Oğuz Atay’ın görüntülü ve sesli konuşması

Oğuz Atay’ın görüntülü ve sesli konuşması

Oğuz Atay’ın TRT arşivinde bulunan yüksek çözünürlüklü görüntülü ve sesli konuşması için "devamını oku"yu tıklayınız     Kaynak: www.oguzatay.net

devamını okumak için tıklayınız

“Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler. – Aleksandr Puşkin

“Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler. - Aleksandr Puşkin

Koğuştan taze sabah havasına çıktım. Güneş doğuyordu. Dupduru gökyüzünde iki başlı, karlı bir dağ parlıyordu. Gerinirken: “Ne dağı bu?” diye sordum. “Ararat” dediler . Seslerin etkisi ne kadar güçlü! Var gücümle baktım bu efsanevi dağa. Yenilenme ve yaşam ümidiyle onun doruğuna yanaşan Nuh’un gemisini, biri idamın öteki barışın simgeleri olarak ...

devamını okumak için tıklayınız

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi’nin Nisan-Mayıs sayısı tüm kitapçılarda…

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi'nin Nisan-Mayıs sayısı tüm kitapçılarda...

Sancı Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi “YIKIMIN ve İNŞANIN SANATI KOBANÊ” dosya çalışmasıyla raflardaki yerini aldı. Kobanê’nin yeniden inşası çalışmaları dahilinde kültür ve sanat cephesinden bir nefes olma sorumluluğuyla hazırlanan dergimizin geliri de, Kobanê için gerçekleştireceğimiz kampanya çalışmamızın sonucu ile birlikte Kobanê’ye gönderilecek. Dosya başlığımızda dergimizde; Necmiye ALPAY: “Pax Erdoganica Mı?” ...

devamını okumak için tıklayınız

”Aramızdan biri idam edilecek ama henüz bilmiyor. Kendisinin de seyredeceğini düşünüyor”

”Aramızdan biri idam edilecek ama henüz bilmiyor. Kendisinin de seyredeceğini düşünüyor”

Kapana kısılıp kalmış bir ülke Nobel ödüllü V.S. Naipaul’un Nehrin Dönemeci Afrika’yı anlatan, önemli bir eser. Naipaul ne Afrikalı ne de Avrupalı, ne siyah ne de beyaz ama sömürgeci ahlakını yakından tanıdığı gibi, azınlık sorunlarını ve korkularını da biliyor. Bugüne kadar Afrika hakkında okuduğumuz romanların neredeyse tamamı Avrupalı yazarlar tarafından yazılmış ...

devamını okumak için tıklayınız

Bilimkurgu’ya aşk mektubu

Bilimkurgu’ya aşk mektubu

Mark Bould’un kitabı bilimkurgu sinemasına yazılmış uzun bir aşk mektubu gibi sona eriyor belki. Okurunu uzun bir izlenecek filmler listesiyle de baş başa bıraktığı için bir başucu kitabına dönüşüyor. Bilimkurgu, disiplinlerarası yaklaşımın 1970’lerden bu yana akademideki konumunu sağlamlaştırmasıyla, post-kolonyal teori, feminizm, Marksizm, psikanaliz gibi araçların biri ya da birkaçıyla birden ele ...

devamını okumak için tıklayınız

Yazarların soyadlarının anlamını öğrendiğinizde şaşıracaksınız.

Yazarların soyadlarının anlamını öğrendiğinizde şaşıracaksınız.

Çocukken isimlerimizin anlamını hep merak etmişizdir. Bizim hakkımızda ne söylüyor? Tarihle nasıl bir irtibat hâlinde? Ve anlamını öğrendiğimizde hayal kırıklığı yaşamıştır pek çoğumuz. Flavorwire.com üşenmemiş, hayranı olduğumuz yazarların soyadlarının ne anlama geldiğini açıklayan bir liste hazırlamış. Listede yol aldıkça rahatlayacak, yazar da olunsa söz konusu isim olduğunda fazla uzağa kaçılamadığını ...

devamını okumak için tıklayınız

Naif ve Bilge - Zafer Köse

Virajdan sonra ani bir uçurum. Tesadüfen yol kenarında bulunuyorsunuz ve bir aracın hızla yaklaştığını görüyorsunuz. Ne yaparsınız? E, can kurtarmak için elinizi kolunuzu biraz sallamayı esirgemezsiniz herhalde. Peki, aracın içindekilerin katil, faşist, insanlık düşmanı olduğunu biliyorsanız? O güne kadar birçok insana yaşattıkları büyük acılara her an yenilerini ekleyebilecek kişilerse? Evet, hiçbir ...

devamını okumak için tıklayınız

Edebiyat yasaklansa ne değişir?

Edebiyat yasaklansa ne değişir?

“Kültür ve sanatta bize ‘en iyi’ diye sunulanlar esasında sadece seçim sürecini tekelinde bulunduran güçlerin bize uzattığı menüdeki tercihlerle sınırlıdır.” Umberto Eco Yarın Türkiye’de fırıncılar çalışmasa milyonlarca insan aç kalırdı. Yarın otobüs sürücüleri grev yapsa on binlerce insan gitmek istedikleri yerlere gidemezdi. Yarın sağlık çalışanları işlerini bıraksa, yüz binlerce insan sağlık ...

devamını okumak için tıklayınız

Kayıp Kitaplar Kütüphanesi – Alexander Pechmann

Kayıp Kitaplar Kütüphanesi - Alexander Pechmann

Hemingway'in eşi, yazarın tüm elyazmalarını nasıl çaldırmıştır? Balzac neden yayıncısına kızıp Köy Hekimi romanının ikinci cildini imha etmiştir? James Joyce, Stephen Hero adını taşıyan iki bin sayfalık elyazmasını neden ateşe atmıştır? Edebiyat tarihini, yayımlanmamış ve okurla buluşma şansına sahip olamamış eserlerden yola çıkarak yeniden okumak olası mı? Alexander Pechmann, adeta edebiyat ...

devamını okumak için tıklayınız

Acıdığı için öldürmek…

Acıdığı için öldürmek...

Modern Yunan edebiyatının kurucusu olarak bilinen Aleksandros Papadiamantis’in en önemli eseri ‘Hadula Bir Ada Öyküsü’ günlerde yayımlandı. Herkül Millas’ın da önsözde belirttiği üzere Türk ve Yunan edebiyatı çok da kaynaşmadı bugüne dek. Halit Ziya, Hüseyin Rahmi gibi yazarların Yunancaya çok geç çevrilmesini açıklayamadığımız gibi, Papadiamantis’in Türkçeye ancak bu yıl çevrilmesini ...

devamını okumak için tıklayınız

Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür. Cemal Süreya (Söyleşi, 1983)

Aşk meşru bir şey olamaz. O da şiir gibi meşrulaşınca ölür. Cemal Süreya (Söyleşi, 1983)

Cemal Süreya “Babam yoksuldu ama belli etmek istemezdi” Cemal Süreya ile “konuşa konuşa”ya başlamak güç. Nereden başlamalı? On küsur yıldır girip çıktığı, oturup konuştuğu, çay içtiği, sohbet ettiği, yazı verdiği, tartıştığı şu gazete odasında, yeryüzünün en utangaç, en içine kapalı inşam gibi görünen birine “Yoksuluz gecelerimiz çok kısa/Dört nala sevişmek ...

devamını okumak için tıklayınız

Edebiyat dünyasının bilinmeyenleri

Edebiyat dünyasının bilinmeyenleri

Klasikleri okudunuz, çok satanlar listelerini incelediniz, yazarların hayat hikayelerine gözattınız. Ama tüm bunları yapmanız, edebiyat dünyasının magazin haberlerine aşina olduğunuzu göstermez. Size bu konuda da yardımcı olmak istedik: 1. Vladimir Nabokov, Lolita?yı Amerika?da kelebek toplamak üzere seyahat ederken kartların üzerine not alarak yazmıştı. 2. Karısı Vera Nabokov, yazarı Lolita?nın tamamlanmamış taslaklarını yakmaktan ...

devamını okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna’sı hâlâ nasıl en çok okunan kitaplar listesinde?

Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna’sı hâlâ nasıl en çok okunan kitaplar listesinde?

Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna’sı, yayımlanmasından bu yana yaklaşık yetmiş yıl geçmesine rağmen hâlâ en çok okunan kitaplar listesinde, üstelik ilk üçte yer alıyor. Romanın bunca yıla meydan okuyarak ilk sıralarda yer almasının nedeni nedir? Sabahattin Ali 1907 yılında doğdu. İstanbul Muallim mektebini bitirdi. Almanya'da edebiyat eğitimi gördü. Anadolu'nun çeşitli illerinde ...

devamını okumak için tıklayınız

Sabahattin Ali’nin sevdiği şairler ve yazarlar

Sabahattin Ali'nin sevdiği şairler ve yazarlar

Okuma yazma öğrendiği günden ölene dek sürekli okuyan, arkadaşı Muvaffak Şeref’in dediği gibi, “Dünya edebiyatını gerek Rus, gerek Fransız, gerek Amerikan, özetle dünya edebiyatım günü gününe, tabii klasikleriyle, eskileriyle izleyen” özellikle de Alman edebiyatını çok iyi bilen, yaşadığı donemin edebiyatıyla ilgilenen ve aynı zamanda eski edebiyatı da Çök iyi bilen ...

devamını okumak için tıklayınız

Haritada Bir Nokta – Sait Faik Abasıyanık

Haritada Bir Nokta - Sait Faik Abasıyanık

Çocukluğumdan beri haritaya ne zaman baksam gözüm hemen bir ada arar; şehir, vilayet, havali isimlerinden hemen mavi sahile kayar... Robenson Kruzoe'yu okumuşumdur herhalde; unuttum gitti. Onun zoruyla mavi boyaların üstünde bir garip ada ismi okuyunca hülyaya daldığımı sanmıyorum. Romanlar yüzünden adaları sevdiğimi pek ummuyorum ama belki de o yüzdendir. Haritada ...

devamını okumak için tıklayınız

Ağrı’da ‘seçim çalışması’ Gırgır’ın kapağında!

Ağrı'da 'seçim çalışması' Gırgır'ın kapağında!

Ağrı'da 'seçim çalışması' Gırgır'ın kapağında! Haftalık mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Ağrı'daki çatışmaya yer veriliyor. İşte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Erdoğan Uykusuz’un kapağında: ‘İnşaat sektörü biterse…’

Erdoğan Uykusuz'un kapağında: 'İnşaat sektörü biterse...'

Mizah dergisi Uykusuz yarın piyasaya çıkacak olan sayısının kapağında; Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "İnşaat sektörünün olmadığı bir ülke bitmiş demektir" sözlerine yer verdi. İşte, Uykusuz'un bu haftaki kapağı:

devamını okumak için tıklayınız

Erdoğan başkanlık adağı kesiyor! LeMan’ın kapağında

Erdoğan başkanlık adağı kesiyor! LeMan'ın kapağında

Erdoğan başkanlık adağı kesiyor! LeMan'ın kapağında Mizah dergisinin yeni sayısının kapağında Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ve başkanlık 'rüyasına' yer veriliyor. işte kapak:

devamını okumak için tıklayınız

Neden ve nasıl arkadaş seçeriz?

Neden ve nasıl arkadaş seçeriz?

Ünlü yazar CS Lewis, “‘Ne! Sen de mi? Bir tek benim sanıyordum’ dediğimiz anda başlar arkadaşlık,” diyordu. Aynı şekilde Yunan düşünür Plato da “benzerlikler arkadaşlıkları doğurur” demişti M.Ö. 360 yılında. Aristo benzer bir yorum yapmıştı: “Kendimize benzeyenleri sevdiğimiz söylenir.” Düşünce ve zevk paylaşımı üzerinde yeşeren arkadaşlıklar içgüdüselmiş gibi görünür; fakat ...

devamını okumak için tıklayınız

Yeteneksizler neden kendilerini yetenekli sanır?

Yeteneksizler neden kendilerini yetenekli sanır?

Psikologlar insanların kendi yeteneklerini yargılama konusunda iyi olmadığını, en yeteneksiz insanların en kötü değerlendirmeleri yaptığını belirtiyor. Psikologlar kendi başarısızlıklarımızı sandığımızdan daha fazla görmezden geldiğimizi söylüyor. Yeteneksiz bazı insanların kendilerini överek bu kadar sinir bozucu görülmelerinin nedeni de budur belki. 1999’da New York’taki Cornell Üniversitesi’nden Justin Kruger ve David Dunning herhangi ...

devamını okumak için tıklayınız

Dar Mekânda Sıkıntılı Hayatlar – Ataol Behramoğlu

Her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da modalar geçer. Gerçekten değeri olan yazar, zaman zaman unutulur gibi olsa da yeniden anımsanır. Yapıtı gündeme gelir, okunur, tartışılır. Fyodor Dostoyevski gerçekten değeri olan dünya yazarlarının kuşkusuz ki en önde gelenlerindendir. Peki, nedir gerçekten değeri olmak” Sanıyorum ki öncelikle üslup (biçem), anlatım tarzı, ses tonu, kompozisyon, kurgu özellikleri ve özgünlükleri… Ve hiç kuşkusuz, anlatılan şeye, içeriğe özgün (söz konusu ‘biçem’i de belli ölçüde belirleyen) özellikler ve özgünlükler…
Rus yazarı Fyodor Dostoyevski’yi hem biçem, hem içerik bakımından, Rus ve dünya edebiyatında nereye koyuyoruz? Kendi ülkesinin ve dünya edebiyatının hangi yazarlarıyla, hangi yazınsal süreçleriyle ilgili? Bu yazarı böylesine etkileyici kılan biçim ve içerik özellikleri, özgünlükleri ve varsa başta etkenler, nelerdir? Bu sorulara doğru, kesin, kapsayıcı yanıtlar vermek edebiyat biliminin alanına giriyor. Yazarlığı konusunda en çok sayıda ürün verilmiş dünya yazarlarının da ön sıralarındadır, Dostoyevski…
Benim bu yazıyla yapmaya çalışacağım ise bir okuru olarak Dostoyevski’yle özel serüvenini, bir ölçüde de kişiliğine ve yapıtına ilişkin bilgilerimi özetlemekle sınırlı olacak.
Okuduğum ilk yapıtları, onun da ilk yapıtlarıydı: ‘Beyaz Geceler’, ‘Öteki’, ‘İnsancıklar’, ‘Ev Sahibesi’ . Varlık Yayınları’nın unutulmaz cep kitapları dizisinde çıkmış yapıtlardı bunlar… Bu kitaplardan bende kalan en yoğun izlenim, dar mekânlarda, tavan aralarında sıkıntıyla yaşanan hayatlardır. Bir de, özellikle ‘İnsancıklar’ daki patetik ses tonu… (‘Beyaz Geceler’in bende hayal kırıklığı yarattığını söylemeliyim. Çünkü bu romantik, garip uzun öyküyü -ya da kısa romanı- okumadan önce, beyaz geceleri hep karlı geceler olarak hayal ederdim. Güneşin hiç batmadığı bazı Petersburg gecelerinin böyle adlandırıldığını daha sonra öğrenecektim.)
Dostoyevski’nin bende yarattığı ikinci ve çok daha büyük düş kırıklığı, ‘Suç ve Ceza’ nın finaliyle ilgilidir. Raskolnikov’un suçunu itiraf edişi ve sürgüne gitmesi… Uğradığım düş kırıklığı kuşkusuz ki cinayeti olumlamam demek değildi. Ceza’yı ağır bulmuştum. O sürgün, genç bir adamın yaşamının tümüyle sönüşü demekti. Bir yazar, romanının kahramanına karşı nasıl bu kadar acımasız olabilirdi? Ama sonuçta, Dostoyevski budur ve ‘Suç ve Ceza’ nın finali benim için bugün de romanı, ilk gençlik yıllarımdan bugüne, bütünüyle bir kez daha okuyup okumadığımı anımsamıyorum ama tartışmalıdır…
Sonra, başta ‘Karamazov Kardeşler’ olmak üzere büyük romanlarını, Ankara’nın karlı gecelerinde, ‘Milli Kütüphane’ salonundaki bir masa lambasının ışığında -tam da Dostoyevski’ye yaraşır bir ortamda- eski Rus alfabesiyle dizilmiş asıllarından okuyacaktım. Büyük edebiyat düşünürü M. Bakhtin’in ‘çoksesli roman’ diye adlandırdığı yapıtlardı bunlar. ‘Karamazov Kardeşler’ i ahlaksızlık düzeyine alçalan tutkuyla (Dmitri -Baba Karamozov- ve âşık oldukları o kadın) erdemin (Zosima Baba) amansız çatışmasında aklın (İvan) çaresizliği diye niteleyebiliriz belki… Dostoyevski’nin patetik (tutkulu-çarpıntılı-son haddinde gerilimli) anlatımının da ulaştığı en yüksek perde sayılabilir bu yapıt. Sonra, İsa saflığında bir Prens Mişkin (‘Budala’) ve yazarın siyasal tutumunun didaktizmle en fazla özdeşleştiği ‘Cinler’..
Dönemin ilerici aydın örgütü Petraşevski topluluğunun bir üyesi olarak idama mahkûm edilip çarın bağışıyla son anda sehpadan indirildiğinde, ilk ürünlerini vermiş genç bir yazardı Dostoyevski. ‘İnsancıklar’ , büyük-gerçekçi eleştirmen Belinski tarafından hayranlıkla karşılanmıştı. Çünkü bu yapıtıyla genç yazar, Puşkin-Gogol gerçekçi çizgisinin izini sürerken, bu iki dev yazarın ‘nesnelliğinden’ farklı, ‘küçük insan’ için duyulan acıma-sevecenlik duygusunun en üst düzeyde bir gerilime ulaştığı patetik Dostoyevski üslubunun da ilk örneğini vermekteydi. Kürek mahkûmluğu yıllarının ürünü ‘Ölü Bir Evden Notlar’ ise belgesel yanları ağır, bir başka özgün Dostoyevski yapıtıdır.
Dostoyevski, Rus gerçekçiliğinde bir doruktur. Puşkin’i, Gogol’ü tanımaksızın, onun çıkışını ve farklılığını yeterince anlayamayız. Bir yandan Avrupa romantizminin, bir yandan Balzac’ın ve 19. yüzyılın ilk onlu yıllarında edebiyat ortamında egemenliği ele geçiren Batı gerçekçiliğinin derin izlerini taşır. Onu doğru okumak için, Shakespeare, Rabelais vb. rönesans yazarlarıyla bağlantılarını bilmek (hiç değilse sezinlemek) ; Rusya’nın fırtınalı siyasal ve entelektüel tarihi konusunda da (Petro öncesi geri-Ortodoks Rusya, Petro’nun Batıcı reformları, XVIII. yüzyıl Rus aydınlanmacılığı, Puşkin-Gogol gerçekçiliği, köylülük konusunda tartışmalar, Batıcı-Slavcı çatışması vb.) bilgi ve fikir sahibi olmak gereklidir.
Dostoyevski, tüm yapıtlarında yaşadığı çağın, dönemin ve ülkenin ürünüdür. Yapıtındaki bağıntının, gerilimin, son haddindeki ironi, öfke ya da sevecenliğin temelinde, her şeyden önce, Puşkin’i, Dekabristleri, Lermontov’u, farklı biçimde de olsa Gogol’ü ölüme gönderen acımasız, katı bir toplumsal gerçekliğin sahici sorunları, yaşantıları ve sancıları vardır.

Yazan: Ataol Behramoğlu

(Bu yazı, Radikal Gazetesi Kitap Eki?nin 18.08.2000 tarihli sayısından yayınlanmıştır.)

One Response to Dar Mekânda Sıkıntılı Hayatlar – Ataol Behramoğlu

  1. saadet aydın diyor ki:

    Yazıya başlarken daha ayrıntlı daha derin bir yazı beklentisi oluştu.Konunun genişliğine uygun olarak geniş bir konuda yazılmış yüzeysel bir yazı olmuş.Ama başlık ilgi uyandırıcı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>