Kağıt İnsanlar – Salvador Plascencia

Sıradışı bir yazardan, oyuncaklı, dokunaklı ve fazlasıyla sıra dışı bir roman: Kağıt İnsanlar. Yazarı roman karakterlerinin arasına, kâğıdı olay örgüsüne katan, yıkımı körükleyip küllerinden yeniden doğan, özgün ve çarpıcı bir metin. Alınyazısına karşı koymanın, kurmacanın ve başkaldırının, kayıplara rağmen ayakta kalmanın hikâyesi… Kâğıt kadar hassas, kâğıt kadar tanıdık.

Kağıt İnsanlar, sizinle konuşacak. Öykülerini sütunlarla kuracak, mahrem hayatlarını gizlemeye çalışacak. Göğüs kafesinizin içine kâğıttan bir kalp yerleştirip defalarca yırtacak, sonra tekrar yamayacak…

devamını okumak için tıklayınız

Dilya ve Zalar – Mîr Qasimlo

Ar Yayınevi tarafından Mîr Qasimlo’nun kaleme aldığı 999 sayfalık “Dilya ve Zalar” romanı yayınlandı.
Roman, Dilya ve Zalar?ın yaşadığı aşkı, aile ve çevreleriyle yaşadığı sorunları anlatıyor. Romanda, farklı inançlara sahip halkların yaşadığı mağduriyetler, kadın ve erkek ilişkileri, kadınların öldürülmesi, sünnet edilmesi ve transseksüellerin trajedilerinin görüleceği hikayeler de yer alıyor. Kürtçe yazılan roman, sade diliyle dikkat çekiyor.

devamını okumak için tıklayınız

Çıkrıklar Durunca – Sadri Etem Ertem

Sadri Etem Ertem?in ?Çıkrıklar Durunca? isimli romanı Osmanlı?nın Tanzimat Dönemi ekonomisiyle iç piyasasının hızla yabancıların eline geçmesi ve bunun sonucunda da özellikle dokuma tezgâhlarımızın bir bir kapanmasıyla ortaya çıkan sosyal depremi ele alıyor.
Kitapta, İngilizlerin Anadolu?nun tiftik keçisini, Güney Afrika?ya götürerek yetiştirmesi, çoğaltması ve yününü kumaş yaparak bize satmasının öyküsü var. Anadolu?daki tezgâhların birleşerek fabrikalaşamaması, özellikle gümrüklerin ardına kadar açılarak

devamını okumak için tıklayınız

Mektup Mektup Açacağıyla Açılır ? Hüseyin Bul

“Müştak?ın hezeyanları ve komplo teorileri sonucu karakterin sahiciliğine, canlı kanlı olduğuna inanıyorsak eğer, şehrin fethi esnasında Rum tarafındaki moral bozuklukları, kötü kehanetlerin kısa sürede yayılması, papalığın vaad ettiği gemilerin ufukta bir türlü görünmemesi üzerine en küçük kötü bir olayı bile uğursuzluğun işareti sayıyorken Rum halkı, bu uğursuzlukları, kehanetleri yayanların nedense Türk tarafından olma ihtimali üzerine hiç komplo teorileri kurulmamış. Savaş hali varsa Türk ya da Rum olması bir şeyi değiştirmez; sadece düşman vardır ve her yol mubah sayılır. Bunu denemeyen halk yoktur sanıyorum. Halk değilse bile devlet, imparatorluk, hanlık, erk her neyse. Genelde Osmanlı’ya özelde Fatih’e bir güzellemeden bahsediliyor desek belki de abartmış olmayız.”

devamını okumak için tıklayınız

Yaşar Kemal’in yeni çıkacak eseri ‘Çıplak Deniz Çıplak Ada’ dan bir bölüm…

Yaşar Kemal için en güzel tanımlamayı Elia Kazan yapmıştır belki de. ?Yaşar Kemal, Homeros?tan bu yana gelen en eski geleneksel anlatıcıdır. Başka bir sesi olmayan halkın sesidir? diyor kazan. ?Yaşar Kemal çağdaş dünyanın en büyük anlatıcılarından biridir. Onu okumak yaşamın kendisini anlamaktır. O, korkusuz bir kahraman gibi yazıyor? diyen John Berger?in hakkını da yememeli…
Yaşar Kemal?in ?Bir Ada Hikâyesi? serisinin dördüncü kitabı ?Çıplak Deniz Çıplak Ada? 4 Ekim?de kitapçı raflarındaki yerini alacak.

devamını okumak için tıklayınız

İsa Bu Köye Uğramadı – Carlo Levi

Italo Calvino ile Jean-Paul Sartre’ın Önsözleriyle…
Carlo Levi’nin bu kitabını ilk okuduğumda çarpılmıştım. Italo Calvino da söylüyor ya, bence de doğru. İnsanları, hayvanları, bitkileri öylesine büyük bir aşkla tasvir ediyordu ki, sanki zamanın ötesinde bir şeyden, bir büyük hakikatten, bir büyük aşktan söz ediyordu. Bunu bir tek Yaşar Kemal’de gördüm ben: Kimyası yavaş yavaş bozulan, dönüşen, farklılaşan dünyada insanı insan yapan ve değişmese çok iyi olacak olan şeylerin olduğunu bunca güzel, bunca etkileyici, bunca müthiş nasıl anlatır insan? Şöyle düşünün, bir zamanlar bir dünya vardı ve

devamını okumak için tıklayınız

Mirovên Hejar (Sefiller) – Victor Hugo

?EdîtorêMîlanoyî yê ku wergera îtalyanî ya Mirovên Hejar çapkiriyedîbêje ku evberhem ji bo hemî gelan hatiye nivîsîn, rast e, xebera wîye. Ez nizanimku wê pirtûk ji alî herkesî ve bê xwendin an na, lê mînew ji bo herkesînivîsandiye. Mirovên Hejar, çendî ji bo Îspanya,Fransa, Îrlanda hatibenivîsîn ewende jî ji bo Brîtanya, Îtalya,Almanya û hwd; çawa ji boîmperetoriyên ku li ser milên hejaran hatineavakirin hatiye nivîsînwiha jî ji bo komarên koledar hatiye nivîsîn.Pirsên civatî sînoran nasnakin. Birînên mirovayetiyê, ew birînênbêsînor ku hemî rûdinyê digrin,li xetên sor an hêşîn ên nexşeyan hovenadin, ranawestin qet.

devamını okumak için tıklayınız

Un Lun Dun – China Miéville

China Miéville?den fantastik ögelerle bezeli bir gençlik romanı…
Nedir Un Lun Dun (Lon Dra Kis)? Londra?nın aynadan görülen imgesidir. Sözcüklerin canlı olduğu, sıradan bir evin kapısının ardında bir ormanın pusuda yattığı, etobur zürafaların sokaklarında fink attığı ve karanlık bir dumanın bütün dünyayı yakmaya can attığı, tuhaf zevklerle kuşatılmış bir harikalar diyarıdır. Burası, uzun yıllar önce kehanetlerde adı geçmiş ve konuşan bir kitabın sayfalarına işlenmiş, kahramanını bekleyen bir şehirdir.
On iki yaşındaki Zanna ve arkadaşı Deeba,

devamını okumak için tıklayınız

Theseus – Andre Gide

André Gide’in Yunan mitolojisinden esinlerek kaleme aldığı kısa bir roman Theseus. Tam bir tarihsel uygunluk peşinde olmayan Gide, mitlerin de çeşitli yorumlara açık olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Gide, Theseus’un ağzından, büyük kahramanın hayatının farklı dönemlerini, yaşadığı aşkları, gösterdiği kahramanlıkları, maceradan maceraya koşarken gerektiğinde nasıl kurnazca davrandığını, aklın merkezi Atina’yı ihya edişini anlatıyor. Bu sırada yer yer Gide’in sesi, kahramanının sesine karışıyor… Kaderi olgunlukla karşılayan bilge Theseus,

devamını okumak için tıklayınız

Cennetin Kayıp Toprakları – Yavuz Ekinci

?Cehennem acı çektiğimiz yer değildir, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir.? Hallac-ı Mansur

Cennetin Kayıp Toprakları’nda yeni bir cehennem tasviri yapan Yavuz Ekinci: Toplum olarak bakıyoruz ama görmüyoruz, tanık oluyoruz ama anlamıyoruz. Sadece susuyoruz. Toplumsal körlük ve sağırlığı anlamış değilim. Bu tepkisizlik ve sessizlik hayra alamet değil.

devamını okumak için tıklayınız

Yedinci Gün – İhsan Oktay Anar

Çizgilerin kürelere, zamanın sonsuzluğa, sonsuzlukların da hayâllere dönüştüğü bir hikâyedir bu. Sıradan insanların sıra dışılığı, bilinen hikâyelerin düşlere dönüşümü, zaafların asîlleşmesi, erdemlerin ardındaki günâhkârlık tüm içtenliğiyle akacak zihinlere. İnsan olmanın en zayıf ve en yüce yanları, bir hikâyenin dokunuşuyla bir kez daha bilinebilir olacak. İhsan Oktay Anar, bu yeni düşüyle sizleri bir kez daha şaşırtacak. Çizgilerde değil kürelerde gezinecek, bilinen zamanların bilinmeyen anlarına yolculuk edeceksiniz. Alışık olmadığınız bu dünyanın kapısından

devamını okumak için tıklayınız

Bertolt Brecht ya da “Brekt” Diyenler İçin Beş Paralık Roman – Kamuran Şirin

Üç Kuruşluk Opera(1928), Üç Kuruşluk Film(1931), Üç Kuruşluk (ya da Sevgi Soysal?ın çevirisiyle Beş Paralık) Roman(1934). 20. yüzyılın önemli bir oyun yazarı, kuramcısı, şairinin kuruşlarla bu denli uğraşmasına ilişkin birkaç şey söylemek bu yazının varlık amacına değinir. Yılmaz Onay Evrensel Kültür?de(Ağustos 2011) Brecht romanıyla ilgili yazısında bir belirlemede bulunur: ?Öyle ki burjuva tiyatro aygıtı, Üç Kuruşluk Opera?yı nasıl ve neden hala sahnelemekten zevk alıyorsa, Üç Kuruşluk (Beş Paralık) Roman?a da aynı şekilde ve aynı nedenlerle tam tersine yok muamelesi çekmeyi uygun görmüş olsa gerek?. Bu yazı bu belirlemeyi elinden geldiği biçimiyle ve dolaylı olarak araştırır.

devamını okumak için tıklayınız

This site is protected by WP-CopyRightPro