Category Archives: Romanlar

Kayıp Zamanın İzinde – Marcel Proust

Kayıp Zamanın İzinde, Marcel Proust’un hayatının son 17 yılında yazdığı yaklaşık Bir milyon ikiyüz elli bin sözcükten oluşan dev romandır. 20. yüzyıl edebiyatının en büyük eserlerinden biri sayılır.
Proust bu romanı annesinin 1905’deki ölümünden sonra yazmaya başladı. Kitabın ilk cildi 1913’te yayımlandı. Roman, tamamlandığında yedi kitaplık Kayıp Zamanın İzinde ortaya çıkacaktı. Proust bu romanın son düzeltmelerini yaparken 1922’de öldü.
Bu roman Türkçeye Roza Hakmen tarafından çevrilmiştir. Daha önce Yakup Kadri Karaosmanoğlu romanın birinci cildini çevirmiş ancak devamını getirmemiştir.
Marcel Proust’un dev yapıtı Kayıp Zamanın İzinde’nin tümü

Oğlumun Öyküsü ? Nadine Gordimer

Oğlumun Öyküsü, Nadine Gordimer’in yazarlık tarihçesindeki önemli bir dönüm noktasıdır. Önceki kitaplarında Gordimer ırk ayrımının şiddetle yaşandığı, ırkçılığa karşı insanüstü bir direncin sürdürüldüğü Güney Afrika’daki beyazların yaşam tarzını, kara derililere yaptıkları zulmü beyazların ağzından yazmıştı. Oğlumun Öyküsü’ndeyse hem beyazlarla siyahları ayıran somut sınırı aşarak siyahların yaşam koşullarını irdeliyor, hem de romanı siyahların ağzından, onların bakış açısıyla aktarıyor.

Romanın kahramanı Oğulcuk (Sonny) kara derili, kültürlü, kendi halinde bir öğretmendir. Irkçı Apartheid yönetiminin kitlesel kıyımlara başlamasıyla direnişçilere katılır ve hareketin liderlerinden biri olur. Tutuklanır, hapse girer. Hapisteyken davasıyla ilgilenen uluslararası bir insan hakları kuruluşunun temsilcisi

Ressamın Elkitabı – José Saramago

Jose Saramago’nun ilk romanı olan Ressamın Elkitabı, yazarın bütün edebiyat yaşamının temellerini oluşturacak kimi temaların tohumlarını içinde barındırıyor: Günlük yaşamın sıradanlığı, ahlaksal kriz, sanatçının toplumla ilişkisi, bireysel ve toplumsal baskı, Tanrı’nın varlığı üzerine düşünme, kendini sorgulama ve aşma. Siparişle çalışan, yeteneksiz ressam H., bir işletmenin yöneticisi olan S.’nin portresini yapma görevini üstlenir. H., yeteneksizliğinin bilincindedir, üstelik tablolarının ve yaşamının sıradanlığından da acı duymaktadır. Aldığı işi bitirmeye çalışırken, yaşamını ve sanatının amacını

Yarına Başlamak – Afşar Timuçin

Yaşam öngörülerle olduğu kadar rastlantılarla örülüyor. Bir rastlantı yaşamımızın akışını değiştirebiliyor. İki eski arkadaşın, bir kadınla bir erkeğin yıllar sonra Yalova vapurunda karşılaşması her ikisinin yaşamında büyük değişikliklere yol açıyor. Ne aradığını çok iyi bilmese de hep iyi şeyler tasarlayan bir Hüseyin, onurlu bir yaşamı varlığının şaşmaz kuralı olarak belirlemiş olmakla birlikte bir tutkunun rüzgarıyla bir aşk serüvenine dalıp olumsuz bir evliliğe sürüklenmiş bir Ayşe bu rastlantıdan sonra kendileriyle hesaplaşmaya,

Paris Yaşamı – Emile Zola

Romanlarında toplum içinde saygın birer yere sahip olan burjuvaların maskelerini düşürerek bu ?namuslu insanlar?ın ikiyüzlülüğünü ortaya çıkaran Zola, daha ?Paris Yaşamı?nı yazmadan önce Le Figaro gazetesinde yayımladığı bir yazıda hayat kadınlığı kurumunun yaratıcısı olarak sistemi ve sistemin sefalete ittiği insanı gördüğünü yazar.

Nana ve hastalıklı oğlu Louiset, toplumun yozlaşmasını temsil ederler. Nana genlerinde ayyaşlarla dolu bir neslin izlerini taşımaktadır; Louiset geçirdiği çiçek hastalığı sonucu ölür. Hastalığı annesine de bulaştırmıştır, bir süre sonra Nana da yaşama gözlerini yumar. Ancak bedenini kurtçuklara teslim etmeden önce, çevresindeki herkesi çürütür.

Yaşam ve Ölüm Arasında – Emile Zola

Rougon – Macquart dizisinin 13. kitabı olan Tohum Yeşerince’de ya da 15. kitabı Toprak’ta Zola yaşamla şiddeti yanyana koymuştu, ancak bu romanda, sanki ayrı ayrı varolmayacak, bir bütünün iki yarısından söz eder gibi ele alır yaşam ve ölüm güdüsünü. Genel olarak Yaşam Ve Ölüm Arasında’yı tüm aşırılıkların bulunduğu bir roman olarak niteleyebiliriz: kıskançlık, şehvet, alkol, öldürme, kumar ve öfke çılgınlığı gibi.

Zola yarattığı sorgu – yargıcı Denizet karakteriyle de ‘adalet iktidarın emrindedir’ kavramını gözler önüne sermiş olur. Yargıcın

Sarı İt – Reşat Enis

Sarı İt, edebiyatımızın ilk işçi romanlarındandır. İşçi sınıfının toplumsal hayata ağırlığını koyduğu, grevlerin filizlenip serpildiği bir dönemi, 1960’lar Türkiyesini konu alır. İşçilerin, yaşadığı semtler, aile ilişkileri, günlük yaşayışları, aşkları.. canlı, çarpıcı diyaloglarla örülü akıcı bir dille tasvir edilir.

Sarı İt, işçi sınıfının hayat koşullarını belgelemekle kalmaz, 1960’ların genel ortamını, egemen sınıfların ve iktidarın politikalarını da gözler önüne serer.
Sarı İt, edebiyatımıza hem konularıyla hem de bu konuları işleyişiyle yenilikler getirmiştir. İşçi sınıfının içinde boy verip geliştiği ortamı, bu ortamın ürünü olarak,

Bıldırcın ve Sonbahar ? Necib Mahfuz

Mısırlı yazar Necip Mahfuz (1912 – 2006) romanlarında, hızlı ve sürekli bir değişim süreci içerisindeki devrim sonrası Mısır hakkında gözlem ve düşüncelerini dile getirmiştir.
Mahfuz, Mısır?da 1952?de yaşanan askeri darbenin ardından şekillenen Orta Doğu?nun modern yaşamını, evrensel bir vizyonla ve zengin bir anlatımla aktarmayı başarmış bir yazardır.
Bıldırcın ve Sonbahar?da devrim sonrası temizlik döneminin kurbanlarından, yozlaşmış bir bürokratın ahlaki sorumluluğu, toplumdan soyutlanması ve siyasi çöküşü anlatılır.
Romanın edebiyat dünyasına oldukça erken bir tarihte

July’ın İnsanları – Nadine Gordimer

( * ) Çok temalı bir kitap July?ın İnsanları. ?Çok temalı?, zira anlatım boyunca açılan kanallardan oluşan yan temalarla okuyucunun anlam önceliklerine de olanak tanıyor. Güney Afrikalı yazar Nadine Gordimer, July?ın İnsanları?nda, iki toplumun insanlarını, yani, Güney Afrikalı siyahlarla, Avrupalı beyazları yan yana getirmiş. İki unsurun mekânsal yakınlıkları ?misyoner beyazlar?ın Afrika?daki varlıkları göz önüne getirildiğinde, arka plan görüntüsü öne çıkmakta gecikmez. Söz konusu arka plan ise, köleleştirilmiş siyahların ?beyaz insan?a karşı verdiği mücadelenin tarihi olarak gelecektir gözümüzün önüne. July?ın İnsanları, çağrıştırdığı tüm bu arka plan gerçekliğini de yanına alan bir zeminde şekillenirken, yüzyıllar boyunca biçimlenen siyah ve beyaz insanın aynı koşullarda biraraya gelişine,

Malina – Ingeborg Bachmann

Ingeborg Bachmann?ın başyapıtı Malina, her şeyin iç dünyaların yoğunluğunda yaşandığı, mutlak aşkın ve birey olma savaşımının romanı. Bachmann?ın sarsıcı bir saptamayla ortaya koyduğu gibi: ?Faşizm, atılan ilk bombalarla başlamaz, her gazetede üzerine bir şeyler yazılabilecek olan terörle de başlamaz. Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar…?

Malina, ya da Günlük Cinayetlerin Romanı – Ahmet Cemal
(Akyol Sokağı, 2/10/1985)

İlk kez 1971?de yayımlanmıştır Malina; çıkışının hemen ardından birkaç baskı yaptı, kısa zamanda çoksatar listelerine yerleşti. Bunu, kitabın normal bir satış çizgisine oturduğu, ama

Lanetli Çocuk – Honore de Balzac

( * ) Dünya edebiyatının en önemli isimlerinden, kimilerine göre roman sanatının zirvesi sayılan Honore de Balzac?ın birçok romanını, Sönmüş Hayaller, Vadideki Zambak, Eugine Grandet, Köylüler ve Goriot Babası gibi önemli eserlerini iyi çevirilerle okuma şansı bulmuştuk. Ama üretken bir yazar olan Balzac?ın hâlâ Türçeleştirilmemiş birçok eseri var. Geçtiğimiz günlerde Yapı ve Kredi Yayınları, Kazım Taşkent Klasik Kitaplar Dizisi içerisinde yayımlanan Lanetli Çocuk da bunlardan biriydi.
Fransa?nın Tours kentinde, 20 Mayıs 1799?da doğmuştu Balzac. İki yıl hukuk okudu ve bir avukatın yanında staja başladı. Ancak babasının bütün ısrarlarına rağmen avukat olmayı istemiyordu. Hayali Paris entellektüel çevelerin içine girmek ve yazar

Çalgılı Bahçe – Simon Vestdijk

Hollanda kökenli dev yazarlardan biri olan Vestdijk, eğer ülkesi dışında daha iyi tanınmış olsaydı, adı Joyce, Kafka ve Proust’la birlikte anılabilirdi.
‘Çalgılı Bahçe’, Simon Vestdijk’in, ülkesinde ve Avrupa genelinde toplumsal sınıflar arasındaki ilişkileri yüksek entelektüalizmle yoğrulmuş, sertliği ve dosdoğruluğu ölçüsünde sevecen üslubuyla anlattığı ve 1930’lu yılların burjuva sınıflarında gerçek tokat etkisi uyandırmış romanlarının en ünlüsü.
Tıp doktorluğunu bırakarak kendini yazmaya veren müzik sevdalısı Vestdijk, hayatında önemli yer tutan bu iki öğeyi ‘Çalgılı Bahçe’de, kahramanı Nol’ün ağzından naklettiği trajik aşk öyküsünün merkezi yapmış. Ancak, iki ayrı sınıf mensubu arasında aşk, onları bir araya getiren müzik ve trajediyi doğuran kaçınılmaz ölümcül hastalık öğelerinin altında,

Lizbon Kuşatmasının Tarihi ? José Saramago

José Saramago’nun İpek Babacan çevirisiyle ‘Lizbon Kuşatmasının Tarihi’, bir redaktörün kelimelerle çevrili yaşamı etrafında kurgulanmış. Saramago’nun kendisinin de bir zamanlar redaktörlük yaptığı hatırlanırsa, kitabın hemen başındaki şu cümle daha bir anlam kazanır: “…düzeltmenlerin edebiyat ve yaşam konusunda çok deneyimli, ciddi kişiler olduklarını size hatırlatmalıyım…”
Düzeltmenimizin adı, Raimundo Silva. Gramer kitaplarının, sözlüklerin ve ansiklopedilerin çevrelediği bir dünyada yaşayan, bir düzeltmen olarak yerini bilen, “Haddini bilen bir düzeltmen için, yazar, eğer yazarsa yanılmazdır,” düsturunu kendisine boş bir çabayla hatırlatan Raimundo Silva, elindeki tarih kitabıyla boğuşmaktadır: Lizbon Kuşatmasının Tarihi. Ancak elindeki yüzlerce sayfada daha önce yazılmamış, yeni olan hiçbir şey yoktur; bu sıkıcı önbilgiyle kitap üzerinde çalışmaya devam ederken,

Toprak Kokusu ? Reşat Enis

“Reşat Enis, romanımızın temel taşlarından birisidir. Getirdikleri, götürdükleri tartışılabilir, ama onun bir yönü tartışılamaz, sonsuz namusu ve halk sevgisi. Bu sessiz, karınca gibi çalışkan adam gerçekçi romanımızın babalarından oldu. Toprak Kokusu’nda belki evrenin, insanın, doğanın büyük şiirini bulamayız ama, insanın katı gerçeğine başımızı küt diye vurur irkiliriz. O, hep irkilten bir yazardı. Onun için ilk Çukurova romanını o yazdı. Bu kaynaşan, Anadolu’nun yüreğinin attığı yeri ilk o dile getirdi ve ondan sonra gelenlere bir çığır da olsa, yolu o çizdi. İlk işçi romanını da yazanlardan birisi, belki de birincisi odur. Bizim romanımız, toplumumuz tartışılırken, sağlıklı bir dönemde, Reşat Enis adı

Butes ? Pascal Quignard

( * ) Haksız yere topraklarından kovulmuş insanlar için boş bir sandalye bırakmak gerek. Onlara birazcık gün ışığı sağlamak gerek ortaya çıktıkları günden bu yana çoktan geçip gitmiş ?bin yıllara? rağmen ?saatler? içinde fazladan bir gün ışığı.?
İçinde yaşadığımız gerçeklik, insanın nasıl yaşaması gerektiğini belirleyen verili durum, düşünce şekli, her ne kadar sistem dizgesine göre şekilleniyor gibi gözükse de, tüm bunların ötesine geçen insanın ?aşkın?lık durumu da binyıllara yaslanan temel duygu durumlarına dayanmış gibi gözüküyor. Hangi coşku, hangi hezeyan, hangi kopma durumu insanı