Almanya’nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

Almanya'nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

1915 yılında Anadolu Ermenilerinin yaşadığı katliamlar ve tehcir konusu Almanya'da, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun müttefiki olarak Anadolu'da görev yapan Alman subay ve diplomatlarının olaylarda oynadığı rol üzerinden tartışılıyor. 1970'li yıllardan beri Almanya'da yaşayan araştırmacı yazar Serdar Dinçer, bu konuda en kapsamlı araştırmalardan birini yaptı. Dinçer ilk kez konuyu Almanya Dışişleri ...

devamını okumak için tıklayınız

1916: İranlı yazarın güncesinden Ermenilerin yaşadıkları

1916: İranlı yazarın güncesinden Ermenilerin yaşadıkları

Muhammed Ali Cemalzâde, 1916'da Ermeni azınlığın uğradığı zulme şahit olmuş. Cemalzâde, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı idaresindeki Bağdat'ta görev yapan bir grup genç İran vatandaşından biriydi. İngiliz güçleri Bağdat'a yaklaşırken, Cemalzâde, İran jandarmasında görevli iki İsveçli subayla birlikte İstanbul'a gitmek üzere yola çıktı. Cemalzâde, yolculuğu sırasında, gördüğü, 'zalimce ve şoke ...

devamını okumak için tıklayınız

Çamaşır suyu çocukları hasta mı ediyor?

Çamaşır suyu çocukları hasta mı ediyor?

Evlerde çamaşır suyu kullanımıyla, çocukların hastalıkları bağlantılı bulundu. Etkisi her ne kadar “makul” olsa da, çamaşır suyu kullanımın teşvik edilerek arttırılması, toplum sağlığını ilgilendiren sorunlar yaratabilir. İş ve Çevre Sağlığı dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, evlerinde pasif olarak çamaşır suyuna maruz kalan çocuklarda solunum yolu ve diğer bazı enfeksiyonlar daha yüksek ...

devamını okumak için tıklayınız

1915’te neler oldu?

1915’te neler oldu?

Kévorkian; Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput, Sivas, Trabzon, Ankara, Kastamonu, Edirne, Bursa, Aydın, Konya, Adana Vilayetleri ile Maraş, Antep, Antakya, Urfa Mutasarrıflığı’ndaki tehcirler ile katliamları tek tek irdeleyip betimlemiş. Hüsnü Mansur ve Besni [kazaları] arasındaki sınırda çürüyen cesetler olduğunu öğrendik. Cesetlerin, çürümek üzere açıkta bırakılması gerek hükümetin bakış açısından gerekse sağlık ...

devamını okumak için tıklayınız

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Edebiyatımızda insanın kendi yol öyküsünü, bireyin içsel macerasını anlatabilme yeteneğinin I. Yeni olarak adlandırdığımız Garipçiler ve Orhan Veli şiiriyle başladığını söylemek çok da abartılı bir tespit sayılamaz. Orhan Veli’nin “Küçük İnsan”ı anlama ve yorumlama, o küçük insanı aslında kendinde var olan bir sıradan, olağan süre gidiş olarak görme macerasında kattettiği ...

devamını okumak için tıklayınız

Amerikalıların genetik mirasında, köle ticareti ve kolonileşmenin izleri…

Amerikalıların genetik mirasında, köle ticareti ve kolonileşmenin izleri…

Amerika Kıtasına yüzyıllar önce yapılan göçlerin genetik izlerini araştıran bir çalışma, köle ticaretinin ve kolonileşmenin izlerini, bugün yaşayan Amerikalı bireylerde tespit etti. Araştırmacılar, yaşayan Amerikalıların genomlarını Afrikalı ve Avrupalı bireylerin genomlarıyla karşılaştırdı. Londra Kolej Üniversitesi ve Roma’da bulunan Universita del Sacro Cuore’de görev yapan araştırmacıları içeren takım, 64 farklı topluluktan ...

devamını okumak için tıklayınız

Aziz Nesin’i ünlülerden dinleyeceğiz

Aziz Nesin’i ünlülerden dinleyeceğiz

Aziz Nesin’in tüm külliyatı sesli içeriğe dönüştürülüyor. Sesli içerik platformu Yodiviki’nin Nesin Vakfı’yla imzaladığı anlaşma sonucunda Nesin’in tüm eserleri Şehir ve Devlet Tiyatrosu oyuncularının sesiyle hayat bulacak. Bu yıl doğumunun 100’üncü yılı kutlanan kısa öykü, roman, anı, tiyatro ve şiir dalında birçok eseri edebiyatımıza kazandıran Aziz Nesin’in 100’üncü yıl çalışmalarının bir ...

devamını okumak için tıklayınız

Türkiye’nin ‘son Ermeni köyü’ Vakıflıköy’ün öyküsü

Türkiye’nin ‘son Ermeni köyü’ Vakıflıköy'ün öyküsü

Ortalığı portakal çiçeklerinin mis kokusu kaplamış. İki yanı yeşil bahçelerle kaplı yokuş bir yoldayım. Bir tarafta Kel Dağ, ucunda Akdeniz ve arkasından Suriye görünüyor. Diğer tarafta Musa Dağı’nın geniş etekleri yayılıyor. Burası "Türkiye'nin tek Ermeni köyü" Vakıflıköy. Hatay'a bağlı köy, Osmanlı İmparatorluğu öncesinden bugüne, kendilerine "Musa Dağı Ermenileri" diyen Kilikya ...

devamını okumak için tıklayınız

Özel Yükseliş Koleji Tiyatro Kolu “ Yarış ” Anılar 1969 -1970 – Ayhan Hüseyin Ülgenay

Özel Yükseliş Koleji Tiyatro Kolu “ Yarış ” Anılar 1969 -1970 - Ayhan Hüseyin Ülgenay

Bir insan kendine bir yol çizip ona devam ederse artık ondan kurtuluş yoktur. Tiyatroyu kendime yol çizdiğimden, tiyatro çalışmalarım okulunda da devam etti. Lise son sınıfta Şubat ayının sonlarına doğru okulda bir oyun sahnelemeye karar verdim.Seçtiğim oyun;Abbot ve Holmes’in YARIŞ isimli oyunu, Türkçeye Salah Birsel (Ahmet Selahattin BİRSEL ) çevirmiş.Oyun ...

devamını okumak için tıklayınız

Çarklar Arasında – Hermann Hesse

Çarklar Arasında - Hermann Hesse

Hermann Hesse'nin kendi yaşamöyküsüyle de paralellikler taşıyan "Çarklar Arasında"nın kahramanı Hans Giebenrath, Almanya'nın küçük bir kasabasında yaşamaktadır. İçedönük ama çok yetenekli bir genç olan Hans, devletin açtığı yatılı okul sınavına kasabadan gösterilebilecek tek adaydır. Snavda başarılı olmasının ardından Hans'ı sıkı çalışma günleri bekler. Tek hedefi, başarılı olmak, küçük düşmemek, ailesini ...

devamını okumak için tıklayınız

Ak Saray’ın elektrik faturası Gırgır’a kapak oldu!

Ak Saray'ın elektrik faturası Gırgır'a kapak oldu!

Ak Saray'ın elektrik faturası Gırgır'a kapak oldu! Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın elektrik faturasına yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Üsküdar’a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı!

Üsküdar'a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı!

Üsküdar'a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı! Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Üsküdar meydanındaki Kabe maketine yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Vali ‘intihar’ dedi, katır konuştu! Uykusuz’un kapağında

Vali 'intihar' dedi, katır konuştu! Uykusuz'un kapağında

Şırnak Valisi'nin Roboski'de öldürülen katırlar için 'intihar etmiş olabilirler' açıklaması, Uykusuz'a kapak oldu. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Rotterdamlı Erasmus – Zaferi ve Trajedisi – Stefan Zweig

Rotterdamlı Erasmus - Zaferi ve Trajedisi - Stefan Zweig

Stefan Zweig'ın, Kuzey Avrupa Rönesansı'nın büyük ustası, hümanist bilgin Desiderius Erasmus için kaleme aldığı bu yaşamöyküsü, bağnazlığın her türlüsüne karşı bir savaş ilanı niteliği taşıyor. Rotterdamlı Erasmus: Zaferi ve Trajedisi, son nefesine kadar bir hümanist, gerçek bir dünya vatandaşı olarak kalan Zweig'ın deneme türündeki başyapıtıdır. Her koşul altında iç özgürlüğünü koruma ...

devamını okumak için tıklayınız

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak gazetesinin Atatürk’ün, idam edilmeden saatler önce Seyit Rıza ile görüştüğüne dair yayınladığı belgeyi yalanladı.

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak gazetesinin Atatürk’ün, idam edilmeden saatler önce Seyit Rıza ile görüştüğüne dair yayınladığı belgeyi yalanladı.

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak’ın haberine ilişkin, “2 yıl evvel 78 milyonun gözünün içine bakarak açıktan Kabataş yalanını söyleyenlerin 78 yıl evvel gerçekleşen bir siyasi idamla ilgili olarak iftira kapasitesini gözler önüne sermiştir” dedi. “İdamların gerçekleştiği 1937 yılında MAH imzalı ve bu kadar düzgün bir Türkçe ile bir belge ancak AKP binasında ...

devamını okumak için tıklayınız

Onlar Yoksul Eti Yerler – Enver Gökçe

Onlar Yoksul Eti Yerler - Enver Gökçe

ONLAR YOKSUL ETİ YERLER Bak Şu Dağlara Alı Al Moru Mor Saf Saf Omuz Omuza Dünya Elvan Elvandır. Bu Dirlik Düzenlik Kavgasında Yunus Kollar Daldırma Gül Ve Yürek Kocamandır. He Vallah Kocamandır. Kalabalık Yücedir Kalabalık Vatandır Ah Len Ah Onlar Yoksul Eti Yerler Ve İçtikleri Kandır. Enver GÖKÇE

devamını okumak için tıklayınız

1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı – Ayşe Hür

1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı - Ayşe Hür

31 Mart Olayı ile eş zamanlı olarak başka merkezlerde de kalkışmalar oldu ama en önemlisi Adana'da yaşandı. Olaylarda kaç kişinin öldüğü hâlâ bilinmiyor. Adana Ermeni Piskoposluğu'nun raporuna göre 17.844, İstanbul'daki Ermeni Patrikhanesi'nin Adana'ya gönderdiği heyete göre 21.330 ölü (Ermeni) vardı. Geçen hafta bıraktığım yerden devam ediyorum. Avrupa, Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu ve ...

devamını okumak için tıklayınız

1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını – Ayşe Hür

1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını - Ayşe Hür

26 Ağustos 1896'da Osmanlı Bankası'na baskın yapan 4 ölü ve 5 yaralı dışındaki 17 kişi Marsilya'ya gönderildi. Olaylara karıştıkları gerekçesiyle tutuklanan bazı kaynaklara göre 143 bazılarına göre 300 bazılarına göre 400 kişinin yargılaması Ekim ayının sonuna kadar sürmüş, Ermeni tarafından 90 kişi baskınla ilgili olarak çeşitli cezalara çarptırılmış, Müslüman tarafında ...

devamını okumak için tıklayınız

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Bilindiği gibi ilk kez John Stuart Mill tarafından kullanılan distopya terimi, ütopyanın zıttı olarak “kötü bir yer” anlamına geliyor. 1. Demir Ökçe - Jack London Modern karşı ütopyaların ilki sayılan bu roman, toplumda ve siyasette gelecekte yer alacak değişiklikleri irdeler. Jack London'ın 1907'de yayımlanan Demir Ökçe adlı eseri, modern karşı-ütopyacı romanların ilki sayılır. ...

devamını okumak için tıklayınız

Yeni Şafak: İdamdan önce Seyit Rıza ve Atatürk arasında geçen konuşma

Yeni Şafak: İdamdan önce Seyit Rıza ve Atatürk arasında geçen konuşma

Yeni Şafak, Atatürk'le Seyit Rıza arasında geçtiği iddia edilen bir belge yayımladı. “MAH Başkanlığına -Hususi- Ankara’dan alınan şifreli talimatname ile İhsan Sabri beyle görüşülüp ve İhsan beyin vereceği emir ve talimatnamelere harfiyen riayet edilmesi gerektiği, bunlarla ilgili raporunda süratle Başvekalet’e iletilmesi emredildi. Bunun üzerine İhsan Sabri beyle görüşüldü. Bize hafta sonu Seyit Rıza ile ...

devamını okumak için tıklayınız

Cemo – Kemal Bilbaşar

Cumhuriyet’in ilk yılları. Doğu Anadolu’nun yaman coğrafyasında yaşayan bir kadın. Kömür gözleri ocak alevi gibi yanan, çatıldığında bir hançere dönüşen kaslarıyla yürekler yakan Cemo. Nuh dedi mi Peygamber demeyen, halkına da, kendi hayatına da dişiyle, tırnağıyla sahip çıkan yiğit bir kadın. Kemal Bilbaşar, destansı romanı Cemo’da ağalık düzenini, aşiret törelerini, bu insanların inançlarını, yaşama biçimlerini olanca gerçekliği ile yansıtıyor. Cemo, yayınlandığı ilk günden bu yana romanımızın unutulmaz kahramanları arasına girdi. Romanın ikinci bölümü Memo da yayınlarımız arasında.

Cemo, Doğu Anadolu’da kağıt üzerinde kalan yasaların dışında bırakılmış insanların romanıdır. Köyleri, meraları ile birlikte alınıp satılan bu insanlar masalsı bir hava içinde sergilenirler. Behçet Necatigil’in deyişiyle, Cemo’nun “canlı, deyimli, şiirli bir dil ve anlatımla yaratılmış, bütünüyle yerli olma nitelikleri” Kemal Bilbaşar’ın sanatında yarattığı en belirgin değişim olmalıdır.
Şükran Kurdakul (Varlık, 1983)

Kemal Bilbaşar’ın ele aldığı tipler, zavallı ‘oyuncaklar’ dır. Ağanın, bey’in kapısında doğup büyümüşler, devlet nedir, millet nedir bilmemişler, kaderde olan olaylarla ağa­ ümitsizliğine rağmen, insanda bulunan ham cevherin özgürlük ve uygarlık savaşında o zavallı Cemo’lara, Memo’lara ve Cano’lara nasıl bir direniş gücü verdiğini okuyucuya öğünçle duyuruyor.
Sadun Tanju (Demokrat İzmir Gazetesi, 1966)

Roman’ın kuruluşu çokluk, taşbasması halk kitaplarının anlatım özellikleriyle Anadolu masal geleneklerine uygun düşer. Anlatıcılar, bir yerden sonra bencildir; onun anlattıkları Cemo’dan çok kendidir. Biraz düşçü, biraz efsaneye yakın, biraz gerçek dışı ve biraz da olmak istediği kendisini, Bilbaşar, Cemo’sunda romana bir yenilik de getirmektedir. Yazar olarak anlatıma katılmadan, olayları yalnızca kişilerin ağzından ve onların konuşmasına sadık kalarak vermektedir. Kurgusu, örgüsü önceki iki romanın çok ötesindedir ve usta işidir ki…
Tarık Dursun K. (Milliyet, 1966)

Sade, yalın, basit, sağlıklı ve kahramanlarına tam denk düşen ocakbaşı masalları anlatımıyla, Dede Korkut’tan, Köroğlu’ndan, Aşık Kerem’den gelen destan motiflerinin en gerekli toplumsal özle yadırganmaz beraberliği. Sevgilerin yanında kinler, aşkların yanında kıskançlıklar, döğüşlerin içinde kahramanlıklar, düş­künlüklerin ardından yücelikler, güzelliklerin dizi dibinde cömertlikler, masalın eşi gerçeklikler, toplum bilim ilkelerinin ışığında tarih olayları, hayatın sonunda ölüm… CEMO, Anadolu halkının hayat kaderine bambaşka bir köşeden ayrı bir bakış.. Bozkır köylerinin yoksulluk ve cahillik alınyazısına karamsar yaklaşmalardan ayrı dağ insanlarının değişik yaradılışlarına şiirce bir kaynaşma.
Samih Emre (Yön Dergisi, 1966)

Romanın kişileri, çevresi, olay dizisi genel olarak bir destan özelliği taşıyor. Hikaye yer yer birkaç kişinin hikayesi olmaktan çıkarak, bir kitle hikayesi olmaya yöneliyor. Doğu Anadolu’nun dilsiz ve isyansız kölelerinin dünyasını getiriyor. Bilbaşar’ın anlattığı köklü, arık ve yüce bir sevgidir.
Cengiz Tuncer (Akşam Gazetesi, 1966)

Cemo, yüz yıla yakındır batı esareti altında yaşayan tutsak Türk romanını özgürlüğüne kavuşturan, kendi gücü ile çakıldığı yerden yekinip doğrulan, kendi öz sesini, kendi öz gerçeğini konuşturup duyuran ilk Türk ve Anadolu romanıdır. ? Bu bir roman değil, Anadolu insanının destanıdır. Yiğitlik destanı, coşkunluk destanı.. Cemo, Anadolu insanının yüreğinden kopup gelen evrensel bir soluk, evrensel bir sedadır. Cemo’da Türk romanı en yüce doruğuna varmıştır.
Ali Cem (Sıvas Postası, 1966)

Cemo, Doğu’da yaşıyan yoksul halkların kara destanıdır. Sunduğu tablolar gerçekle masal karışımı, şiirli, canlı, inanılır tablolardır. Bütün eksiklerine, dildeki dengesizliğe rahmen henüz çok güçsüz bir takım örneklerle vakit geçiren romancılığımızın hangi kaynaklara yönelmesini göstermesi bakımından CEMO öncü karaktere sahip güçlü bır romandır.
Muzaffer Buyrukçu (Papirüs, 1967)

Cemo, yalnız Bilbaşar’ın yazarlığında değil, köyü köylüyü konu edinen edebiyatımızda da bir dönüm noktasıdır.
Atilla Özkırımlı (Milliyet Sanat Dergisi, 1983)

Bu romanında, dağ insanlarına has, çevreden ve törelerden gelen bağlantıların altında, kişilerinin çatışmalarında gözüken o donmuş toplum yapısının insafsızlığını belirtmiş, hepsinin üstünde temasına da uygun düşen canlı bir anlatışa ulaşmış. Cemo, K. Bilbaşar’ın en başarılı eseri olduğu kadar, kendi türünde de başta gelen bir örnektir.
Tahir Alangu (Varlık Yıllığı, 1967)

A. Ömer Türkeş ‘in 30/05/2003 Tarihinde Radikal Kitap Eki’nde Yayınlanan Yazısı
Ölümünün üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra Kemal Bilbaşar’ı ‘Cemo’ ve ‘Memo’ romanlarının yeniden basımı nedeniyle anıyoruz: 1910 yılında Çanakkale’de doğan Kemal Bilbaşar, 1961 yılına kadar öğretmenlik yapmış, 1939’da başladığı yazma uğraşını 1983’e kadar sürdürmüş, pek çok edebiyat ödülüne değer görülmüştü.
‘Cemo’ya kadar daha çok hikâyeleriyle tanınan Kemal Bilbaşar, ‘Cemo’ romanını da ‘Hancının Karısı’ (1953) ve ‘Saltanatın Satılışı’ (1962) adlı hikâyelerinden yola çıkarak yazmıştı. 1962’den 66’ya kadar üzerinde çalıştığı ‘Cemo’, Bilbaşar’ın yazarlık kariyerindeki en parlak eseri oldu. Edebi değeri bir yana, ardından gelen ‘Memo’ ile birlikte 700 sayfayı aşan bu kapsamlı çalışma, Cumhuriyet tarihinde Kürt sorununu, Şeyh Sait ve Dersim İsyanlarını toplumsal bir mesele olarak önüne koyan ilk roman olması açısından çok önemlidir.
‘Cemo’ ve ‘Memo’ romanlarında, devletle barışık kalmaya çalışmasına rağmen bir türlü adam yerine konmayan Kürt köylüsünün giderek bilinçlenmesini ve haksızlığa karşı öfkesini anlatır Bilbaşar. Roman isyanla biter, Jandarma zulmünden bıkan aşiret halkı karakolu basar. Babası Şeyh Sait İsyanına katılmamıştır ama Memo, Dersim İsyanının içindedir. Sene 1937’dir. Dersim’i kana boğacak tenkil hükümetinin icraatları henüz başlamadan sona erer hikâye…
‘Cemo’ya kadar Cumhuriyet romanında Kürt isyanlarına-ancak bir fon olarak-yer veren metinler Esat Mahmut Karakurt, Refik Halit Karay, Mükerrem Kamil Su ve Halide Edip Adıvar gibi devletle bütünleşen yazarların kaleminden çıkan popüler aşk romanlarıydılar. ‘Medeniyet’ sözcüğünün fetişleştirildiği
bu yıllarda Türk seçkinlerinin Kürt tasavvuru, kendi modern kimliklerini tarif etmek için çok uygun bir araçtı; kaba, cahil ve kötü Kürt imajı, medeni, aydınlanmış ve iyi Türk kimliğini üretecekti… 1950’lerden sonra ise Kürtler ve diğer etnik gruplar farklılıkları ile değil, gündelik yaşantı içerisinde ve genel bir yoksul köylü kategorisinde yerleşmişlerdir hikâyelere. Türk romanında Kürtlere ve Kürt isyanlarına yer veren, aşiret düzenini, köylü üzerindeki ağa ve devlet zulmünü kapsamlı biçimde ele alan ilk yazar Kemal Bilbaşar’dır.

Farklı yorumlar
Kemal Bilbaşar’ın ‘Cemo’ ve ‘Memo’su, bugün bile dile getirilmesi cesaret isteyen meseleleri dile getirmiş, ancak aynı meseleye farklı bakış açılarıyla yaklaşan eleştirmenlerin farklı yorumlarıyla karşılanmıştır. Mesela kimileri için Kemal Bilbaşar’ın çözümlemesi yetersiz ve yazarın ideolojisi egemen ideolojiye yakındır; Kürt halkının haklı isteklerini bir kenara itmek isteyen yazar, ayaklanmayı adeta toplumun kendi içsel bir sorunu, ağa, şeyh, bey gibi unsurların yoksullar üzerindeki baskısı olarak görmektedir. Kimileri ise aynı romanları Doğu Anadolu’nun düzenini toplumsal, siyasal ve ideolojik öğeleriyle bir bütün halinde gözler önüne serdikleri için övmüştür. ‘Cemo’ ve ‘Memo’nun önemli edebi metinler olduğunu kabul etmekle birlikte, onları gerçekçi toplumsal romanlar olmadıkları için eleştirenler de vardır.
Yazıldığı yıllar da hesaba katıldığında, aydınlanmacı bir kimlik barındıran Kemal Bilbaşar’ın iyi niyetinden kuşku duymak haksızlık olur. Çünkü Bilbaşar, o zaman kadar yapıldığı gibi İngiliz provakasyonu olarak nitelemez olup biteni. Bu söylentilerden bahseder, Şeyh Sait’in isyanını hoş görmez, asıl meselenin Doğudaki feodal artıkların temizlenememesinden ve ağalık düzeninin köylü üzerindeki zulmünden kaynaklandığını düşünür. Ancak yine de en büyük sorumluluğu kimisi zimmet suçundan, kimisi sahtecilikten, kimisi ırza tasalluttan, kimisi rüşvet almaktan Hozat’a sürülmüş insanlardan oluşan Seyyar Jandarma Alayına verecektir yazar. Roman, ‘Dersim Ayaklanması’nı, Hatay anlaşmazlığı yüzünden, Fransızların kışkırttığı söylenmiştir. Aynı aylar içinde Irak’ta, Kürt asıllı Bekir Sıtkı Paşa’ya Kürt subaylara bir hükümet darbesi yaptıran İngilizlerin de bu kışkırtmada rol oynadığı iddia edilmiştir. Doğru mudur yanlış mıdır, bilemem. Ama, “Hozat Seyyar Jandarma Alayı’nın bu ayaklanmada vebali var mıdır?” diye sorarsanız, kuşkusuz ‘vardır’ derim. Hem de vebali büyüktür” ifadelerinin yer aldığı bir bölümle noktalanır… Kemal Bilbaşar’ın bakışındaki eksikliği, sorumluluğu devlet politikalarına değil, devletin yolladığı görevlilere yüklemesinde aramanın daha yerinde olacağını düşünüyorum.

Folklorik bir anlatı
‘Cemo’ ve ‘Memo’nun romanımız açısından diğer ayırd edici özelliği dil ve anlatımında folklorik geleneğe yönelmesidir… Kemal Bilbaşar’dan önce-farklı nedenlerle-Ercümend Ekrem Talu ya da Server Muhtar Alus da geleneğe bir kapı açmak istemişlerdi, ancak onların mirasçılığını üstlendikleri gelenek eskinin ‘güzel’ İstanbul’una aitti, Bilbaşar ise aydınlar çevresinde unutulmaya yüz tutan halk edebiyatına yönelmiştir…
Halk masalları, destan ve fabllar gibi geleneksel anlatılar barındırdıkları toplumsal allegoriye ve taşıdıkları eleştiri potansiyeline rağmen Tanzimat’tan itibaren Batı’nın modern edebiyatı karşısında hakir görülmüşler ve romandan dışlanmışlardı. Cumhuriyet’in ilk dönem yazarları da önlerine ya güncel meseleleri ya da Doğu-Batı karşıtlığını koyduklarından, halkçılıkla halk kültürü arasında bir ilişki kurulmamıştır.
Batılı tarzda kamusal insan yetiştirmeyi hedefleyen Köy Enstitüleri planlayıcılarının ise modernleşme hamlesini Batı edebiyatını ve kültürünü belletmekte gördükleri açıktır. 1940’lı yıllardan sonra yaygınlaşan ve 1970’lere kadar Türk romanını biçimlendiren ‘köy kanonu’ da aynı modernist paradigma içinde gelişmiştir. Köy Romanları’nda halk masalları, destan ve folklorik özelliklerin yer almayışının başlıca nedenlerinden birisi toplumcu gerçekçiliğin-biçim ve içerikte-gerçekliğe yaptı ağır vurgu ise, diğeri aydınların toplumu Doğu’ya ait değerlerden kurtarıp Batı kültürünü benimsetme arzusudur. Aslında kendisi de bu kanon içinde olmakla birlikte, ‘Cemo’ ve ‘Memo’nun sözlü kültürün kaynaklarının, halk hikâyelerindeki temaların ve folklorik bir dille, destansı bir havayla yazılmasının geleneksel bir kültürün zenginliğini hatırlatması açısından önemli olduğunu düşünüyorum.
Ne yazık ki, Kemal Bilbaşar’ın bu girişiminin 70’li yıllarda Türk romanında izleyici bulduğunu söyleyemeyiz. Oysa, kendi anlatı gelenekleriyle modern bir tür olarak romanı birleştiren ve ‘Büyülü Gerçekçilik’leriyle dünya romanına yeni bir soluk getiren Latin Amerika edebiyatıyla 80’lerden sonra tanıştığında çok etkilenecekti Türk okuru. Elbette çoğu ‘Cemo’ ve ‘Memo’yu okumamış, belki de Kemal Bilbaşar adını bile hiç duymamış, eskinin diğer yazarlarının, şairlerinin, yönetmen ve oyuncularını saran unutulmuşluk perdesi Bilbaşar’ı da örtmüştü… Romanlarının bugün yeniden basılıyor olması bellekleri ateşleyemiyor; bir bellek yitimiyle açılan Cumhuriyet, bellek yitimleriyle sürüp gidiyor, ama kültürel zenginliklerini her gün biraz daha tüketerek…

Kemal Bilbaşar ‘ın Hayatı
1910 yılında Çanakkale?de doğan Kemal Bilbaşar, ortaöğrenimini Edirne Öğretmen Okulu?nda tamamladı (1929), iki yıl ilkokul öğretmenliği yaptı. Gazi Eğitim Enstitüsü Tarih-Coğrafya Bölümü?nden 1935 yılında mezun oldu. Nazilli ve İzmir Karakaş Ortaokullarında öğretmenlik yapan Bilbaşar 1961 yılında emekliye ayrıldı, bir süre siyasetle uğraştıktan sonra 1966?da İstanbul?a yerleşti. İlk öykülerini İzmir?de Cahit Tanyol ve İlhan İleri ile birlikte çıkardıkları Aramak dergisinde yayımladı (1939). Bu dönemde halkevlerinin açtığı öykü yarışmasında ilk ödülünü kazanan yazar, 1945-1952 yılları hariç, sürekli öykü yayımladı, radyo oyunları yazdı, pek çok gazete ve dergide öykü, roman ve makaleleri çıktı. Tiyatro, senaryo ve ders kitapları da yazan Bilbaşar, 196l?den sonra daha çok roman türüne ağırlık verdi. Kemal Bilbaşar, 1939 yılında ?Budakoğlu? öyküsüyle Ankara Halkevi Öykü Yarışması?nı, Cemo adlı romanıyla 1967 yılı Türk Dil Kurumu Roman Ödülü?nü, 1970 yılında da Yeşil Gölge adlı romanıyla May Roman Ödülü?nü kazanmıştır. Yazar, 21 Ocak 1983 yılında aramızdan ayrıldı.

Kitabın Künyesi
Cemo
Yazar: Kemal Bilbaşar
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 232 sayfa

One Response to Cemo – Kemal Bilbaşar

  1. seda diyor ki:

    güzel ama sayfa koplayanmıyor lüften kopyalanmasını sağlayın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>