Cemal Süreya: Orhan Kemal’in mektupları

cemal_süreya_Fikret Otyam’ın Arkadaşım Orhan Kemal adlı kitabında Orhan Kemal’in mektuplarım okuyorum. Bu mektuplar Orhan Kemal’in günlük hayatını göstermesi bakımından çok ilginç. Ancak mektuplarda bazı adlar olduğu gibi yayımlandığı halde, bazı adlar açıklanmamış. Bunu Fikret Otyam mı, yayınevi mi yapmış, anlayamadım. Fikret Otyam, çeşitli notlar, açıklamalar, anılarla mektupları birbirine bağlamış. Bu yüzden kitap bir bütünlük kazanmış.

Yukarıda da değindiğim gibi Orhan Kemal’in mektupları günlük hayatından çizgiler taşıyor. Orhan Kemal bunları bir yazara değil de, kafa dengi bir çocukluk arkadaşına yazmış sanki. Sanat edebiyat, düşünce sorunlarına pek değinmemiş. Bu bakımdan sözgelimi Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ziya Osman Saba’ya yazdığı mektuplardan kesenkes ayrılıyor bunlar. Cahit Sıtkı Tarancı’nın mektupları şiir üstüne yazılmış ölçülü biçili dergi yazılan gibidir. Daha geriye gidersek, Namık Kemal’le Abdülhak Hamit’in yazışmalarında da aynı şeyi görürüz. Türk Dili Dergisi’nin “Mektup özel Sayısı “na alınan örneklerde her iki türün niteliklerine de rastlıyoruz. Yalnız burda bir noktayı gözden kaçırmamak gerek: Mektupların anlatımı, hatta çoğunca nitelikleri biraz da mektup yazılan kişiyle onunla yazan arasındaki ilişkilerle ilgilidir. Ola ki Orhan Kemal’in başka dostlarına yazdığı mektuplar başka nitelikler taşısın. Cahit Sıtkı Tarancı’nın öbür türde yazıştığı arkadaşları olmuştur belki.

Hiçbir şey mektup kadar özgür olamaz. Çünkü mektuplar bir hazırlık işleminden geçmiş öbür yapıt türlerine göre daha kendinden, daha doğru bir niteliktedir. Edebiyat alanında birçok gerçeği, birçok gizli bağıntıyı mektuplardan öğrenmişizdir. Zaman, ortam, yazarın kafa ve ruh yapısı… Bütün bunları ortaya koyuyor mektuplar. Bir çeşit röportaj işlevi de görüyorlar yerine göre. “İnsanlık Komedyası’nın oluş ve doğuş serüvenini Balzâc’ın Madam Hanska’ya yazdığı mektuplarda görüyoruz. George Sand, zengin ve iç kaynaşmalarla dolu iç evreninin bütün pırıltılarını yazışmalarında yansıtmıştır.

“Mektup özel Sayısı “na alınmış örneklerden Sait Faik’in Orhan Veli’nin mektuplarının da Orhan Kemal’inkiler gibi olduğu görülüyor. Ataç’ın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın mektupları ise Cahit Sıtkı’nınkilere daha yakın.

Yazarın bir başkasına yolladığı mektuplar nasıl korunabilir? Hiçbir ülkenin hukuk düzeni bu konuda belirli, kesin hükümler getirmiş değil. 1939’da Samedan Konferansı’nda, ufak bir çözüm getirilmek istenmiş, uluslararası bir kural benimsenmiştir: “Yollanan mektuplar yazanın ölümünden ancak on yıl sonra yayımlanabilir.” Kuşkusuz bu kural, yapıtı korumaktan çok, yazarın mülkiyet hakkını korumaya dönüktür. Türkiye de 1952’de yürürlüğe giren 5777 sayılı yasayla bu sözleşmeyi kabul etmiştir.

Orhan Kemal’in mektuplarının yayımlanması, daha doğrusu şimdi yayımlanması iyi mi olmuştur? Hiçbir gerçeğin “nihan” kalmaması yönünden evet. Ama, Orhan Kemal bunların hemen ortaya koyulmasını ister miydi acaba? Fikret Otyam bu konuda uzun boylu düşünmüş olmalı. Ben, yine de, yazarın ve yakınlarının güç duruma düşürülmemesinden yanayım. Nahit Hanım’da da Orhan Veli’nin büyük bir cilt tutacak hacimde mektupları var. Ben bunların bir kısmını okumuştum. Ama Nahit Hanım, bazı incelikleri düşünerek mektupların yayımlanmasını istemiyor.

Cemal Süreya

Uzat Saçlarını Frigya
Yön Yayınları – 1992

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro