Cesare Pavese ‘yi intihara götüren koşullar

pavese1914’de Cesare Pavese ‘nin babası beyin kanserinden ölür. Lisedeyken tek yakın arkadaşının intiharı, yine aynı zamanlarda başka bir öğrencinin kendini öldürmesiyle; “intihar” O’nun için saplantı haline gelir. Üniversitedeki son yıllarında beş yıl süren ve sonu hüsranla biten aşk ilişkisinin sonunda iyice karamsarlığa gömülen Pavese bir çok roman yazmış ve türlü edebiyat ödüllerine layık bulunmuştur.

Bu vakitlerde başka bir kadın hayatına girer ve evlilik planları yaparken kadın kendisini terkedip Amerika’ya gider. Pavese’yi hayata bağlayan bir şey kalmamıştır artık. Bu sıralarda büyük bir hayranlık duyduğu Amerikalı yazar T.O. Mathiessen’in 1950 Nisan’ında intihar etmesiyle iyice kabuğuna çekilen Pavese 26 Ağustos 1950’de küçük bir otelde uyku hapıyla intihar eder.

Cesare Pavese, “Kadınlar akıllıdırlar,” der. “Ancak evlenmeyi kafalarına koydukları erkeğe aşık olurlar.” Pavese, Susan Sontag’ın o benzersiz nitelemesiyle, “örnek bir çilekeş”tir -ve çileyi, elbette en çok kadınlardan çekmiştir!
O “örnek çilekeş”in çektikleri, aşk çileleridir; daima bir aşk kırgınıdır o -kadınların önünde ezilen, küçülen, acı çeken, ama bunu, Sontag’ın deyişiyle “en iyi ifade edebilen”lerden biri! Bir yazar, bir çağdaş aziz… Susan Sontag aktarıyor; Pavese bir yerde şöyle demiştir: “Kadınları düşünmemek mümkündür; tıpkı ölümü düşünmemek gibi…”
Pavese, bu sözleriyle çok daha öte bir düşünceyi; ölümü düşünmenin kadını düşünmeden ya da kadını düşünmenin ölümü düşünmeden düşünülemeyeceğini vurgulayan trajik bir düşünceyi dile getirmek istemiş olabilir. Gerçekten trajik, çünkü insanın bir kadını seçtiğinde ölümü seçmiş olduğunu (kaçınılmaz olarak) gösteren tanıklar vardır. Örneğin, Althusser! Pavese de bu trajik kişilerden biridir. “Yaşamının son aylarında, Amerikalı bir film yıldızıyla giriştiği ilişkinin ortasında” şöyle der Pavese: “İnsan kendini bir kadına duyduğu aşk yüzünden öldürmez. Çünkü sevgi, her türlü sevgi bizi kendi çıplaklığımız, sefaletimiz, kırılganlığımız, hiçliğimizle ortaya çıkarır. Derinlerde, çok derinlerde akıp gitmekte olan bu şaşırtıcı aşk ilişkisine var gücümle tutunmamış mıydım? Salt kendimi o eski düşünceye geri götürmek için, onu eskiden beri hep aklımı çelip duran o itkiye, o eski düşünceye, aşka ve ölüme (altını ben çizdim) geri dönmenin bir özürü yapmamış mıydım?” Sontag ekliyor: “Kadınlar ve ölüm, Pavese’yi hep aynı huzursuzluk ve kötümserlik havasıyla büyülemiştir. Çünkü her iki durumda da Pavese’nin başlıca sorunu, bunlara yeterli olup olamayacağı düşüncesidir.”

Ölüm Gelecek ve Senin Gözlerinle Bakacak

Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak –
sabahtan akşama dek, uykusuz,
sağır, eski bir pişmanlık
ya da anlamsız bir ayıp gibi
ardını bırakmayan bu ölüm.
Bir boş söz, bir kesik çığlık,
bir sessizlik olacak gözlerin:
Böyle görünür her sabah
yalnız senin üzerinde
kıvrımlar yansıtırken aynada.
Hangi gün, ey sevgili umut,
bizler de öğreneceğiz senin
yaşam olduğunu, hiçlik olduğunu.

Herkese bir bakışı var ölümün.
Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak.
Bir ayıba son verir gibi olacak,
belirmesini görür gibi
aynada ölü bir yüzün,
dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı.
O derin burgaca ineceğiz sessizce.

Çeviri : Cevat ÇAPAN

Özellikle 1935-1950 yılları arasında yazdığı günlüğü, O öldükten sonra arkadaşları tarafından yayımlandı. “Yaşama Uğraşı” adı verilen kitap 1952 yılında yılın edebiyat olayıydı.

“Yaşama Uğraşı” ndan alıntılar:

* Hayatımda çok daha umutsuzum, eskisinden çok daha şaşkınım. Ne biriktirdim? Hiç. Yıllarca boş verdim eksik yanlarıma, onlar yokmuşçasına yaşadım. Katlanmasını bildim. Yiğitlik miydi bu? Hayır, gerçek bir çaba göstermedim. Sonra, “acı veren tedirginlik” lerle karşılaşınca da, hemen bataklığa saplandım.

* On beş yıllık başarısızlığın benden esirgediği şeyin dışında, istediğim hiçbir şey yok yeryüzünde.

* Uğraşmak her gün biraz daha boş ve anlamsızmış gibi geliyor.

* Sanatçı için dayanılmaz bir şey varsa, o da başlama duygusunu yitirmesidir.

* Ben mutlu anılarımı saymak istiyordum, oysa yalnız çektiğim acılar geliyor aklıma.

* Bir insanın başına gelenleri geçmişinin tümünün belirlediği saplantısından vazgeçmem için hiçbir neden göremiyorum. Kısacası; hakedilmiş bir sonuçtur bu.

* Ben hiçbir zaman dünyayı umursamadan hayatın tadını çıkarabilen rahat bir insan olamadım. O yürek yok bende.

* Ne zaman bir güçlükle ya da acıyla karşılaşsam, hep intiharı düşünmeye yargılı olduğumu biliyorum.

* Kendini yıkan kişi, her şeyden önce, bir güldürücü, kendi kendisinin efendisi olan biridir. Kendisini dinleme ve doğrulama konusunda hiçbir fırsatı kaçırmaz. Hayattan her şeyi bekleyen bir iyimserdir. Yalnızlığa dayanamaz. Ama sürekli olarak, bir gün, hiç farkında olmadan, bir şey yaratmak ya da her şeyi düzene koymak tutkusuna kapılacağı korkusuyla yaşar. İşte o zaman durmadan acı çeker, belki de kendini öldürür.

* Uçurumdan kurtulmanın tek yolu ona bakmak, derinliğini ölçmek ve kendini o boşluğa bırakmaktır.

* Herhangi bir talihsizlik sonucu acı çekmekse sadece utanç verir insana. Bu haksızlığı tattım ben, uğradığım haksızlığın, iyilik bilmezliğin daha da büyüğü olmasını isterdim. Yaşamak budur, bunu yirmi sekiz yaşında öğrenmek hiç de erken sayılmasa gerek.

* Yaşamak uzun bir toplama işlemi gibidir, arada bir toplama yanlışı yaparsan, doğru sonucu hiçbir zaman bulamazsın.

* Her mutsuzluk ya bir yanlışın sonucudur, talihsizlik değildir ya da kendi suçlu beceriksizliğimizin sonucu. Herhangi bir yanlış da, bizim sorumluluğumuza girdiğine göre, karşılaşacağımız mutsuzluklar için kendimizden başkasını suçlamamalıyız.

* İntiharı düşünen bir insan için en kötü şey kendisini öldürmesi değil, bunu düşünüp yapamamasıdır.

* Sen her şeyden vazgeçince, sana kalan en küçük şeyler bile büyük önem kazanır.

Yorum yapın

This site is protected by WP-CopyRightPro