Almanya’nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

Almanya'nın 1915 olaylarındaki rolü ne?

1915 yılında Anadolu Ermenilerinin yaşadığı katliamlar ve tehcir konusu Almanya'da, o dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun müttefiki olarak Anadolu'da görev yapan Alman subay ve diplomatlarının olaylarda oynadığı rol üzerinden tartışılıyor. 1970'li yıllardan beri Almanya'da yaşayan araştırmacı yazar Serdar Dinçer, bu konuda en kapsamlı araştırmalardan birini yaptı. Dinçer ilk kez konuyu Almanya Dışişleri ...

devamını okumak için tıklayınız

1916: İranlı yazarın güncesinden Ermenilerin yaşadıkları

1916: İranlı yazarın güncesinden Ermenilerin yaşadıkları

Muhammed Ali Cemalzâde, 1916'da Ermeni azınlığın uğradığı zulme şahit olmuş. Cemalzâde, Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı idaresindeki Bağdat'ta görev yapan bir grup genç İran vatandaşından biriydi. İngiliz güçleri Bağdat'a yaklaşırken, Cemalzâde, İran jandarmasında görevli iki İsveçli subayla birlikte İstanbul'a gitmek üzere yola çıktı. Cemalzâde, yolculuğu sırasında, gördüğü, 'zalimce ve şoke ...

devamını okumak için tıklayınız

Çamaşır suyu çocukları hasta mı ediyor?

Çamaşır suyu çocukları hasta mı ediyor?

Evlerde çamaşır suyu kullanımıyla, çocukların hastalıkları bağlantılı bulundu. Etkisi her ne kadar “makul” olsa da, çamaşır suyu kullanımın teşvik edilerek arttırılması, toplum sağlığını ilgilendiren sorunlar yaratabilir. İş ve Çevre Sağlığı dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, evlerinde pasif olarak çamaşır suyuna maruz kalan çocuklarda solunum yolu ve diğer bazı enfeksiyonlar daha yüksek ...

devamını okumak için tıklayınız

1915’te neler oldu?

1915’te neler oldu?

Kévorkian; Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput, Sivas, Trabzon, Ankara, Kastamonu, Edirne, Bursa, Aydın, Konya, Adana Vilayetleri ile Maraş, Antep, Antakya, Urfa Mutasarrıflığı’ndaki tehcirler ile katliamları tek tek irdeleyip betimlemiş. Hüsnü Mansur ve Besni [kazaları] arasındaki sınırda çürüyen cesetler olduğunu öğrendik. Cesetlerin, çürümek üzere açıkta bırakılması gerek hükümetin bakış açısından gerekse sağlık ...

devamını okumak için tıklayınız

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Bir Âşığın Portresi Olarak Orhan Veli

Edebiyatımızda insanın kendi yol öyküsünü, bireyin içsel macerasını anlatabilme yeteneğinin I. Yeni olarak adlandırdığımız Garipçiler ve Orhan Veli şiiriyle başladığını söylemek çok da abartılı bir tespit sayılamaz. Orhan Veli’nin “Küçük İnsan”ı anlama ve yorumlama, o küçük insanı aslında kendinde var olan bir sıradan, olağan süre gidiş olarak görme macerasında kattettiği ...

devamını okumak için tıklayınız

Amerikalıların genetik mirasında, köle ticareti ve kolonileşmenin izleri…

Amerikalıların genetik mirasında, köle ticareti ve kolonileşmenin izleri…

Amerika Kıtasına yüzyıllar önce yapılan göçlerin genetik izlerini araştıran bir çalışma, köle ticaretinin ve kolonileşmenin izlerini, bugün yaşayan Amerikalı bireylerde tespit etti. Araştırmacılar, yaşayan Amerikalıların genomlarını Afrikalı ve Avrupalı bireylerin genomlarıyla karşılaştırdı. Londra Kolej Üniversitesi ve Roma’da bulunan Universita del Sacro Cuore’de görev yapan araştırmacıları içeren takım, 64 farklı topluluktan ...

devamını okumak için tıklayınız

Aziz Nesin’i ünlülerden dinleyeceğiz

Aziz Nesin’i ünlülerden dinleyeceğiz

Aziz Nesin’in tüm külliyatı sesli içeriğe dönüştürülüyor. Sesli içerik platformu Yodiviki’nin Nesin Vakfı’yla imzaladığı anlaşma sonucunda Nesin’in tüm eserleri Şehir ve Devlet Tiyatrosu oyuncularının sesiyle hayat bulacak. Bu yıl doğumunun 100’üncü yılı kutlanan kısa öykü, roman, anı, tiyatro ve şiir dalında birçok eseri edebiyatımıza kazandıran Aziz Nesin’in 100’üncü yıl çalışmalarının bir ...

devamını okumak için tıklayınız

Türkiye’nin ‘son Ermeni köyü’ Vakıflıköy’ün öyküsü

Türkiye’nin ‘son Ermeni köyü’ Vakıflıköy'ün öyküsü

Ortalığı portakal çiçeklerinin mis kokusu kaplamış. İki yanı yeşil bahçelerle kaplı yokuş bir yoldayım. Bir tarafta Kel Dağ, ucunda Akdeniz ve arkasından Suriye görünüyor. Diğer tarafta Musa Dağı’nın geniş etekleri yayılıyor. Burası "Türkiye'nin tek Ermeni köyü" Vakıflıköy. Hatay'a bağlı köy, Osmanlı İmparatorluğu öncesinden bugüne, kendilerine "Musa Dağı Ermenileri" diyen Kilikya ...

devamını okumak için tıklayınız

Özel Yükseliş Koleji Tiyatro Kolu “ Yarış ” Anılar 1969 -1970 – Ayhan Hüseyin Ülgenay

Özel Yükseliş Koleji Tiyatro Kolu “ Yarış ” Anılar 1969 -1970 - Ayhan Hüseyin Ülgenay

Bir insan kendine bir yol çizip ona devam ederse artık ondan kurtuluş yoktur. Tiyatroyu kendime yol çizdiğimden, tiyatro çalışmalarım okulunda da devam etti. Lise son sınıfta Şubat ayının sonlarına doğru okulda bir oyun sahnelemeye karar verdim.Seçtiğim oyun;Abbot ve Holmes’in YARIŞ isimli oyunu, Türkçeye Salah Birsel (Ahmet Selahattin BİRSEL ) çevirmiş.Oyun ...

devamını okumak için tıklayınız

Çarklar Arasında – Hermann Hesse

Çarklar Arasında - Hermann Hesse

Hermann Hesse'nin kendi yaşamöyküsüyle de paralellikler taşıyan "Çarklar Arasında"nın kahramanı Hans Giebenrath, Almanya'nın küçük bir kasabasında yaşamaktadır. İçedönük ama çok yetenekli bir genç olan Hans, devletin açtığı yatılı okul sınavına kasabadan gösterilebilecek tek adaydır. Snavda başarılı olmasının ardından Hans'ı sıkı çalışma günleri bekler. Tek hedefi, başarılı olmak, küçük düşmemek, ailesini ...

devamını okumak için tıklayınız

Ak Saray’ın elektrik faturası Gırgır’a kapak oldu!

Ak Saray'ın elektrik faturası Gırgır'a kapak oldu!

Ak Saray'ın elektrik faturası Gırgır'a kapak oldu! Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın elektrik faturasına yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Üsküdar’a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı!

Üsküdar'a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı!

Üsküdar'a Kabe maketi kuruldu, LeMan kapak yaptı! Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Üsküdar meydanındaki Kabe maketine yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Vali ‘intihar’ dedi, katır konuştu! Uykusuz’un kapağında

Vali 'intihar' dedi, katır konuştu! Uykusuz'un kapağında

Şırnak Valisi'nin Roboski'de öldürülen katırlar için 'intihar etmiş olabilirler' açıklaması, Uykusuz'a kapak oldu. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Rotterdamlı Erasmus – Zaferi ve Trajedisi – Stefan Zweig

Rotterdamlı Erasmus - Zaferi ve Trajedisi - Stefan Zweig

Stefan Zweig'ın, Kuzey Avrupa Rönesansı'nın büyük ustası, hümanist bilgin Desiderius Erasmus için kaleme aldığı bu yaşamöyküsü, bağnazlığın her türlüsüne karşı bir savaş ilanı niteliği taşıyor. Rotterdamlı Erasmus: Zaferi ve Trajedisi, son nefesine kadar bir hümanist, gerçek bir dünya vatandaşı olarak kalan Zweig'ın deneme türündeki başyapıtıdır. Her koşul altında iç özgürlüğünü koruma ...

devamını okumak için tıklayınız

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak gazetesinin Atatürk’ün, idam edilmeden saatler önce Seyit Rıza ile görüştüğüne dair yayınladığı belgeyi yalanladı.

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak gazetesinin Atatürk’ün, idam edilmeden saatler önce Seyit Rıza ile görüştüğüne dair yayınladığı belgeyi yalanladı.

Hüseyin Aygün, Yeni Şafak’ın haberine ilişkin, “2 yıl evvel 78 milyonun gözünün içine bakarak açıktan Kabataş yalanını söyleyenlerin 78 yıl evvel gerçekleşen bir siyasi idamla ilgili olarak iftira kapasitesini gözler önüne sermiştir” dedi. “İdamların gerçekleştiği 1937 yılında MAH imzalı ve bu kadar düzgün bir Türkçe ile bir belge ancak AKP binasında ...

devamını okumak için tıklayınız

Onlar Yoksul Eti Yerler – Enver Gökçe

Onlar Yoksul Eti Yerler - Enver Gökçe

ONLAR YOKSUL ETİ YERLER Bak Şu Dağlara Alı Al Moru Mor Saf Saf Omuz Omuza Dünya Elvan Elvandır. Bu Dirlik Düzenlik Kavgasında Yunus Kollar Daldırma Gül Ve Yürek Kocamandır. He Vallah Kocamandır. Kalabalık Yücedir Kalabalık Vatandır Ah Len Ah Onlar Yoksul Eti Yerler Ve İçtikleri Kandır. Enver GÖKÇE

devamını okumak için tıklayınız

1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı – Ayşe Hür

1905 Bomba Olayı ve 1909 Adana İğtişaşı - Ayşe Hür

31 Mart Olayı ile eş zamanlı olarak başka merkezlerde de kalkışmalar oldu ama en önemlisi Adana'da yaşandı. Olaylarda kaç kişinin öldüğü hâlâ bilinmiyor. Adana Ermeni Piskoposluğu'nun raporuna göre 17.844, İstanbul'daki Ermeni Patrikhanesi'nin Adana'ya gönderdiği heyete göre 21.330 ölü (Ermeni) vardı. Geçen hafta bıraktığım yerden devam ediyorum. Avrupa, Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu ve ...

devamını okumak için tıklayınız

1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını – Ayşe Hür

1894-1896 Ermeni katliamları ve Osmanlı Bankası Baskını - Ayşe Hür

26 Ağustos 1896'da Osmanlı Bankası'na baskın yapan 4 ölü ve 5 yaralı dışındaki 17 kişi Marsilya'ya gönderildi. Olaylara karıştıkları gerekçesiyle tutuklanan bazı kaynaklara göre 143 bazılarına göre 300 bazılarına göre 400 kişinin yargılaması Ekim ayının sonuna kadar sürmüş, Ermeni tarafından 90 kişi baskınla ilgili olarak çeşitli cezalara çarptırılmış, Müslüman tarafında ...

devamını okumak için tıklayınız

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Hafızalardan silinmeyen 15 distopik kitap

Bilindiği gibi ilk kez John Stuart Mill tarafından kullanılan distopya terimi, ütopyanın zıttı olarak “kötü bir yer” anlamına geliyor. 1. Demir Ökçe - Jack London Modern karşı ütopyaların ilki sayılan bu roman, toplumda ve siyasette gelecekte yer alacak değişiklikleri irdeler. Jack London'ın 1907'de yayımlanan Demir Ökçe adlı eseri, modern karşı-ütopyacı romanların ilki sayılır. ...

devamını okumak için tıklayınız

Yeni Şafak: İdamdan önce Seyit Rıza ve Atatürk arasında geçen konuşma

Yeni Şafak: İdamdan önce Seyit Rıza ve Atatürk arasında geçen konuşma

Yeni Şafak, Atatürk'le Seyit Rıza arasında geçtiği iddia edilen bir belge yayımladı. “MAH Başkanlığına -Hususi- Ankara’dan alınan şifreli talimatname ile İhsan Sabri beyle görüşülüp ve İhsan beyin vereceği emir ve talimatnamelere harfiyen riayet edilmesi gerektiği, bunlarla ilgili raporunda süratle Başvekalet’e iletilmesi emredildi. Bunun üzerine İhsan Sabri beyle görüşüldü. Bize hafta sonu Seyit Rıza ile ...

devamını okumak için tıklayınız

Danaburnu – Oktay Rifat

Oktay Rifat, 1980 yılında yayımlanan ikinci romanı Danaburnu’yla 1981’de Madaralı Roman Ödülü’nü aldı. Özellikle kahramanlarının iç dünyalarını anlatırken tutturduğu etkileyici diliyle bir ozanın elinden çıktığı belli olan, bir cinayet üzerine kurulu Danaburnu, çeşitli kesimlerden insan hayatlarına ayna tutarken bir döneme de tanıklık ediyor. Yozlaşmadan payını alan sıradan insanların yaşadıkları çalkalanmalar, onların tutunma çabaları ve çıkarları doğrultusunda küçük hesaplar peşinde koşan küçük burjuvalar Danaburnu’nda buluşuyor ve birbiriyle kesişen değişik hayat hikâyeleri sürükleyici bir dille anlatılıyor.
*Garip akımının öncülerinden olan Oktay Rifat, şiirlerinde kırsal kesimde ve daha çok kentte yaşayan sıradan insanların günlük yaşamlarına ‘lirik ögeyi devre dışı bırakacak’ bir biçimde yaklaşmasıyla tanınır. Şiirlerindeki izleği romanlarında da hissettiren Rifat, Danaburnu ve Bay Lear’da da ana karakterlerini sıradan insanlar arasından seçmiş.
Bir film karesi gibi başlamış Danaburnu, deniz ve rüzgârın fırtınalı birlikteliğiyle daha başta ilk karakterler belirmiş. Bir yazlık, kent yaşamını ve zenginliği tavırlarına sindirmiş bir çift olan Yusuf Kendir ve Perihan’la tanıştırmış önce okuyucusunu yazar. Yusuf Kendir ve karısı eşliğinde, özellikle inşaatçılığın hızlandığı bir dönemin ekonomik yaşamına ve insan tiplerine bakan yazar, buradan da bir kültüre doğru uzanmış. Yazlıkçılık ve site yaşamı kültürüne. Ardından da olayları birbiri ardına sıralamış. Yusuf Kendir’i bıraktığı yerde, yine onunla uzak ya da yakın bağlantılı başka yaşamlara geçmiş, beraberinde izlediği yaşamları, başka yaşamlara ekleyerek, tüm karakterlerini ortak bir noktada buluşturmuş. Ancak, olayların birbirinden kopuk olduğu sanılmasın, bir hikayeyi bırakıp, başka bir hikayeye başlayan yazar, daha sonra bıraktığı hikayeye tekrar geri dönerek, yakaladığı sonuçla eksik kalan zorunlu bir parçayı yakalamış. Yazlığında tanıdığımız Yusuf Kendir ve karısının çevrelerinde bulunan kırsal kökenli kurnaz esnafların yanı sıra, evlerde çalışan, geçimini oradan buradan bulduklarıyla sağlayan kadın ve erkekler arasındaki görüntü ve davranış farkıyla anlatan yazar, farklı insanlar arasındaki masumane çatışmaların psikolojik analizini yapmış önce. Daha sonra da her birinin gerçek kimliği ardından gitmiş. Site sakinlerini dolandırışı ve kitabına uydurarak yaptığı hırsızlık, saygıdeğerliliğinden hiçbir şey götürmemiş Kendir’in. Mülk edinmek için tasarruf yapan, çalıştıklarını biriktiren orta sınıfa mensup insanların üzerinden palazlanmıştır Yusuf Kendir. Diğer bir yanda da alt sınıflara doğru inecektir yazar.

İçleri kaplayan sis
Ölmek üzere olan annesini yaşadığı köyden sırtına alarak kasabadaki bir hastaneye götürmek için yola çıkan Mehmet’le yalnız ve çaresiz bırakılan insanların trajedilerini izlediğimiz kitapta, berber Recep, onun arkadaşı Yorgo, duvarcı Zeynel, genelevde çalışan Emine ve Zilha gibi tanıştığımız karakterlerle bir toplum ve bir dönemi anlatmamış sadece Oktay Rifat, her bir karakterin iç dünyasına girmiş. Öfke ve haksızlıkları cinayetlerle buluştururken, ne olduğunu anlamadan bir sorunu basitçe çözercesine an’daki bir sapma, karanlık bir nokta sonucu hesaplamadığı halde cinayet işleyen insanların masumiyetiyle birlikte hiç de masum olmayan kahvehane taramaları iç içe geçmiş Danaburnu’nda. Son derece karmaşık bir zeminde seyretmiş Danaburnu, tıpkı bir dönem Türkiye’si gibi: ‘Sokak ortasında kadın bıçaklayan birini ne sanıyordu kim bilir! Tuhaf yargılara, olmayacak güçlere tutsaktı insanlar. Gerçekte uçucu, bulutsu, ama aşılması olanaksız duvarlar içinde yaşıyorlar, burunlarının bir karış ötesini göremiyorlardı. Bir sis içlerini de kaplamıştı. Kişi kendini bile göremiyordu. Bulanıktı çevre, bulanıktı yolcu, doğa ilişkiler. Ve serginin yıldızı doğmamıştı daha. Onun ışığı vursa bu karanlığa, belki göz araştırmaya başlar, anlamaya çalışır, anlardı da. Yeniden vuruyordu Emine’yi sokak ortasında’ Bir araba fren yapmıştı birdenbire ‘ve sonsuza dek uzayan ayrıntı ve ufak tefek öyle acımasız davranmasaydı, daha insancıl olsaydı İstanbul, vurmayabilirdi Emine’yi. Azgelişmiş toplumun bataklıklarında kavruk, açlıkla, yoksullukla, sevgisizlikle ezik bir çocukluk döneminden geliyordu. Ana rahminden geldiği gibi gelse iyi, mengenelerin doğal biçimi yok eden cenderesinden çarpılmış olarak ulaşmıştı gençliğine, gençliğinden oraya ve oradan buraya.’

Ne kadar hoyratsa
Bay Lear, çevremizde var olan yüzlerce ‘Kral Lear’ı temsil etmiş. Oktay Rifat, William Shakespeare’in Kral Lear’nı boşuna örnek almamış. Bay Lear, seksen yaşına gelmiş, orta sınıfın üstünde standarda sahip bir adamın, kendisinden genç ve önceleri evlerinde hizmetçi olan Fatma’yla evlenmesi sonucu kızlarıyla bozulan ilişkisi etrafında dönmüş. Bay Lear’da, öne çıkan değerlerle birlikte gelişen olayları, çıkar çatışmalarının aile denilen yapının içinde bile oluşan keskin etkisini, hiç olmayan ya da yitirilmiş sevgiyi-sevgisizliği iç hesaplaşmalar, pişmanlıklar, ıskalanmış yaşamlar eşliğinde gözler önüne sermiş Oktay Rifat. Bay Lear, yaşlı adamın genç karısıyla birlikte karşısına aldığı kızları ve damatları arasındaki gerilimli ilişkinin uzantısında, olası mülk paylaşımı kaygısının türlü entrikalarla alıp başını gittiği bir zemin üstünde yükselmiş. Çağrışımsal anlatım eşliğinde takip ettiğimiz kitapta, karakterlerini iç konuşmalarıyla tüm gizlerine kadar aydınlatan yazar, kadın erkek arasındaki ilişkiden, cinsellik gereksinimine, söz konusu gereksinim ve ilişkinin hâkim yanıyla birlikte yaşam dürtüsünün ne denli baskın olduğu gerçeğine ulaşmış. Romanda tanıştığımız karakterler, zamanın şimdisinden çıkarak başka zamanlardaki kendileriyle arasında dolaşırlar çoğu kez. Şimdi ve an’da yaşananlar ise geçmişte olanlar ve sonradan olacaklar arasında tedirgin bir duruş sergiler. Kaçırılmış, es geçilmiş, unutulmuş belki de yeni farkına varılan yaşamsal durumlar arasında monolog yaparcasına gidip gelen karakterlerle tanıştığımız kitapta, ne istediğini en çok yaşlı adamın bildiğini anlarız: ‘Sevişmeyi buna bağladığını, miras sözleşmesini bozarsam ona elimi uzatabileceğimi anladım, kendime demek istiyorum. Dirliğim sevişmeye, sevişme ona bağlı. Madem önüme çıkardığı engel bu, bu engeli ortadan kaldırmaktan başka güneş yok. Malıma göz dikenlere malımı kaptırmayacağım, kendime saklayacağım, Fatma’ya demek istiyorum. Ne resim, ne müzik, ne kitap, bu desteklerden hiçbirine gereksinme duymadım. Cinselliğim yetti bana. Onunla başladım onunla biteceğim. Bu aynayı kıramam, Fatma’yı demek istiyorum. Doğayı sevmedim. Doğaüstü bir doğadır deniz. Bir kadın rahmine benzettim onu. ‘Yaşlı adamın hizmetçisiyle evlenmesi sonucu hızla gelişen aile trajedisinde söz konusu yapının özü de aile kavramının kendisi de sorgulamayı gerektirir gibidir. Ya da adı konulmuş, tanımlanmış şeylerin zaman içinde değişen ve tersine dönen anlamı üzerinde düşünürüz. Tıpkı yüzyıllar öncesinin Kral Lear’ı geri gelmiş gibidir. Kızlarının yanı sıra onlardan daha hırslı ve mantıklı olan damatlarla çevresi sarılı olan yaşlı adamla birlikte bir çıkmazın kısır döngüsünü takip ederiz:’Bütün kocalarını öldüren kadınların acısak yalnızlığın ipliği pazara çıkardı. Ona acıyamam, bakarım yalnızlığına hep o kadar. İrice bir yudum aldım ağzıma, boğazımı yakmaması için hemen yuttum. Annemin yüzüne bakarken başını umutsuzca salladığını anımsıyorum. Babam bir erkekti acımazdı bana. Ufak tefek anlamların durmuyorum üstünde. Çakıyla kazıyorum sevgiye benzeyen yerleri. Ne kadar hoyratsa o kadar gazel.’
*Aysel Sağır, Cumhuriyet / Kitap, 11 Eylül 2008

“Romanın başlıca özelliği, bence bir imgelem ürünü olmasıdır. Kimi büyük romancılar, sözgelimi Stendhal Kırmızı ve Siyah’ı geçmiş bir olaya dayandırdığını söyler. Ne var ki, iki satırlık geçmiş bir olaydan koca bir kitap çıkarmak ancak uydurma gücüne, başka bir deyişle imgelem gücüne dayanmakla başarılır. Nitekim ben de, Danaburnu’nun temel olayını yıllarca önce Hürriyet gazetesinde görmüştüm. Anlettığım cinayet geçmiş bir olaya dayanıyor. Ama kitabım tümüyle uydurmadır. Unutmamak gerekir ki yaşamın kendisi sanat değildir. Yaşamı sanata dönüştüren sanatçıdır, yorumudur.”
Oktay Rifat

Danaburnu/ Oktay Rifat/ Yapı Kredi Yayınları, 2008/ 206 s.Bay Lear/ Oktay Rifat/ Yapı Kredi Yayınları, 2008/ 212 s.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>