Çingenem, Zaharia Stancu

Çingenece (Romence) asıl adı “Şatra” olan ve bazı anlam yanlışlığını önlemek için edebiyatımıza “Çingenem” adıyla yayınlanan bu roman, Stancu’nun en önemli ve kimi eleştirmenlere göre de en büyük eseridir. Atilla Tokatlı’nın kıvrak Türkçesiyle dilimize kazandırılan “Çingenem”, konusunun değişikliği, çarpıcılığı ve baştan sona dek etkisinde kalacağınız o destansı havasıyla sizleri büyüleyecektir.

?Üzgünsen ey çingene
Neşeli bir türkü tuttur
Peki ya neşeliysem?
Aynı türküyü tuttur gene..?

Romanya Çingenelerinden yazar Zaharia Stancu?nun ?ŞATRA? isimli romanı,

Atilla Tokatlı çevirisiyle 1971 yılında Bilgi Yayınevi?nden çıktı.

Zaharia Stancu?nun yaşam Öyküsü
Romen şair, roman yazarı ve yayıncı. Yoksul bir işçi ailesinden gelen Stancu, uşak, fabrika işçisi ve gazete satıcısı olarak çalıştı. 1928/1932 yılları arasında Bükreş’te felsefe öğrenimi gördü. 1933’ten sonra gazetecilik yapmaya başladı. 2. Dünya Savaşı sırasında faşizm karşıtı tavrından dolayı çalışma kampına yollandı. 1944’ten sonra tüm gücüyle ülkesinde toplumculuğun kurulmasına hizmet etti. Romane Yazarlar Birliği’nin başkanlığını, ulusal tiyatronun ve çeşitli dergilerin yöneticiliğini yaptı. 1955’ten sonra Romanya Akademisi üyesi oldu. 1955 yılında yayınladığı Sarea e dulve ve Cefe de taur adlı politik içerikli yapıtları yanısıra, yazığı şiirlerle de tanınmıştır. Bu yapıtlarında, dış dünya ve doğayla kurulan ilişik sorununu işlemiş, yalın bir üslup kullanmıştır. Birçok dile çevrilmiş olan Descult adlı romanıyla, sanatsal yaşamının doruğuna erişmiştir.

Çingeneler (Romanlar) Hakkında Bilgi

“Çingeneler insanlık ailesinin ayrılmaz bir parçasını oluştururlar. En gerçek ve doğru manasıyla Çingeneler göçebe zanaatçı ataların çocuklarıdır. Tarihin en eski zamanlarından beri kimi insan grupları; tarım veya hayvancılıkla geçinmişlerdir. Çingenelerse çeşitli nedenlerden dolayı göçebe zanaatçılıkla yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Biz Çingenelerin ataları; sepet, elek, metal eşya, kalay vs gibi ürün ve hizmetleri meydana getirerek bunları tarım ve hayvancılıkla geçinen diğer toplumlara satmışlardır. Bizim atalarımız diğer toplumlar gibi hayvan sürülerine ve geniş topraklara sahip olmadığından göçebe zanaatçılıktan başka bir geçim imkanı bulamamışlardır. Aslında Çingenelerle Çingene olmayanları birbirinden ayıran yegane fark budur.

Sanıldığı gibi bizlerle diğer insanları birbirimizden ten rengi, ırksal özellikler ya da dil ayırmaz. Esmer Çingeneler kadar beyaz tenli ya da sarışın Çingeneler de vardır. Farklı ırklara mensup Çingene grupları da vardır. Farklı diller konuşan Çingene grupları da vardır. Ama tüm Çingenelerin ortak özelliği atalarının binlerce yıl boyunca göçebe zanaatçılıkla geçinmiş olmalarıdır. Bugün birey olarak bir Çingene hangi mesleği yapıyor olursa olsun, insanlığın ilk zamanlarında atalarının göçebe zanaatçı olması onun da Çingene toplumuna ait olduğunu gösterir.

Ne gariptir ki Çingeneleri diğer insanlardan ayıran tek özellik göçebe zanaatçılık olmasına rağmen, bu mesele üzerinden insanlar arasında ciddi bir ayrım meydana gelebilmiştir. Peki öyleyse nedir bu kadar korkutan şey diğer insanları? Bize karşı ortaya çıkan yabancılık duygusunu ne yaratıyor? Bu sorunun yanıtı tarihimizde gizlidir.

Bizler kökü binlerce yıl öncesine dayanan evrensel bir kültürün çocuklarıyız. Tarihimiz binlerce yıl önce başlamıştır. Bu eski tarih hakkıyla anlatılmadan Çingeneliğin gerçekte ne demek olduğu anlaşılamaz. Çingenelerin hikayesi aynı zamanda insanlığın da hikayesidir. O yüzden hikayemizi anlatmaya insanlığın henüz kendi içinde farklı mesleklere bölünmediği dönemlerden başlıyoruz.

Binlerce yıl önce insanlık dünyanın her yerinde benzer şartlarda yaşamaktaydı. Tüm insanlığın yegane mesleği toplayıcılık ve avcılıktı. Yabani hayvanları avlayarak ya da çeşitli bitkileri toplayarak yaşamlarını sürdürmekteydller. Bu dönemde kadınlar toplum içerisinde en az erkekler kadar güçlü bir konumdaydılar. Çünkü toplayıcılık faaliyeti kadınların elindeydi. Ekonomik hayatın içerisinde olmaları onları güçlü kılıyordu.

Ne var ki zamanla insanoğlu hayvanları evcilleştirmeyi ve sürüler halinde hayvan beslemeyi öğrenmiştir. Dünyanın değişik bölgelerinde, sürü beslemeyi öğrenen kabileler hızla bu yeni meslekte yoğunlaşmaya başlamışlardır. Sürü besleyerek geçimlerini sağlayan çoban kabilelerde; erkekler ön plana çıkmaya başlamışlar kadınlar ikinci plana atılmışlardır. Bunun sebebi ise kadınların hakim olduğu toplayıcılığın çobanlıkla beraber gözden düşmesidir.

Bu dönemde çobanlıkla geçinen kabileler; sürülerini besletebilecekleri geniş otlak alanlarına ihtiyaç duymuşlardır. Hem otlak alanlarını koruyabilmek hem de sürülerini başka çoban kabilelerin saldırılarından korumak için silahlanmışlar, savaşçı bir hale gelmişlerdir.

Tüm bunlar olup biterken kimi kabilelerde toplayıcılık ve avcılık mesleğine devam etmişlerdir. Ne var ki çobanlığa geçen kabileler kendi otlak alanlarını savaşarak korumaya başladıklarından ne avcılık ne de toplayıcılık eskisi kadar kolay yapılamamaktadır. Yakın çevrelerindeki çoban kabilelerin baskısı altındaki bu insanlar çaresiz bir şekilde bir başka mesleği geliştirmeye zorlanmışlardır. Göçebe Zanaatçılık. Toplayıcılık ve avcılık döneminde geliştirilen çeşitli zanaat ürünleri; başka ürünlerin takası karşılığı çobanlıkla geçinen kabilelere verilmiş, böylelikle bu kabileler de hayatta kalmanın yolunu bulmuştur. Sepetçilik, demircilik, elekçilik, kalaycılık gibi temel mesleklerimiz bu günlerin yadigarıdır.

Göçebe zanaatçılıkla geçinen kabilelerde; kadınlar ekonomik hayatın içinde yer almaya devam etmişlerdir. Böylelikle başlangıçta tüm insan toplumlarında var olan güçlü kadın karakteri göçebe zanaatçılarda varlığını devam ettirebilmiştir. Çoban kabileler; kendi içlerinde güçlü kadın kişiliklerinin var olduğu ve kadın-erkek eşitliğine dayanan göçebe zanaatçılardan korkmuşlar, onlarla yakınlaşmak istememişlerdir. Binlerce yıldır yaşanan büyük ayrımların en temel nedeni budur. Bugün karşımıza; gaco-muul-geben ve Çingene ayrımı olarak çıkan insanlar arasındaki farklılığın temelinde; insanlığın binlerce yıl önce çobanlar ve göçebe zanaatçılar olarak bölünmüş olması vardır. Hala bile “eli maşalı” diye tabir edilen kadınlarımızın gücü, toplumumuzun büyük bölümünde varlığını koruyan kadın erkek eşitliği bize atalarımızdan mirastır. Ne yazık ki bizim toplumumuz için bir gurur vesilesi olan kadınlarımızın sahip olduğu toplumsal kuvvet, başkaları için bizi aşağılamanın ve dışlamanın gerekçesi olabilmektedir. Bizimle ilgili uydurulan hurafeler, asılsız iftiralar iyi incelendiğinde özünde hep bu noktayı işaret ettiklerini kolaylıkla anlayabiliriz.

İşte bu Göçebe Zanaatçılar biz Çingenelerin atalarıdır. Dünyanın her yerinde farklı dilleri konuşan ve farklı ırklardan gelen göçebe zanaatçılar vardır. Zamanla atalarımız yer değiştirmişler ve büyük göçler yaşamışlardır. Gittikleri her yerde kendileri gibi göçebe zanaatçılıkla geçinen başka insanlar bulmuşlar ve onlarla kaynaşmışlardır. Çoban kabileler, göçebe zanaatçılarla evlilik yapmaktan kaçınırken; farklı ırklardan gelen göçebe zanaatçılar bu kaygıyı hiç duymamış zamanla birbirinden ayrılamayacak kadar içiçe geçmişlerdir. Günümüzde hiçbir toplum saf ırk özelliği göstermemektedir. Ama bizlerin ataları yaşadıkları büyük göçler dolayısıyla o kadar geniş bir alana yayılmışlardır ki Çingeneler tam anlamıyla ırklarüstü bir kültür haline gelmiştir. Çingene olmak demek, bir Hindu ile bir Kafkasyalı ile bir Afrikalı ile bir Turani ile bir farsi ile akraba olmak, kardeş olmak demektir. İnsanlığın kendi arasında büyük acılar çekmelerine sebep olan ırk ayrımları Çingenelerin arasında ortadan kalkmıştır.

Çingene göçebe zanaatçıların torunlarına bu topraklarda verilen isimdir. Bu diyarda adımız Çingenedir. Her diyarda başka namımız vardır. Biz evrensel ve ırklarüstü bir kültürüz. Yaşadığımız her ülkede o ülkelerin bir parçası ve insanlık aleminin barışçı bir ögesi olarak varlığımızı sürdürmekten mutluyuz. Bugün yaşadığımız sorunların geçmişteki köklerini anlayabildiğimiz ölçüde bu sorunları çözerek daha da mutlu olacağız.”
http://www.cingeneyiz.org/ sitesinden alınmıştır.

Toplam nüfus 8 – 10 milyon

Önemli nüfusa sahip bölgeler
Arnavutluk: 70.000
Arjantin: 300.000
Bosna-Hersek: 17.000
Brezilya: 678.000[1]
Bulgaristan: 313.000 (1992 sayımı), 700.000-800.000 [2] [3]
Hırvatistan: 14.000[4]
Çek Cumhuriyeti: 12.000[5]
Fransa: 300.000
Finlandiya: 10.000[6]
Almanya: 100.000 (çoğunlukla Sinti)
Yunanistan: 200.000 Yunan hükümetine göre; 300.000-350.000 İnsan Hakları Örgütü Helsinki raporuna göre [6]
Macaristan: 190.046 (2001), 500.000 [7]
İran: 110.000[8]
İtalya
Makedonya: 53.879[9]
Moldova
Polonya: 15.000-50.000 [10]
Portekiz: 40.000[11]
Romanya: 535,140 (2002),bağımsız verilere göre 1 – 2 million people[12]
Rusya: 183.000 [13]
Sırbistan, Karadağ Slovakya: 92.500[14]
İspanya: 600.000-800.000[15]
Türkiye: 2-5 milyon [16][17]
İngiltere: 1.000
Ukrayna: 48.000[18]

Dil
Romani, Çingenece ve yaşanılan bölgenin yerli dili

Din
Hristiyanlık, İslam ve yaşanılan bölgenin dinleri

Romanlar veya halk arasındaki tabirle Çingeneler Hindistan’ın Pencap-Sind nehir havzası boyunca Pakistan ve Afganistan’ın da içinde bulunduğu bölgelerden 1050 civarında İran ve Anadolu üzerinden dünyaya yayılmış Hint-Avrupa kökenli halkın adıdır.

Roman halkının vatanlarını neden terketmek zorunda kaldıkları bugün bile yanıtsız kalmaktaysa da tarihçiler üç teori ortaya sürmektedir:

1- Mahmut Gazi?nin Sindh ve Penjap?ı işgali sırasında 500.000 Hintliyi esir aldığı bilinmekte olup, Hindistan?ı fetheden Müslümanların, Romanları köle olarak alıp ülkelerine götürülmesi en yaygın teoridir.
2- En düşük kast olduğu sanılan Romanların, Müslüman fatihlere karşı paralı asker olarak olarak kullanılmış olabilirler ki, yenilginin ardından göç etmek zorunda kalmış olabilirler.[19]
3- Firdevsi?nin Şehnamesi?ne göre, MS 420 yılında vatanlarını terkedip dünyaya yayılan 12.000 kişilik Luri halkı eğer Romanlarsa dünyaya yayılmalarının Hinditan’ın işgali ile ilişkisi olamaz.[20]


İlk kez 1505’te İrlanda’da, 1514’te de İngiltere’de nüfus kayıtlarına geçirildiler. Aynı tarihlerde, Avrupa’nın birçok ülkesinde gezgin çalgıcı ve falcılardan oluşan bazı göçebe toplulukların kayıtlarına rastlanır. Günümüzde Romanlar dünyanın dört bir yanına dağılmış olarak yaşarlar. Büyük bölümü Avrupa’nın güney kesiminde toplanmıştır. 19. yy.ın sonlarına doğru Kuzey Amerika’ya da göç etmişlerdir. Romanlar yaşadıkları her ülkede değişik adlarla anılırlar.

Romanlar, dünyanın en renkli göçebe topluluklarından biridir. Büyük bölümü yerleşik hayata geçmiştir. Türkiye’de yoğun olarak yaşadıkları yerlerin başında Trakya’da, Çanakkale, Edirne, Tekirdağ ve İstanbul gelir.

Romanlar’ın büyük bölümü gelenek, göreneklerini ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuştur. İlk olarak 19. yy.da Avrupa’da, sayıları 10-100 aile arasında değişen Çingene toplulukları şefler seçmeye başladı.

Roman sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırır. Oysa Romanlar’ın çok azı günümüzde göçebedir. Bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmış, yaşadıkları ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. Roman olmayanlarla evlenen Romanlar da vardır.Bazı ülkelerde de yerleşik yaşama zorlanmışlardır.Soykırıma uğramışlardır.

Yarı göçebe, yarı yerleşik bir topluluğun sayımının yapılması güç olduğu için Romanlar’ın kesin nüfusu bilinmemektedir. Bununla birlikte bugün dünyada 3-4 milyon dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de ise 500.000 dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir.

Nisan 1971’de, Romanlar’ın sorunlarını tartışmak üzere Londra yakınlarında ilk Uluslararası Roman Kongresi toplanmış olup bu kongreye atfen, 1990’dan itibaren 8 nisan Dünya Romanlar Günü olarak kutlanmaktadır

Gruplar
Yayıldıkları coğrafyaya göre Roman halkını üç ana bölümde inceleyebiliriz [21]

1. Kalderaşlar
a. Lovariler
b. Boyhalar
c. Luriler
d. Çurariler
e. Türko-Amerikanlar
2. Gitanolar
3. Manuşlar
a. Valsikanlar
b. Pimontesiler
c. Gaygikanlar

Dilleri
Romani Hint-Avrupa dil ailesinin Hint-İran kolundan olup Sanskritçeyle benzerlikler göstermektedir. Romanlar kendilerine Rom derler. Rom, Çingenece’de (Romani dili) erkek ya da koca anlamına gelir. Bu dilin, eski ve artık ölü bir Hint dili olan Sanskritçeden (diğer Hint dilleri gibi) türediğinden sanılmaktadır. Bununla birlikte sözcük dağarcığında Yunanca, Türkçe ve Farsça sözcükler de vardır. Anayurtlarının Hindistan olduğu sanılmakla birlikte, Romanlarîn kökeni hâlâ tartışma konusudur. Tarihleri ile ilgili kayıt yoktur. Çoğu, yaşadıkları ülkenin dilini konuşur. Romanca ile yaşadıkları yörede konuşulan dilin karışımı bir lehçe konuşanlar da vardır. Örneğin, Fransa’dakilerin bir bölümü ve Almanya’daki Romanlar Romani ve Almanca karışımı bir dil konuşurlar. İngiltere ve Fransa’dakilerin başka bir bölümünün ise İspanyolca ile karışık bir lehçesi vardır. Bundan dolayı Roman Dili konuşulduğu yerlere göre farklılıklar gösterir. yerleşik bölgelerde dili o yöreye göre meğil vermiştir

Hayat tarzları
Barışçı, sanatsever, yaşam filozofu insanlardır. Kendilerine özgü yasaları vardır.
Geçen yüzyıla kadar metal işleme ve o eski dönemlerde yeni sayılabilecek demir, kalay teknikleri sayesinde Avrupa’da endüstri devriminin hazırlayıcısı olmuşlardır. Yaşam felsefelerinde maddeye önem vermedikleri için, genellikle gelir düzeyleri düşük olarak kalmıştır.

Eskiden göçebe yaşamlarına uygun işler yaparlardı. Kadınlar falcılık yapar, ya da dans ederdi. Erkekler ise çalgı çalar, kap kacak lehimciliği, kalaycılık, hayvan ticareti, hayvan eğiticiliği gibi işlerle uğraşırlardı. Geçmişte atlarla çekilen arabalarla yapılan göçlerde artık kamyon ya da karavanlar kullanılmaktadır. Eski uğraşlarının yerini ise, meyve toplama, asfalt dökme, kullanılmış araba ticareti, sirklerde hayvan bakıcılığı ya da eğiticiliği, hurda maden ve antika eşya alım satımı gibi işler almış olmakla birlikte özellikle Türkiye de ve diğer bir çok dünya ülkesinde yerleşik hayata geçmiş olanlar diğer meslek dallaryla ilgilmiş olup başka türlü mesleklerde edinmişlerdir. Dünya üzerinde Gipsy Kings, Goran Bregoviç Türkiye’de ise Sadri Alışık ,Safiye Ayla, Türkan Şoray, Hüsnü Şenlendirici gibi birçok Roman müzik dans ve sinema sanatlarını zenginleştirecek katkılarda bulunmuşlardır. Bazı ünlü İspanyol gitaristler ve flamenko dansçıları Roman ya da yarı Roman’dırlar.

Romanlar’ın göçebe yaşamları yerleşik toplumlarınkinden çok farklıdır. Bu yüzden çoğu zaman, yerel halk tarafından hırsızlık, büyücülük, çocuk kaçırma gibi eylemlerle suçlanmışlardır. 1554’te İngiltere’de Roman olduğu söylenen herhangi bir kişinin asılması işten bile değildi. Hemen hiçbir yerde istenmeyen Romanlar, birçok ülkeden sürülmelerine karşın, bir süre sonra bu ülkelere geri dönmeyi başarırlardı. II. Dünya Savaşı’nda Yahudiler gibi Romanlar da Almanlar tarafından büyük bir kıyıma uğratıldılar. 200.000 -800.000 arasında Roman çoluk çocuk aşağı ırktan oldukları gerekçesiyle Macaristan, Polonya ve Çekoslovakya’daki Nazi kamplarında yok edilmiş bu katliam Roman halkı tarafından porajmos “parçalanmak” olarak adlandırılmıştı. Günümüzde de Romanlar yaşadıkları bütün ülkelerde ayrımcılığa tabi tutulmaktadır. Bu yüzden de de bir çok ünlü roman kimliğini gizlemek durumunda kalmıştır.

Coğrafi Dağılım
Romanlar, dünyanın en renkli göçebe topluluklarından biridir. Büyük bölümü yerleşik hayata geçmiştir.

Romanlar’ın büyük bölümü gelenek, göreneklerini ve topluluklarının yönetim biçimlerini korumuştur. İlk olarak 19. yy.da Avrupa’da, sayıları 10-100 aile arasında değişen Çingene toplulukları şefler seçmeye başladı.

Roman sözcüğü yerleşik düzeni olmayan göçebe insanları çağrıştırmaktaysa da günümüzde Romanlar’ın çok azı göçebedir. Bazıları kendi istekleriyle göçebeliği bırakmış, yaşadıkları ülkenin yaşam biçimini benimsemişlerdir. Roman olmayanlarla evlenen Romanlara da artık rastlanmakta olup pek çok ülkede yerleşik yaşamaya zorlanmışlardır. Yarı göçebe, yarı yerleşik bir topluluğun sayımının yapılması güç olduğu için Romanlar’ın kesin nüfusu bilinmemektedir. Bununla birlikte tüm dünyada 3-4 milyon dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir.


Türkiye
Türkiye’de ise 700.000 dolayında Roman olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’de yoğun olarak yaşadıkları yerlerin başında Trakya’da, Çanakkale, Edirne, Tekirdağ ve İstanbul gelir.

Osmanlı’da Çingeneler
Osmanlı İmparatorluğu’nda da Rumeli topraklarında yaşayan Romanlar ayrı yönetim sayılmışlardı. Çingene Sancağı olarak adlandırılan bu yönetim biriminde, Romanlar’ın yönetsel, mali ve askeri işleri düzenlenirdi [22]

Terminoloji
Anadolu Türkçesi ve yayıldıkları bölgelerde Roman halkına çeşitli isim ve sıfatlar takılmıştır. Sıfatlar daha çok yapılan meslekle ilgili olup özellikle Balkan yarımadasında gümüşçü, demirci, kalaycı, nalbant, müzisyen, kaşık yapımcısı, madenci terimlerinin yerel dillerde karşılıklarıdır. Aşağıdaki listede ise isimler yer almaktadır: [23]

Türkçe terminoloji

çingene (bergama]
mutruf (Ardahan)
cingan (Ilgın, Konya)
bala (Ilgın, Konya)
poşa (Posof)
elekci (Ilgın, Konya)
cingen (Konya)
cingan (Espiye, Eynesil)
?ingan (Sürmene)
çingan (Maçka)
çincane (İkizdere)
çingân (Akçaabat)
çingit ?göçebe, çingene? (Amasya, Samsun)
cingane ?yaramaz, haşarı?
cıngan (Şalpazarı, Giresun)
cingen, cingit (Samsun-Bafra)
Poşa, Boşa (Artvin)[24]
abdal (K. Maraş)
cingan (Şereflikoçhisar-Ankara)
esmer vatandaş, kara kuvvetleri (Edirne)
dom ( Van,Hakkari) [25]
roman (çingeneler)
RUMLI “cıngeneler”

Dünya dillerinde
Adsincani (Gürcistan)
Athingani, Atzinganoi (Yunanistan)
Cadegipti, Cingali, Cinguli, Zingari, Zingaro (İtalya)
Cascarots (Baskça)
Cigani (Slovenya)
Cigány, Ciganyok, Pharaones “Firavun’un halkı” (Macaristan)
Cikan (Çek)
Cyganie (Polonya)
Garaçı (Azerbaycan)
Giofog (Galce, İrlanda)
Gipcyan, Gipson, Gypsy (İngiltere)
Gitan, Manouches, Tzigane, Saracens “Araplar” (Fransa)
Gitano (İspanya)
Luri, Luli (İran)
Mırtıp,(Kürtçe)
Nuri (Mısır, Suriye, Filistin)
Rom/Roma/Rroma (birçok dilde)
Tatarre “Tatarlar”,
?sigani (Romanya)
?sıgan /?????/ (Rusya)
Zegynen (İsviçre)
Zigenare (İsveç)
Zigeuner, Sinti (Almanya)
gıptı ,kıpti “kutsal kıtaplarda”tarıhı dın kayıtlarında

Etimoloji
Roman kelimesi, Roman dilinde rom “koca” kelimesiyle ilişkilendirilmekte olup Sanskrit rama (??) rama?a (???) aynı anlama gelmektedir. Türkçe’de Roman halkını tanımlamak için kullanılan Çingene kelimesi ise Yunanca tsinganos (?????????) kelimesinden ödünçlenmiştir. Kelimenin kökeni Eski Yunanca ???????? (Modern Yunanca ?????) “Mısırlı” anlamındadır. Eski Yunanlılar Roman halkının Mısır kökenli olduğuna inandığından bu tanımı kullanmaktaydı. Batı dillerinde kullanılan gypsy terimi bu kelimeden gelişmiştir. İlginç bir benzerlik olarak Osmanlı ve Anadolu Türkçesi’nde Roman halkını tanımlamak için kullanılan diğer bir terim olan Kıpti’nin Mısır halklarından birisinin adı olmasıdır.[26]

Notlar
1- http://www.presidencia.gov.br/estrutura_presidencia/seppir/
2- Patrin Web Journal
3- Bulgaria – Minorities
4- 2001 census.
5- 2001 census
6- Factbook on Finland.
7- 500,000 1980’lerde Hungary – Minority Groups Library of Congress Country.
8- http://www.domresearchcenter.com/population/popiran.html
9- kaynak 2002 census
10- Polonya: 15,000?50,000 1990’lardaPoland – Gypsies Library of Congress Country study.
11-http://www.vatican.va/roman_curia/pontifical_councils/migrants/pom2003_93S/rc_pc_ migrants_pom93S_figueiredo.html]
12- Population by ethnicity figures. World Bank([2]) and International Association for Official Statistics ([3]) estimate that there are between 1 and 2 million Roma in the country.
13- Russia – 2002 seçimleri 182.766 Roman ]
14- Factbook on Slovakia.
15- 1988, Spain – The Gypsies Library of Congress Country
16- International Romani Studies Network: “Reaching the Romanlar – A Feasibility Study Report”, Istanbul, 2006, p. 13. Bak.[4]
17- template:cite web kullanımında hata: Parametreler url ve başlık tanımlanmalı.
18- The 2001 Ukrainian census recorded 47,587 Roman
19- Öztürk, a.g.e. s. 281
20- Öztürk, a.g.e. s. 281
21- Herman Berger. Çingene Mitolojisi. s. 5
22- Marushiakova, E., Popov, V. Osmanlı Imparatorluğu?nda Çingeneler. Istanbul: Homer, 2006
23- Özhan Öztürk. [5]Karadeniz: Ansiklopedik Sözlük. 2. Cilt. Heyamola Yayıncılık. İstanbul. 2005. ISBN 975-6121-00-9. s.280-281]
24- Anadilleri Ermenice olup Doğu Anadolu’da yaşamaktadırlar.Bkz. Öztürk. a.g.e. s. 281
25- Romanlar, Kürtlerin ötekileri Domlar
26- özhan Öztürk. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük Öztürk, s. 280
Kaynak:http://tr.wikipedia.org/wiki/Romanlar

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Sis ve Gece, Ahmet Ümit

Türkiye?de polisiye edebiyat denince ilk akla gelen isim olan Ahmet Ümit?in ?Sis ve Gece?, ilk baskısını 1996 yılında yaptı. O...

Kapat