Emine (Fay Kırığı 2) – Mehmet Eroğlu

1979’da Milliyet Roman Ödülü’ne layık görülen “Issızlığın Ortası” romanından beri siyasal romanın ustası kabul edilen Mehmet Eroğlu, Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve kültürel anlamda yaşamakta olduğu büyük fay çatlamasını anlattığı “Fay Kırığı Üçlemesi”nin ikinci kitabı olan “Emine” başlıklı bu romanında, bir yandan aşkı yaşamak ile hayat tarzı arasında sıkışan bireylerin kaderlerini ustalıkla çizerken, öbür yandan Müslüman hareketin iktidardaki liberal kanadından daha farklı, toplumcu bir damara yönelik koluna eğilerek, yeni tartışmaların kapısını aralıyor…

Ölüm Üzerine – Elias Canetti “Yaşam her şeye karşın ölüme karşı bir tehdit değil midir?”

“Elias Canetti, ‘Ölüm Üzerine’ adlı kitabında, insanın en temel gerçeği üzerine düşüncelerini bir tür aforizmalar halinde okurlara iletiyor. Kitapta belirgin bir şekilde ortaya konan ve benim de çok uzun zamandır üzerinde düşündüğüm şey şu: Ölüm içsel bir yaşantı mıdır, yoksa bize dışarıdan gelen bir saldırı mıdır? Yani: Ölüm içimizde midir, yoksa biz ona dışarıdan maruz mu kalırız? Ölüme koşar mıyız, ona doğru ilerler miyiz, yoksa ölüm mü bize doğru gelir. Canetti’ye göre, “biz ölüme doğru koşmayız, fakat ölüm bize doğru gelir ve geriye itilmelidir.” (s. 116) Ben bu konuda hâlâ kararsızım.
Ölümün beklenmedikliğidir de biraz onu korkunç kılan.

Gülazare (Bitmeyen Yolculuk) – Caner Canerik

Bu roman, hep güneşe bakan bir dapirin (nine) sessiz çığlığıdır. “Havaya yanık et kokusunun yayıldığı” 1938 Dersim katliamında, annesi ve çocuk yaşta üç kardeşiyle sürgüne gönderilen Gülazare’nın “emanet sözü” (Qesa emanete)’dür. Katliamda babasını, amcalarını ve on yedi yakın akrabasını yitiren bu kadın, acılar yumağı ve kan deryası içinde umudunu daima korudu, hasretini güvenle taşıdı.

Dersim’de çocuk çığlıklarının, kadın feryatlarının dört bir yanı sardığı ortamda, uzun ve çileli zorunlu göçe çıkarıldı. Köklerinden koparılan fidanlar misali yabancısı olduğu

Karanlığın Yüreği – Joseph Conrad

Karanlığın YüreğiKaranlığın Yüreği’ni yazmadan sekiz buçuk yıl önce Joseph Conrad Kongo’da bir buharlı geminin kaptanlığını yapmış ve yolculuğu sırasında karşılaştığı zulüm manzaralarına dayanamayıp kısa bir süre sonra bu işi bırakmıştı. 1902 yılında kitap halinde yayımlanan Karanlığın Yüreği, Conrad’ın bu sıralarda yaşayıp gördüklerinden çok iz taşır. Yüz yıldan uzun bir süredir edebiyatçılar ve sosyalbilimciler tarafından yorumlana yorumlana tüketilemeyen, dünyanın ve tarihin olduğu kadar insanın kendi karanlığına da eğilen bu başyapıtı, Sinan Fişek’in usta işi çevirisinden, Conrad’ın Kongo seyahati sırasında tuttuğu ve Türkçe?de ilk defa yayımlanan günlüğü ile beraber okuyacaksınız. (Tanıtım Yazısı)

Zorba – Nikos Kazancakis “Korkmamayı, yaşamı sevmeyi ve ayakta durabilmeyi bana o öğretmişti.”

Zorba, Nikos Kazancakis’in 1946 tarihinde yayınladığı olgunluk dönemi ürünüdür. Ağır ve suskunlukla yüklü geçen karanlık bir dönemin tadı buruk ilk meyvesidir. Nikos Kazancakis, çağdaş Yunan edebiyatının ancak buzlucam ardından seçilebilen, tedirgin ve büyük kişiliklerinden biri olarak çok tartışıldı, yanlış bilindi, az sevildi. Zorba aracılığıyla Nikos Kazancakis, yaşamının yenilgiler ve soru işaretleriyle dolu bir bilançosunu çıkarır. Bu bağlamda ele alınınca, bu roman, Zorba ile yazarın yaşam öykülerinin çizili sınırları arasında sonsuz atkı ve çözgülerle dokunmuş büyülü bir kumaştır, denilebilir; baştan sona sürekli bir arayışı, sonu gelmez çabaları yansıtan bir kanaviçedir: insanı arayışın serüvenidir. ‘Korkmamayı, yaşamı sevmeyi ve ayakta durabilmeyi bana o öğretmişti,’ diyor yazar.

Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz – Aziz Nesin

Yaşar Ne Yaşar Ne YaşamazYaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Aziz Nesin’in 1977 yılında yazdığı bir romandır. Aziz Nesin bu eseriyle 1978’de Madaralı Roman Ödülü’nü almıştır.
Aziz Nesin Yaşar Ne Yaşamaz’ı önce radyo oyunu olarak yazdı. Kazandığı büyük başarı üstüne sahne oyunu haline getirdi. Israrlar üzerine senaryosunu yazdı; çoğu tiyatrocudan olduğu gibi, bu kez de filmciden telif hakkını alamadı. Bir haftalık gazetede çizgi romanı yayımlandı. Ardından televizyon senaryosunu yazdı. Aziz Nesin okurların isteği, çevrenin baskısı artınca sonunda Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz romanını yazdı.
Kitabın giriş yazısını kaleme alan Meral Çelen

Körlük – Jose Saramago

“Bence körleşmiyoruz. Hepimiz körüz. Körüz ama bakıyoruz. Bakabilen ama görmeyen kör insanlar” Körlük, Portekizli yazar Jose Saramago’nun son yıllarda yazdığı en etkileyici kitap. Saramago; romana, arabasının içinde geçmesine izin verecek ya da geçmek için kendini haklı göreceği yeşil ışığı beklerken kör olan bir adamın duyduğu korku ve çaresizlikle başlar. Kitabında modern insan ve onun ürettiği liberal demokrasiye eleştirilerini dile getirir. Körlük o denli hızlı yayılır ki, yayılma hızı Etna? nın püskürmesiyle civarında ne kadar yerleşim varsa lavların altında kalmasına benzetilir. Saramago? nun da yarattığı, yada zaten olan, ama görmek için kafaların kumdan çıkarılması gerektiğine dair bir çürüyüşün öyküsüdür körlük.

Uçurum İnsanları – Jack London

Uçurum İnsanları yazıldığında takvimler 1902’yi gösteriyordu. Jack London, son eserini yazmak için araştırma yapıyordu. Eski kıyafetler giyip kendine tam anlamıyla karaya oturmuş bir Amerikan denizcisi kimliği yaratarak, Doğu Londra’nın varoşlarına doğru bir maceraya atılmıştı. Araştırması sırasında London, bu insanların varoşlarda yaşama nedeninin kendi seçimleri ya da tembellikleri değil; yaşlanarak işsiz kalmaları ya da mali durumlarında meydana gelen felaketler olduğunu farketti. Bu insanlar için varoşlardan kurtulmak imkânsıza yakındı, ilerleyen yaşları onlara başka bir yerde yeniden

Spartaküs – Howard Fast. Cesur insanların unutulmayan özgürlük mücadelesi

Spartaküs (Spartacus) adlı belgesel roman, Howard Fast tarafından 1951 yılında yazılmıştır ve Stanley Kubrick tarafından 1960 yılında filme çekilmiştir. Olaylar ve kişiler tamamen gerçektir. Yüzbini aşkın köle ordusunun yenilmez Roma ordusuna karşı Spartaküs’ün önderliğinde M.Ö. 73 -71 yılları arasında tarihe yazdığı bu ölümsüz mücadele insanlık tarihinde ezilenlerin ezenlere karşı ilk ayaklanmasıdır.
“Bu kitap kızım Rachel ve oğlum Jonathan içindir. Çok eski zamanlarda yaşıyan cesur insanların, adları asla unutulmayanların hikâyesidir. Bu hikâyenin kahramanları; hürriyeti, insanlık onurunu

Savaş ve Açlar, Hasan İzzettin Dinamo, bir ailenin zor koşullarda var olma mücadelesi

Hasan İzzettin Dinamo’nun ‘Savaş ve Açlar’ romanı, Birinci Dünya Savaşı?nın cephe gerisini anlatan romanıdır. Dinamo, yaşam öyküsünden yola çıkarak bir ailenin zor koşullardaki var olma mücadelesinin savaşın etkisiyle nasıl drama dönüştüğünü çarpıcı bir dille anlatıyor.
Hasan İzzettin Dinamo’nun romanda kendi ailesini ve çocukluk yıllarını anlatır. Babası ve büyük abisi Enver Paşa kurbanlarındandır. Babasını ve abisini cephede kaybettikten sonra, küçücük topraklarına köyün ileri gelenleri göz koyar. Kalan üç çocukla birlikte ?Musa?nın annesi perişan bir halde açlıkla boğuşur. Annesi ölünce ?Musa? ve kardeşleri ?Darüleytam?a (öksüzler yurdu) yerleştirilir. ?Savaş ve Açlar? romanı eşi ve oğlu 1. Dünya Savaşı?nda

Fedailerin Kalesi Alamut – Wladimir Bartol

Hasan Sabbah’ ın Alamut Kalesi’ nin, cennet bahçelerinin ve fedailerinin tarihi romanı ”Hıristiyanların zaman ölçüsü ile 1092 yılının ilk baharında hatırı sayılır büyüklükte bir kervan, Semerkant’tan başlayarak Buhara üzerinden Horasan’ın kuzeyindeki Elbruz platosuna dek uzanan, bir zamanlar muzaffer orduların kullandığı eski yolun üzerinde ağır ağır ilerliyordu. Karların erimeye başlamasıyla birlikte Buhara’dan ayrılan kervan haftalardır yollardaydı…” ”Avni oğlum, Tahir’in torunu!” demişti ona. ”Doğruca Demavend Dağı’na giden yolu tut. Rey’e ulaşınca Şahrud Irmağı’ na giden yolu sor. Irmağın kaynağı sarp bir vadide bulunmaktadır; oraya çık. Büyük bir kale göreceksin: Bu yerin ismi Alamut kalesidir, yani ‘kartal yuvası.’..”

Madde 22 – Joseph Heller

Joseph Heller’in 1961 yılında yayımladığı başyapıtı Madde 22 (Catch-22) adlı romanı; savaşı, yaşamın acımasızlığını, iktidarın yeri geldiğinde nasıl bir canavara dönüştüğünü büyük bir başarıyla gözler önüne seriyor. Yalnız bildiğiniz savaş romanlarından değil. Her savaş romanı içinde trajediler barındırır elbet; yine de çoğu bir tür zaferi anlatır: Neyin ve kimin zaferi olduğu belli olmayan bir zaferi! Bu tür eserlerden farklı olarak, Heller, bize sadece ve sadece savaşın ne kadar saçma bir şey olduğunu anlatıyor. İçine girdiğimiz kısır döngüye ışık tutuyor ve savaşı alaya alıyor.
Josep Heller, İkinci Dünya Savaşı?na pilot olarak katılmıştı. Madde 22, İkinci Dünya Savaşı?nı

Selvi Boylum Al Yazmalım – Cengiz Aytmatov

( * ) Kırgız edebiyatının büyük ustası Cengiz Aytmatov’un eseri, Ali Özgentürk’ün incelikli senaryosu, Atıf Yılmaz’ın duyguları görünür kılan yönetimi ve Türkan Şoray ile Kadir İnanır’ın mendil tüketimini körükleyen etkili performanslarıyla sinema tarihimize geçen bir başyapıta dönüşür.
2008?de hayata veda eden Kırgız edebiyatının dünya çapında tanınmış en büyük yazarı olan Cengiz Aytmatov, ülkesinin Sovyetler Birliği?nin bir parçası olduğu dönemlerdeki eserleriyle bilinir daha çok. Kırgız kırsalının ?küçük? insanlarının ?büyük? hikâyelerini anlattığı metinlerinde, ?masal gerçek? formuna yakın bir yapı inşa eden yazar, yerelden yola çıkıp evrensel bir boyuta taşımayı da başarır yapıtını.

Değişen Kafalar (Bir Hint Efsanesi) – Thomas Mann

Thomas Mann’ın 1940’ta Stockholm’de yayımladığı Değişen Kafalar, XII. yüzyıldan kalma bir Hint efsanesine değişik bir açıdan yaklaşıyor. Şridaman ile Nanda, farklı kastlardan gelmelerine, zihnen ve fiziki olarak birbirlerinden çok farklı olmalarına rağmen, ayrılmaz iki dosttur. Şridaman, Brahman soyuna dayanan tüccar bir aileye mensup narin yüzlü, çelimsizdir; Nanda ise demircilik yapan, inek güden güçlü ve yakışıklı bir gençtir. Birbirlerini tamamlayan bu iki gencin dostluğu, güzel Sita’yla karşılaşmalarıyla yeni bir boyut kazanır. Şridaman ve Sita evlenir. Ancak Sita’nın, seçimiyle ilgili pişmanlıkları vardır. Hayatları, Sita’nın ailesine birlikte yaptıkları bir yolculukta geçen olaylarla

Yufka Yürekli – Fyodor Mihailoviç Dostoyevski

Dostoyevski’nin ilk dönem öyküleri… Daha önce yayımladığımız Beyaz Geceler ve İkiz gibi uzun öykülerden sonra Dostoyevski, kısalı uzunlu bir dizi metin kaleme almıştı. Yazarın sürgün dönüşü öncesi yazdığı öykülerin tamamı, böylece, bu öykü kitabıyla birlikte yeniden çevrilip Can Yayınları’nın Klasikler dizisinde yerini almış oluyor.

“Dokuz Mektuplu Roman”, “Yufka Yürek” gibi ünlü öykülerin de yer aldığı bu kitap, Dostoyevski’nin gençlik yıllarında edebiyata bakışını, etkilendiği kaynakları, konu edindiği meseleleri göster­mesi bakımından çok önemli. Bu öykülerde,