Bağdat’ın Aslanları – Brian K. Vaughan ‘Özgürlük verilmez, alınır’

Bağdat?ın Aslanları (Pride of Baghdad), Amerikan hükümetinin 2003 yılı İkinci Irak Savaşı?nı başlatmaya dair en sık dile getirdiği sebeplerinden birini, yani esir bir ulusu zincirlerinden kurtarmak savını yine bir Amerikalı?nın çizgi roman türünün en ünlü yazarlarından biri olan Brian K. Vaughan’ın eleştirileriyle sorguluyor. Bunu yaparken de yüzeysel bir Amerikan politikaları yergisi olmak tuzağına düşmeden, genel anlamda esaret, azat edilme, ögürlüğü hak edebilme kavramlarını düşünmeye zorluyor okuru.
İkinci Körfez Savaşı?ndan hemen önce, dönemin ABD savunma bakanı Donald Rumsfeld, Irak topraklarına ayak basan Amerikan askerlerinin yerli halk tarafından çiçeklerle karşılanacağına inandığını

Read more…

Aseksüel Koloni ya da Antiope (Ölümsüz Antikite 1) – Hikmet Temel Akarsu

Hikmet Temel Akarsu, ?Ölümsüz Antikite?nin 1. cildi olan Aseksüel Koloni ya da Antiope (2002) adlı kitabında, günümüz yaşamının akıl almaz hale gelmiş gerilimine, karşıt cinsler arasındaki göze göz dişe diş mücadeleye ve başkalaşmakta olan insan seksüalitesine, ustaca kurgulanmış, mitolojiyle bağdaştırılmış, felsefi yorumlar getiriyor. Bizi hem günümüzde hem de antik çağın amazonları arasında yaşatan romanda; üstüste evlilikler geçirmiş, artık erkek dünyasından çekmediği kalmamış, yeni bir amaç, mutluluk arayan kahramanımız Rana etrafında oluşan feminist bir akımın gelişimi anlatılıyor. İstanbul’dan gelen ‘orduları’ göğüslemeye çalışan modern amazon kadınının ağır kayıplarına rağmen cesurca savaşa devam etmesi, özgürlük, adalet, onur ve ‘mutluluk’ için çarpışması, bu davaya inanan-inanmayan herkesin

Read more…

?İyi Edebiyat Nasıl Olur Bilemiyorum! Ama Okuyunca Tanıyorum!? – Hikmet Temel Akarsu

Avrupa?dan beğenebileceğimiz romanlar çok nadir çıkıyor artık. Gelişen küresel pazarların dünyanın her tarafını aynılaştırması bunda önemli rol oynuyor kanaatimce. Daha büyük sorun da endüstrileşen yayıncılığın, çılgın satış hedefleri dolayısıyla, az sayıdaki yetkin kişinin anlayabileceği rafine edebi metinleri elinin tersiyle bir kenara itip; ortalama zihinlere hitap eden basit kitapları piyasaya sunmasıdır. Bu tarz kültürel kapitalizm, edebiyat dünyasında öylesine büyük bir çoraklık yarattı ki; pekçok önemsenen eleştirmen; ciddi ciddi edebiyatın bittiği yönünde görüşler dile getirmeye başladı.

Oysa ve kuşkusuz edebiyat bitmez; bitemez! İnsanlığın kimi karanlık çağlarında yeraltına çekilebilir ama asla yokedilemez. Çünkü

Read more…

Yalnız Adam – Bernardo Atxaga

Tarihsel bir dönüşümün en keskin virajında bir insan, bir toplum, bir ülke: Dünyayı değiştirmeye soyunmuş kanun kaçaklarını saklayan eski bir devrimci, kendi gerçeğini arayan Bask halkı ve geçmişin azametiyle yüklü İspanya.. Neredeyse yarım yüzyıllık bir baskının çıkmaza sürüklediği bir coğrafyada yaşama uzatılan bir el, iğreti bir tutunuş, susmak bilmeyen bir iç ses. Bernardo Atxaga, zamanı aşan bir özgürlük çığlığı olarak nitelenen bu yapıtında, dilin içine sinmiş bütün ifritlerin romanını yazıyor. Yalnız Adam, kabuğunun içinde bekliyor uzak, yarınsız ve belleksiz bir geleceği…
Bernardo Atxaga ‘nın Obabakoak romanından sonra, Türkçe’deki ikinci Bask seferberliği…

Read more…

Nisan Sabahı – Howard Fast

Howard Fast ?Nisan Sabahı?nda, yokluk içerisinde bocalayan bir halkın, teknolojinin bütün olanaklarını kullanan emperyalist bir orduya direnmesini hikâye ediyor. Fast bu direnişi, baş kahramanı Adam Cooper üzerinden anlatıyor. On beş yaşında bir genç olan Cooper, topraklarını ele geçirmeye çalışan emperyalist güçlerle savaşmak ister. Fakat bundan önce, ailesiyle yaşadığı çelişkileri aşmalı ve tam olarak ne yapacağına karar vermelidir. Fast, karakterinin kendisiyle yüzleşmesini ve güçlü bir orduya karşı savaşa girişmesini, duyarlı bir üslupla kurguluyor.

“Bir yanda teknolojinin bütün olanaklarının seferber edilmesiyle oluşturulan muhteşem(! ) emperyalist orduları, öte yanda ilkel araçlarla donanmış

Read more…

Tengsir – Sadık Çubek

Çağdaş İran edebiyatının tanınmış romancı ve hikayecilerinden biri olan Sadık Çubek, İran’ın Yaşar Kemal’i olarak bilinir ve Sadık Hidayet?le birlikte roman ve hikâye geleneğini kuran ve geliştiren kişidir. Sadık Çubek, 1916 yılında, İran’ın Basra Körfezi kıyısındaki bir liman kenti olan Buşihr’de dünyaya gelmiştir.
1945 yılından başlayarak eser vermeye başlayan Çubek; realizmden natüralizme doğru giden bir yol izleyerek ezilmiş ve haksızlığa uğramış kişilerin yaşam öykülerini konu edindiği yapıtlarında, çok akıcı bir üslupla ve olayların kahramanlarının yöresel şiveleriyle, onların acılarını anlatmakta büyük bir başarı göstermiştir.
Yazar, “Tengsir” adlı romanında haksızlığa uğrayan bir kişinin

Read more…

Solak Kadın – Peter Handke ‘Bir kadının aydınlanışının peşisıra kendini yalnızlığının kör boşluğuna bırakışın öyküsü.’

Peter Handke’den, hiç değilse bir süre için tek başına kalmak isteyen bir kadının öyküsü…
İnsan günün birinde bir ‘aydınlanış’la uyanıp yaşamını değiştirecek bir karar verirse ne olur? Elinizdeki Solak Kadın (Die linkshaendige Frau, 1976) adlı roman, kocasından ayrılıp çocuğuyla (evi, korkuları, cesaretiyle) birlikte yalnız kalmayı seçen bir kadının birkaç günlük serüvenini anlatıyor. Dramatik olmaktan çok olağanlığı, herkesçe-yaşanabilirliği vurgulayan bir serüven bu. Bir kadının, başı dik yürüyüşünün ilk birkaç günü…

Açılış bölümü, s. 5-17
Kadın otuz yaşındaydı, orta yükseklikte bir dağ sırasının güney yamaçlarından birine taraçalar biçiminde kurulmuş, bungalovlardan oluşan bir sitede yaşıyordu, büyük bir kentin sislerinin

Read more…

Niteliksiz Adam II – Robert Musil ‘modernizm sürecindeki bir toplumun ve bireyin tüm çalkantılarını sergilemeyi amaçlayan bir roman’

Yirminci yüzyıl romanının en büyük yapıtlarından sayılan Niteliksiz Adam?ın ilk cildi 2006?da Türkçeleştirilmişti. Robert Musil?in dört cildini yazmasına rağmen tamamlayamadığı bu binlerce sayfalık romanın ikinci cildinin çevirisi geçen hafta yayımlandı. İki cilt arasındaki üç yıllık fark okuyucudaki süreklilik duygusunu kıracak kadar uzun. Hem onları hem de birinci cildi henüz okumayanları düşünerek, bu gerçekten ?büyük? romanı bütünlüğü içerisinde ele alacağım.
Savaş mağlubu Almanya?nın siyasi atmosferi bunaltıcıydı. Hitler?e iktidar yolu açan bu atmosfer özgür düşünceli insanlara soluk aldırmıyordu. Niteliksiz Adam?ın ilk cildini (1930) böyle bir ortamda tamamlayan Musil,

Read more…

Boyun Eğmeyeceksin / Bataklık – Fatmir Gjata

Arnavutluk Sanat ve Kültür Komitesi Başkanlığında da bulunmuş olan Fatmir Gjata, sosyalist kurtuluş sürecinde önemli görevler yürütmüş, ayrıca İkinci Dünya Savaşı’nda yurdunu savunmuş, Alman nazilerine ve İtalyan faşistlerine karşı elde tüfek büyük bir kararlılıkla direnmiş bir şair/yazardır. Gjata, Arnavutluk Büyük Cumhuriyet Ödülü’nü alan (Kenata Le Marais) Boyun Eğmeyeceksin’de bir bataklığın; simgesel bir yaklaşımla, her an pusuda bekleyen karşı-devrimci kalıntılardan oluşan bir bataklığın, kurutulmasını anlatır. Fatmir Gjata olayın geçtiği yerde işçilerle yemiş içmiş, çalışmış, arkadaşlık etmiş, onlarla birlikte ter dökmüş ve sonunda o kendine özgü şiirli dili, güçlü kurgusu ve gerçekçi tipleriyle bir başyapıt olma niteliği kazanan bir romanı, Boyun Eğmeyeceksin’i

Read more…

Yeni İnsanın Öyküsü / İnsanlığa Uçuş – Boris Polevoy

“Yeni İnsanın Öyküsü / İnsanlığa Uçuş” kitabında Boris Polevoy, bir Sovyet pilotunun -Aleksey Petroviç Meresef- günden güne ateşlenen kahramanlığını anlatmaktadır. Uçaktan düşerek, ağır yaraları nedeniyle iki ayağını da dizden aşağı kaybeden Meresef, bu ünlü insan, yanındaki yatakta yatan komiser Voraböf’ün yardımı ve akla sığmaz iradesinin sağlamlığı, kararlılık ve kahramanlığı sayesinde yapay ayaklarına o kadar alışıyor ki, sonunda sevdiği hava kuvvetlerine tekrar kabul ediliyor. “Genç, dinç ve kararlı bir insan olan Aleksey Petroviç, ‘zamanına ve halkına layık olmak için nasıl yaşamak gerektiği sorununu ve yeni insan adım taşımaya hakkı olması için ne yapması gerektiği sorununu’ doğru olarak çözüyor. Aleksey Petroviç uçağıyla düştüğü yerde kendine geldiğinde hayatta kaldığına seviniyor. Nitekim,

Read more…

Üç Silahşörler – Alexandre Dumas (père)

Resim: Üç Silahşörler ve d’Artagnan (Maurice Leloir, 1894)
Alexandre Dumas yetenekli bir yazardır. Uzun diyalogları, eşya, doğa ve mekân tasvirlerini bir avantaja çevirmesini bilir. Okuyucuda yarattığı sabırsızlığın farkındadır. Böylelikle ani sıçramalar, bir anda parlayan kılıç şakırtıları, merak unsuru yaratan süprizler katar hikâyesine. Bir sonraki bölüm için ‘ne olacak acaba’ sorusunu sordurmayı başarır okuyucusuna. Beklentiler, durağanlıklar ve etkileyici şoklarla ilerleyen ‘Üç Silahşörler’i hiç sıkılmadan okuyabilirsiniz.
Roman sanatının altın çağı 19. yüzyıldır. Alexandre Dumas-Pere (1802-1870) de bu yüzyılın yazarları arasındaydı. Ancak o Balzac, Stendhal gibi romanı sanat olarak algılayan, toplumsal meselelere eğilen meslektaşlarından farklı bir tutumu benimseyerek

Read more…

Nasıl Yapmalı? – Nikolay Gavriloviç Çernişevski

Nikolay Gavriloviç Çernişevski  ‘Nasıl Yapmalı ?’ adlı ölümsüz eserini, 4 Aralık 1862 ile 4 Nisan 1863 arasını kapsayan dört aylık sürede, Petropavlovsk zindanında yazdı.
Çernişevski, toplumsal devrim koşulunun düşünsel devrimden geçtiğini öngörmekle birlikte bunun da yeterli olmadığını anlamış, konuyu yeni baştan incelemeye başlamıştı. Saptadığı çok yalın bir gerçekti. Yürürken bir adımın önde bir adımın arkada olması gibi her yeninin bir adımı da eskinin, yani eski kültür ve ülkünün içindeydi. Bunun aşılması da yeni öngörüden önce, yeni insanların tarih sahnesine çıkmasına bağlıydı.

Read more…

Sonsuzluk İçin Yedi Gün – Marc Levy ‘her şeyin tüketim ve yabancılaşmaya temellendiği günümüz toplumunda sevgiye, dostluğa tutunmayı öneren roman’

Marc Levy, yirmi sekiz dile çevrilen ?Sonsuzluk İçin Yedi Gün?de (Sept jours pour une éternité), zamana karşı olan tutkusunu bir kez daha gündeme getiriyor. Sonsuzluk İçin Yedi Gün?de Şeytan ve Tanrı, dünyanın geleceğine karar vermek için bir araya gelirler. Korkunç bir meydan okumadır bu. İkisi de dünyaya en iyi ajanlarını gönderirler.
Lucas ve Zofia?nın zafere ulaşmak için sadece yedi günleri vardır. İnsanlığı ?İyilik?in mi, ?Kötülük?ün mü yöneteceği bu yedi günün sonunda belli olacaktır.
Bu meydan okumayı planlayan Tanrı?yla Şeytan her şeyi öngördüklerinden emindirler, bir şey hariç: Ya İblis ve Melek karşı karşıya kalırsa… ya zıtlar bir araya gelebiliyorsa… ya aşk…
Her şeyin tüketim ve aşırılığa temellendiği bir toplumun

Read more…

Sallanmakta Olan Bir Gevezelik Kulesi Ve Ninni – Canan Koçak

Yaşam ve ölüm üzerinde söz sahibi olmak, bir nevi ?tanrılaşmak?. Mutlak bir güce sahip olduğuna inanarak, insanların yaşamlarını noktalamak yada küçük bir virgülle yola devam etmek. Yanlış anlaşılmasın, kimseyi yok etmeye niyetim yok, fakat insan, eğer elinde böyle bir güç olsaydı, acaba? demekten kendini alamıyor. ?Tek bildiğimiz, hiçbir şey bilmediğimiz? şiarıyla, doğru sandığımız bütün kavramları bir kenara koyarak, aklımızda ki soruları çoğaltacağını bile bile, yine Chuck Palahnıuk?ın bir romanına gidersek eğer, neye inanacağımızı şaşırırız elbet.
Bildiğiniz ?ninni?lerden değil bu, yani konu, tahmin edilenin aksine, huzur ve sessizlikle uyutulması düşünülen bir çocuk hiç değil. Bilinen fakat bilinmeyen, ?ninni?den yola çıkarsak şayet, ?bir kapıyı kapamanın en kestirme yolu, kendini detaylara gömmekse? ve biz ?tüm? romanlara böyle bakıyorsak,

Read more…

Körduman – Kemal Tahir

Kemal Tahir, köy romanlarının ilki Sağırdere (1955) ve onun devamı olan Körduman’da (1957) Çorum?un Yamören köyünden Kamil?in serüvenini merkez alarak köylünün sorunlarını, etik değerlerini, köyün ekonomik yapısını, tarih içindeki bağlarından koparmadan sergilemiştir.
İkinci Dünya Savaşı başlamak üzeredir. Anadolu köylerinde traktör sesinin duyulmasına az bir zaman kalmıştır. Tüm dünyayla beraber Anadolu’da değişimlere gebedir. Bu koşullarda Sağırdere ve Körduman, Kemal Tahir’in Anadolu insanının gerçeğini, yaşam anlayışını, kültür yapısını, tarih içindeki yeriyle saptamaya çalıştığı tam anlamıyla gerçekçi romanlar olarak sayılabilir.

“Kemal Tahir, 1938 yılında Nazım Hikmet?le beraber Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi?nde

Read more…

Leyla?nın Evi / Zülfü Livaneli – Tanıtan: Remziye Serap Ekim

Kimi zaman bir savaş bir kentin, bir ülkenin kaderini değiştirir, kimi zaman bir tek kişi koca bir ailenin…

Kentlisi-köylüsü, varsılı-yoksulu, din hocası, söz sahibi bankacısı, gazetecisi… Her birinin bir nedenle ötekinin yaşamına girdiği, onu değiştirdiği günümüz Türkiyesi… Ve bir roman kahramanı gibi öne çıkan pırıltılı Boğaziçi?nde, Bosnalılar Yalısı.
Ser verip sır vermeyen uğursuzluklarına günbegün inanılan Boğaziçi Yalıları? Gün içinde lodosun renkten renge savurduğu denizin köpükleri bahçesini yalar Bosnalılar Yalısını? Ve Leyla; yasemin, manolya kokularını içine çekerek tüm gün hamağında uzanıp yaprakları, bulutları seyreder. Leyla tüm yaşamını bu yalıda geçirmiş

Read more…

Büyümemek İçin İnat Eden Bir Çocuk Ve Trampet?in Vurduğu Gerçekler? Canan Koçak

Bizler büyüdük ve çocuklar istese de, istemese de büyümeye devam ediyorlar.
?Tanıdığımız bütün çocuklar? bu ifade, çok iddialı belki bilemiyorum ve tabi kendi çocukluğumu da dahil ederek söylüyorum, çocuklar büyümenin neme nem bir şey olduğunu henüz keşfedemediklerinden midir nedir? ki büyük bir olasılıkla bu sebeptendir, biran önce büyüyüp, gelişme ve boy atma telaşı içindedirler. Oynadıkları tüm eğlenceli oyunlarla birlikte, ?büyüsem de kurtulsam? şikayetleri ile ?büyümek? isteği, aile büyüklerinden duyulan, her gürültülü azar sonunda, kendini bir kez daha hatırlatmaktadır. Asıl istenen şey genellikle, kendini savunmak ve ispat etmek ile ?adam yerine konmak? arzusudur.
Yaş olarak büyüme konusunda

Read more…

iki Yeşil Susamuru: Buket Uzuner – Remziye Serap Ekim

“Pek az kadınla erkek birbirlerinin ruhlarını, bedenlerinden önce çırılçıplak görebilir. Pek çoğu da ruh kısmını çıplak olarak göremez; hiçbir zaman!”

Bir an; kısa bir an birbirinin ruhlarını çırılpıklak gördüler. Yeni tanışmışlardı Nilsu ve Teoman.Yaralarını açtılar birbirlerine bütün açıklığıyla bu onlara iyi gelecek miydi ?

Bir modern zamanlar romanı olan eserde seksenli yıllarda aydın çevrelerdeki ilişkileri aile yapılarını ele alıyor. Ele alırken aydın kimliğine birazda mizahi dokunuyor. Birbirinin aynı kadın ve erkekler aynı zevkle döşenmiş evler belli bir kalıbı kabullenmiş aydınlar. Güzel kurgulanan ve beklenmedik sonlanan bu romanda

Read more…

Kirpinin Zarafeti – Muriel Barbery ‘Etrafı bayağılıklarla çevrili olsa bile bayağılığın erişemediği bir kadın.’*

On üçüncü yaş gününde intihar etmeyi planlayan on iki yaşında, son derece zeki ve üstün yetenekli bir kız çocuğuyla, müzik, resim ve felsefe meraklısı, Rus edebiyatı ve Japon sineması tutkunu elli dört yaşında bir kapıcının, kibar bir Japon beyefendisi sayesinde gelişen sıra dışı dostluğunu anlatan Kirpinin Zarafeti, Fransa?da yayınlandığı 2007 yılında 1.100.000 adetlik baskı sayısına ulaşarak 102 hafta boyunca Fransa listelerinde en üst sıralarında yer almış, göze çarpmayan güzellikleri yücelten, sınıflar ve nesiller ötesi bir dostluğu konu edinen zarif ve etkileyici bir roman.
“Romanın kahramanları müzik, resim ve felsefe meraklısı, Rus edebiyatı ve Japon sineması tutkunu elli dört yaşında sıra dışı bir kapıcı kadın Renee,

Read more…

Bazı Şehirlerde Sadece Tek Bir Mevsim Yaşanır, Yollar Hep Kapalı, Tutulacak Eller Hep Uzaktadır ? Canan Koçak

Küçük şehirleri bilir misiniz? Bodur binalar ve sonu hep aynı caddeye çıkan, sıkkın dar sokaklar, ki zaten küçük şehir dediğin böyle olur, belki birkaç fazladan devlet yapısı, o kadar. Yaşamaya gelince, ille de sıkıcı olacak diye bir şey yok elbette, dört duvar, iki pencere, birkaç parça eşya, her türlü şehirde yaşanan ve kurulan aynı mahpus hayatlar değil mi? Sanat sepet faaliyetleri de bir yere kadar tabi, her Allah?ın günü sinema yada tiyatroya mı gidiyoruz sanki? Eninde sonunda gezip dolaşıp kapandığımız yer aynı işte, dört duvar, iki pencere, birkaç parça eşya ve bizim biricik evimiz.
Kimi oralıdır zaten, şehrinde yaşamaktan haz duyar, kimi mecburdur yaşamaya, belki bir memur, belki bir gezgin, belki bir ?kazazede?dir, sebebi bilinmez bir yolculuğa

Read more…