazar gibi Joseph Heller de, bir zamanlar hakikati seslendirmiş, ihtiyar dünyanın kalbine giden bir roman yazmıştı. Vasiyet diyebileceğimiz son romanında yarattığı kahramanı Sapo?nun böyle bir sese asla ulaşamayacağını, Sapo?nun paradokslarıyla birlikte vurgularken, edebiyat dünyasına mizah yoluyla önemli bir uyarıda bulunuyor:
?Kafka Prag?da yaşayan alçakgönüllü, çekingen bir yazardı, yazdıklarının yayımlanması düşüncesinden tedirgin oluyor, neredeyse hiç birinin yayımlanmasını istemiyordu.

devamını okumak için tıklayınız

Rahip Mouret’nin Günahı – Emile Zola

Büyük Fransız yazar Émile Zola?nın ?Rahip Mouret?nin Günahı? adlı romanı, doğa ve din arasındaki sonu gelmez mücadelenin yetkin bir hikâyesi. Roman, Serge Mouret adlı bir papazın, Albine Serge isimli genç bir kıza âşık oluşuna dayanır. Papazlık okulundaki eğitimle adeta insanlıktan çıkmış olan Mouret, Serge?ye duyduğu aşkla, yeniden insanlığa dönmüştür. Fakat bu ilişki, Mouret?yi her ne kadar insanlığını keşfettirse de, din ve doğa arasında yaşayacağı büyük çelişkiden kurtaramaz. Aptalca yobazlıklara, dinin sonu gelmez tutuculuğuna saldıran Zola, papazın dramı ekseninde yeniyetmeliği, gençlik heyecanını, aşkı, şehveti ve günahı anlatıyor.

devamını okumak için tıklayınız

Louis Lambert (Ciltli)- Honore de Balzac

Honoré de Balzac (1799-1850): Fransa’nın 19. yüzyıldaki sosyal yapısının tarihsel bir tablosunu çıkardığı eski ve yeni romanlarını 1830’dan sonra İnsanlık Komedyası başlığı altında topladı. Louis Lambert bu anıtsal eserde “Felsefi İncelemeler” başlığı altında bir araya gelen romanlar arasında yer alır. Balzac’ın önemli metinlerinden biri olduğu söylenen Louis Lambert, yazarın çocukluk yaşamından izler taşır. Anlatılan olaylarla yazarın yaşamı arasında benzerlikler bulan edebiyat tarihçileri eserin büyük ölçüde otobiyografik bir roman

devamını okumak için tıklayınız

Karartma Geceleri – Rıfat Ilgaz. “Türkiye’nin aydınlığı arama çabasına yol gösteren önemli bir yapıt.”

karartma_geceleriKarartma Geceleri, Rıfat Ilgaz’ın 1974 yılında yayınlanan romanıdır. II. Dünya Savaşı sürecinde kitabı toplatılan öğretmen-şair Mustafa Ural’ın hikayesini anlatır. *?Karartma Geceleri? adlı roman, yazarın öteki yapıtları gibi ülkemizin bir dönemine tanıklık yapmakla kalmayıp, (belgesel kalıplarını yırtarak) ülkemiz tarihine ışık tutmaktadır. Roman adını II.Dünya Savaşı yıllarında hava kararmasından itibaren evlerde ve işyerlerinde yapılan karartmalardan almaktadır denebilirse de, yaşanılan dönemin belirtilmesi için, romana bundan daha güzel bir ad bulunamazdı. Başka bir deyişle ?Karartma Geceleri?ni bir imge olarak da düşünebiliriz. Burada yazarın karartma sözcüğüyle anlatmak istediği kentin ışıklarının karatılması değildir sadece. İnsanların yaşamlarının karartılmasını da imlemek istemiştir, yazar. Yapıt boyunca

devamını okumak için tıklayınız

Joseph Fouche / Bir Politikacının Portresi – Stefan Zweig

“Fouché, aklını ve iradesini kontrol edebilen, Makyavelist, gözükara, her türlü etik ilkeden yoksun, değişen ideolojilere aynı hızla uyum gösteren, iktidar zevkini maskeleyebilen bir politikacı tipidir. Zweig, Fouché’nin şahsında sadece bir politikacıyı değil, çıkar ve amaçlarını her şeyin üstünde tutan, bu uğurda önündeki her şeyi ve herkesi ezip geçen, kendini, sadece kendini düşünen insanı anlatmaktadır aslında.”
Gülperi Sert

Stefan Zweig, bu ünlü biyografik yapıtında, Fransız Devrimi’nin en kanlı günlerinde “Lyon Kasabı” adıyla tarihe geçen Fouché’nin öyküsünü anlatıyor. Fouché, devrimden terör dönemine ve monarşiye, tek başına siyasetin yönünü belirleyen her devrin adamı. Balzac’ın deyişiyle, “psikolojik açıdan çağının en ilginç karakteri.” Zweig’ın, örneklerine

devamını okumak için tıklayınız

Birtakım İnsanlar – Sait Faik Abasıyanık

“Şu karşıki sandalı görüyor musun? Bakın sahile yaklaşıyor. Onu yürüten şey nedir? Kürekleri değil mi? Ya şu uçan martılar! Kanatları yolunsa artık uçabilir mi? Düşünce de böyledir. Dört duvar arasına kapatılmak istenirse kanatsız kuş, küreksiz sandal oluverir ve bütün manasını kaybeder” diyen büyük yazarın; ilk kez 1944 yılında yayımlanan romanı Birtakım İnsanlar yeniden gözden geçirilerek yayına hazırlandı.

“Sait Faik bir sevgi peygamberiydi. Kırk sekiz yıllık, içine en ufak bir haksızlık karıştırmamış, tertemiz bir ömrün akışında içimize insan sevgisinin o ılık, o tatlı, o aziz büyüsünü en asli tarafıyla bir o satabildi: Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey.”
Vedat Günyol

devamını okumak için tıklayınız

Spartaküs – Lewis Grassic Gibbon

İskoç edebiyatının en büyük yazarlarından Lewis Grassic Gibbon?un ünlü tarihî romanı. İ.Ö. 73?te Gladyatör Spartacus önderliğindeki köle ayaklanması, çağlar boyunca haksızlığa ve baskıya karşı başkaldıranlara esin verdi. Gibbon, bu tarihsel olayı zengin arkaplan bilgilerine dayanarak romanlaştırıyor. Sömürülen ve baskıya uğrayanların tarihi olarak okunacak bir eser.

James Leslie Mitchell (takma adıyla ?Lewis Grassic Gibbon?) 1901?de İskoçya?da the Mearns?taki bir köyde doğdu ve çocukluğunun büyük kısmını orada geçirdi. Romanlar, kısa hikâyeler, denemeler, bilim kurgu çalışmaları kaleme almış üretken bir yazardı ve eserleri onun dine, arkeolojiye, tarihe, sol siyasete ve bilime olan yoğun ilgisini yansıtmaktadır. Ortadoğu?da yaşadığı askeri deneyimler onun ilk kısa hikâyelerine ve sonraki çalışmalarının birçoğuna ilham kaynağı oldu. En ünlü çalışması A Scots Quair?i oluşturan Sunset Song (1932), Cloud Howe (1933) ve Grey Granite (1934) adlı eserleri peş peşe yayınlandı ve İskoç yazınında

devamını okumak için tıklayınız

Yağmurcuk Kuşu / Kimsecik 1 – Yaşar Kemal

Kimsecik, ?dağları bekleyen? korkunun yıkıcı gücünün, üç kitaplık dev efsanesidir. Korku insanın benliğini parçalarken, bu insanlık durumundan büyük bir trajedi doğar. Ama çocuklar korkuya yenik düşmez, üstüne yürürler.

Üçlünün ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu bir cinayetin yarattığı korkuyla şekillenir. Roman katliamların nedenleri ile sonuçları arasındaki ürpertici ilişkiyi açığa çıkarırken, bir yanıyla da bir köy çocuğunun masum ve cesur dünyasının nasıl belirdiğini ortaya koyar.

?Doğu dünyasının eşiğinden günümüzün

devamını okumak için tıklayınız

Beş Paralık Roman – Bertolt Brecht

Tiyatronun en büyük ustalarından Brecht’in, klasikleşen metni Üç Kuruşluk Opera’nın ardından yazdığı Beş Paralık Roman, para uğruna dilencilik dernekleri kuran, cinayetler işleyen, yalancı şahitlik yapan, milli felaketlere yol açan ve hatta “âşık” olan, kısacası insani olanın her zaman temiz olmadığını gösteren insanların dünyasını “satirik” bir dille anlatıyor.Brecht’in farklı bir üslupla yazdığı bu romanda sıra dışı karakterlerle ve diyaloglarla kurduğu dünyanın, günümüz mülkiyet ve para dünyasıyla benzerliği, eserin klasikleşmesinin haklı nedenlerini ortaya koyuyor. Beş Paralık Roman, Sevgi Soysal’ın özgün ve incelikli çevirisiyle tekrar Türkçe’de.

“Brecht hem sömürülenlerle, hem de sömürenlerle ilgilenir.

devamını okumak için tıklayınız

Altın Gözlü Kız – Honoré de Balzac

?Altın Gözlü Kız?, meşhur Fransız yazar Honoré de Balzac?ın ?On Üçlerin Romanı? isimli serisinin son kitabı. Hatırlanacağı gibi bu serinin daha önceki kitapları, ?Çakalların Başı Ferragus? ile ?Langeais Düşesi? adlarını taşıyordu.
Yazar, Fransız burjuva sınıfına yoğun eleştiriler yönelttiği serinin elimizdeki son romanında ise, sonu tehlikeli biten bir kaçamağı hikâye ediyor.
Yazar, bu hikâyeyle ördüğü romanında, Fransa?nın Restorasyon döneminde burjuva kesiminde yaşanan çürümüşlüğü gözler önüne seriyor.
Romanın, Balzac?a özgü kara mizahın ve taviz vermeyen, sivri dilli politik eleştirinin en iyi örneklerinden biri olduğunu belirtelim.

devamını okumak için tıklayınız

Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi – James Joyce

Joyce?un yarı-otobiyografik romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, genç Stephen Dedalus?un bir sanatçı olabilme arzusuyla, hayal gücünü boğan ve yaratıcılığını sindiren kiliseye, okula ve topluma başkaldırışını anlatıyor. 20. yüzyıl edebiyatında bir devrim yaratan ve edebiyatın yarınına damgasını vuran Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, yetişkinliğe henüz varmamış genç bir adamın gözüyle dünyayı göstermesi ve bilinç akışı tekniğinin en yetkin ilk örneklerinden biri olmasıyla da edebiyat tarihinin en önemli eserleri arasında sayılmaktadır.

Joyce?un edebiyat tarihindeki yerini yok sayamayız. Hattâ ?Joyce?dan önce ve

devamını okumak için tıklayınız

Gerçek – Emile Zola

7 Ağustos 1902-15 Şubat 1903 arasında Paris’te Aurore’da tefrika edilen Gerçek, Zola’nın Quatre Evangiles (Dört İncil) dizisinin üçüncü kitabı olan yapıt, doğrudan doğruya Dreyfus olayına bağlıdır; Simon-Dreyfus kahramanlarından Gorgias-Esterhazy kahramanlarına kadar bu olayın serbest uyarlamasıdır.
Yapıttaki temel karşıtlık hiç kuşkusuz geleceğin güçleriyle karanlıkçılığın çatışmasıdır.
Sürekli mücadeleye mahkûm cesur eğitimciler ya da kurbanlar, aynı zamanda kurnaz, entrikacı, güç ve paraya susamış açgözlü, sapık insanlar dikkat çeker.
Kitabın en önemli özelliklerinden biri, kamuoyunun ve özellikle de eskiden itaatkâr ya da bağnaz, yobaz olan kadınların daha sonra aktif ve bilinçli insanlara dönüşümüdür. Dolayısıyla Zola bir mesaj vermiştir: Halka gerçeği göstermek gerekir.

devamını okumak için tıklayınız

Örümcek Ağı – Joseph Roth

Joseph Roth, Almanya’da Weimer Cumhuriyeti’nin sonunu getiren ve Hitler dönemine giden yolu açan, radikal sağın başoyuncu olduğu siyasi komploların gerçekçi ama ürkütücü bir tablosunu çiziyor. Örümcek Ağı, çağdaş tarih için önemi bugün hâlâ, hatta belki daha fazla geçerli olan bir roman. Romanın sonunun karanlık bir geleceği ima etmesi, Joseph Roth’un Almanya’yı ve dolayısıyla bütün dünyayı bekleyen Nasyonal Sosyalizm olgusunu yıllar öncesinden sezmesinde yatabilir mi? 1920’lerin başında yazılan Örümcek Ağı, Nazizm’in yandaşlarının ve eylemcilerinin derinlikli karakter tahlilini ustalıkla işlemek yanında Hitler’in nasıl bir tehlike olacağının ipuçlarını da veriyor. Geleceği değil, ‘olası bir geleceği’ betimleyen Roth’un bakış açısı ne kadar karanlık olsa da Nasyonal

devamını okumak için tıklayınız

Hozandaki Kız – Azimet Ceyhan

Azimet Ceyhan, cezaevinde yazan kalemlerin umut verici olanlarından. On yıldır cezaevinde bulunan ve müebbet hapse mahkum edilen Ceyhan?ın daha önce yayımlanmış ?Savruluş? adlı bir kitabı bulunuyor. Ceyhan elimizdeki romanı ?Hozandaki Kız?da ise, küçük bir kız çocuğunun hayatı ekseninde, Türkiye?nin trajik yakın tarihine odaklanıyor. Büyük kıyımlardan geçmiş Ermenilerin yaşadıkları, roman boyunca, bir hayalet gibi karakterlerin karşısına çıkar. Topraklarından ayrılmamanın acısına dayanamayan Ermenilerin Uçurum Kayası?ndan atlayarak intihar edişi ve bunun bir lanet gibi daha sonraki kuşakların hayatlarını şekillendirmesi, romanın öne çıkan temalarından.

“Babasının bir türlü tükenmek bilmeyen üzgün hali nedendi acaba? Toprağını terk

devamını okumak için tıklayınız

“İstanbul Hatırası”na Dair – Ümit Cingöz

Ahmet Ümit?in son romanı, İstanbul?un, pek çoğumuzun bildiği, yaşadığı, gördüğü; ama bilip, yaşayıp, görürken de yanından yöresinden geçerken de nerede yaşadığının farkına varmadan geçip gittiği bir kentin romanı?

? Oysa şehirler de insanlar gibidir, geçmişlerini unuturlarsa, tarihlerinden koparılırlarsa kişiliklerinden den koparılırlar. Hiçbir özellikleri kalmaz. Birbirine benzeyen sıradan insanlar gibi olurlar. Oysa İstanbul sıradan bir şehir değil.? ( s.90 )

Yazar, Türk edebiyatında polisiye roman türünde tanınsa da son dönem romanlarında polisiye türünü, tarihle harmanlamayı sürdürüyor. Bâb- Esrar?daki, Ninatta?nın Bileziği?ndeki, Patasana?daki, Kavim?deki tarihsel arka planı, İstanbul Hatırası ile

devamını okumak için tıklayınız

Merhaba Umut – J. Mario Simmel

Casus edebiyatının en etkin isimlerinden biri olan J. Mario Simmel, 12 Eylül Darbesi sonrasında kitaplarının Türkiye’de yayımlanmasına uzun süre izin vermemişti. Everest Yayınları Türk okurlarını, yasağı ancak 2008 yılında, ölümünden bir yıl önce kaldıran bu büyük yazarla buluşturmaya devam ediyor.
Uyuşturucu kaçakçılarının kirli dünyasına, cinsel sapkınlıklarına ve kurdukları vurgun imparatorluğuna tuttuğu ışıkla Merhaba Umut, Simmel’den okurları yine heyecanın doruklarına çıkaran bir roman.

Uçurumun kenarına gelmişlerdi. Onları orada umudun habercisi selamlıyordu. Bu umut onların tek sığınağıydı. Öldürücü iptilalarına son verecek ilacı kullanmalarına niçin engel olmak istiyorlardı?

devamını okumak için tıklayınız